DONANMAMECMUASI 108 / 157 14.MART.1918

Donanma cemiyetinin haftalık gazetesidir

Perşembe

30 Cemâzî-yel-evvel:  sene 1336 / 14 Mart 1334

14/Mart/1918

İştirak şartları:

İstanbul ve taşra için seneliği seksen kuruş ecnebi memleketlere

Yirmi dört franktır.

Bir milyon liralık tahsisat-ı bahriye

     Meclis-i mebusan, 10.Mart.1334 tarihli celsesinde 1334 bahriye bütçesine bir milyon liralık tahsisat fevkalade ilave etmiştir.   Meclis tarafından kemal-i memnuniyetle tasvip ve tasdik edilen bu tahsisat hakkındaki esbab-ı mucibe mazbatası ile askeri encümeninin mazbatasını ve cereyan eden müzakereyi hülasa ediyoruz.

Hükümetin esbab-ı mucibe layihası

     Bahriye nezaretince alınacak tahtelbahirler hal-i harp nihayet bulup denizler serbest kalınca Osmanlı limanlarına geleceklerinden bu tahtelbahirler için bir tamirhane vücuda getirmek ve tamir alet ve edevatı hazırlamak fevkalade zaruri olduğu gibi sipariş veya mubayaa olunan ve bazılarının İstanbul’a vüruduna şimdiden intizar edilen bahriye tayyareleri için hangar inşaatına da lüzum kati vardır.  Bunlardan başka cephane ve torpil defoları vücuda getirilmek ve torpil fabrikalarından daha mükemmel bir tarzda istifade edilebilmek üzere yeniden bazı alat ve teferruat celbi iktiza eylemekte ve tersane fabrikaları elektrik istasyonu ve teçhizatı tevsi ve ikmale muhtaç bulunmakta olduğu gibi bilhassa havuz rıhtımlarının tamiratına müstacelen lüzum görülmektedir.  Bahriye nezareti ba’de-l-harp tesadüf edeceği müşkülat azimeyi iktiiham edebilmek üzere derhal iptidai ihzarata başlamak mecburiyetinde bulunduğundan merbut cetvelde arz olunduğu veçhile 1334 senesi bahriye bütçesine bir milyon liralık tahsisat fevkalade ilavesine lüzum görülmüştür. 

     Şu kadar ki 5 Nisan 1333 tarihli kanun ile altı kıta muhrip mubayaası için üç senede sarf edilmek üzere yüz doksan milyon kuruşluk tahsisat fevkalade verilmiş ise de tahtelbahirler ve torpido muhripleri hakkında Almanya hükümetiyle müzakere cereyan eylemekte ve bunların on, on beş sene zarfında bedelleri tediye edilmek üzere mubayaaları muhtemel görülmekte olduğundan bu tahsisatın şimdilik istimaline mehil görülememektedir.  Bundan dolayı mezkûr altı kıta muhrip için tahsis edilen yüz doksan milyon kuruşun her halde üç sene zarfında sarfına mehil kalmadığından bunun bir milyon lirasının işbu inşaat ve tesisat mühime ve müstacele ye tahsisiyle salif-ül-arz 5 Nisan 1333 tarihli kanun hükmünün ilgası icap eylemekte bulunmuştur. 

Askeri encümeni mazbatası

     Altı kıta seri-üs-seyr muhrip mubayaası için bahriye nezaretine verilen tahsisata dair kanunun ilgası ile tersanenin ikmal nevakıs ve tamiratı ve bazı tesisat cedide için bir milyon lira talebine havi layiha kanuniye bahriye nazırı Cemal Paşa hazretlerinin huzuruyla encümenimizde tetkik ve müzakere edildi. 

     Devlet tersanesinin haliçte kalacağı nazır paşa hazretlerinin ifadelerinden anlaşıldığından bir milyon liranın mahal sarfını mübin listeye dâhil tesisat ve tamiratın şimdiden icrası zaruri görülerek talep edilen tahsisatın itası tensip edildi. 

     Nazır paşa hazretleri Almanya’dan mubayaası neticelenen sefain harbiye müfredatını izah ettiler.  Bu sefain heyet mecmuasının kıymet-i harbiyesi hakkında cereyan eden müzakerat neticesinde mühim bir noksan olduğu anlaşıldı.  Bu da keşşaf sefinelerinden ibarettir.  Sefain ticariyemizin Karadeniz’de seyr-ü seferine en mühim maninin keşşaf sefineleri olduğu malumdur.  Esasen donanmalarda seri-üs seri keşşaf sefineleri donanma için uzuv basar olduğu cihetle bunca fedakârlıkla elde edilen sefain Harbiye’nin tam ve muktedir olabilmesi için 5 Nisan 1333 tarihli kanun ile verilmiş olan tahsisat fevkaladenin keşşaf sefain ile adetleri az olan muhriplerin mubayaaları için ifasına müttefiken karar verilmiştir. 

     Tahsisat fevkaladenin mahal sarfını gösterir cetvel

                                                                                                             Lirayı Osmani

1 –Tahtelbahirler tamirhanesi ve alat ve edevat ve teferruatı      50,000
2 –Tayyare hangarları     100,000
3 –Cephanelik, torpil depoları, fabrikası teferruatı     350,000
4 –Kömür yağ depoları ve teferruatı     100,000
5 –Tersane fabrikaları elektrik istasyonu ve teçhizatı, kızaklar, macunalar     250,000
6 –Tersane ve havuz rıhtımları tamir ve tahdidi     150,000
     1.000.000

     Layiha mecliste okunduktan sonra:

     Askeri encümeni mazbata muharriri Hüseyin Kadri Bey (Karasi) şu suretle beyan-i mütalaa etmiştir. 

     Nazır Paşa hazretlerinin verdikleri izahata nazaran, Almanya’dan mubayaası kararlaştırılan sefainin envaından cümlemizi memnun edecek bir donanma sahibi olacağımız anlaşılıyor.  Yalnız keşşaf sefain nazar-ı dikkate alınmamıştır.  Aynı zamanda torpido muhriplerinin adedi de pek azdır.  Onun için altı kıta muhrip mubayaası için verilen tahsisat fevkaladeyi askeri encümeni ibka etmek istemiştir. 

     Bahriye nazırı Cemal Paşa hazretleri atideki suretle cevap vermişlerdir. – Bendeniz de keşşaf sefinelerinin lüzumu hakkında dermeyan edilen mütalaaya tamamen iştirak ettiğim gibi elimize geçmesi mümkün olan muhriplerin miktarını mütevaliyen tezyid etmek lüzumunu da takdir ederim.  Fakat altı kıta muhrip mubayaası hakkındaki tahsisat fevkaladenin yakın bir zamanda sarf edilemeyeceği, Kanaat’ında bulunduğumuz için maddenin hükümetin teklifi dairesinde reye konulmasını talep ederim. 

     Bunun üzerine meclis cetvelinde muhrip inşaat ve tesisata sarf edilmek üzere bir milyon liralık tahsisat ilavesi hakkındaki layihayı kabul etmiştir. 

Donanma mecmuasının haftalık gazetesidir. 

     Haftalık icmal:

Öteberi

     Rusya ile sulh imza edildi. Hem de, hak ve adilin muktezası maa-ziyadeti hâsıl olmak şartıyla imza edildi.  Romanya dahi yola yattı. Hülasa geçen gün mahud siyasete düşen “Ukrayna” cumhuriyetinin ayağı uğurlu imiş.  Kendisiyle birlikte bütün şark cepheleri üzerinde sulh ve imanı da getirdi.

     Bakalım asıl cihan sulhunu meşime-i vukuatta saat, vakit bekleyen hangi uğurlu getirecek?

     Evet,  sulh umumi bir türlü olamıyor, bazı mecnun havn ve ateş çarpınan insaniyet mütemeddine bir türlü aklını başına toplayamıyor. 

     Hususiyle cinnet harbe Rusya da olduğu gibi, bir de serî inkılab inzimam ederse – darısı düşmanların başına – o halin ne güne bir afet olacağını artık hesap ve teemmül etmeli.

     Bugün cihan, işte böyle katmerli bir afet azma ile mintarafillah mesabtır.

     Son gelen telgraflara göre “Vladimir Lenin” bu kadar ağır bir sulha neden mecbur olduğunu şöyle izah etmiş:

     <<cihanın sınıf müreffehe si Almanların Rusya’yı istila ve “Bolşevik” leri kahr ve ıskat eylemesine kemal-i şiddetle intizar ediyordu.  Bolşevikler Almanların ileri hareketleri yüzünden sukut etseydiler bütün cihan memnun olacaktı.>>

     Demek ki Lenin hükümeti Bolşeviklerin mevki iktidardan feragatini, sukutunu göze aldırmaktan ise ne kadar ağır şerait ile olursa olsun akid sulhu ehven görmüş ve sulha böyle bir zihniyetle vaz-ı imza eylemiştir. 

     Böyle bir zihniyet Bolşevikler için pek mantıki ve pek meşru olabilir.  Fakat acaba Bolşeviklerin sukutunu bekleyenler ki bizzat Lenin’in ifadesine göre bütün cihan bunu istiyor ve bekliyormuş – Lenin – Lev Troçki hükümetinin akid sulh etmesiyle o emellerinden sarf-ı nazar mı edecekler?  Sulhu tesrî ettiği için Bolşevik hükümetine karşı izhar-ı nedamet ve arz-ı muhabbet etmeye mi başlayacaklar?

     Sulhun Rusya’da böyle bir mesaha-i dâhiliye meydana getiremediğini bilakis Lenin – Troçki hükümetinin şerait-i sulhiyenin ağırlığı yüzünden kendi arkadaşları arasında bile şiddetli tenkidata maruz kaldıkları hatta Troçki ile Olga Kurylenko’nun istifa ettikleri alınan haberler cümlesindendir. 

     Bolşevikler kendi kayıplarına karşı serbestçe hareket edebilmek, temadi-i harpten neşet edecek aks-ül-amellere meydan vermemek için zaten çaresiz olan sulhu derhal kabul etmekten başka çıkar yol bulamadılar. 

     Hâlbuki şerait maluma dâhilde bir sulh, hakiki Rus âleminde Bolşeviklere karşı mevcut münsâkiyeti artıracağı gibi eski Rusya’nın hudut siyasiyesi dâhilinde yaşayan ve herkes gibi Bolşevik şarttan masun kalmağı isteyen milletlerin anasır mutedilesini dahi asıl Rus mutedil fırkalarıyla Bolşevikler aleyhinde teşriki mesaiye er geç ve her halde sevk edecek gibi görünüyor.  Yani Rus tezebzüb ve keşmekeşi henüz son sözünü söylemekten pek uzak bulunmaktadır.

     Fakat Bolşeviklerin nazariyatı;  Garp efkârı, bilhassa vaziyet içtimaiyeleri icabınca az çok sosyalist emelleriyle yaşamak mecburiyetinde bulunan garp amelesi üzerinde büyük bir tesir hasar hâsıl etmekte olmalı ki – bizce öyle olması da pek tabiidir – Avusturya da Rusya’dan avdet eden esirlerden böyle efkâr-ı fasıde ile alûde dönenlerine karşı şifa bahş karantina usulleri tatbikine mecburiyet görülmekte olduğu alınan haberlerden anlaşılmaktadır. 

     Rusya ve Romanya ile sulh yüzünden müttefikler içinde en geniş nefes alan Avusturya – Macaristan müttefikimiz olduğuna şüphe yoktur.  Hatta sulhun hâsıl ettiği vasat ahval siyaset dâhiliyenin en mühim meselelerini münakaşaya bile meydan vermeğe başlamıştır.  İşte son gelen telgraf namelerinde Macar ordusunun vaziyet atiyesine karşı cereyan etmekte olduğundan kemal-i emniyetle bahis edilen münakaşat bu kabildendir.

     Sözü bitirmiş olmak için diyelim ki Japonların Sibirya seferinin mahiyeti henüz tavazzuh etmemekle beraber bu meselede bütün itilafiyunun bir anlaşma neticesinde ittihaz-ı karar eyledikleri ağleb ihtimalat gibi görünmektedir. 

     İngilizler Bahr-i Sefidde bazı harekât-ı bahriyeden dem vuruyorlar.  Biz,

          Felek her türlü esbab-ı cefasını toplasın gelsin: 

     Diyeli çok zaman oldu.  Tevekkülat ali-ül Allah:

MİM. D.

     Maksada doğru

DONANMAMIZ

     Hakikat olacağına kavi ve la-yetezelzel bir imanımız bulunan bir hayalden bahis edeceğiz.  Ona hayal sınıfının izafesi bu güne nispetledir.  Ati-i karib ise bu günün tasavvur hayaliyesi, renk pezir hakikat eyleyecek, bizim de, küçük fakat kuvvetli ve mütekâmil bir donanmamız olacaktır.  Kimisine nispet, keyfiyeti yâr ü ağyârı mecbur takdir eyleyen bu günün bahriyesini, yarının namzet tealisi görmek kadar, inşirah bahş vicdan olan bir manzara tasavvur olunabilir mi?  Bu donanmanın vasıf hal ve şanı için hatıra gelebilen tabiratın en veciz, binaenaleyh en beliğini, halden istikbale bir peyam zafer şeklinde olarak, yarını bu günden dost himmetinde tutan bahriye nazırımız bulmuş, ceraid yevmiyeye intikal eyleyen bir mülakatta ferdayı sulh de küçük fakat kuvvetli mütekâmil bir donanmamız bulunacağını tebşir eylemiş idi. onun için tasavvur ati namına bu tabiri tercih eyliyoruz.  Düşünülürse olduğu tasdik edilir. 

     Bir devlet bahriye olduğumuz hakikatinde artık tereddüt edilmez değil mi?  Hakikatin bu cehre-i tağyir na-peziri, bize bir noktayı daha işaret eder.  O da tekemmülat bahriyenin sa’y-i maliye nispetinde icrasıdır.  Onun için bizim donanmamız da, zevaidden sayılacak tevsiet ve teferruat bulunmaz.  Bu devletin donanması ise müdafaayı memleket, vaziyet sevk-ül ceyşiye ile mütenasip olmak lazım geleceğinden harp umumiyenin cihan haritasına kayıt edeceği tebdilat neticesinde, aşağı yukarı ufak bir tahayyül ile donanmamızın vaziyeti tayin eder.  Bu esbab-ı saikasıyla donanmamız için küçük saffeti bir tabir ma-haktır.  Donanmamız kuvvetli olacaktır.  Kuvvet, maksat ile mümkün-l kıyastır.  Temin maksat edemeyecek bir kuvvet sebep zayıf da olabilir.  Amal milliyeyi temin, hudut vatanı muhafaza edecek bir donanma mukayese-i kuvvada hangi dereceyi ihraz ederse etsin, mali olduğu millet, nazarında elbette kuvvetlidir.  Bu hüküm;  harice karşı da aynı kuvveti muhafaza eder.  Mütekâmil saffeti içinde, yarın için bu günden hazırlanan bahriyemizin cetvel mesaiyesini tetebbu etmekten faideli bir rehber olabilir mi?  

     Küçük fakat kuvvetli mütekâmil donanma. . .   Bizim için gaye-i hayal. . . Biz bu gayeyi, yalnız istikbalden, ihtiyacat atiyeden istinbat etmiyoruz.  Basit bir hakikattir.  Vicdan-ı milliye hâkim olan gayeler, tarihten, maziden müstakbele hâkim olur.  Hak tarihi, hak atiye muayyendir.  Bu gün sahne-i cihanın en canlı noktasını teşkil edecek olan hak hâkimiyetin memba kuvarsı elbette tarihtir.  O tarih ki, mazi bahriyemizin edvar-ı şevketini kayıt ettiği sahifeler ile bize istikbali göstermektedir.  Mazisini göğsü kabararak tahattür eden bir millet, mukayese-i hal esnasında istikbale hazırlanmaz, ya hazırlanamazsa tarihini yırtmalı, davayı hayat veya esbab-ı istihkaktan vaz geçmelidir.  Hâlbuki bizim bahriye faslında da ne fahir aver, ne şanlı bir mazimiz vardır.  O mazinin natıka-i beyanı olan tarihin hangi sahifesi açılsa, mütalaasıyla lerzedar gayret-i milliyet olmamak kabil midir?  İhlafın naireyi himmetini ikad için bu meş’al tarihiden kuvvetli bir memba nur tasavvur edemiyordur.  Gurur milli memduhtur.  Onu gaye edecek olan tarih sahaif arasında <<şevket kadime-i bahriye>> hakkında destanlar söylerken, onun meil ikazından istikbal için kasaid teali istihracı mübeşşer felahtır. 

     Ati-i karibin hayal cân-şikâfiyle meşgul iken maziden dûrâ-dûr bir peyam geliyor.  Tarih bize diyor ki;

     Bu minnet henüz teşebbüsat-ı bahriyenin iptida tecrübesinde idi.  İnebahtı, muharebesini kabule mecbur oldu.  Asap-ı millet, şiddeti müddetinden ziyade görünen bir devir –i fetrette. 

300 PARE

          Sefine ihzarına muvaffak oldu.  Devrin kaptan paşası kim olursa olsun derya yüzünde iki pir neması Kemal ve Burak reis idi.  Yavuz Sultan Selim Bahr-i Sefidi bir Osmanlı gölü haline ifrağ etmek için hüdadad olan teceddüt cihan pesendine ne kadar güvenirse vesait maddiye ye de o derece istinat ederdi. 

     Tarih-i Cevdet’in tab-i cedidi, birinci cildinde umur-ı bahriye hakkında güzel ve müfid bir hülasayı ihtiva eder.  Müellif merhum orada der ki; 

     Çünkü Yavuz Sultan Selim Sani hazretleri umur tersaneye şürû’ birr leh Fatih merhum vaktinde Aynalıkavak semtinde yapılmış olan gözlerden ziyade gözler ve mahzenler yaptırmış ve niyetleri azim donanma tedarik birr leh ati denizde olan Cezayir ve sahil memleketlerini bittamam zapt ve tashir etmek muslihatı olup hatta İdris bedayisi ve diğer bazı mahrem musahabet hassa esnasında Sebte boğazına varınca Akdeniz dedikleri bir haliçtir.  Onda bu kadar milel muhalefe cem olup tamamen bir haliç devlet-i aliye hükmünde olmamak ayık mıdır, derlermiş. 

     Islafın bu ulüvv himmetini, ihlafa iktizayı zamana mutabık bir suret tecellide müntakil görmek ne azim bir saadettir.  Şu kayda bir diğerini daha ilave ederek mukayese-i tarihiye ye devam edelim.  Yine müşarünileyhe der ki: 

     [dokuz yüz otuz ikide Süleyman reis nam korsanı Süveyş denizine kaptan ve serdar edip yirmi pare kadırga ile bender Süveyş’ten diyarına gönderdiler.]

     Yine şu ufak istiksaya devam edelim:

     943 tarihinde Sultan Süleyman Korfu seferine niyet ettiği zaman kaptan-ı derya, Hayrettin Paşayı bi-himmet;  donanma serdarı da Lütfü Paşa idi.  Hayrettin paşanın refakatinde. 

280 kıta

     Sefine mevcut idi.  işte maziden hale bir numune-i ibret daha.  Bununla da iktifa etmeyelim: 

     Yine gazi-i müşarünileyh 945 senesinde bir daha Akdeniz seferine çıktığı zaman

138 kıta

     Sefine ile denizleri münkad fermanı eylemişti.  Tarih bundan sonra Preveze melhame-i kübrasını kayıt eder.  Vaka bu harpte donanmamız

112 kıta

     Sefineden mürekkep idi.  fakat keyfiyetin, harpteki kıymeti burada bir daha tecelli etti.  Düşmanın altı yüz sefinesine karşı açılan ve melahim cihanın en büyüklerinden sayılan bu gazada nesim zafer, canip muvahhidine esdi.  İsfar bahriye yi natık tevarihin kaydı veçhile Gazi-i Namdar ebedi-il-istiharın bu harp meşhurdaki kavaid harbiyesi nice seneler sonra meşhur amiral Nelson’un nazariyatına esas olmuştur.  İngiliz müverrih meşhuru muallim Karazi bu ciheti kemali sitayişle kaşıt etmiştir. 

     Şu meyanda Fransa’ya muavenet için 949 yine Hayreddin paşanın Nis müteazım olduğunu yazmadan geçemedik.  958 de Trablus garp fethine

120 pare

     Kadırga göndermiş idik ki, sahil saire ye tefrik olunan sefain de bu meyana ithal olunursa minnet bahriyemiz meydana çıkar.  Meşhur Piyale Paşanın Cezayir Beylerbeyliği payesine sebeb-i irtikası olan Majorca seferinde maiyetinde

150 pare

     Sefine-i harbiye var idi.

     İşte maziden bir safha!  İşte tarihin emsal intibahı!  Yakın atinin küçük fakat kuvvetli ve mütekâmil donanması için bu günden duyduğu lerziş iştiyak ile bi-karar duran gönüller, şu mukayese ile ne his ederse işte bizim için tebşir-i âti. . .

          Donanma

Rusya ile muahedelerimiz: 3

Ruslarla Prut muahedesi

Muharriri: Ahmet Rasim

1

     Ruslarla 1112 sene-i hicriye de İstanbul’da akit ettiğimiz muahededen sonra biz ne işlerle meşgul idik?   Padişahın umur idareden gafil, memleketin idaresizlikten dolayı derece derece mütenessil bulunduğu zamanlarda nelerle iştigal edilirse onlarla müştegil idik.  Filvaki tarihlerimizle ecnebi tarihlerinde bu babda gayet sıkı bir ittihad görülür.  Nusb, azil, katl, nefi, müsadere, zabt, hapis, teeddüb, ihraç, surah ve saire, tevcih, tayin, vürud, azimet, avdet, vusul, nakil, men, akid (ve lime ve saire), ammeden (esb ve saire), istimal (kallavi ve saire), firar, isyan, şekavet, zuhur(fitne ve saire), davet, (Basra ve saire), tamir(havuz ve saire), teftiş, bina(ceşme ve saire), ensidad (dekâkîn ve saire), taharrir (Serden geçtiyan ve saire), tehnit (ayn ve saire), vürud (mahzar ve saire ), neşir (avamir adalet ve saire) gibi kelimat ve terkibat hangi ismin, hangi kelimenin oluna gelebilirse bütün bu şeyler, bu işler meşagil mutadedan idi.

     1115 de zuhur ve Edirne vakasıyla kemale gelerek Sultan Mustafa Sani’nin hal’ini intaç eden fitne bu nevi iştigalatın icabet katiyesinden idi. sultan Ahmet Salis’in o asıl eyyamını kana bulayan şeyh-ül İslam Feyzullah efendinin cellat elinde burnu, kulağı, dudağı kesik, Edirne’de muhakkarane katl ve teşhiri rezaleti tafsilatıyla da malum olur ki hükümet, sine-i merkumede adeta sahipsiz kalarak bir takım sergerdelerin eline geçmiş idi. 

     İşte Edirne hal’ ve cülus, katl ve tecebbür safahatıyla mülevven ve mülevves münazara halvegah olduğu sırada idi ki bir Moskof elçisi vürud etti.  Vaka-yı hailenin bütün dehşetiyle hükümran olduğu şu sırada bittabi huzura çıkamadı, fakat İstanbul’a avdet hümayunu müteakip sadrazam Nişancı Ahmet paşa tarafından kabul edilerek devlet-i Aliye’nin, moskoflara itimadı zail olduğu, şürût sulh ve salaha mugayir olarak kaleler inşası suretiyle nakz ahde yürüdükleri yüzüne karşı söylendi.

Cephelerde:  İtalya dar-ül cerbendekarlı dağlarda makinalı tüfek nakliyatı

     İşte yine bu esnalarda idi ki Sultan Ahmet Salis Okmeydanı’nda tirendazı müsabakasında dokuz yüz atarak ispat-ı hüner ettiği halde büyük Petro 1112 muahedesi ahkâmını nakz ederek Azak kalesini tamir, Tigan kalesini tecdiden bir kale inşa, Özi nehri kenarındaki Kamana kalesini tecdid eylediği gibi Kerç boğazında taraf devlet-i Aliye’den yapılmakta olan istihkâmatın inşasını tatile kıyam eylemiş, iki büyük harbi gözüne kestirmiş, toplarını tanzim ile meşgul bulunuyordu.  Büyük Petro Rus hükümet cedidesini bütün Avrupa’ya bir hükümet muazzama kudretinde göstermek ve yanıltmak için şimaldeki İsveç imparatorluğuyla cenuptaki Osmanlı imparatorluğuna ale-l-gafle darbeler indirmek ve Moskova merkezinin hudud-i haşmet ve şevketini şimalen Baltık ve cenuben Azak denizinin sığ olması hasebiyle Karadeniz’e kadar bil tevsi bu iki mühim mahreçten yukarıdaki ile Avrupa’nın her tarafıyla ittisal ve aşağıdaki ile de Costantiniye ve dolayısıyla devlet-i Aliye yi esasından rahnedar etmek emelinde bulunuyordu.  Hükümet meşrutimizin asri bir devlet yapmak azmiyle şu günlerde veya tabir ahirle büyük Petro’dan iki asırdan mütecaviz bir zaman sonra başlamış olduğu teşkilat ve sarf etmekte bulunduğu ikdamat, hükümdar müşarünileyh o günlerdeki meşagil mühimmesinden idi.  Avrupa’ya seyahatler icra ediyor, neşir ettiği beyannamelerde ecanibin Rusya’da asayiş üzere bulunarak muavenet lazımeye ve imtiiyazat ile hürriyet mezhebiyeye nail olacaklarını bila ilan terakkiyat dâhiliye namına biri bahri zabitan, mühendis, gemi inşaiyecileri, gemiciler, sanat karlar, tabipler, mektep hocaları, âlimler celb edyor, hukuka, ziraata, sanayie dair kitaplar tercüme ettiriyor, Avrupa’ya Rus talebesi yolluyordu.    

     Biz ise aynı zamanda ihtilaller çıkarıyor, müsebbiplerini muktedir isek teeddüb, değil isek af ediyorduk.  Hâlbuki büyük Petro kavanin mülkiyeyi, polisi, zürranın terakkiye emvalini, Rus heyet-i ictimaiyesinin müterakki bir heyet ictimaiye kalıbını, umur maliye tanzimini bil takdir bir memlekette sanat ve ticaretin mâbehi’l-hayât olduğunu anlayarak ona göre tesis hükümet t eylemek fikrini ileri götürüyordu.  Azak kalesine ilk hücumda dört alay piyadesi var iken sonradan iki yüz on bin kişilik muntazam bir ordu çıkardı.  Petro maksadını tamamıyla elde etmek için en büyük şiddetlere bile kalkıştı.  Kendi hanedanına, hemşirelerine, karısına ve en sonra oğluna bile cezalar verdi. ( 1 )

     Petro Rusya için bir devr-i intibah açmak istiyordu.  İki bazu himmetini moskofları sarsıp uyandırmağa hazretmiş idi.  biz ise makûs bir halet-i ruhiyenin tahtı tesirinde bulunuyorduk.  Vaziyet dâhiliyemiz karışık olduğu gibi Nemçe, Venedik, leh gözlerinden maada bir de Rusya çeşm-i ihtirası önünde bulunuyorduk.  Anadolu kıta’ tarik, mütegallibe, serseriler ile lekedar şekavet bulunduğu halde Rumeli’de Buğdan, Eflak, Rum meseleleri kabarıyordu.  Bu üç meselede de büyük Petro’nun parmağı var idi. 

     Dar-ül esmada ağalığı madesinden dolayı padişah, sadrazam Hüseyin paşayı azil ederek ağanın işaretiyle Girit de bulunan Kalaylıkoz Ahmet paşa celp edilerek makam vekâlete nasb ve bu muvaffakıyet cümleye hayret vererek padişah Felatun şuur hazretlerinin akl ve rüşdüne delalet ad ediliyordu.  Rivayet Tarihi yedendir ki paşanın İstanbul’a vürudu günü yalı köşkü önünde cesim bir balık kendisini karaya atmış ve sultan Ahmet salisin emriyle tartılarak bin altı yüz okka gelmiş idi.  paşa, hamet sadareti huzurda bâlâ ketsa misafir odasına çıktığı zaman: 

  • Şunda bir büyük balık çıkmış, cüssesi padişahımızı acebe getirmiş.  Ben

Kaptan iken Akdeniz’de bir balık çıkmış idi ki buradan Eyub’a varırdı.  Demiştir.  Tarih Raşid bu ifadeyi takiben;  diyo buyurduklarında kimisine de cevaba kudret kalmadığını ifade ediyor. 

     İkinci cilt tarihimizde mukayyet olduğu üzere bize mümas olan Avrupa ahval ve vaziyeti şöyle idi.

Cephelerde:  Alplerin karlı şahikalarına kadar çıkarılmış 30,5 lık bir havan topu.

     Avrupa cenubi İspanya tahtı veraseti kavgasıyla yatmakta ve kanlar dökülmekte iken bir de şimal muharebesi zuhur etti.  Bu muharebe bir birini veli eden Rusya, İsveç, Lehistan ve Osmanlı muharebatı mecmu’ idi.  Rusların Azak’ı aldıkları sene Lehistan kralı meşhur “III. Jan Sobieski” de vefat eylemişti.  Lehistan da kral, ahali tarafından intihab olunurdu.  Büyük Petro para kuvvetiyle “ikinci August” u kral intihab ettirdi ki bu zat bizim tarihlerde Hersky Nakran diye manundur.  Bu ikinci August 1108 muharebesinde Nemce askerine serdar olmuş ve hizmeti görülmüş idi.  bu sebeple Nemçeliler de mumaileyhi tuttular.  Ruslar ilk defa olmak üzere Avrupa’da bir muvaffakiyet siyasiye kazandılar, hatta bu cereyan ile Karlofça muahedesini akid ettirmemeğe bile çalıştılar idi. 

     “Poltova Muharebesi” kral on ikinci Şarl’ın Osmanlı toprağına ilticasından ziyade İsveç ordusunun kısmen mahvını ve kısmen esaretini intaç ettiği gibi büyük Petro’nun yeni hükümet, yeni ordu namlarıyla başlamış olduğu ıslahata maruz olanların da dillerini tutarak hükümet muhtelife tabiiyetinde bulunan Slav ırkının maneviyatını yükseltti.  Lehistan İsveç tabiiyetinden, Rus tabiiyetine intikal, Ruslar da “Panslavizm” Kariyaniç’in dediği şimal düşmanı Almanlarla cenup düşmanı Türklere temas hâsıl etti.  Bunlardan sarf-ı nazar edilse bile “Poltova” muharebesinin bize olan tesir-i mühimi, ta şu günlere kadar baki kalmıştır.  Çünkü muharebe-i mezkûr Osmanlı tabiiyetinde bulunan Hristiyanlar arasında büyük ümit uyandırmış ve “Deli Petro” yeni hükümetin yeni payitahtını tesis ederek ismini Petersburg koymuştur.  Mehaza bu iştigal Petro’yu Kırım’ın Perakop bir zihne on iki saatlik mesafede “kamanki” isminde bir kale Semarecık suyuyla Dinyester nehrinin mültekasında Semarecık namıyla bir palanga ve sair nukatta muvaki müstahkeme inşasından, Azak kalesinden kırk mil mesafede kâin Tigan limanını tahkimden, Azak’ta donanma ihdasından, Lehistan’a ait olup Aksu ile Turla nehri arasında bulunan Ukrayna kısmını istiladan men etmediği gibi Bender’e sekiz saat mesafede bulunan Raşko mevkiine asker ikame,  Buğdan’ın merkez idaresi olan Yaş şehrinin karşısındaki İstalin ve Havkin ve sair mahalleri zapt, on ikinci Şarl’ın ilticasını müteakip huduttan kırk sekiz saat içeriye tecavüz ederek Aksu nehri kenarında bulunan üç yüz ve daha sonra Boğdan’da Çernariç denilen kasabada duran yine yedi yüz kadar İsveç neferi üzerine altı bin kişilik bir kuvvetle hücum ederek ahz ve katl etmekten de men eylememişti. 

     Hatta memalik-i Osmaniye de Rum unsurunun mukim bulunduğu mahallere hafiyeler irsal ederek Amsterdam’da hakk ettirip üzerinde Rus ve Yunanilerin imparatoru birinci Petro ibaresi muharrer olan resmini dağıtmış ve memleketimiz umur dâhiliyesine bu suretle inkişaf müdahale uzatmış idi.  ecanibi tarihlerin verdikleri malumattan anlaşıldığına göre Umç namında bir Sırp sergerdesinin bir de Avusturya’da mukim Sırplar namına taahhüdatta bulunduğunu, Boğdan Papaviç isminde diğer bir Sırplının da Poltava muharebesini müteakip Moskova’da on dokuz bin Sırplının Çar’ın emrine intizar ettiğini hissen kabul ederek Ulah beyi Birankovan ile de Rus askerini beslemek ve otuz bin kişi ile yardım etmek, Bulgarları, Sırpları ayağa kaldırmak ve Osmanlıların mağlubiyetini müteakip kendi himayesi altında olarak evvela istiklal vermek, şartıyla bir mukavele-i hafiye akt etmiş ve bir aralık Boğdan’da Kantemurzade Mihal Rakoviç’i celp ederek kral Şarl’ı Bender’den ahz ve teslime ikna eylemiş ise de Mihal’in maksadı taraf-ı devletten anlaşılarak merkum “yedi kale”ye hapis edilmiş idi.  Mihal’den sonra Boğdan’a nasp olunan Nikola Mavro Kordato dahi Kırım hattının ihbaratıyla azil ve yerine küçük Kantemur oğlu Demetriyus tayin kılındıkta merkum da Petro ile Yaruslav kasabasında şerait Asya üzerine uyuşmuş idi.

     1 – Besarabya dâhil olduğu halde Boğdanın Dinyester’deki hudut sabıkasına kadar tevsii. 

     2 – Rusya hâkimiyetinin tanınması.

     3 – Ba’de-l-harp Rus askerinin Boğdan arazisinden çıkarılması.

     4 – vergi verilmemiş.

     5 – Boğdan beyliğinin Kantemur evladına tahsisi.

     6 – Boğdan beyi Ortodoks mezhebine sadık kaldıkça azil edilmemesi.

     7 – Ruslar, muharebede araziye ve Moskova’da iki haneye malikiyeti.

     Şu tafsilattan ve Lehistan kralı Ogüst’ün Almanya hududunda kendisine muavenet edileceği hakkında uyuştuğundan da anlaşılıyor ki Büyük Petro etrafını güzelce örmüş ve bizi istihdaf eylemiş idi.  Hatta 1122 sene-i hicriiyede devlete verdiği ültimatomda kral Şarl’ın tardını ve tard edilmediği takdirde müttefik hası Lehistan kralı ile harbe amade olduğunu bildirmiş idi. 

     Diğer taraftan o zamanın telgraf nameleri makamında olan mahzurlar da Rusların tedarikat mühimimde bulundukları ve 1112 de akit edilen muahededen biri hayal ve desâis ile davrandıkları bildirilerek şimdiden tedarikat lazımede bulunmazsa bilintica vahamet muhakkak olduğu bildiriliyordu. 

     Petro’nun devleti oyalamak ve İsveç kralı meselesi hal etmek için der-saâdete yolladığı (Lev Tolstoyi) namındaki elçisi bu sırada izhar-ı fiiliyat ederek mumaileyh kralın benderden ihracıyla Lehistan hududuna kadar Osmanlı ve oradan İsveç hududuna kadar Rus askeriyle azam edilmesi hakkında bir istilaf akid eylemişti.  Fakat mahzurların münderecatı ziyadesiyle endişe bahş olarak safa köşkünde vüzera, ulema, ocak ağalarıı, divan hümayun hockanı, kitab ve ocak ihtiiyarlarından mürekkeben bir meclis-i has inikad etti. 

     Netice müzakeratta Rusların tecavüzat ve taaddiyatı, tasmimat mühinanesi anlaşılarak Sultan Ahmed, Tolstoy ile akd ettiği itilafın ibtalına ve şeyhülislam Başmakçı zade Seyd Ali Efendinin fetvası üzerine Rusya aleyhine ilan-ı harbe, bundan maada meclis mezkûrda müceddeten otuz bin yeniçeri, on bin cebeci, yedi bin topu bahri yerine, donanması için kalyon ve çektirilerden maada Azak denizinin sığ yerlerinde işleyebilecek derecede hafif kalite, firkete gibi gemiler inşasına ilkbaharda vüzera ve ümera ve rüesayı askeriyenin Edirne sahrasında içtima etmelerine karar verdi.  Bunu müteakip Rusya’da bulunan Osmanlı tüccarının selametle avdetlerine kadar firar edememesi maksadıyla ber mutad Rusya seferi Tolstoy yedi kaleye azam ve hapis edildi. 

     ( 1 ) – resimli ve haritalı Osmanlı tarihinin ikinci cildine müracaat.

BİR MİLLET NASIL TERAKKİ EDER?

Mabad

Japonya’da siyasi fırkaların vazaifi

          [Marki Hirobumi – İto tarafından verilen nutuklardan bilhassa ittihab olunmuştur.]

     Japonya’nın bir kanun esasiye mazhariyeti tarihinden beri mürur eden on bu kadar senelik müddet esnasında bir takım şayan-ı dikkat ve memnuniyet netayiç elde edilmemiş değildir.  Ancak, efkâr-ı umumiyeyi, vazaifinin emr-i ifasında hükümete muavenet lazımede buluna bilecek bir noktaya isal ve âlâ edebilmek için daha yapılacak çok işler vardır.  Hakikati açıkça söylemek lazım gelirse:  Birkaç senedir memleketimizde mevcut olan fark siyasiyenin, kanun esasiyemizde mevcut mevad ve ahkâma muhalif bazı beyanat ve icraata tevessül etmeleri fikrimde pek derin bir sermaye-i esef ve endişe tevlid eylemiştir.   Fark siyasiyenin bu nevi münakaşat ve fiili, menfaat umumiye-i milliyemizi bazı menafi hususiye uğruna feda etmek istidadını ima eylediği gibi imparator hazretleri tarafından o muhteşem “iade-i hukuk” hadisesinde vaz edilen siyaset esasiye-i milliye ahkâmına ve birçok fedakârlıklarla temin olunan terakkiyat mülkiyemizin ruhuna da mugayir bulunuyor.  Meselenin bu surete inkılabından mütevellit netayiç mu’sifden başlayacakları imparatorluğun şeref ve haysiyetinin nazar ecanibde lazım geldiği derece ile olunamaması ile memleket dâhilinde ve kendi tebaamızın gönüllerinde derin bir adem-i itimat vücut bulmasıdır. 

     Bundan, şu esnada kendi fikir ve kanaatimde bulunan zevatı etrafıma toplamak talep edildiğinden ve bu dostlarım, muavinlerim ile hizmet-i devlette takip edecek olduğu tarz idare ve tarik siyaseti ve izahaten ve samimiyeten muhakeme ve mütalaa umumiye ye arz etmekliğim lazım geldiğinden bu fırsattan bilistifade fikrimce bir siyasi fırka tarafından takip edilmesi lazım gelen kavanin ve ahkâm esasiyeyi burada muhtasaran ilam etmek isliyorum. 

     Japon kanun esasiyesine nazaran vükelayı devletin nısıbları veya azilleri salahiyeti hükümdara ait olup bu salahiyetin netice-i tabiiyesi olarak hükümdar vükelasını gerek fark siyasiye dâhilinden ve gerek fark siyasiye haricindeki muhitlerden intihab ede bilir. 

     Vükelayı devlet ve nazar bir kere nasib olunub ve zaif mahsusalarını deruhte eyleyince bunların gerek fırkalarına mensup olan zevat ve gerek ahbayı siyasiyesi tarafından vazifelerinin suret-i icrasına müdahale edilmesi hiçbir veçhile meşru ve münasip değildir.  Bu kaideyi esasiye ve mühimmeyi idrakte vukua gelecek bir kusur hükümet umur mühimmesinnin suret-i lazımede idare ve temsiliyetine tesirat meşume ecir edeceği gibi nüfuz siyasi uğuruna pek fena muhadelata saik olmak ihmali mevcuttur.  Ve bu nevi nüfuz siyasi münazaatının burada tasavvur olunamayacak kadar çirkin ve muzır fenalıklar, sui istimaller tevlid edeceği malumdur.  Şimdi bütün siyasi ahbayi, aynı efkâr ve mütalaata sahip bulunduğumuz zevatı etrafıma toplamış olduğum şu sırada hepimizin nefsimizi bu gibi fenalıklardan muhafazaya çalışmaklığımızı suret-i samimiyede talep ve rica ederim. 

     Bir fırka-i siyasiyenin hükümete karşı bu ricali olduğu vazaifinden en büyüğü ve en birincisi bütün ihtimam, iktidar ve gayretini selamet ve saadet umumiye gayesine masruf bulundurmaktır. 

     Memleketin idare makinasına, onu milletin terakkiyat umumiyesiyle mütenasip ve mütevazı bulunduracak surette hayat etmek, bahş ıslahat eylemek için memurin hükümeti, mensup oldukları fark siyasiye nazar-ı dikkate alınmaksızın liyakat kafiye ve meziyat lazımeyi haiz sınıftan tayin ve intihaba dikkat etmek lazımdır.  Mehaza bir fırka-i siyasiye ye mensup oldukları nazara alınmak yüzünden haysiyet ve iktidarı şüpheli adımlara resmi memuriyetler vermek hatayı meşum ve fahişine düşmemek için son derece basiret kâr bulunmalıdır.  Mahalli veyahut içtimaı heyetlerin münafiiyle alakadar bu menafi üzerinde haiz-i tesir olan mesaili mütalaa ederken karar ahirimizi halkın menafiini göz önünde bulundurarak ve bu mesailin ehemmiyet nisbiyelerini düşünerek i’ta etmeliyiz.  Bir fırka-i siyasiyenin müzaheret ve muavenetini hiçbir zaman bir takım menafi hususiyenin teminine masaruf olmamalı, mevki ve civar, yahut bir takım şüpheli ve taraftar eşhasın tavassutu bu muzahereti temin edememelidir.  İntihab etmiş olduğum ahba ve muavinin siyasiyemle ortadan kaldırmağa çalışacak olduğum fenalıklardan biri de budur. 

     Bir fırka-i siyasiye şayet ahaliye bir rehber sadık olmak maksadını besliyor ise ki:  Esasen de böyle olması lazımdır, evvela kendi dâhilinde ve efradı sufufunda şedid ve tam bir intizam, <disiplin>in mevcudiyetine itina etmeli ve bilhassa bütün harekâtını vatanın menafi umumiyesine müteveccih bir sadakat samimiye bir merbutiyet mutlak ile tanzim eylemelidir. 

     İşte bu hakikat celileye kani bulunduğumdandır ki:  kendimi bu derece mühim bir mevkiin icap ettirdiği liyakatten mahrum görmekte olduğuma rağmen, ahba ve refika siyasiyem ile “kanun-ı esasi cemiyet siyasiyesi” namıyla bir cemiyet teşkiline teşebbüs ettim. 

     Bu cemiyetin maksadı memleketimiz fark siyasiyenin arz etmekte oldukları bir takım siyasi noksanları, hatta sui istimalleri tashihe çalışmaktır.  Şahsıma ait olan saik vicdanı imparatorluk hükümet meşrutesinin muvaffakiyet müstakilesi uğrunda ne kadar kemter olursa olsun eldeki iktidarı bezl eylemektir.  Bunu gerek hükümdar haşmetpenahime, gerek vatanıma karşı bir vazife-i mukaddese ad etmekteyim. 

     İşte bu arzu ve emniye ile efkâr-ı siyasiyesi kabul ve tasvip etmek şeref bahtiyarısını bahş eyleyen refikayı muhtereme siyasiyeme şimdi yeni teşkil olunan bu cemiyetin kavanin ve ahkâm esasiyesini havi muhtırayı takdim ediyorum: 

     1 – Azayı cemiyet olan bizler imparatorluk kanun-ı esasiyesini bütün temamiyeti ile tatmini, meri bulundurmağı ve onun ahkâmı mantıkınca kuvveyi hükümdarıyı masun bulundurarak bu veçhile vazaif hükümetin suret-i lazımede ikasını temin ve teshil eylemeği taahhüd eyliyoruz.  Japonya milleti efradından ve seb’asından olan her şahsın hukukunu ve hürriyetini müdafaa ve temine çalışmak cemiyetin cümle-i vezaifindendir. 

     2 – Memleketin saadetini tezyid, mevkiini âlâ etmek, medeniyetini ileri götürmek, <iade-i hukuk> tarihinde tesis olunan muazzam siyaset imparatoriye ye itaat ve müzaheret katiye göstererek bunun ileri götürülmesine bütün kalpleriyle çalışmak azayı cemiyetin cümle-i makasıd bu vzaifindendir. 

     3 – İdare makinasının ahenin tam ile işlemesine havahoşger ve bu makine icraatının hak ve adalet ve müsavata muvaffak bulunmasına taraftar olduğumuzdan memurin mülkiyenin nısb ve intihabında son derece itinakar olacağımızı, muamelat hükümetin şekil cereyanında faidesiz, hatta muzır bir takım kâğıt ve resmiyetleri terk edeceğimizi, her mevki resmiye ait ve zaifin suret-i ifası ile mesuliyetleri suret-i mükemmelede tayin ve harfi harfine ifa eyleyeceğimizi, her işi memleketin halinin icab ettirdiği sürat ve sıhhatle tasviye etmeyi deruhte ediyoruz. 

     4 – İmparatorluğun münasebat hariciyesinin ve ecanible olacak münasebatının nezdimizde ehemmiyet azimesi müsellim olduğundan düvel mütehabe ile en dostane ve samimi münasebatın tesis ve hissen muhafazasına sırf mesai olunacağı gibi imparatorluk dâhilinde ikamet ve icrayı muamele eyleyen ecanibin muhafaza menafii ve müdafaa haysiyet ve mevcudiyetine son derece çalışılacaktır. 

     5 – Ahval dâhiliye ve hariciyenin sureti seyrine nazaran vatanımızın esbab-ı müdafaasını temin etmek lüzumunu müdrik bulunduğumuzdan menabi milliyemizin mahdut ve istilzam eylediği hudut meşru dâhilinde hukuk milliye ve menafi siyasiyemizin muhafazasına sa’y etmeği taahhüd eyleriz. 

     6 – Vatanın kuvvet ve şevketini emin ve metin bir esasa ibtina ettirmek arzusunda olduğumuzdan maruf umumiyeyi teşci ve tevsi ve efrad-ı milletin seciyelerini vezaif şahsiye ve mükellefiyet umumiyeleri nokta-i nazarından hükümete olan hizmetlerini hissen ifaya muktedir olacakları surette âlâ ve takviye edeceğiz. 

     7 – Hayat milliyenin esasat iktisadiyesini takviye etmek icap ettiğinden bu maksadı istihsal için teşebbüsat sanayie ve ziraiyeyi teşvik edeceğimiz gibi seyr-ü sefain ve ticaret bahriye ve umumiyeyi terakki ettirecek, muhtelif ve salt muhabere ve münakaleyi ikmal edeceğiz. 

     8 – Mesaiyemizin mühim bir kısmı, nahiye teşkilatı suretiyle hükümet mahalliyeler tesisine ve bu veçhile aralarında ahenin iktisadi ve içtimaı mevcut ve hin zamanda yekdiğeriyle memzuc ve mütecanis bir takım idari cüzitamlar teşkiline masruf olacaktır. 

     9 – Bir fırka-i siyasiye olmaklığımız sıfat ve mahiyetiyle hükümete karşı borçlu olduğumuz vezaifi ihtiyacat ve menafi umumiyeye muvaffak surette ifaya çalışacağımızı ve kendi icraatımızı daima nazar-ı muhakeme ve tenkitte bulundurarak eskiden beri hükümferma olan fenalıklara, sui istimallere düşmekten ictinab eyleyeceğimizi taahhüt ediyoruz.

          Mabadı var

     Ali Şükrü

    

İmroz akını hatırasından:  Kahraman Midilli İmroza doğru tam yolla seyir ederken.

YAVUZ VE MİDİLLİ’NİN MENAKIBİ

İmroz akını

     Yavuz ve Midilli ile dört muhribimiz tarafından 20 Kanun-ı Sani 1334 tarihinde icra edilen İmroz akını hakkında Yavuzda bulunan bir Alman bahriye zabitanın ihtisasatı ile Midillinin gerek evvelce Alman bayrağı gerek muahharen Osmanlı sancağı altında bulunduğu zamanlardaki tarihçeyi hayat ve ser-güzeştini bu haftadan itibaren tefrika etmeğe başlıyoruz.  Karilerimizin güzel Midilliye ait olan ve mezkûr sefineye mensup bir Alman bahriyelisi tarafından yazılan bu hatıratı merak ve lezzetle okuyacaklarından ümit varız.

1

20 Kanun-ı Sani 1334 tarihinde Çanakkale boğazı önünde

Vukua gelen muharebeye müteallik tarihi harp bahri kuyüdâtı

     Muharebenin suret-i güzeratı:  “Yavuz” ve  “Midilli” refakatlerinde dört torpidobot bulunduğu halde 20 Kanun-ı Sani sabahleyin erkenden Çanakkale boğazından nagehan çıkmış;  İngiliz tarassudatını aldatarak düşman kuvayı harbiye bahriyesi namına görülüp yetişilebilen bütün vesait bahriyeyi, “Kefalos” limanındaki telsiz telgraf ve işaret istasyonu, bir büyük mevad infilakiye deposu, ağleb ihtimal “İmroz” adasındaki tayrân istasyonunu imha etmişlerdir. 

     “Midilli” avdette bir düşman mayın tarlasına düşmüş; 14 dakika zarfında 3 mayın isabeti almış olduğundan, şanlı Osmanlı sancağını dalgalandıra dalgalandıra batmıştır. 

     Yavuz’a, artık karşısında taarruza değer bir düşman göremediği için, kiymet-i harbiyesinden ve mürettebatından hiç birisi zayi etmemiş olduğu halde, tekrar Çanakkale boğazına dâhil olmuştur. 

     Müteakiben elim ve namesud bir sevk-i dalgala gemi, Nara civarında mânialarla daralan geçitte kumsal sığlığa çıkmış, beş gün süren şedid ve uzmane bir sa’yi ve faaliyetten sonra hiçbir hasara uğramadan ve Turgut reis zırhlısının ve müteaddit tahlisiye gemileri tarafından tekrar yüzdürülmüştür.  Bu müddet zarfında birçok düşman tayyareleri, bilâ muvaffakıyet birçok şedid taarruzlar icra eylemişlerdi. 

     Boğazlar umum kumandanlığına mensup tayyareler ve tayyare müdafaasına mahsus toplar, dört düşman tayyaresini ıskata muvaffak olmuştu.  Yavuz’a taarruz etmek üzere ayın yirmi yedinci günü sabahleyin boğaza dâhil olmuş bulunan bir İngiliz tahtelbahri, sahil bataryaları tarafından imha edilmişti.  Bir mayın gemisine iki torpido attığı halde isabet ettirememiş olan bir diğer düşmen tahtelbahri de, ağleb ihtimal, boğaz mayın mâniaları dâhilinde bir mayına çarparak berhava olmuştu. 

Cephelerde:  28 lik bir merminin infilakı.

Yavuz 28 kanun-ı Sani 1334 sabahından beri tekrar İstanbul önünde bulunuyordu.

Osmanlı zayiatıİngiliz zayiatı
Midilli sefine-i hümayunu   4550 tonHMS Raglan monitor4500 – 5000
 M-28 monitör              800 – 500
 E – 14 tahtelbahir                 825
 Nakliye gemisi                     3000
 Balıkçı gemisi                           50
 4 tayyare                            – – – —
                                              4550Takribi                                   8000 ?

     Mürettebatça vaki olan zayiatı mukayese etmek müşküldür. Çünkü İngilizler tarafından yalnız HMS Raglan ve M – 28 monitorlarından gaip olan efrad 178 kişi olmak üzere neşir ve ilan edilmiştir.  E – 14 tahtelbahri ile bir tayyareden 2 zabit ile 9 asker esir edilmiştir.  E – 14 den 21 kişi zayi olmuştur. 

     Kanun-ı Sani’nin 20 nci günü kable’z-zeval saat 7,30 da İngilizler tarafından bütün gemilere açık olarak:  <<Düşman gemileri, Akdeniz’in şark kısmında Denize açılmıştır.  Malta’nın şarkında bulunan bütün ticaret gemileri, en yakın limana kaçsın.>>  tarzında telsiz telgraf işareti veriliyordu. 

Midillinin son seferi

<<azim ve iradeden başka talih yoktur;

Kuvvetli ol ki istihsal zafere imkân bulasın>>

     Halatlar fora!  Her iki makine yarım yol geri. 

     Midilli, fecir vaktinde mavi boğaz içinin sakin koyundaki ara makamından ayrılmış, bundan evvel birçok kereler cevelangahı olmuş bulunan akıntıya çıkmıştı.  Midilli;  Rıhtıma sıkı sıkıya bağlıyarak vaktını, kudretini miskinane hülyalarla heder eden bir gemi değildi.  O sabırsızlıkla mükerreren zincirlerini zorlamış;  Ancak provasını beyaz köpükler sardığı, bacaları duman savurduğu, rüzgâr ve deniz, kendisini aguş sıyanete aldığı zamanlar şen ve şatır olabilmişti.  Vatan ona bir iklil-i şükran avarecik, müşkül bir endaz bir sa’y, yorulmaz bir gayret, havahoş-ger, her dem zinde bir savlet, gemicilere has olan provasız, muzaffer bir cüretle müdafaayı memleket uğurunda vaki olan harekâtı, bu harbin ebedi dosttan ve mefahiri arasında bir safha-i şeref işgal edecektir. 

     O her tarafta kendisine pusu kuran tehlikeleri bertaraf ederek dönüp geldiği zamanlar bile demirini funda ettiğinden itibaren yeni icraat ile meşgul olmağa başlardı.

     Onun gözü, daima dışarıya, engine matuf bulunuyor;  Karadeniz’de kendisine Karadeniz belası namı veriliyor:  Burada her hareketi şan ve kazanç, müteali bir arzuyu zafer, mağrur ve müftehir bir itimat ve itminan getiriyordu.  Düşmana taarruz,  şuuru, hücum, tarzı, muvaffakıyet, necm ikbali idi.  bu yıldız, hemen hemen dört seneden beri kâh orada, kâh burada, şehab aydınlığı içinde ziya saçarak parlamakta bulunmuştu.  Midilli, son seferinde yine bu yıldıza tevcih etmiş, lakin dost kaza, bu sefer kendisini ölüme sevk eylemişti.  Hiçbir gemi, Midilli’den daha şanlı, daha gururlu bir ölüm görmedi.  Hiçbir gemi Midilli’den daha fazla muzafferiyet kazanarak denizlere gömülmüş değildir. 

     Gelibolu şibh-i ceziresinin kayalıkları Kanun-ı Sani’nin karanlık ve soğuk gecesinde sert ve haşin bir manzara arz ediyordu.  Bu kayalıkların eteğinden bir gemi geçiyor.  Bu geminin dört bacasından siyah dumanlar çıkıyor.  Bu dumanların arasından tek tük şerareler saçılıyordu. 

     Nereye gidiyorsun?  Rüya mı görüyoruz?  Acaba bir zaman evvel güneşli bir yaz gününde bizim gölgelerimizde selamet arayan siz değil misiniz?  Gizli bir kuvvet, seni geldiğin yere doğru mu çekiyor?  Allah selamet versin kahraman yoldaş, gittiğin yol, doğru yoldur. 

     Anadolu sahili üzerinden güneş, parlar;  kıp kırmızı heyetle gemiyi bu şan ve zafer günü için selamlar.  İlk yaylım ateş, sakıt mavi sular üzerinde akisler peyda eder.  İmroz limanında kendini emniyet ve selamet içinde mahfuz ad eden düşman, iki senelik uykusundan uyanıp sıçrar.  Hasım, daha bu halin korkunç bir hayalet, bir kâbus olup olmadığında mütereddit bulunurken endahtlar tevali eder.  Demirleri çelikleri parçalayıp atar.  Biri biri peşine birkaç gemiyi, bunlarla beraber denizlere hâkim ve mütehakkim his satvetinin hayal mağruranesini de zîr ü zeber eder.  Muharebe devam eder.  İngiliz muhripleri, batan arkadaşlarına yardım için ale-l-acele şitaban olurlarsa da bunları da isabetli bir ateş, istikbal eder;  Muhriplerden biri alabanda edip dönmek üzere iken can alıcı bir hambereye hedef olur, en yakın burnun gerisine çekilip gider.  Düşman, dağıtılıp berbat edilmiş.  Parlak bir kış gününde mavi Adalar denizi bir mezarlık gibi sakıt kalmıştı.  Hava telsiz telgraf dalgalarıyla İngilizlerin feryad istimdadını taşıyordu.  Düşman gemileri şarkî Akdeniz’de dolaşır.  Malta’nın şarkında bulunan bütün ticaret gemileri, müstahkem en yakın limana sığınsın. 

     Muharebe, hâlâ devam edip gider;  Toplar yeniden yeniye hedef arar.  Adanın içerileninde bulunan düşman tiran istasyonu ateş altına alınır.  Birkaç dakika kadar toplar, kürler, humbaralar, mahûf vızıltıları ile hedefe doğru gider. 

     Nagehan tepeden doğru müthiş, havalanan bir iştial bulutu çıkar, kayalık adanın üstünde gayet vasi, cesim ve tekil bir siyah duman kitlesi yükselir ve kısa ve müthiş iştial rahmelerle hava sarsılır. 

     Bir endaht, İmroz’da düşmanın büyük cephane deposunu berhava eylemişti.  Kahramanca işler yapmış olan bu cesur gemi, yoluna mağrurane devam ediyor.  Narin gövdesiyle denizleri yararak tam yolla ilerliyordu.  Dalgalar, pruvasında şahlanıyor ve beyaz köpükler saçarak tekrar geri çekiliyordu.  Bacalardan çıkan siyah duman bulutları, esmer top buharlarıyla karışıyor, gizde ve direkte sancak ve filamalar kemal-i inşirah ile şanlı şanlı dalgalanıyordu.  Düşman tayyareleri görüldü.  Bunlar sisli ufuklardan uçup gelmiş.  Bomba selamlarını göndermekte gecikmemişlerdi.  Sağda, solda denize düşen bombalar, beyaz yüksek su sütunları kaldırıyordu.  Hiçbir bomba, hedefine isabet etmedi.  Midilli’nin yıldızı, henüz parlıyordu. 

     Nihayet akıbet tahakkuk etti.  Göze görünen düşmanın yapamadığını, görünmeyeni, su altında pusu kurarak hainane yapmıştı.

     Midilli, daha bu gün iftihar iken yarın sinesinden cerihadar olan bir kahraman gibi şan ve vatan yolunda düşüyordu.

     En muhteşem şâh-râh zafer ortasında, bir biri peşine çarpmış olduğu birkaç zalim mayın, beis memattı olmuştu.

     Artık Midillinin necm ikbali sönmüştü.

     İstirahat ebediye ye nail ol, mağrur gemi, senin bulduğun ölüm derecesinde şanlı, latif bir ölüm başkasına nasip olmamıştır.  Senin haysiyet ve şerefin, ölmez, solmaz.  Senin büyük, hararetli bir gayretle elde ettiğin şu, minnettar bir millet tarafından samimi, sadık muhabbetle mukaddes tutulacak, ebediyen saklanacaktır. 

     Batarken bile Midilli’nin makinalı tüfekleri havlardaki düşmana topları sokulmak isteyen İngiliz muhriplerine ateş açıyor, mürettebat, güvertenin henüz suya batmayan kısımlarında toplanmış, yaklaşan ölümün karşısında metin ve pervasız, cepheleri allı beyazlı sancağa, ebeden payidar necm ve hilale müteveccih padişahım çok yaşa ve hurra nidalarıyla gemilerinin ve kendilerinin teşci, fakat şanlı akıbetini selamlıyorlardı.

     Yemine sadık kalarak son nefesini bile arzuyu zafere, son düşüncen muharebeye ve düşmanı imhaya matuftu.  Sen bize nasıl olmak lazım geldiğini gösterdiğin için seni hatırladığımız zaman kederden ziyade mağrurane ve namuskarane bir şevk ve inşirah ile müheyyiç olacağız. 

     Ati sana hayret ve takdir nazarlarıyla bakacaktır.  Biz geri kalanlar ise senin mezarın üzerinde n doğru kahraman mürettebatının ebedi istirahatgahına, yükseklere dualar, selamlar arz ederiz.    

Deniz, Gemi ve Şiir

     Yine bu sahifelerde evvelce münteşir bir makalemizde deniz edebiyatının en parlak numunelerine İngiliz lisanında tesadüf olunacağını bilmünasebe zikir etmiş idik.  Bu cümleden olarak İngiliz meşahir şurasından “Cambell” in <hatt-ı harp sefinesi>  ” Ship of the Line” ünvanlı güzide bir parçası vardır ki¸ Bir aralık büyük İngiliz şairi “Byron” ile yine İngiltere erbab-ı kaleminden “Bowles” arasında haylice şayan-ı dikkat bir münazara ya sebebiyet ermiş idi.  bu münakaşada şair denizde midir;  Gemide midir?  Suali ortaya konmuş, daha doğrusu mana ve ismiyle <sanat ve tabiattaki şiiriyet mevzuu bahis olmuştu.  Filhakika iki tarafın beyanatı arasında da esassız müddeaya yok değilse de esas itibariyle şayan-ı dikkat fikirlerde mevcut olduğundan şair, “Lord Byron” ın <<Deniz ve Gemi>>  yi ne nazarla gördüğünü efham eden şu satırları tercüme ediyoruz: 

     Mister “Bowles” ısrar ediyor ki:  “Cambell”  in <Hatt-ı harp sefinesi> manzumesi bütün kıymet-i şiiriyesi sanattan değil, fakat tabiattan almaktadır.  Ve bu müddeasını ispat için dalgaları rüzgârları, güneşi ve saireyi içinden alınız biri (yani sancak) mai bir kumaş safhasından, diğeri (yani gemi) üç direk üzerinde kaba bez parçalarından ibaret kalır. 

     Pek doğru;  Lakin dalgaları, rüzgârları aldıktan sonra yalnız makasıd şiiriye için değil, makasıd saire içinde ortada gemi kalmaz ki. . .   Güneşi de alırsak Mister “Bowles”in makalesi sönük bir kandil ziyasında okumağa mecbur oluruz. 

     Lakin Gemideki şiiriyet dalgalardan ve saireden mütevellit değildir.  Bilakis saf-ı harp sefinesi kendi şiiriyetini dalgalar üzerine ifâza ederek dalgaların şiiriyeti de tezeyyüd eder.  İnkâr etmiyorum ki:  dalgalar ve rüzgârlar, hususiyle güneş bir dereceyi muhteşeme şiiriyete maliktir.  Bunu bizde tasdik etmekte olduğumuzu bu mevzular üzerine yazdığımız birçok manzumelerle ilan etmişizdir.  Lakin eğer dalgalar sinelerinde yalnız beyaz köpükler taşısaydı, eğer rüzgârlar sahil bahre yalnız deniz sazlarını atsaydı;  Eğer güneş ne ihramlarla donanmalar, ne de muazzam kaleler üzerine neşir şiâ’etmeseydi bunların manzarası aynı derecede şiiriye haiz olabilir mi idi?  zan etmiyorum. 

     Deniz ve gemideki şiiriyetin hiç olmazsa mütekabil olduğunu kabul etmeliyiz.  Mai sular üzerinde kemal-i azametle dönmekte olan hatt-ı harp sefinesini ortadan kaldırınız, geriye kalan rakid suya, hususiyle bulanık su ise, kimsenin rağbet etmeyeceği aşikâr değil midir?  Durgun bir havuza hiçbir nazar hayret ve takdir itaf etmeden geçen binlerce kişiyi daima görürüz.

     Binlerce kişiyi bir sefinenin resm tenziline koşturan saik nedir?  Bu adamlar o şiir engiz rakid suyu (wiping)’de, yahut Londra tersanesinde “Paddington”kanalında, veya bir havuz içinde görebilirler.  O şiir engiz Rüzgârları evlerinin penceresi önünden geçer iken de dinleye bilirler.  Güneşin şuââtını bir hizmetçinin lacivert elbisesi üzerinde yahut pirinç bir mangalın kenarında lem’adar olurken de müşahede ederler.  Lakin rakid su, rüzgârlar ve güneş bütün bu saydığımız eşyaya bir renk şiiriyet verebilir mi?  Bunu da zan etmiyorum.

     Hâlbuki [Mister Bowles] geminin şairane olduğunu tasdik ederek bu şiiriyetin ancak deniz, rüzgâr ve güneşin iltihakıyla husul bulduğunu söylüyor.  Şimdi mademki, bunlar bir maddeyi şiirengiz yapacak surette ona şiir ifaza edebilirler, bu suretle bilâ istisna her şeyi (yani pirinç mangalı veya hizmetçi üniformasını) da şiir engiz bir mahiyete kalıp edebilmeli idiler.  Demek ki;  geminin kendi tarafından “mai kumaş parçası” denilen bandırasında, “kaba bezler” denilen yelkenin de ve “uzun sırıklar” tesmiye olunan direklerin de şiir dediğimiz bir şeyi vardır.  Bu kıyasa göre porselen esasen çamurdur, insan da topraktır, et ottur,  lakin bunlardan hiç olmazsa bunlardan son ikisinde haylice şiiriyet olduğunu kimse inkâr edemez. 

     “Acaba Mister Bowles” denize dikkatle atıf-ı nazar etmişler midir?  Bana öyle geliyor ki;  hiç olmazsa mahdut bir deniz sahasını olsun seyir etmiştir.  Şimdiye kadar üzerinde bir sefine, bir sandal, bir kazazede tekne veya bu neviden bir şeyi olmaksızın acaba sadece denizi kaç ressam tasvir eylemiştir. 

     Deniz, üzerinde onun vasi, lakin yorucu itradını tadil kalmaları, göme göme önümüzden geçmeleri, kendilerini muhit unsur muazzam ile boğuşur iken pek vazıh olan küçüklükleri, elhasıl bu münazır ve harekât bana pek ziyade şairane ve şiir engiz görünmüştü.  Bunlar olmasaydı sadece geniş, kaynayan, gemisiz deniz, haşin rüzgârlar, zan ederim ki;  hayatıma bu derece icrayı tesir edemezdi. 

Cephelerde;  ağır bir İngiliz topunun otomobillerle nakli.

     Karadeniz, Boğaziçi sahilinden hakikaten temaşaya layık yer manzar âliye arz eder.   İstanbul limanı ise cihandaki limanların en latifidir.  Lakin bana öyle geliyor ki;  Limanda yatan cesim sefain-i harbiyeden mürekkeb Osmanlı donanması bu limanı hal-i tabiisinden pek ziyade şiir engiz göstermektedir.  Gece esnasında Türkler donanmayı teşkil eden sefaini pek latif surette donatmak âdetine müpteladır.  Hâlbuki işte bunlar tabiat değil sanat tabii değil, sunidir. 

     Karadeniz’e gelince [Sisim Pili Ger] “boğazın ağzındaki kayaların nam kadimi” üzerinde elan boğultulu rüzgârlara maruz kadim mihrabın yanında durdum. Müddeanın ilk satırlarını okuduğum esnada mevkiin şiirini his ettim.  Lakin bu şiir “Argo” sefinesinin hatırasıyla incila-pezir olmamış mı idi?  [Argo tarih kadimin ilk sefer bahri malumunu icra eden sefinedir.  Onu inşa ve onunla Trabzon sahiline sefer eden Yunan kahraman meşhuresine Argonotlar denilir.]

     Bu mevkiin şiiriyeti “Odessa” dan gelmekte olan bir ticaret sefinesinin manzarasıyla bile mütezayid oluyordu.

     Mister “Bowles”  

     Geminizi kızaktan ne için uzaklaştırıyorsunuz? Diyor.  Bu sualin cevabı pek basittir.  Çünkü gemi kızaktan inmek ve uzaklaşmak üzere inşa olunur.  Su vesaire, müessiriyet şiiriyeti tezyid eder.  Belki haddizatında şiiri ihdas etmez.  Bu veçhile hadise olan boşluğu gemi doldurur.  Bunlar yekdiğerine yardım ederler.  Su gemide beraber olursa, daha ziyade şiir engizdir.  Gemi susuz daha az şiiriyete haiz bulunur.  Hâlbuki kuru havuzda bulunan bir gemi de bile azametli ve şiir engiz bir manzara vardır.  Çorak kumlar üzerinde omurgası yukarıda kazazede olmuş bir eski sandal bile bir mevzu şiirdir.  Bir çamaşır teknesi ve bir âmâ çocuk için şiir yazan “Woods Verz” de bu sözümü kuvvetle tasdik eder.  Hâlbuki müteselsil bir kumsal ile hali bir su safhası – ortada sandal olmayınca- ahiren neşir edilen birçok makalat gibi tatsız ve tuzsuz olur.

     Lord Byron’un muarızı Mister Bowles’e karşı gemi ve deniz hakkında dermeyan ettiği mütalaatı işte tercüme ettik.  Tabii bunlara bir hüküm kati sanatını izafe etmiyoruz.  Byron’un makalesinin alt kısımları doğrudan doğruya tabiat ile sanat’ın şiiriyet mütekabileleri hakkındaki efkâra müteallik olduğundan mebhasımıza ancak dolaşışıyla alakadar kalıyor.  Binaenaleyh şimdilik sözümüze burada hitam vereceğiz.

          Ali Rıza Seyfi

Harp bahri:

Alman tahtelbahirlerine karşı düşman vesait-i müdafaası

     İngiltere’nin sene-i haliyeMart’ına kadar tahtelbahirler tehlikesinin bertaraf edileceğine müteallik tafra fürûşâne beyanatı, vaktiyle pek mağrur ve müteazzım olan İngilizlerin harp umuminin reviş cereyan ve inkişafına taalluk eden bütün hesabatı gibi yanlış esaslara istinad etmektedir.

     Bidayet umurda tahtelbahir tehlikesi, söz ile karşılandı.  (David Lloyd George),Alman tahtelbahirler harbinin ilk haftalarından sonra mebusan meclisinde:  Hükümet, tahtelbahirleri müessir bir surette karşılayabilmek için vesait keşif edileceğinden ümit vardır.  Mamafih siyasetini, bu ümidin ihtimal tahakkukuna bina edecek olursa büyük bir hamakat irtikab etmiş olur, diyordu. 

     Gerek karada gerekse denizde haftalar, aylar geçmiş, İngiltere elan – şimdi de Amerika’dan – ümit var bulunmuştur.  1916 senesi Mayıs’ında “National review” risalesiyle meydana çıkan endişeler, yavaş yavaş tahakkuk ediyordu.  Tahtelbahirler, adeta donanmamız, deniz hâkimiyetine haiz değilmiş gibi ticaretimize isal-i hasar edebiliyorlar.  Tabir-i diğerle bir böyle bir hâkimiyete sahip değiliz.  Bundan başka bizim için denizde tam bir hâkimiyet istihsali imkânı da yoktur.  Tahtelbahirlere henüz mukabele vasatı bulunamamıştır.  Bunlar, bu ana kadar İngiltere’nin maruz bulunmuş olduğu tehlikelerin en büyüğüdür.  

     Bu tehlikeyi karşılamak üzere pek muhtelif vesait-i müdafaaya teşebbüs ve tevessül edilmiştir.  İlk teşebbüs, tehlikeye maruz bulunan sefain ticariyeyi harp gemileri himayesine vermekten ibaretti.  İtilaf devletleri, ötede beride nakliye gemilerine sefain harbiye terfik etmiş.  Mamafih Alman tahtelbahirlerinin, böyle kafilelerden bile gemi avlamasına mümanaat edilememişti.

     Bununla beraber İngiltere ve müttefikleri ale-l-umum Alman tahtelbahirlerinin tehlikelerini iki cihetten yani sefain ticariye garkiyatını inşaat cedide ve saire ile telafi etmek ve sırf vesait müdafaaya müracaat eylemek suretleriyle karşılamağa teşebbüs ediyorlardı.  Birinci cihet, İngiltere ve Japonya tersanelerine fazla miktarda verilen sefain ticariye siparişleri ile gark edilen tonilato cebir ve telafi edilecekti.  Nüfus İngiltere’de ticaret gemilerinin inşaatı, kısmen sefain harbiyeye imalatını tatile bais olacak mertebelerde tecil edilmek isteniliyordu.  Fakat bütün gayret ve mesainin sarf ve ibzal edilmesine rağmen Alman tahtelbahirleri tarafından batırılan sefain ticariye tonilatosunu tazmin ve telafi etmek öyle bir iki senede olacak iş değildi.  Düvel-i müttehide-i Amerika’nın üç milyon tonilatoluk ahşap gemileri de zayiatı haber ve tazmine matuf bir teşebbüstü.  Mamafih İngiltere’de – esasen bir nümayişten daha fazla bir ehemmiyete haiz olsa bile – İngiltere’ye vaki olan ithalatın, had asgarisine tenzili düşünüldü.  23 Şubat 1917 tarihli bir emir nameye nazaran;  İngiltere’ye ancak en lüzumlu havayic hayatiye ile harp için vücuduna ihtiyaç mübrem his edilen mevad iptidaiye ithal edilebilecekti.  Buna mukabil kitaplar, gazeteler, kakao, ziynet eşyası, çiçek, cam, eldiven, kösele, halat, ipek, kürklü mamulat, gibi şeyler memnudur.  Bütün bu kabil takyidat ile senede ithalat itibariyle ale-l-takrib 300,000 tonilato tasrif edilecekti.  Hâlbuki bu miktar tasrif, Alman tahtelbahirlerinin bir aylık garkıyatından pek fazla değildi.  Senede 600,000tonilato, bira imalatının tahdidi ile kazanılmak mutasavverdi.  Tesiri muvakkat ve yalnız bir defaya mahsus olan diğer bir çare-i telafide navel gemilerinde mütehammil su hattının tecavüz edilmesine müteallik müsaidedir ki bu da ceman 500,000 navel tonilatosu temin eder. 

     Bilahare sefain ecnebiye istimlak ve isticarı ile batırılan tonilato miktar yani cebir ve tazmine teşebbüs edildi.  Bu hususta Portekiz ve Yunanistan hakkında reva görülen muamelat şayan-ı nazardır.  İtilaf devletleri, bu küçük devletlerin kendi gemilerini zapt etmekle iktifa etmedi, ayrıca bunların limanlarında yatan Elman ve Nemse gemilerinin de vaziyet eyledi.  Yalnız Yunan ticaret donanmasının gasp ve isti’lağı, itilaf devletlerine takrib 700,000 tonilatoluk bir tezayüd temin etmiş bulundu.  Mamafih Alman tahtelbahirlerinden kaçınmak için en fena vasıta asker ve levazım harb ile nakliyat hususunda hasta hane gemileri kullanmak, bu suretle her türlü hukuk ve uhûd beynelmileli pay-mal etmek oldu. 

Tafra feruşane sözlerine rağmen tahtelbahir harbinden

Endişelerini saklamayan

İngiltere bahriye nazırı (George)

     Hâlbuki bütün bu tedabir, Alman tahtelbahirler harbinin tesiratını rifi ve izale edemeyince düşmanlar, düvel-i mezkureye tahtalbahirlerinin fiiliyatını kesr etmek için vesait mümküneye tevsil eylemişlerdi.  Bu meyanda sefain ticariyenin teslihi, tahtelbahir vebasına karşı en mükemmel bir vasıta olarak telakki edilmiştir.  Mamafih emir teslih, İngiltere’de bile birçok zahmetlerle vukua geliyordu.  Çünkü hem top hem de bu topları kullanacak malum efrat azdı.  Fransa’da tahtelbahirler tahrip edenlere mükâfat naktiye vermek usulünden çok şeyler bekleniliyordu.  Meclis mebusandan geçen bir layiha-i kanuniye ye nazaran:  tahtelbahir tahrip eden bir Fransız, bir müttefik veya bitaraf bir tüccar gemisi mürettebatı, 500,000 Frank ikramiye alacaktı.  Bundan maada Alman tahtelbahir mürettebatına zehirli levazım gıdaıye vermek hususu, İngiltere’de kemal-i ciddiyetle mevzuu bahis edilmişti.  Böyle şeni bir vasıta –i müdafaa, elhak “Barlong Cataly” ile “King Stephan kahramanlığı” adedine dâhil oluna değer mahiyettedir. 

     Vasi İngiliz mayın mâniası, sırf askeri bir vasıta müdafaa olarak telakki edilebilir.  [LAND AND WATER] risalesine nazaran:  bu vasi İngiliz mayın tarlası 10 ila 20 milyon lira ile vücuda getirilmişti.  “Arabis “ sınıfından yep yeni mayın kruvazörleri, bu husus için yapılmıştı.  Manş denizinde Dover’den Cale’ye mümted cesim çelik ağ herkesçe malumdur. 

     Balıkçı gemileri, sulh zamanlarındaki faaliyetleriyle pek az münasebettar olan işlerle işgal edilmektedir.  Bunlar top ve mitralyözler ile teslih edilerek tarassut hizmetine memur ediliyor.  Eski sanatları arkasına gizleyip zararsız bir manzara arz eden bu balıkçı merakıbı, ikişer ikişer ve üçer üçer yedek ağları çeker, tesadüf ettikleri Alman tahtelbahirlerini yakalamağa çalışır. 

Romanya’nın taleb-i sulh başvekili

General Alexandru Averescu

     “National Review” ün Teşrin Sani nüshasında (tahtelbahirler ve hâkimiyet-i bahriye) sür namesi tahtında münteşir makalede deniliyor ki;  birçok sulh tarassut sefainine malikiyet, ihtiyacatımızı pek az tatmin edebilirdi.  Çünkü küçük gemiler, istinat noktalarından uzaklara gidemedikleri halde tahtelbahirler, bu gün uzun okyanus seferleri icra edecek mertebede büyük yapılmaktadır. 

     İngilizlerce, Amerika’da yapılan ve isimleri, mahiyetlerini tarif edemeyen tahtelbahirler – tayyarelerinden pek çok şeylere intiizar edilmektedir.  Bunlar, pek az su çektikleri halde saatte 48 kilometre sürate haiz, 20 metre tûlunda ve benzin motorlarıyla mücehhez bulunmaktadırlar.  (Daily Mail) in “New York” dan istihbarına göre:  geçen sene ibtidalarına doğru İngiltere tarafından bu cins büyücek motorbotlardan 400 kıtası satın alınmış idi.  Bunlara tealluk edilen intizarlar, hiçbir veçhile tahakkuk edememiştir.  Her gün düşman tahtelbahirlerini imha etmek üzere İngiltere hükümetine yeniden yeniye ihtiraat teklif edilmekte ve bunlar, bilahare az çok tesirsiz görülmektedir.  İngiliz matbuatında mükerreren fevkalade nazik bir mikrofon ile bizzat müteharrik ve seyyar torpido zikir edilmiştir.  Tahtelbahirlere karşı tayyarelerle büyük işler görülebileceğine itmat edilmektedir. 

     Mamafih İngilizler, kendileri için en büyük bir tehlike teşkil eden Alman tahtelbahirlerinden korkulmak için [John Arbuthnot Fisher] i tekrar bahriye nezaretine çağırdılar bu hususta donanmalarından pek az şey, beklemekte oldukları vaka ile sabittir.

         Ahmed.

Harp umumide Ruslarla vuku bulan muharebat-ı bahriye

     Ruslarla sulh edilmiş olması hasebiyle harp umuminin iptidasından <<gerek Baltık denizinde gerek Bahr-i Siyah’ ta cereyan eden harekât-ı Harbiye’nin >> hülasasını ve tarafeyn zayiat bahriyesinin mukayesesini bir veçhe zîr derç ediyoruz:

     Baltık Denizinde:

     Baltık denizindeki Rus filosunun Alman Kuvayı bahriyesine nazaran pek zayıf olması hasebiyle Ruslar, hiçbir zaman bütün kuvvetleriyle denize açılmak ve harp etmek cüretini gösterememişlerdir.  2.Ağustos 1914 de iki küçük Alman kruvazörünün Libau’yu (şimdiki adı Liepaja) limanını topa tutmasıyla başlayan muhasamat-ı bahriyenin en ehemmiyetlileri şunlardır. 

     27 Ağustosta Almanya’nın “SMS Magdeburg”küçük kruvazörü “Finlandiya” sahihinde karaya oturarak mürettebatı tarafından berhava edilmiştir. 

     11 Teşrin-i evvel ’de Rusya’nın 8000 tonluk “Pallada” zırhlı kruvazörü 26 numaralı Alman tahtelbahri tarafından gark edilmiştir. 

     2 Temmuz.1915 de 5 Rus kruvazörü ile Alman SMS Albatros torpil gemisi arasında bir müsademe vuku bularak mezkûr kruvazör İsveç karasuları dâhilinde karaya oturmuştur. 

     21 Ağustos 1915 de Alman donanması aksamı “Riga” körfezine dâhil olmak üzere müteaddit teşebbüsat icra etmişler ve bu esnada vuku bulan musadematda “Emirbaharisky” sınıfından bir Rus muhribi ile “Sivuç” ve “Kuraviiic” topçekerleri battığı gibi Rus filosundan büyük bir harp gemisi ve iki torpido hasara uğramış, Alman donanmasından bir torpido batmış, diğer biri de hasarat azime ile üss-l-harekesine götürülmüştür.  O sırada İngilizler, Baltık ’tariki tahtelbahirlerinden birinin Almanya’nın “SMS Moltke” kruvazörünü torpilleyerek batırdığını iddia etmişlerse de bu geminin battığı teyit etmemiştir. 

     23zTeşrin-i evvel 1915 Almanya’nın 9000 tonluk “SMS Prinz Adalbert” kruvazörü “Libau” limanı karibinde bir tahtelbahir tarafından gark edilmiştir.  “SMS Odin” küçük Alman kruvazörü de 7 Teşrin-i Sani 1915 de İsveç sahilinde bir tahtelbahir tarafından batırılmıştır. 

     30 Haziran 1916 da Alman torpidoları, bir zırhlı kruvazör, bir muhafazalı kruvazör ve beş torpidodan mürekkep bir Rus filosuna torpido hücumu yapmışlar, kısa bir mücadeleden sonra çekilmişlerdir. 

     Alman donanması kuvayı berriye ile müştereken “Özel” adalarına karşı icrayı harekât eylediği sırada, 18 Teşrin-i evvel 1917 de Rusya’nın 14,600 tonluk “Slava” zırhlısı ile “Garum” muhribi gark edilmiş ve Alman donanması, bir tek sefine-i harbiye bile zayi etmeden gerek bu adalar havarındaki ve gerek Riga körfezindeki sabih torpilleri taramağa muvaffak olmuştur. 

     Büyük denizlerde:

     Ruslarla müttefikin arasında, Baltık ve Karadeniz’den maada diğer denizlerde de bazı musademat ve hadisat-ı harbiye cereyan etmiştir ki onlardan kısaca bahis etmek faideden hali olmaz. 

     Rusya’nın “Askold” namındaki, Japon muharebesinden tahlis garibane muvaffak olan kruvazörü İngiliz – Fransız gemileriyle beraber Çanakkale harekâtına iştirak etmiştir. 

     28 Teşrin-i evvel 1915 de(SMS Emden) kruvazörü cenubi Asya’da, Malezya şibh ceziresinde kâin Penang limanında Rusya’nın “ Zhemchug” kruvazörünü gark etmiştir. 

     Rusya’nın (Presoviet) namındaki eski hatt-ı harp gemisi 3 Kanun-ı Sani 1917 de Süveyş civarında torpile çarparak gark olmuştur. 

     Bu gemi [Port Arthur] da batmış iken Japonlar tarafından yüzdürülmüş ve Japon donanmasına ilhak olunmuştu.  Harp umumi esnasında Japonya tarafından tekrar Rusya’ya fîrûht edilmiştir. 

     (Garumobuvsky) ismindeki 13,500 tonluk zırhlı kruvazörün de gark olduğu şayi olmuş ise de bu haberin derece-i vüsûku malum değildir. 

     Karadeniz’de:

     Devlet-i Osmaniye’nin harp umumiye iştiraki Karadeniz hadise-i malümesi ile başlamıştı.  Bu denizde de hiçbir zaman kati mahiyete haiz-i deniz cengi olmamıştır.  Osmanlı donanmasının kuvveyi asliyesini teşkil eden “Yavuz ”un tek bir sefine olması hasebiyle düşmanın beş altı zırhlısına karşı neticesi meşkûk bir mücadeleye girişmesi doğru olmaz ve ancak, sürat seyrine istinaden yapacağı akınlar, indireceği ani darbelerle düşmanın hâkimiyet bahriyesini ihlalle çalışması iktiza ederdi.  Bilhassa Rusların yeni dretnotlarından ikisi harbe mahya bir hale gelmek üzere bulunduğu cihetle “Yavuz “un düşmanla kati muharebe yapması muvafık değildi.  Faraza böyle bir muharebede “Yavuz” iki düşmen gemisini batırdıktan sonra harpten sakıt bir vaziyete düşse, düşmanın harp edebilecek daha üç dört gemisi kalacak ve bir müddet sonra yekdiğerini takiben iki muhip dretnotta bunlara iltihak ederek hâkimiyet bahriye büsbütün ve tamamen Rus donanmasının eline geçecekti.  Hâlbuki Yavuz sağlam ve zinde bulundukça her vakit düşmana nagehani darbeler indirmek mümkün olabilirdi.  Ne tekimde öyle olmuştur. 

     Karadeniz’de vukua gelen muhtelif müsademelerin en mühimleri şunlardır:  Teşrin-i Sani 1330 iptidalarında bütün Rus filosuyla Yavuz ve Midilli arasında Sivastopol açıklarında bir müsademe vukua gelmiş ve Rusların bir gemisi hasara uğramıştır.

     11 Kanun-i Evvel 1330 da Midilli 5 zırhlı 2 kruvazör 10 torpidodan mürekkep bütün düşman donanmasına tesadüf etmiş, “Rostislav” zırhlısını topa tutmuş, iki torpil gemisini batırmıştır. 

     Ertesi günü Yavuz da mücadeleye iştirak ederek Rusları Sivastopol’e çekilmeğe mecbur etmişlerdir. 

     22 Mart 1331 de donanmamız Rusların iki nakliyesini batırmış ve bu esnada “Mecidiye” kruvazörü “Uçakof” istihkâmı civarında torpile çarparak batmıştır. 

     Bunlardan maada Yavuz’la Midilli birkaç defa daha Rus gemileriyle muhtelif tarihlerde müsademe etmişlerdir.

     Zayiatın mukayesesi:

     Baltık’ta olduğu gibi Karadeniz’de de Rusların zayiatı daha fazla olmuştur.  Biz cümlesi sabih torpile çarpmak suretiyle gark olan Mecidiye kruvazörü ile birkaç torpidobot kayıp ettik ki bunların mecmuu yalnız 4000 ton kadardır. 

     Ruslar ise 23500 tonluk “Imperatritsa Mariya” dretnotu “Kobaneç” gambotu üç torpido zayi etmişlerdir ki mecmu 26000 ton eder.

     Rusya’nın bu harpteki bütün zayiat bahriyesi 2 zırhlı kruvazör 1 kruvazör 3 gambot 6 – 7 muhrip 5 mayın gemisi ile (mayın gemilerinin 7000 tonluk üç tanesi Karadeniz’de batmıştır) müteaddit muavin kruvazör ve birkaç tahtelbahre baliğ olmuştur. 

     Alman donanması ise Baltık denizinde 1 zırhlı kruvazör 3 küçük kruvazör, birkaç da torpido zayi etmiştir. 

     Tarafeynin zayiatını hülasa edersek şu netice hâsıl olur: 

     [yalnız zırhlı, kruvazör ve torpidolar dâhil hesap edilmiştir. ]

   Türkiye   4000 ton
   Almanya  19000 ton
   Rusya  80000 ton

     Bu sefain Harbiye’den maada Rusya’nın Karadeniz’de 12 yi mütecaviz nakliye sefinesi ve diğer denizlerde de müteaddit sefain nakliye ve ticariyesi gark olmuştur. 

     Devlet-i Osmaniye’de bir mayın gemisi ile üç nakliye sefinesi ve bir miktar sefain ticariye kayıp etmiştir. 

     İbtidayı harpte Alman tezgâhlarında Rusya hesabına derdest inşa olan iki küçük kruvazör ile birkaç tahtelbahir Alman bahriyesi tarafından zapt edilmiştir.  Bu kruvazörler, Midilli sisteminde ve 4500 tonluktur.  Alman donanmasında SMS Elbing ve Pillow ismini taşıyan bu gemilerden birincisi Iskajerak muharebesinde gark olmuştur. 

     Görülüyor ki Rus – Japon seferinden aldığı derslerden istifade etmiş olan Rus bahriyesi, harp umumide iyi zayiata uğramış olmakla beraber Rus ordusu gibi kati bir inhizam ve mağlubiyete duçar olmamış ve 650,000tonluk kuvvetinden yalnız 70,000 tonunu kayıp etmek suretiyle, mümkün mertebe az hasar ile kurtulmuştur. 

          Abidin Daver

Osmanlı – Alman –Rus zayiatı-ı bahriyesini mukayese

Osmanlı zayiatı:  4,000 ton

Alman zayiatı:  19,000 ton

Rus zayiatı:  70,000 ton

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.