DONANMA MECMUASI 107/156 7 Mart.,1918

DONANMA MECMUASI 107/156   7 Mart.,1918

Donanma cemiyetinin haftalık gazetesidir

Perşembe

24 Cemâzî-yel-evvel:  sene 1336 / 7 Mart 1334

7/Mart/1918

İştirak şartları:

İstanbul ve taşra için seneliği seksen kuruş ecnebi memleketlere

Yirmi dört franktır.

Donanma Madalyası

     Kuvveyi bahriye-i Osmaniye’nin terakki ve tealisi zımnında ita-yı ianatta bulunmuş olan üçüncü Kafkas fırkası yaveri ihtiyat mülazım evveli Rif’at, hademe-i hassa-i şahane ve musika-i hümayun mutfak kantarcısı Ahmed bin İsmail, mektep bahriye-yi şahanede müstahdem kademeli kâtip Batumlu Hüseyin bin Alişan, üçüncü sınıf eczacı-i evvel Kasım Paşalı Tahir, güverte Yüzbaşı Kasımpaşalı Salih Murad, Trabzonlu Hüseyin Tahsin bin Mahmud, mütekaid Süleymaniyeli Faik bin Münif, Yeniköylü Mahmud Sedad bin Celal, Beşiktaşlı Saim bin Nihad, Sinoplu Hüseyin Hüsnü bin Şakir, Günanlı Kamil bin Yusuf, Yenişehirli Alaeddin Heybeli adalı Rif’at, Küçük Piyaleli Yusuf Kemal, Yakacıklı Mustafa bin Abdullah, Çarkçı Yüzbaşı Kasım Kasımpaşalı Mahmud Hikmet bin Ali, Mehmed İhsan, Taşköprülü Eşref, İstinye tersanesinde güverte kıdemli Yüzbaşı Kasımpaşalı Kemal bin Hasan, kâtip Yüzbaşı Kasımpaşalı Hüseyin Remzi, Çarkçı Yüzbaşı Hanyalı İbrahim Edhem, Eğinli İbrahim bin Fahri, Sultanahmetli Hüseyin bin İbrahim, Midillili Ali Esad, Beyoğlulu Hasan Tahsin, Kasımpaşalı Mehmed bin Ahmed, Mehmed Ali bin Mehmed, güverte mülazımı Sinoplu Bahaeddin, Hasköylü Mehmed Kemal, Musul sefine-i hümayun süvarisi güverte kıdemli Yüzbaşı Tekfur dağlı Ali, güverte mülazımı Trablusgarplı Mümtaz Nazım, Çarkçı Yüzbaşı Kasımpaşalı Mehmed bin Musa, Mehmed bin Hasan, Sarıyerli Naim, Estaneli Münir bin Mehmed, çarkçı mülazım Köstenceli Numan, Adana’da İlyas Türkmen, Torun Mehmed ağa, Adananın Gabli kariyesinden Hasan, Hacı Yunus yeğeni Ali, Musa Ali zade Rauf, belediye azasından Ahmed, Savatlı oğlu Halil, Hacı Hasan kariyeli Emin, Abdullah ağa zade Veli,  Sulhi Rif’at ve Mustafa, Vanlı zade Ahmed, Kina kariyeli Hafet Ahmed, Hacı budak zade Hüseyin, Avusturya kale topçu mülazım evvellerinden Doktor Lasoyu Helga, Zonguldak kazası tahrirat kâtibi Vasıf, Karaköy maliye tahsil şubesi memuru Ahmed Kaplan bey efendilerle mumaileyh Vasıf beyin haremi Ferhunde ve Ahmed Kaplan beyin haremi hanımlar, Tunç donanma madalyaları ihsan buyurulmuştur. 

     Kuvveyi bahriye-i Osmaniye’nin terakki ve tealisi zımnında itayı ianatta bulunmuş olan harbiye nezareti mülga sicil kalemi kısmı evvel temizliğinden mütekaid esliha müfettiş umumiliği merkez kaleminde muvakkaten müstahdem Rif’at, Adana polis müdürü Muharrem, Adana donanma şubesi reisi encümen vilayet azasından Celil, Adana’da fabrikatör Bosnalı Salih, tüccarından Mehmed, eşraftan Bağdadi zade Abdülrahman, adana donanma şubesi reis sabıkı debbağ zade hacı Ali bey ve efendilere gümüş mektep bahriye-i şahane de müstahdem güverte kıdemli Yüzbaşı Kasımpaşalı Bahaddin, Saffet, mütekaid hüsnü bin Ali, çarkçı kıdemli Yüzbaşı Ayvan saraylı Mehmet Emin, İstinye tersanesi memuru güverte kıdemli Yüzbaşı Aksaraylı Mehmed Zühtü, İstinye tersanesinde çarkçı Yüzbaşı Kayserili Mehmed bin Hasan, Alaşehirli İsmail bin Nebi, inşaiye yüzbaşısı yeni eşmeli Mehmed Selahaddin, adana donanma şubesi reis sanisi debbağ zade Ragıp, eşrafından Zeki, Adana’da Doktor Eşref, mütevellilerden Müctebi, adana donanma şubesi azasından ve tüccarından Tevfik, Aziz ve Kabasakal zade Hasan, Eczacı Hasan Basri, Tüccarattan Ligor, belediye azasından Rif’at, Adana’da Mevtiha kariyeli Demir, Eczacı ve kimyager hafız Mustafa, Tekeli zade hacı Osman, İlmiyeden İbrahim Rasih, kavukçu İbrahim, silahçı hacı Şaban, Ceylan zade Mehmed, kethüda zade İbrahim, kasap esnafından Hamidin efendilere nikel donanma madalyaları ihsan buyurulmuştur. 

İstikbalimiz denizlerdedir

Numara: 156 / 107

Haftalık icmal:

Kont “ Georg von Hertling”) in son nutku

Ve

(Vittorio Orlando ile James Balfour) un cevapları

     Geçen hafta hem Rusya ile sulh muzakeratı matlup veçhile cereyan etmekte hem de dâhilden vuku bulan istimdadlar üzerine vazife-i isaniyeyi ifa etmek emeliyle müttefikin kavvası sürat bir kay ile Rusya dâhilinde ilerlemekte idi.

     Kont “Chernin” tarafından kendisine tebliğ edilen müttefikin matlup ve şeraitine karşı Romanya kralının muvaffakiyet kâr bir vaziyet almaması yüzünden Romanya ile müzakerat sulhiyenin akamete uğraması ihtimalinin kuvvetli olduğundan da bahis ediliyordu. 

     Şark cephesine ait şu birkaç satırı bitirip asıl maksada gelmeden evvel milli ajansın pek tatlı tebşirat atiye ye bir mukaddeme olmak üzere telakki ettiğimiz şu telgrafını kayıt etmeden gecemeyiz:

     Kafkas Müslüman komiteleri murahhasları İstanbul’a gelmişlerdir.  Evet!  Hulus niyet;  Fertleri olduğu gibi milletleri de hayır ve necata isal eder:  Mademki biz Osmanlılar pamal ve münkir olan hakk-ı hayatımızı müdafaa etmek için salaha sarıldık ve bu uğurda belki takat-ı beşerin tahammülünden fazla fedakârlıklar ihtiyarında sabit kadimiz, cenabı müntakim mazlumin elbette amel-i meşrumuzu bizden diriğ buyurmayacaktır.  Allahtan ümidimiz büyüktür.  O çarlık Rusya’sını inşallah bu günkü olduğundan daha perişan, münkasim ve muzmahil göreceğiz. 

     Mamafih çeşm-i basiret önünde ilim ve vukuat ilim daima malamal ibrettir. 

               Ahbâ şive-i yağmada bi-hot eyler a’da’-yı

               Huda göstermesin asar-ı izmihlal bir yerde!

     Japonya’da rivayete nazaran (Vladivostok) postu sermek üzeredir. 

     Devlet müşarünileyhin şu müdahalesi netayic mühimme ile malamaldır. 

     Buna dair olan haberlerin kesb-i vuzuh ve katiyet etmesine intizara harp umumi tarihinin en mühim sahifelerinden birine (Kont Hertling) in nutkuna nakl-i kelam edelim:

     Alman başvekilinin nutku hakikaten vaka ve şerait hazırenın icap ve tahammülü ile mütenasip bir şah – eser siyasettir. 

     Bir taraftan bütün dünyanın kendisine her şeye azim etmiş bir hasım yekvücut kesildiği diğer taraftan Rusya gibi muazzam bir düşmanının pa-mal ve perişan, hun ve ateş içinde çalkandığı;  ikinci derecede gelen müteaddit ve hadşinas küstahların da çizmesinin altında inlediği bir zamanda ne zaif ne gurur göstermeden ne insaniyetin amal sulh ve salahı rencide ne de milletin izzet-i nefsi ve ümit teâli ve inkişafını şikest etmeden (Reichstag) kürsüsünden bütün ağır bir vazife idi. 

     İhtiyar başvekil bu ağır vazifenin altından hissiyat-ı insaniye ile ihtiyacat milliyeyi telife kadar bir civan himmet olduğunu ispat ederek kalktı. 

     (Wilson) nun ve bütün itilaf taraftarları dillerine doladıkları <<adalet>> <<amal-i milliye>> ve <<hâkimiyet-i milliye>> gibi esasat cazibeye müstenit bir sulha kendisinin de taraftar olduğunu “Reichstag” ın heyecanlı kıpırdanışları içinde cihana ilan etti ve düşmanlarına <<hemen geliniz görüşmeğe başlayalım;  Böyle karşıdan karşıya laf atışmakta bir mani ve kaide bu kadar>> deri. 

     Adil ve milletlerin emellerine ve hâkimiyetlerine hürmetkâr ve bu sayede payidar olacak bir sulhu, bütün Avrupa’yı istila ve tehdidi altına bulunurken, Almanya’nın âleme ilan etmesi tarihin azamet ve ehemmiyetini tetkike doyamayacağı bir hadisedir. 

    “ Kont Hertling” yalnız mütevazıne bir kayıt ihtirazı ilave ediyor ve diyor ki;  Bu esasların yalnız Amerika reisicumhuru tarafından teklif olunması kâfi gelmez.  Bütün devletler ve bütün milletler tarafından tasdiki lazımdır.

     Kont Hertling’in muhatapları samimi olsalardı böyle bir kaydın zikrine bile lüzum yoktu, çünkü davamız nev-i beşerin sulh ve müsalemet ve umumi mütekabil bir hiss-i hürmet, muhabbet ve uhuvvet dâhilinde yaşamasıdır diyeceklerdi. 

Hâlbuki onların hakiki, muzmır kasıtları, gayeleri böyle bir ulviyetten katiyen mahrum ve tamamen mütekabilane, hodbinane olduğu için Kont Hertling’in teklifini asla kabul etmeyecekleri ve adaleti, amal-i milliye yi, hâkimiyet-i milliye yi kendi menfaatlerinden ibaret görmekte musırr kalacakları aşikâr idi.    

Kahramanlara hürmet:  Avusturya imparatorunun Bosna – Hersek Müslüman askerlerinin makberesini ziyareti.

     İngiltere emperyalizminden, Fransa müstemlekatından, İtalya dünkü semere-i tâğlîbinden, (Wilson) hiç olmazsa bütün yenidünya üzerindeki amal ve hayatından nasıl vaz geçebilirdi? 

     İşte bütün bu sebepler yüzündendir ki(Hertling) in o yüksek hitabesi evvela (Sunpeno) nun şöyle gülünç bir cevabına maruz kaldı.  <<sulh tekliflerini müttefiklerimizle birlikte tetkike amade isek de evvel emirde elimizde kavi teminat bulunmak lazımdır.>>

     Şu beyanata göre Mösyö Sunpeno, Berlin’i rehin almadıkça yahut Roma’yı rehine vermedikçe sulha yanaşmak niyetinde değildir.  İşi bilenler bu iki ihtimalden hangisinin daha akla ve insafa yakın olduğunu söylesinler!

     İngiltere hariciye nazırı (Balfour) un cevabı dahi aynı mealdedir. 

     Avam kamarasında Balfour müzakereye girişmenin şimdilik imkânsız olduğunu beyandan sonra şu sözleri söylüyor.  <<Kont Hertling’in nutku Almanya’nın bahş edeceği musaidatın azamilerini ihtiva eder suretinde telakki olunduğu halde bu tarzda müşafeheye nasıl ibtidar edebiliriz?

     Balfour’un şu ifadatı dahi müzakerat sulhiyeyi “Alsas – Loren” in ber-vech peşin Almanya tarafından Fransa murahhasına yüz görümlüğü verilmesi şartına tealik etmektedir. 

     Bu bela perverlikler karşısında insan bir uzlaşma sulhiyenin artık düşünülmemesi lazım geldiğine ve harp umuminin ancak silah kuvvetiyle ve tarafeynden birinin aman dilemesiyle nihayet bulacağına çarnaçar olmak istiyor.  İnşallah zafer nihai bizimdir. . .

     3 Mart 1334

HARP HAZIRIN MENŞEİ

     Muharriri:  Abdülrahman Şeref

Mabat

     Frankfurt muahedesinden yani Fransızların intikam politikasından teb’an eden cereyan adavet karane ber-veche maruz muhtelif amal ve arazın karışmasıyla cesim bir kitleyi aşıp biriktirip bir kere sedleri kırarak boşanır ise ne korkunç dalgalar husule getireceği bi-iştibah idi.  harpten tevâkki edenler için bütün maharet, bütün marifet sedleri sağlam tutmakta ve bir noktada rahne gözükünce derhal onu tamir edebilmekte idi.  hâlbuki Rusya’nın o zai’ mütecebbiranesi ve yedi sene de ordusunu beş milyon daha tezyid edecek olan maral aruz kanun cedidi ve Fransa’nın güya (Alsas – Loren) siz Fransa olamayacak itikadıyla ihtirasat nâriyeyi körüklemesi ve bu iki devletin tesanüd muhakemine karşı Almanya’nın bila pervazlığı sadeleri hadme hadım avamilden idi. 

     Mamafih herkes harpten müctenib çünkü yangın zuhur edecek olursa şiddeti ve daire-i şümulü ve mucib olacağı tahribat-ı maddiye ve nakliyat siyasiyenin derecesi ezhânı tahdîş eylediğinden netayici bu kadar vehim olan bir kâr sahif ve sakilin mesuliyetini deruhte etmekten herkes mütevakki idi.  lakin her tarafta galeyan artmakta, her tarafta sınıf askeriye <selam dur> vaziyetinde beklemekten usanmakta ve mefkûre-i sanatına visale can atmakta ve her gün teceddüd ve tekrar ebeden eşvak mubarezan ve teşvikat ve gakaraneleriyle ser iler tabakat aliyesini tahrik eylemekte velhasıl bir takım emaret hafiye korkulan infilak ba’id-ül vuku olmadığını istidlal ettirmekte idi.  Balkan harbi bu inkılabı tesri’ etti, barut kokusu zaten meşbu’ olan havayı nesimiye intişar ile meşamatta aksi tesir hâsıl eyledi.  Almanya eğer düşmanlarını ezmeği nuhbe-i makasıd edinmiş ise Fas ihtilafı ve Japon harbi misali geçmiş mesail ve fırsatlardan bilistifade daha o vakitler davranmalı idi.  Fırsatlar kaçırıldıktan sonra düşmanları günden güne teksir-i kuvvet eylemekte olduğundan ve Balkan harbi Avusturya’nın zararına olarak Slav siyasetine tefevvuk verdiğinden daha ziyade beklemek müstakil için muvafık hikmet ve basiret olup olmayacağı şüpheli idi. Rusya’nın pişdarı olan Sırbistan Avusturya’nın Slav eyaletine hemen göz diktiği Saray – Bosna da veliaht (Arşidük Franz Ferdinand) ın katli ile sabit oluyordu.  Vaki bir veliahttın itlafı milletler arasında bu gün vesile-i harp olamaz.  Ama ahval mesrude piş-teemmüle alınınca zaten mala mal ve lebriz olan cam aşıp ve fesadı taşıran son damla oldu.  Artık harp hail-i tahakkuk etti.  Tavassut ile konferans ile önüne geçilecek çağı geçti. 

     Avusturya hükümeti tarafından veliaht Arşidük Franz Ferdinand’ın katlinden bir mâh sonra Sırbistan’a tebliğ olunan mahud ültimatom bir ilan-ı harp mahiyetinde idi.  müzakerat siyasiye, meselenin suret-i dostanede hal ve tesviyesine gayri kâfi ve gayri muktedir idi.  Bir hafta zarfında leheb cân-sûz alevleniyordu.(1914)

     İtidal-i dem ve kemal-i bitarafı ile yazdığımız şu son satırlar vesaik-i resmiye ye müstenid değildir.  Beyneldüvel son hafta zarfında cereyan eden muhaberatı henüz tamamıyla görmedik ve harbin sebebi olmak töhmetiyle hiçbir kimseyi ve hiçbir hükümeti münhasıran itham etmeği muvafık şuur nasfet bulduk.  Bu afet daha ahval-i umumiyenin icabatından, netayic tabiiyesinden idi.  makalemizin başında söylediğimiz veçhile menşei Frankfurt muahedesi ve muacceli Balkan harbi olduğuna hüküm ederiz.

     Yalnız bir nokta, efkâr ve irade elyevm muhtelif fih kalmıştır.  Hatme-i makal olarak bu nokta-i mühimme –i ihtilaf hakkında bir iki söz söyleyeceğiz.  İhtilaf mebhus anhu İngiltere harp hazırdan hariç bırakmak imkânı olup olmamasıdır.  Çünkü harbi teşdid ve temdid eden İngiltere olduğuna nazaran bitaraflığı düvel-i merkeziyenin sürat muvaffakıyetini temin edeceğine kail olmayan yoktur.  Bazı zevat diyor ki Alman orduları Belçika tarikini ihtiyar etmeyip Fransa ya kendi hududu üzerinden hücum etse idi İngiltere’nin harbe iştirakine vesile verilmez idi.  Alman erkân-ı Harbiye’sinin bu küçük devlete kast nagehaniyesi İngiliz efkâr-ı umumiyesini galeyana getirdi.  Mösyö “Theobald von Bethmann-Hollweg” ile daha mebdei’ vukuatta İngiltere elçisi meyanında cereyan eden mülakatta Belçika’nın bitaraf lığına riayet olunmak hususu mevzuu bahis olduğu sırada sefirin muahede-i beyne düvel ile müeyyid olan Belçika bitaraf lığının ihlal edilmemesi muahede mezkureyi imza eden devletlerce mütehattim zimmet ahidsenası olduğunu ifade edip bu hususta ziyade ısrar göstermesine mukabele Almanya başvekili <<bir kâğıt parçası için bizimle harp edecek misiniz?>>  sözlerini ağızından kaçırmış ve Almanya’nın dahi hatemini havi olan ahid namenin kâğıt parçası makulesinden ad olunması İngiltere efkâr-ı umumiyesine pek sui tesir ederek hükümet harbe girmek için işbu sui tesirden külli istifade etmiştir.  Bu fikirde bulunan zevat şayet Almanya reis umurunda “Bismarck” mektebinde yetişmiş bir usta diplomat bulunsa idi ne yapıp yapıp esmayı üstüne sıçratmaz ve İngiltere’yi harbe sokmamağa bir yol bulur, bir hile siyasiye uydurur idi zehaını beslerler. 

     Diğer birçok zevat dâhi her ne yapılsa ve ne kadar “Bismarckizim” istimal olunsa İngiltere’nin harbe girmemesini ve 1870 de olduğu gibi Fransa’nın ezilmesine uzaktan seyirci gibi durmasını mümkünattan farz etmemektedir.  Bunların zu’muna göre Almanya’yı zir ü zeber ve kuvve-i bahriye ve rekabet ticariye ve sanayisini istisal eylemek aksayı maksad olduğundan İngiltere için böyle güzel fırsatın kaçırılmayacağına ve hatta zaruret his eylediği takdirde Belçika bitaraflığı davasından dem vuran bu devletin kendisi Belçika’yı pâ-zede-i tecavüz ve istila edeceğine katiyen hüküm etmektedirler.  Reviş hale ve yukarılarda mükerreren tavzih ve tafsil olunan İngiliz amaline nazaran işbu ikinci zümrenin rey ve beğenisi daha kuvvetli olduğu müsteban olmaktadır.

Hitam.

MUHAREBE GEMİSİ Mİ TAHTELBAHİR Mİ?

Mesail bahriye

     Şiddetli tahtelbahir harbinin ilanından bu ana kadar bir sene geçmiştir.  İngiltere, Fransa, Amerika, İtalya ve Japonya gibi büyük bahri devletlerle peykleri olan hükümet sagire sefin harbiyesinin adedi, binlere baliğ olduğu halde, bu kadar uzun bir müddet zarfında tahtelbahir tahribatının önüne geçilememesi her halde meraklı bir meseledir.  Sâlif-üz-zikr hükümetlerin deniz kuvvetleriyle müthiş menabi’ bahriye ve müessesat sanayileri henüz bu tehlikeye bir çare bulamadı.  Bunun esbabı nedir?  Burada mahsuren bu sebepleri taharri edelim. 

     Tahtelbahir tehlikesine karşı itilafçıların ittihat ettikleri tedabir tedafüye başlıca dört kısma ayrılabilir.

     1 – Mühim geçitlerde liman ağızlarında torpil tarlaları ve ağ manileri tesis etmek.

     2 – Sefin ticariyeyi top ile teçhiz etmek. 

     3 – Sefain ticariye kafilelerini harp gemileriyle himaye etmek,

     4 – Abluka mıntıkasında torpido muhripleri botları, balıkçı gemileri, bilhassa inşa edilmiş motorbotlar ve bu işe elverişli tenezzüh tekneleriyle karakol yapmak.

     Bu tedabir tedafiyenin kıymet ve derece-i muvaffakiyetlerini tedkik edelim;

     1 – Ağ ve torpiller tahtelbahirlere karşı mühim bir mani olmakla beraber ancak dar sularda kabil-i tatbiktir.  Şimal denizinin şimal ağzı bu vesait ile kapatılamadığından Atlas denizine çıkmak için tahtelbahirler her an büyük bir menfeze maliktir.  Ve burası kapanmadıkça bunların fiiliyatına hatme çekilemez.

     2 – Sefin ticariyenin teslihi bunları tahtelbahir tahribinden bir dereceye kadar kurtarmaktadır.  Fakat dünya yüzündeki tekmil ticaret gemilerinin topla teçhizi ve lazım gelen cephanenin tedariki ile topçu efradının yetiştirilmesi pek mümkün olmadığından bu tedbirin de tam tesiri olamaz.

     3 – Sefain kafilelerini himaye etmek belki temin edeceği menfaat kadar muzırat da tevlid eder.  Evvelen ticaret gemilerinin süratleri pek muhteliftir.  Keza denizcilik hassaları da başka başkadır.  Muhtelif-ül-cins gemilerin bir arada seyir edebilmesi için hepsinin en yolsuz geminin süratiyle seyir etmesi icap eder ki bu hal sürat nokta-i nazarından mühim bir ziyandır. 

     Saniyen müteaddit gemilerin bir anda limanı terk edebilmeleri için evvelce hamulesini almış olanların diğerlerini – tahmil oluncaya kadar – beklemesi icap eder, bu da ayrıca bir zarardır.

     Saniyen dünyanın muhtelif noktalarından aynı mersaya gidecek gemileri bir araya toplamak da pek güç bir meseledir.  Bu halde ticaret gemilerinin himaye edilmesi maddeten mümkün görünmemektedir.  Yalnız nakliyat ve sevkiyat askeriye gibi hususu bir işe memur gemilerin himayesi kabildir. 

     4 – Karakol meselesine gelince;  Bir torpido muhribi azami yirmi mil murabbaında bir sahayı karakol edebilir.  Şimdi abluka sahasının, daha doğrusu tahtelbahirlerin şiddetle icrayı faaliyet ettikleri sahanın sahilden yüz mil açık olduğunu farz edelim.  “Britanya” adalarını ihata eden sahanın tûlunu yüze zarp edersek binlerce mil murabba husule gelir ki buraları muhafaza için lâ-yuad muhribe lüzum vardır.  Yine farz edelim ki düşmanlarımız bu kadar muhrip tedarik edecek bu sahayı karakol edebiliyorlar.  Bu sefer tahtelbahirleri 50 mil kadar daha açığa sürelim, evvelki karakol işe yaramaz.  200 mil açıkta – tahtelbahirler sahilden 200 mil açıkta iş gördüğüne göre – karakol vazifesini başarmak için 3000 muhribe lüzum olduğu hesapen sabittir.  Bu da imkânsızdır. 

     Bundan anlaşılıyor ki İngilizler karakol gemilerinin adedini çoğalttıkça tahtelbahirlerin bir parça daha denize açılmaları, bunların hesabını daima alt üst etmektedir.

     Beyanat salifeye nazaran yapılacak iş kendi kendine tezahür eder.  Bu da tahtelbahirleri limanlarından çıkarmamaktır.  Yani etrafa yayılmadan tehlikeyi membaında hasr ve tazyik etmektir.  Bunun için Alman limanlarının medhalleni saç torpil ve ağlarla sıkı sıkı sed etmek iktiza eder.  Fakat limanları bu tarzda kapamakla iş bitmez.  Almanların bu mevakii tarayıp tahrip etmesine de mani olmak gerektir.  Binaenaleyh ağ ve torpillerin civarında da karakol yapmak zaruret peyda eder.  Bu vazifeye hafif düşman gemilerinin memur edildikleri faraziyesine göre Alman hafif kruvazörlerinin bunları def edeceği tabiidir.  Şayet İngilizler buraya daha çok hafif kruvazör gönderirlerse bu sefer cesim Alman muharebe ve zırhlı kruvazörlerinin meydana çıkacağı şüphesizdir.  Bunlara karşı İngilizlerin de muharebe kruvazörleri gönderdiklerini düşünelim.  Bu defa da Alman donanması

Mektep bahriyemizin teftişi:  çarkçı ve kâtip mektep bahriyesi muallimlerinin Cemal Paşa hazretlerine takdimi.

İş başına koşar.  Netice itibariyle torpil ve ağ manilerini beklemek için tekmil İngiliz donanmasının Alman limanları açığında mütemadiyen nöbet beklemesi lazım gelir ki bu pek tehlikeli ve gayri mümkün bir iştir.  Bu sebepten İngilizlerin, tahtelbahirleri limanda kapatmaları mümkün değildir. 

     Keza İskoçya sahilinden Norveç kıyılarına kadar 250 mili mütecaviz tûla malik olan şimal denizinin şimal ağzının da kapatılması müteassirdir.  Bu halde tahtelbahirler için her vakit Bahr-i Muhid Atlasiyi istila ederek icrayı tahribat etmek mümkündür. 

     Mecmuanın 103 cü nüshasında görüldüğü veçhile Amerika amiralinin tahtelbahir tehlikesini bertaraf etmek için Alman donanmasının tahrip edilmesi fikrini ileri sürmesi bundan neşet etmektedir. 

     Burada bir defa daha tekrar edelim ki tahtelbahirler faaliyet hazıralarını – tabii mürettebatın gayret ve fedakârlığı hariç – sırf büyük muharebe gemilerinden mürekkep olan donanmalarına medyundu.  Hülasa, denizci olmak isteyen milletlerin yalnız berayı müdafaa tahtelbahirler inşa etmesi kâfi değildir.  Her halde büyük gemilere ihtiyacı gün gibi aşikârdır. 

              Mehmed

BİR MİLLET NASIL TERAKKİ EDER?

mabad

     Bu müddet zarfında bu derece tezayüd vukuuna cihanın hiçbir memleketinde tesadüf olunamaz.  Bundan başka Japonya ticaret ve sanayi 1885 senesi esnasında büyük bir terakki-i nagehanı ibraz eylemiştir.  1903 tarihinde Japonya’da teşebbüsat muhtelife-i ticariye ve sanaiye tahsis edilmiş olan sermaye mecmuu 900 milyon yen idi.  bu sermaye-i azimenin daha o senelerde teşebbüsat umumiye ye masarruf olunduğunu nazar-ı dikkate alırsak Japonya’nın imarat ve iktisadiyatında yeni memleketlerin hiç birinde tesadüf edilemeyecek bir vüsat ve terakki vücut bulduğunu ve bu hususta Amerika, İngiltere, Fransa gibi bazı en müterakki memleketler müstesna olmak üzere Japonya’nın hükümet medeniye-i garbiyenin hiçbirinden geri olmadığı tezahür eder.

     İade-i hukuk tarihinden biri Japon milleti nüfusunda görülen nispet tezayüd de cidden akıllara hayret verecek derecededir.  Bu hususta yapılan tetkikat mahsusaya nazaran (  Tokugawa – şogun) zamanında Japon nüfusu o seneler de görülen fevkalade bir tezayütte dâhil hesap olduğu halde 26 ila 27 milyon kadar iken mürur eden otuz sene zarfında ahalinin miktarı 10 milyon daha fazlalaşmıştır.   Bu tezayüd nüfusun, onunla mütenasip bir servet-i milliye tezayüdü olmadıkça vukua gelmeyeceğini kayda lüzum yoktur.  Binaenaleyh, bu tezayüd nüfus meselesi de servet milliyenin tezayüdünü müş’ir bir delil makamındadır.

     Eğer biz “yani Japonlar” melel mütemeddine-i cihan ile rekabet edebilmek istiyor isek memleketimizi terakkiyat müteakibeye ve müteselsileye mazhar etmek için hükümet ile teşrik-i mesai eylemeliyiz.  Bir millet ve memleketin kuvvet ve vesaik mevcudiyeti terakkiyat ve tekamülat müteakibeye mazhariyetle vücut bulacağı gibi terakkiyat vücut buldukça da ahalinin üzerine müterettib ve zaif milliye ve mesuliyetler tezayüd ve kesb-i ehemmiyet eder.  Bizim vazifemiz memleketi salik olduğu tarik terakki ve tekamülde bir an bile tevakkufa mecbur olmaksızın ilerletmek olduğu halde bu öyle kolay bir vazife değildir.  Çünkü Bu nevi mesaiyede seciye-i milliyeyi rencide edecek girîvelere sapmak da mahuddur.  Binaenaleyh:  Bu mesai büyük ihtiyatların ve tedbirlerin rehberliği ile yürüyüp gitmelidir.  Bu cümleden olarak nevi askeriyemize güvenerek cabbarlık etmekten, satvet hükümeti ecanibe karşı sui istimalden pek ziyade ictinab eylemelidir.  Çünkü böyle ya külliş bir yol tutulup da netice de kati bir mağlubiyete duçar olunursa yalnız şeref ve haysiyet-i milliye kayıp olmakla iş bitmez.  Japon hükümetinin mevcudiyeti de tehlikeye düşer. 

Harp hazırın esbab-ı zuhurunu pek vukufane ve bi tarafane bir surette tahlil ve tedkik etmiş olan üstad fazilet perverimiz âyandan vaka nüvist

Abdülrahman Şeref Bey Efendi Hazretleri.

     Çin’in istikbali yalnız bir “aksa-yı şark” meselesi değil, belki bütün bir cihan meselesidir.  Binaenaleyh aşağı ki sualleri irad etmek muvafık olur: 

     1 – Çin umurunun ahval atiyesi ne olacaktır.

     2 – Çin ülkesiyle o kadar yakın komşu bulunduğu cihetle Çin’de o nispette fazla menafi bulunan Japonya’nın Çin’deki mevki müstakbeli ne olacaktır?

     Bu suallerin cevabını vermek hal-i hazır için pek müşkül olduğunu itiraf ederim. 

     Japonya ile ettiği harpten beri Çin hatası yeni tehlikelere, müdahalelere maruz kalmakta ve cihanın bütün hükümet muazzamasının bu ülkede menafi azamesi, münasebat kesiresi mündemiç bulunmaktadır.  Binaenaleyh Çin rical-i siyasiyesinin memleketlerinin istiklal ve itibarını temin ve tesis eyleyecek mesaiye fevk-al-hadd sırf fikir vücut etmeleri lazımdır.  Japonya’nın bu hususta ki tavır hareketine gelince, Japonya’nın Çin hükümetinin muhafaza-i mevcudiyet ve istiklalinde menafi azimesi olduğu pek aşikâr bir hakikattir.  Başvekâleti terk ettikten sonra mehaza bu mütalaatın ilcası ile Çin’de bir seyahat müdekkikane icra ettim;  ahalinin hürmet ve itimadına mazhar olmuş rical hükümetle mülakat ederek hakayık ahvali kendilerine birer birer izah ettim.  Çin nüfus azimesinin a’sar medideden biri tevarüs ettikleri itikadat ve itiyadat mahsusaya karşı Japonya gibi süratle tarik terakki ve tekâmül sevk olunamayacakları bence tahakkuk etmiştir.  Bununla beraber bu vakte kadar Çin halkını ileri götürmek için zuhur etmiş olan birçok fırsatların da fevt olunduğu şüphesizdir. 

     Mülakat ettiğim Çin rical siyasiyesi Çinlileri usul cedide üzere ıslah etmekliğin pek müşkül bir vazife olduğunu söylüyorlardı.  Çin ülkesi birkaç Japonyalı ihtiva edecek derecede vasi olarak gibi ahalisi de Japonya ahalisinin on misli fazladır.  Mahsulat arziye kesir, enharın kesret vüsatı sebebiyle siper safain dahili sehildir.  Ahali pek çalışkan, suret-i maişetleri pek sade, sefilanedir.

     Binaenaleyh, şayet Çin ticaret ve sanayi dâhiliyesini ıslah ve tevsi edecek usuller tatbik olunursa bu memleketin cihanın bütün ecnebi pazarlarına her nevi eşya ve emtea yetiştirebileceğine şüphe yoktur. 

     Lakin yukarıda söylediğimiz gibi Çinlilerin bizzat bu ıslahatı vücuda getirebileceklerine ümit olmadığından dünyanın birkaç büyük hükümeti Çin hatası dâhilinde kendi paraları ile şimendiferler yaparak, madenler işleterek, sanayi mahallîye şubelerini idare ederek memleketin menabi servetinden kendi hesaplarını istifade yolunu tutmuşlardır. 

     Miktar nüfusu 400 milyonu mütecaviz olan Çin ülkesi hükümet ecnebiye sermayesiyle terakkiye sevk olunmakla beraber bu ülkede tekamülat ve terakkiyat kafiye hâsıl oluncaya kadar Japonya’nın Çin dâhiline azim miktarda ithalatta bulunmasına mani yoktur. 

    << İade-i hukuk >> tarihi olan 1868 senesinden beri Japonya’nın ticaret hariciyesi terakkiyat azime husule getirmiş olup memleketin en büyük müşterisi hükümet Müttehide-i Amerika’dır.  Lakin Japonyalılar bununla kanaat etmeyip Çin ülkesini dahi kendileri için vasi bir pazar ihracat haline getirmeğe çalışmalıdırlar.  Ticaretimizin talep ve arz kaidesine göre vukua gelmesi lazım olduğunu tekrara hacet yoktur.  Çünkü arz olunan meta ne kadar çok olursa olsun müşteri tarafından talep vaki olunacak mahiyette vücuda getirmeğe çalışmalıyız.  Çin ülkesinin müstakbelde Japonya mamulat ve mahsulatı için en büyük Pazar talep, sahne-i ticaret olacağına şüphe olmadığından bu memleketin ahval vekayıını, kemal-i dikkat ve basiretle nazar-ı dikkatte bulundurmağa mecburdur. 

Mabadı var

               Ali Şükrü.

Vatanperverane edebiyat numuneleri

LEHİSTANIN SUKUTU

Ve

Ekon

     Gembil’in şu meşhur manzumesi Lehistan’ın inkırazı üzerine izhar edilmiş bir feryat alicenabane idi.  Harp umuminin hadisat muazzamasını metin, bükülmez kollarıyla fikirlerine göre idare eden düvel-i merkeziye-i müttefikenin en çetin ve en kahar bir istibdad ve esaretten Lehistan’ı kurtardığı ve hudut şarkıye vekayinin bir netice mesudeye dayandığı şu esnada artık bir hatıra-i muellime haline inkılab eden manzumeyi Türkçeye nakilden men –i nefis edemedim. 

     Ey hakikat mukaddese!  Zafer ve hâkimiyetin bir müddet için durdu;  o müddette ki;  şimalin haşin bıyıklı ve sakallı muharipleri arzın latif vadilerine bir tufan gibi döküldüler, muharip ve garet avazeleri her tarafı doldurdu, katliam bandırmaları mazlum Lehistan’ın üzerinde dalgalandı.

     Varşova’nın son kahramanı şehrin kalesi üzerinden bir beyaban harabi olan geniş sahralara atıf enzar ederek figan etti.

  • Ey Allahlım! Bu yaraları kanayan vatan mı kurtar! İlim ulvide şeci’ ve

Vatanpervere siper olacak bir dost kudret yok mudur?  Şu anda zulm ve tahrip her ne kadar bu sevimli sahraları silip süpürmüş ise de, kalkın ey ebnayı vatan ki;  bizim vatanımız olan mevcuttur!

     Vatan;  Bu müthiş isimle kıralicimizi başımızın üzerine kaldıralım ve onun için yaşamağa, onun için ölmeğe ahd edelim!

     O böyle söyleyince kale siperleri üzerinde sadık cengâverleri, pek az lakin hepsi bi-perva olarak dizilmişlerdi.  Ayakları metin, hatveleri ağır, korkunç bir cephe teşkil etmişlerdi.  Bad-ı saba gibi sessiz, lakin fırtına gibi hevl-nâk idiler.  Bandıraların, âlemlerin arasından ağır mırıltılı sesler işitiliyordu. . .  Parola:

  • Ölüm yahut intikam!  İdi.

Sonra keskin borular bahadırları hücuma sevk etti. Ve bülend çan sesleri onların son baskınını ilan eyledi.

     Beyhude! Ey bir avuç kahraman!  Yazık ki, yıldırım savletiniz düşmanın her safında beyhude gürleyip dolaşır. . .

     Ey kitab zamanın en kanlı levhası;  İşte Sarmatya (1)

     Artık sukut istedi;  hiçbir kabahatsiz ve arkasından ağlanılmadan!  Lehistan ne alicenap bir dost buldu.  Ne merhametli bir düşman:  ne silahlarında kuvvet gördü, ne elim ve matem bir şefkat!

     Artık bitap kalan avucundan parçalanmış mızrağı düştü, parlak gözleri kapandı.  Hayat şevket ve azameti nihayete erdi.

     Ümit, bir vakit için cihana elveda eyledi ve Koçosoko zemin helaka (2) düştüğü vakit hürriyet feryat etti.

     Güneş grup etti, lakin orada ölme ve öldürme bitmedi. 

Kıtal pür velvâl havayı nısf-ül-leyli titretiyor. Prag’ın tak muazzamı üzerinde harabi alevleri yanıyor, hun rizanı ta aşağılarda müberrildayan suları boyuyor. . .

     Nihayet düşman hücumu muvaffakiyete erdi, kale bendinde bir yol açılıyor, havf ve haşyet ve meyusiyet avazesi yükseliyor.

     Dinle!  Âli binalar ve sütunlar duman ve ateş içinde derin gürültülerle düşerken zemin titriyor, kızıl kıvılcımlar birçok şihablar gibi asumana yükseldi. . .

     Ve sanki:  Ruhu hassas tabiat bu anın feryadı önünde titriyor.

     Ey beşeriyetin muazzam ölülerinin ervah-ı kadiresi!  Ey Maraton ve Loktera cenk meydanlarında kan dökenler!  Ey cihanın muhibleri.   Keskin kılıçlarınızı beşeriyete istiare ediniz, onun dava-yı mukaddesi için mübarezeye geliniz ve ilk sınıf harbe geçiniz de bedbaht Lehistan’ın kanlı gözyaşlarını dindiriniz.  Onun kolunu da kendi kollarınız gibi takviye eyleyiniz. . .

          Servet Seyfi

  • – maksad Lehistan dır.
  • (2) – Lehistan son müdafi kahramanıdır.

     Tetebbu

KUTUP MIKNATISI VE SURET-İ KEŞFİ

     1827 sene miladiyesinde İngiliz kaptanlarından Perry’nin [William Edward Parry] nin kutup şimali seyahatinden avdetini müteakip Sir [Captain John Ross] tarafından İngiltere bahriye nezaretine yeni bir seyahat şimaliye icrası için bir plan takdim olunmuştu. 

     Bundan evvel mıntıka-i müncemide-i şimaliye keşfiyatına giden bütün sefain yalnız yelkenle müteharrik idiler.  Sir John Ross ise birinci olarak yapacağı seyahatte buhar sefinesinin kullanılmasını teklif eyledi.  Mumaileyhin tekalifi bahriye nezareti tarafından ret edilmiş olduğundan planını mister “Boss – John Murray” isminde pek zengin bir muhibbine arz etti.  Bu esnalarda İngiltere parlamentosu tarafından (şimal garbi memerri)nin keşfine verilmek üzere bin İngiliz lirası mükâfat nakdîye mevcut olduğundan zengin mister Boss şayet John Ross ‘un teklifini kabul ederse herkes tarafından bu paraya tamah işe girişmiş olduğu zan edileceği düşüncesiyle dostunun fikrini ret eylemişti.  Malum olduğu üzere (şimal garbi memerri) meselesi on sekizinci asır nihayetlerine doğru Avrupa ulemasının ve meşahir melahinin efkâr ve ihtirasatını pek şiddetli bir surette işgal etmiş, birçok zamanlar böyle bir memerr vasıtasıyla “Horn burnu” nu tehlikeli [Macellan] boğazını geçmek mecburiyetine zan olunmuştu.  Bu maksada vasıl olabilmek için ne kadar nukud ve hayat zayi olduğu esfar ve keşfiyat bahriye tarihi tetkik edenlerce malumdur. 

Cephelerde:  iğtinam edilmiş bir İtalyan topu

     Bir müddet sonra parlamento tarafından (Şimal garbi memerr )  keşfine mahsus olunan 20 bin lira mükâfat geri alındığından mister (Boss) bütün mesarifi kendi tarafından tesviye edilmek üzere bu mıntıka-i Şimaliyeye bir heyet keşfiye tertibi için Sir John Ross’a selahiyeti ve esma’ i’ta etti. 

     Hemen “Victory” yani muzafferiyet namında yandan çarklı bir vapur mubayaa edildi.  Bu sefine mubayaa olunduktan sonra teknesi mükemmelen takviye edilmiş ve içerisinde bazı ıslahat lazıme icra olunmuştu.  Bundan başka bir hayli mesafeye kadar beraber bir depo sefinesi de gidecekti.  Lakin bu sefinenin mürettebatından kısm-ı azamı (lök-reyyan) mevkiinde ısyan ettiklerinden heyet keşfiyeyi hamil (Victory) sefinesine hemen hiç faydaları olmamıştır.

     Diğer cihetten (Victory) sefinesi de bir takım kazalara müsadif olmuştu.    Sefinenin makinası büsbütün elverişsiz çıkmış, seferin ilk kısmında kumandan için büyük endişe ve müzahime sebep olmuştu.  Şurası da düşünülmelidir ki;  O tarihte açık sularda seyr ü sefer eden vapur sefainini henüz zuhur etmiş ve gayri mükemmel olup Bahr-i Muhit postaları ise daha saha-i hayalde bile yoktu.  Filhakika [Symington] un ilk nehir vapuru [Forth and Clyde Canal] üzerinde ilk seferini 1788 senesinde, yani otuz dokuz sene evvel icra etmişse de ilk denize çıkan vapur teknesinin birinci seferi 1815 senesine tesadüf eder.  Bu ilk seferde ancak “Glasgow” ile “Londra” arasında icra edilmişti.  Filhakika 1819 senesinde bir Amerika vapuru bir geçitten bir Muhit-i Atlâsîye geçerek “Liverpool” a geldi.  Lakin ancak 1838 senesinde idi ki; “ SS Sirius (1837)” ve “Great Western”  namındaki vapurlar Bahr-i Mühit-i Atlâsî’yi geçerek bu yolu açtılar.  Binaenaleyh Sir [Captain John Ross]    talep olduğu bu keşfiyat seferinde vapur kullanmağa karar vermekle büyük bir fikir teceddüd teşebbüs kârlık göstermiş oluyorlardı.  Hâlbuki Bu son senelerde hükümetler tarafından icra ettirilen keşfiyat seferlerinde sefainin yardımcı veya tam buhar makinalarıyla mücehhez olduğu, hatta balina seyahatlerinin bile vapurlarla iş gördükleri malumdur. 

     Heyet seferiye İngiltere’den 1829 senesi Mayısının 23 ncü günü hareket etti ve 1833 senesi Teşrin-i evvelinin 18 nci günü tekrar vatana avdet etmek nasip oldu.  Demek sefer müddeti dört sene ve beş aya baliğ olmuştu. 

     Kaptan Sir [Captain John Ross]    tarafından bu sefer esnasında (kral William) arazisi ile heyet-i seferiye mesarif azimesini o kadar civanmerdane tediye etmiş evvela Mr. Boss’un namına nispetle tevsim edilmiş olan Buzya kıtası bunca icra olunan mesaha-i bahriye netayiçi tamamıyla sıhhate makrondur.  Lakin mesaha sahnesi o kadar vasi değildir. 

     Bununla beraber Sir [Captain John Ross] un bu sefer medidinin en şayan-ı dikkat neticesi kutup mıknatısı mevkiinin suret-i ameliye ve katiyede keşif ve tayinidir.  Malum olduğu üzere medeniyete bu kadar hizmet azimesi olan kuvveyi mıknatısıyanin merkez esrarengizi olan kutup mıknatısı coğrafi ile aynı noktaya tesadüf etmez. 

     İşte bu kutup mıknatısı bahis eylediğimiz seferde ve 1831 Haziranın birinci günü Sir [Captain John Ross] un birader zadesi James Ross tarafından keşif ve ta’yin olunmuştur. 

     “Sir James Clark Ross” buzlar üzerinde gemiden çıkıp kızak ile taharriyata başlamadan evvel sefinenin kutup mıknatısı civarında bulunduğu suret-i katiyede anlaşılmış idi.  filhakika mevkiin (yani kutup mıknatısının) keşif ve ta’yininden sonra anlaşılmıştır ki;  Sir James Clark Ross dahi gemiden çıkıp 1830 senesinde icra ettiği bir kara seyahatinde kutup mıknatısı ya on mil kalıncaya kadar takrip etmiş ise de yanında alat fenniye-i lazıme bulunmadığından mevkiin ta’yinini mümkün olamamıştı. 

     Sir James Clark Ross ’un “Victory” sefinesinden icra ettiği kızak seyahati esnasında hava fırtınalı ve pek fena olduğu halde fevkalade bir kaza vuku bulmaksızın bil hesap ta’yin olunan kutup mıknatısı mevkiinden 14 mil mesafede bulunduğu anlaşılmıştı. [31 Mayıs]

     Bunun üzerine eşya ve erzakın kısm-ı azami geride bırakılarak heyet-i seferiye, böyle ahval müstesna tahtında mazur ve tabii görülecek bir heyecan ve meserret taht-ı tesirinde mevki matluba doğru hareket etti. 

     Ertesi sabah zevali saat sekizde seyahat nihayet buldu.  Ve azim meşakkatler, tehlikeler içinde bitap kalmış seyyahlar pek nadir tesadüf olunabilecek surette bahtiyarlığa, muvaffakiyete mazhar oldular.  Nihayet o esrarengiz <<kutup mıknatısı>> üzerinde bulunduklarını suret-i katiyede anlamışlardı. 

     Bu nokta-i mühimmenin ve civarının şekil tabiyesini tarif için birkaç satırcık yazmak fazla olmaz.

     (Sir James Clark Ross) yazıyor ki: 

     Arazi bu noktada sahile yakın pek menhat olup takriben bir mil kadar içeride elli altmış kadem irtifaında sırtlara yükselir.  Bu kadar mühim bir mevkiin şekil tabliyesinin daha şayan-ı dikkat ve mütemayiz bir surette olmasını ister idik. 

     Mesela bu nokta-i meşhureyi a’lam edecek yüksek bir dağ mevcut olmamasına teessüf etmemek mümkün mü idi?  bu halet-i ruhiye içinde heyet-i seferiye efradının kutup mıknatısını Arapların “Bin Bir Gece” hikâyesindeki “Sinbad el-bahri”nin meşhur cebeli yahut bir kûh ahenin, hiç olmazsa Alp silsilesinin “Mont Blanc” cebeli cesametinde bir mıknatıs olduğu zanlarını bile mazur görüyordum. 

Cephelerde:  ilk Amerikan esirleri.

Lakin tabiat muazzam ve esrarengiz kuvvetlerinden birine merkez müdehhir ittihaz ettiği bu mevkii yek nazarda irae edecek bir abide tabiiye rekzile tefrik etmemişti:  binaenaleyh, bizim bu hususta mesaiyemizin neticesi de tabii mahdut ve ehemmiyetsiz olacaktı. . .   Mamafih;  burada pek az evvel meskûn iken şimdi terk edilmiş birkaç “ Eskimo“ kulübesi bulmak bahtiyarlığına nail olmuş idik. . .

     (Sir James Clark Ross) tarafından burada hemen bir takım rasadat fenniye icra olundu.  Burada inhitat ibresi ile yapılan tecrübe neticesinde pusula ibresinin inhitatı 55 dakika 89 derece bulunmuş, yani vaziyet umumiyeden ancak bir dakika inhiraf etmiş idi ki;  merkezinin rasatların tam ayakları altında olduğunu iş’ar ediyordu.  Diğer cihetinden heyet seferiye nezdinde bulunan müteaddid ufki pusula ibrelerinin suret-i katiyede gayri müteharrik kalmasından dahi hakikat müsteban olmakta idi.  elhasıl o anda cihanın nukat muhtelifesindeki pusula ibrelerinin müteveccih bulunduğu şu noktada kuvve-i muazzama mıknatısıyenin hassa-i iş’ariyesi sefere müncer olmuş idi. 

     Keşifler İngiltere bandırasını kutup mıknatısı üzerine rekz ettiler.  Ve burasını büyük Britanya ve büyük Britanya kralı dördüncü William namına istimlak ettiler.  Hemen bir sütün rekz olunarak içerisine sefer keşfinin tafsilatını ve kaşiflerin ismini havi bir peşrev mermisi kutlaması vaz’ olundu. 

     Kaptan James Ross diyor ki;  Mısırdaki kadar azim ve muhayyel bir ehram olsaydı bu heyecanengiz günde şu ufak sütun kadar bizim şevk ve emelimizi tatmin ve tatyib etmezdi. . .

     Heyet kaşfiye gemiye avdet esnasında şedid kar fırtınalarına ve bir takım müzahime tesadüf ettiyse de nihayet salimen muvasalat eyledi.

          Ali Riza Seyfi

Harp bahri

(Ösel)de Alman bahriyesi

     Ösel seferinde Alman donanması, iki vazife ile mükellefti.  Bunlar da:  1 – ihraç ordusunu, mayın maniaları, tahtelbahir tehlikeleri arasından doğru nakil ve sevk etmek.  2 – Karaya ihracı takdirinde kuvve-i seferiyenin, Rus donanmasına karşı cenahının muhafazasını temin eylemekten ibaretti.  İlk vazifenin müşkülatı  [Dago] körfezinde selametle karaya çıkmamış bulunan hiçbir kimse tarafından takdir edilemezdi. 

     Baltık denizinde cari olan deniz harbi, her şeyden ziyade mayın harbi şeklinde icra edilmekte bulunmuştu.  Ösel adası civarında kesif bir mayın tarlası vücuda getirilmiş idi, buna ilaveten “Hango” ve “Haapsalu”  havalilerindeki üss-l harekelerinden doğru icrayı hareket eden sekiz İngiliz tahtelbahri, bu sularda nakliyat-ı askeriye için ciddi ve hakiki birer tehlike mahiyetinde bulunmak lazım gelirdi.  Bu hale nazaran mayın taharri filotillası bütün bu teşebbüs askeriyenin ruhu mesabesinde bulunuyordu.  Hâlbuki Çanakkale tecaribine nazaran “Kurland” da kâin Domesnes baron ile Ösel adasının müntehayı cenubisini teşkil eden Zarel’deki 30,5 luk ağır bataryalar arasında kâin dar ve mayın dökülü geçit zorlanamamak ve adanın şimal tarafına doğru isal eden kenpeş yol intihap edilmek lazım geliyordu. 

Cephelerde:  Adriyatik sahilinde Avusturya – Macar topu.

     Mayın taharri gemileri, her an berhava olmak tehlikesine maruz bulunan bu ufak, hemen hemen denize gayri mütehammil ve fedakâr gemiler işe başladı.  Fena hava, ameliyata sekte iras etti.  El nihayet bahriye, irkab işaretini veriyordu.  Bir tahtelbahir, bundan mukaddem Dago körfezine gitmiş;  hiç bir fevkalade hal görmediği ve sahilde sükûn ve sükûnet hükümran olduğunu bildirmişti.  Diğer tahtelbahirler, geceleyin donanmanın mayın tarlaları – Rus ve Alman – içinden doğru selametle seyir edebilmesine medar olmak üzere daha gündüzden fener dubalarının yerlerini tayin eylemişlerdi.  Şafakla beraber fener dubaları, tahtelbahirlerin yerlerini alıyordu. 

     Ayni zamanda donanma, vazifesinin ikinci kısmını da hazırlamıştı.  (Zerel) bataryaları, kara cihetinden zapt edilir edilmez, Alman donanması da, Rus filosunu karşılamak ve Moon adasına geçen piyadenin cenahlarını himayesini temin eylemek üzere Riga körfezine geçmek lazım geliyordu.  Riiga körfezinde istihsal hâkimiyet etmeden Moon adasına geçmek imkânsız idi.  hâlbuki bilahare Rus donanmasının bağteten (Aransburg)  önünde görünmesiyle sabit olduğu vech üzere böyle bir emniyet elde edilmediği surette bütün seferin tehlikeye düşeceği müsellimdi, mayın tarayıcılar, burada dahi işe girişmiş, Zerel civarına kadar büyük gemilere yol açmağa muvaffak olmuştu.  Bu ameliyatın derece-i müşkülatı günce ancak 1000 metre ileri gidilebileceğini öğrenmekle takdir edilebilir. 

     Nihayet alamer, her şey hazırlanmıştı;  Mayın taharri filotillası, ilerliyor.  Peşinde iki cesim (mânia kırmağa mahsus) gemi, bunlardan sonra torpido botlar, daha sonra Alman açık deniz donanması ve el nihayet de imkân-ı beşer dâhilinde taht-ı emniyete alınmış nakliyeler geliyordu.  Zikzak seyir eden torpido batlar, müteyakkız çoban köpekleri gibi kuvve-i seferiyeyi tahtelbahir taarruzatına karşı himaye ediliyordu.  Bir gün evvel de bir torpido bot filotillası denize çıkmıştı.  Bunun vazifesi, “Pomeradort” civarında vukua gelecek ihraç hareketini setr ve himaye etmek;  Dago adasının cenubindeki Kasarvik körfezinde istihsal hâkimiyet eylemekten ibaretti. 

     Bu küçük körfezin, “Ösel” ve bilhassa “Moon” harekâtına nazaran, ehemmiyet azimesini bittabi takdir eden Ruslar, buraya mühim miktarda Kuvayı harbiye –i bahriye cem eylemişlerdi.  Burada on üç muhrip, iki gambot ve bir hayli torpido bot, Alman torpidobot kuvvetine karşı çıkıyordu.  Bil netice bir deniz muharebesi vukua geldi.  Yeni ve cesim Rus muhribi “ Grom”, muharebeden ıskat edildi.  Habri gambotu, mezkûr muhribin bordasına yanaşarak mürettebatını aldı v ve diğer botlarla beraber şarka doğru çekilip gitti.  (SMS Grom) muhribi, Alman bandırası altında yedeğe alınmışsa da pek ziyade rahnedar olduğu için bilahare bir tarafına yatıp devrilmişti.  Hafif Rus Kuvayı bahriyesinin diğer kısmı “Moon” adasının kısm-ı garbisini ve demir yolu köprüsünü topa tutmuştu.  Bu işler ayın 14. cü günü oluyordu.  Teşrin-i evvelin 15.nci günü ba’de-z-zeval “Aransburg” önünde bir Rus filosu görünmüş, zahir hale nazaran 3000 Rus esiriyle bir avuç Alman piyadesi bulunan şehri topa tutmak niyetinde bulunduğuna intikal edilmişti.  Bütün şehir, imdat işaretleri ile ayaklanmış, deniz tayyareleri havalanmış ve “SMS Slava” zırhlısını bombalamıştı. 

     Ayın 15 – 16.ncı gecesi bir Alman filosu, Zaral ve Domesnos burunları arasından geçmeğe muvaffak oluyordu.  Bu filo, “Moon” adasının cenup burnu açığında bulunan Rus donanmasının mukabelesine şitab ediyordu.  İki Rus hatt-ı harp gemisi, üç büyük kruvazör, üç küçük kruvazör ve bir hayli torpido bot hala burada kalıyor, hiç olmazsa Moon adasını muhafaza teşebbüsünde sabitkademe bulunuyorlardı.  Bu kuvvet adaya taze bir leva ve bir ölüm (fedai) taburu nakil etmiş, Alman askerinin Moon adasına geçmesine mani olmak, en fena bir ihtimalin tahkiki halinde Rus askerinin geri alınması setr ve himaye eylemek ile mükellef bulunmuştu.  Mamafih bunların ikisine de muvaffak olamadı.  Mesafe-i baideden icra edilen deniz muharebesi neticesinde Rus donanması, geniş Moon boğazının dar geçidine sürülmüş:  Moon boğazında SMS Slava zırhlısı da gark edilmişti.  Müteakiben Rus donanması, Moon boğazından doğru Finlandiya körfezine ricat eylemiş.  Düşman bahriye tayyareleri tarafından

Cephede:  İğtinam edilmiş ağır İtalyan topu.

Takip edilmiş;  Askeri geri almak üzere beraber getirilmiş oldukları dört nakliye vapuru da batırılmıştır.

     Ertesi gün Moon boğazı açılmıştı.  Boğaz mahrecinde tahtelbahirler, donanmayı bekliyordu.  [Bogatyr] namındaki Rus kruvazörü ağır surette yaralanmış ve bir nakliye gemisi batırılmıştı.  Ruslar, hareketlerinden mukaddem dar geçit yerini vapur batırarak mayın dökerek kapatmışlardı.  Bu hal Rusların Riga körfezinde hâkimiyet bahriyeden feragat ettiklerine kati bir delil mahiyetini haiz eder. 

     Baltık harekâtının ilk gününden, cesim muharebe gemilerinin Zerel önünde nümayiş hareketleri yapmalarına Riga körfezine serbest bir geçit açılmasına, Moon boğazı muharebesine kadar sevk eden vakayı, deniz hâkimiyetinin ehemmiyetine delalet eder.  Ösel seferi gibi fevkalade mesut bir teşebbüsün mevki fiile isal edilebilmesi, ancak hâkimiyet bahriye ile mümkün olabilmiştir. 

          Mehmed.

ISKAJERAK MUHREBE-İ BAHRİYESİ

17

MABAD

Tarafeynin zayiat umumiyesi:

     Muharebenin dört safhasında tarafeynin uğradıkları zayiatı, ber-vech-i âti hülasa ediyoruz. 

     İngiliz zayiatı;

Muharebe kruvazörleriHMS Queen Mary 30,000 ton 1200 mürettebat
       <<          <<HMS Indefatigable 19,050 ton   780 mürettebat
     <<          << HMS Invincible 20,300 ton  780 mürettebat
Zırhlı kruvazörlerHMS Defence  14,800 ton 850 mürettebat
     <<          <<HMS Warrior  13,750 ton 700 mürettebat
     <<          << HMS Black Prince  13,750 ton 700 mürettebat
muhrib rehberi Hms keeprary  1,900 ton 160 mürettebat
 muhrib HMS Nestor   1000 ton 120 mürettebat
     <<  HMS Nomad  1000 ton 120 mürettebat
     << HMS Turbulent  1000 ton  120 mürettebat
     << HMS Ardent   950 ton  100 mürettebat
     <<  HMS Fortune  950 ton  100 mürettebat
     <<  HMS Shark  950 ton  100 mürettebat
     <<  HMS Superhawk.  950 ton  100 mürettebat

     Alman zayiatı:

Muharebe kruvazörleriSMS Lützow 28,000 ton 1125 mürettebat
Hatt-ı harp zırhlısıSMS Pommern 13,200 ton   743 mürettebat
 Küçük kruvazör SMS Wiesbaden   4,900 ton   400 mürettebat
     <<          << SMS Rostock  4,900 ton   373 mürettebat
     <<          << SMS Elbing  4,900 ton   373 mürettebat
     <<          <<  SMS Frauenlob  2,700 ton   281 mürettebat
 Muhrip kruvazörüBeş tane  2,900 ton   209 mürettebat

     Bu hesaba göre; 

     İngiliz zayiatı      120350 tonluk 14 gemi

     Alman zayiatı      61500  tonluk 11 gemi

     Batan gemilerde boğulan mürettebat miktarına gelince:

     İngiliz 5053 zabit ve nefer.

     Alman 1624 zabit ve nefer

     Tabii her iki tarafın gemilerindeki mürettebat meyanında epey miktar telef ve mecruh daha vardır.  Alman bahriye nezaretinin tebligatına nazaran, Almanların mecmu zayiatı 2414 telef ve 449 mecruh, İngilizlerin ki ise Almanların tahminine nazaran 6900 telefattan ibarettir.

     Tarafeynin yekdiğerine isnad ettikleri azami zayiatın miktarı da bir hatıra olmak üzere kayıt ediyoruz:

     Almanların iddiasına göre İngilizlerin zayiat:

     2 muharebe gemisi, 4 muharebe kruvazörü, 4 zırhlı kruvazör, 2 küçük kruvazör, 5 muhrip rehberi, 7 muhrip, 2 tahtelbahir, ceman 239,050 ton.

     İngilizlerin iddiasına nazaran Almanların zayiatı:

     2 muharebe gemisi, 1 eski muharebe gemisi, 1 muharebe kruvazörü, 5 hafif kruvazör, 6 muhrip, 1 tahtelbahir, ceman 115,000 ton.

     İngilizler bunlardan maada 1 muharebe gemisi, 1 muharebe kruvazörü, 3 muhribi de <<limana avdetlerini son derece şüpheye duçar edecek kadar şiddetli hasara uğradıkları görülmüştür>> Alman zayiat listesine ilave etmişlerdir. 

     İngilizler, bunlarla beraber Alman zayiatını takriben 165,000 tona iblağ eyliyorlar.  Fakat gerek Almanların iddia ettiği 235,050 tonluk İngiliz zayiatı ve gerek İngilizlerin iddia eylediği 165,000 tonluk Alman zayiatı kati bir sıhhat ve vüsûka müstenit değildir.  Binaenaleyh şimdilik tarafeynce resmen itiraf edilen zayiat miktarını zayiatı Almanlarınkinden bir misli fazladır. 

Mektep bahriyemizin teftişi:  efendiler, Cemal Paşa hazretlerinin huzurlarımda eskrim yaparken.

Gemilerin esbab-ı garkı

Bir mukayese:

     Almanların Iskajerak’da batan gemilerinin ne suretle battığını itiraf ettikleri halde İngilizler, bu hususta iltizam-ı sukut etmişlerdir.  İngiliz başkumandanı raporunda bütün gemilerinin ne zaman ve ne suretle battığını tamamen meskût geçmiştir. 

     Alman gemilerinden küçük (SMS Wiesbaden) kruvazörü müstesna olmak üzere hiç biri düşmanın top ateşi ile batmamıştır.  Filhakika eski SMS Bumerang zırhlısı ile “ SMS Frauenlob” ve” SMS Rostock” küçük kruvazörleri torpido hücumu neticesinde batmış, (SMS Elbing) kendi arkadaşlarından biriyle müsademe ederek gark olmuştur.

     “SMS Lützow” muharebe kruvazörünün suret-i garkına gelince;  muharebenin en kızgın anında, vaki olan isabetler neticesinde, bu geminin bordasındaki çelik torpil ağının bir kısmı koparak denize düşmüş ve pervanelere takılarak sefineyi hareketten muattal bırakmıştır.  Bu suretle saf-ı harpten çıkan gemiye İngilizler, fırsattan bilistifade mütemadi yaylımlar yapmışlar ve müteaddit isabetler temin etmişlerdir.   Bunun üzerine diğer sefainin muavenetiyle üss-l harekesine avdete çalışan “SMS Lützow”, gece muharebesi esnasında bütün donanmanın harekâtını işgal edecek kadar ağır gitmekte olduğu cihetle, mürettebatı alınarak garkına mecburiyet hâsıl olmuştur.   Bu rivayete nazaran, “SMS Lützow” da her halde doğrudan doğruya topçu ateşiyle gark olmamış, demektir. 

     Alman donanmasında yalnız ( 1 ) küçük kruvazörün, düşmanın top ateşiyle gark olmasına bedel İngiliz donanmasından 3 büyük muharebe kruvazörü ile 3 zırhlı kruvazör, Almanların top ateşiyle batmıştır.  Bilhassa dretnot sınıfından ve yeni gemiler olan “HMS Queen Mary”, HMS Indefatigable ve HMS Invincible muharebe kruvazörleri, Alman ağır topçu yaylımlarının tesiriyle berhava olarak batmışlardır.  İngiliz gemilerinin, Alman topçu ateşinin tesiriyle berhava olması, âlem-i bahriyede;  Yüksek zaviyeli ateş, yani uzak mesafeden vuku bulan endaht neticesinde taret damlarından nüfuz eden hambaraların açık bulunan cephane asansörlerinden cephaneliğe girmesinden ileri geldiğine hüküm edilmektedir.(  1 )

     Alman inşaatının mükemmeliyeti:

     Her halde İngilizlerin Almanlardan pek fena nişancı olduklarına ve İngiliz

Topçusu ateşinin Alman topçusu ateşinden daha gayri müessir olduğuna ihtimal vermeyeceğimiz cihetle Alman gemilerinin İngiliz sefaininden ziyade ağır top mermiyatına mukavemet gösterdiğine ve İngiliz gemileri büyük çaplı mermilerin isabetleriyle batarken Alman sefaininin yalnız duçar-ı hasar olduğuna hüküm etmek iktiza ediyor.

     [ 1 ] – “Risale-i mevkute-i bahriye, cilt 3 – numara 12:  zabitan bahriyeden Ahmed Beyin tercüme ettiği (Scientific American)  namındaki Amerika risale-i sebuhiyesinde (Bernard Volker= imzasıyla münteşir makaleden.

Mektep bahriyemizin:  Cemal Paşa hazretleri talebeyi teftiş ederken.

     Almanların, gemilerini gerek zırh muhafazası ve gerek bölme tertibatı itibariyle en güç batacak bir surette inşa ettikleri fikrini, muharip harbiyeye nazaran artık bir hakikat suretinde kabul etmek lazım geliyor. 

     Filhakika bu harp esnasında hemen her yerde Alman sefainini, İngiliz gemilerine nispetle batmak tehlikesine karşı daha çok mukavemet göstermişlerdir. 

     1911 – 12 senelerinde inşa edilmiş olan 23,400 tonluk [HMS Audacious]  namındaki İngiliz dretnotu 27 Teşrin-i evvel 1914 de İrlanda sahilinde sabih torpile çarpıp battığı halde Alman gemilerinden birçoğu müteaddit sabih torpil veya torpido isabetlerine mukavemet etmişlerdir.  Bu hal, Alman inşa sefainindeki terakkiyatı ve bölme tertibatındaki mükemmeliyeti gösterdiği gibi İskajerak’da altı saat mütemadiyen İngiliz donanmasının en büyük ve yeni dretnotlarıyla harp eden Alman muharebe kruvazörler filosunun, en şedit ateşlere bile mukavemet edişi de mezkûr muharebe kruvazörlerini hat-ı harp gemilerine karib bir derecede kalın zırhlarla muhafaza etmek fikrinin musib olduğunu ispat eder. 

     Filhakika “SMS Moltke” su kesiminde 280 milimetre, “SMS Derfflinger”,  “SMS Seydlitz”, “SMS Lützow” ya aynı kalınlıkta veya daha ziyade bir sihanında “Krupp” çeliği elvah ile mahfuz oldukları halde aynı sınıf İngiliz gemilerindeki zırh kuşakları:  “HMS Invincible” da 188, “HMS Indefatigable” da 203, “HMS Queen Mary” de 229 milimetre sihanında idi.

     Mamafih bugün mevcut ve nakıs tafsilat ve malumata nazaran bu mesaili henüz kati ve sarih bir surette münakaşa ve tetkik etmek kabil değildir. 

Bir Fransız’ın nidayı takdiri:

     “İskajerak” muharebesinin ferdayı vukuunda meşhur (Johann Gustav Hermes) nin Alman donanması hakkında yazdığı şu pek haklı fikre medih ve sitayişi de kayıt ediyorum:

     . . . . İskajerak muharebesi, İngiltere için bir mağlubiyettir.  Çünkü İngiliz donanmasının faikıyet kahiresi, akıde-i umumiye mertebesine çıkarılmış, Alman donanması, pek ziyade istisgar edilmişti.  Almanya zafer bayraklarıyla şenlik yapmakta haklıdır.  Çünkü o genç donanması, muhib düşmanına açık denizde taarruz etmekle kalmadı;  bilhassa ateş imtihanını pek haysiyet perverane geçirdi. 

İskajerak’da Türk bahriyelileri

     Bu silsile-i makalata hitam vermeden evvel (İskajerak) muharebesine iştirak eden kahraman Osmanlı bahriyelileri de yâd etmeği bir vazife-i milliye ad ederim.

     Bu sığ malumat için Alman bahriyesine gönderilmiş olan zabitlerimizden Alman açık deniz donanmasına mensup sefaininde hizmette bulunan İskajerak muharebesine iştirak ederek şayan-ı takdir bir surette vazifelerini ifa eylemişlerdir.  Bunlardan Sayid Hüseyin Efendi namında bir çarkçı mülazımı “SMS Wiesbaden” kuruvazörlerinde şehit olmuştur. 

     Bahriye müsteşarı leva amiral Vasıf Paşa hazretlerinin, meclis mebusanın 8 Mart 1333 tarihli celsesinde bahriyemizde vuku bulan icraattan bahis ederken İstejerak muharebesine iştirak eden zabitlerimiz hakkında söyledikleri sözleri aynen iktibas etmek suretiyle bu silsile-i makalata hitam veriyorum.[ 1 ]

     [ 1 ] – meclis mebusan zabıt ceridesi, üçüncü devre-i ittihabiye, üçüncü içtima, elli birinci inikad – sahife 792

Cephelerde:  projektörle tarassut

   <<     . . . Mütehassıs olarak Almanya donanmasına tevsi malumat için mühim miktarlarda zabit göndermek lüzumu his edildi.  Ve Almanya hükümeti de bunu kabul etti.  Bunun için 30 kişi gönderdik.  Bunlar karadaki tahsillerini ikmal ettiler ve denize çıktılar.  Denizdeki vazifelerini ifa esnasında şayan-ı teşekkür hizmet ifa ettiler.  Keza mahrum olmadığından söylerim İskajerak muharebesine iştirak eden zabitanımızın gösterdikleri soğukkanlılık ve vazife şinaslık Almanya hükümetince makbule geçti ve Almanya imparatoru hazretlerinden harp madalyası aldılar.

          Abidin Daver                             – hitam –

Matbuat âlemi?

     Şimdiye kadar bu serlevha altında birçok yazılar yazıldığına eminim.  Fakat matbuatın hayat medeniye-i cihanda oynamakta olduğu rollün ehemmiyet fevkaladesi nazar-ı itibara alınınca ve aynı zamanda bizim bu hususta da ne derece fakir olduğumuz düşünülünce bu mebhasda hemen her gün kalem yürütülse yine azdır. 

     Matbuat, her sabah hep fikir ve izanın bildiği veçhile hususi veya umumi hayat medeniyenin rehberi ve nazımıyedir.  Tabir diğerle matbuat, milletin derece-i medeniyetinin hakiki mizanıdır. 

     Harp hazırda görüyoruz ki müttefikimiz Almanlar her nokta-i nazardan rakiplerine faik bir mevkide bulunuyorlar.  Bu faikıyet, askerlikten tutunuz da en basit teşkilat idareye kadar aynı dereceyi muhafaza ediyor ve bu faikıyet, şüphesizdir ki birçok avamilin tesiriyle husul bulmuştur.  Fakat bütün bu avamilin temelini, üss-l esasını, bilâ-tereddüt iddia edebiliriz ki Alman matbuatına istinat eden Aman hırs ve irfanı teşkil ediyor. 

     Bir milletin, bilhassa Almanlar gibi derecat tekâmülün derece-i nihayetine vasıl olmuş bir milletin matbuat umumiyesii hakkında beyan-ı mütalaa birçok tetkikata arz-ı ihtiyaç edeceği gibi öyle bir veya beş, on makaleye sığamayacak derecede büyük bir mevzu teşkil eder. 

     Bizim bu küçük makalede nazar-ı ibret önüne koymak istediğimiz şeyi, matbuat âleme dair ihsâ’ bir malumat vermektir.

     Bir şeyin iyiliği veya fenalığı hakkında nazari olarak söylenilecek bir sürü söze bedel ortaya erkamın pek beliğ delaletine istinat eden ufak bir cedvel konulması kuvveyi iknaiye itibariyle elbette daha müessirdir. 

     Avrupa’da veya Avrupa’nın filan memleketinde matbuanın hali, şanı şöyledir, böyledir;  demek dense o memleketlerin servet asar matbuasına ait ufak fakat mukayeseyi malumat vermek elbette daha kestirme bir yol ve daha nafi bir usul teşkil eder. 

     Atideki malumat ihsâiyeyi <<Price Folier>> namında bir Amerikalının yazmış olduğu bir eserden iktibas ediyorum.  Bu muharrir diyor ki;

     1912 senesinde İngiltere’de 10,914 kitap Amerika’da 12,470 kitap neşir edildiği halde Almanya’da 31,281 kitap neşir olunmuştur.  Bu hesapça Almanya’da Pazar günleri hariç olmak üzere haftanın her gününde vasati olarak 100 kitap neşir ediliyor demektir.

     Bu şayan-ı hayret yekûnun başlıca müfredatı ber-vec-i atidir. 

4,852CildiTalim ve terbiye ve çocuk edebiyatına dair
4,134     <<Alelumum edebiyata dair
3,215     <<Hukuk ve iktisada dair
2,510     <<Ulum diniyeye dair
2,082     <<Ticaret ve sanayiye dair
1,981     <<Tıp’a dair
1,254     <<Tarih ve teracim ahval
   981     <<Sanayi-i nefise ye dairdir.

     Biz, İngiltere kitap tufanına boğuldu;  deriz – fakat bir kere düşününüz ki Almanya’da senede yalnız hukuka dair 2,115 cilt kitap neşir olunuyor. 

     Demek oluyor ki Almanya’da her sene İngiltere’de neşir olunan kitapların üç misli, Amerika’da kilerin de iki misli kitap neşir olunuyor.

     Muharrirlerin ahaliye nispetle olan adetlerini mukayese edecek olursak daha ziyade şayan-ı hayret bir hal karşısında kalacağız.

     1910 da İngiltere’de 8000 Amerika’da 9000 kitap muharriri  – gazetelere mecmualara yazı yazanlar hariç – olduğu halde Almanya’da bu sınıf muharririn 31,000 i mütecavizdir.

     Binaenaleyh İngiltere, nüfus umumiyesinin her 5,500 kişisi için bir muharrire, Amerika her 10,000 kişisi için bir muharrire malik olduğu halde Almanya her 2,097 kişisi için bir muharrire maliktir.  Bu adetlerde her yaşta erkek, kadın ve çocuk dâhildir. 

     Eğer Almanya’nın orta yaşlı ve kemalli insanlarının adedini 14.000.000 diyecek olursak her 4,500 adama bir kitap muharriri düştüğünü görürüz.

     Yukarıki muktebesatı okuyan hiçbir Türk tasavvur edemem ki neşriyat ve matbuatımızın hal-i hazırını göz önüne getirerek derin bir düşünceye varmasın. 

     Evet, Almanya bugün hemen bütün cihan ile galibane boy ölçüşüyor.  Askerlikçe galip, iktisaden galip, tasarruf itibariyle galip, kanaat cihetiyle galip;  Hülasa her nokta-i nazardan galip. 

     Fakat biraz ince düşünecek olursak bütün bu galibiyetlerin birkaç sene evvelinden beri – hiç olmazsa tohum halinde olsun – mevcut olduğunu ve devam ettiğini takdir etmemek kabil değildir. 

     Acaba bizim neşriyat seviyemiz, Almanya’nın bir günlük neşriyatına tekabül edebiliyor mu?

     Düşünüyorum, düşünüyorum da manzume-i âlemde bir mevki sahibi olmak veya sahip olduğumuz mevkii muhafaza için ne kadar çalışmak lazım geldiğini bulmaktan aciz kalıyorum.

     Fakat aczimin, her halde <aciz nam> olmadığıma eminin.

     Yılmıyorum.  Tarihlerin şahadetiyle biliyorum ki bu millet cihangirane bir devlet kuran bir avuç aşiretin evlad ve ahfadı ve ihlafıdır.  Birçok seneler, seneler değil, belki asırlar bundan daha büyük mahrumiyetler, noksanlar içinde – velev ki sendeleye, sendeleye olsun- temin-i mevki etmiştir. 

     Mehaza, bu şahadete de mağrur olmuyorum, çünkü zamanın o zaman olmadığını, şeraitin tamamıyla değiştiğini biliyorum.

     Fakat aynı zamanda kavi bir iman ile kani olurum ki pek feyyaz olan kuvve-i namiyesini elan muhafaza eden bu millet, Allahlın inayeti ve azimkâr ellerin, dimağların delaletiyle çok geçmeden gıpta ettiği milletlerin seviyesine yükselecektir.

          Ali Şükrü

      [ 1 ] – Burada matbuattan maksadımız yalnız gazeteler değil, alel-umum her türlü neşriyat ve asar matbuadır.

     A.  Ş. 

YENİ İNGİLİZ HARP GEMİLERİ

     “Tan” gazetesinin münekkit bahriyesi mösyö “Russo”, İngiltere donanmasını ziyaret etmiş, maruf (haş) sınıfı gemiler hakkında Fransız karîlerine i’tâyı malumat için İngiltere bahriye nezaretinin müsaade-i mahsusasına mazhar olmuştur, şöyle ki; 

     Bu ana kadar görmediğimiz tarzda ve bilhassa hususat harbiye için inşa edilmiş gemilerin önünden geçerken en ziyade hudut hariciyeleri ve ebadı itibariyle bunların bazıları nazar-ı dikkati celb ediyordu.  Bunlar başta ve kıçta vasi güvertelerle pek uzun boylu gemilerdi.  Bu gemiler, suda baskın münhat görünüyordu.  Teknenin ortasından doğru pek tıknaz bir merkezi köşk yükselmekte ve köşkün müntehalarında en büyük çaplı topa mahsus taretler mevzi bulunmaktadır. 

     Çapı, bu enmûzecdeki kâffe-i sefain için aynı olan ikinci batarya topları ufak topların hadd vasatisindedir.  Bu cins sefainin baş tarafları bir muharebe gemisinden ziyade adeta bir yatın baş tarafına benzeyecek veçhile incelip narinleşir.  Bu şekil, şüphesiz pek büyük bir sürat elde etmek üzere verilmiş ve filhakika bu gemiler, pek ziyade sürat seyri haiz bulunmuştur. 

     Muharebe kruvazörleri diyebileceğimiz bu gemiler, iki nevi veya daha doğrusu iki boydur.  Bunların kudret-i harbiye anasırı, galiba ancak mahfuziyet itibariyle aynıdır.  Bu gemiler, ilan-ı harpten sonra vücuda getirilmiştir.  Harbin derslerinden mülhem olarak 1915 de inşaatına başlanmış olan gemiler, 12 aydan beri hal-i faaliyette bulunmuştur. 

     Bu neviden diğeri gemiler de yapılmakta ve ebatları, evvelkilerden hayli fazla bulunmaktadır.  Biz, bu gemilerden ikisine kabul edildik.  Harp mevkilerini, zırh kulelerini, tahtelbahir tarassut mevzilerini, 96 ton takati olan ve dakikada 1947 litrelik iki habbere endaht eden cesim toplarla mücehhez bir tareti gezdik.  Her şey ateş kontrolünün yed ve uhdede bulunması ve aynı gözle idare olunması esasına göre tertip ve teşkil edilmişti.  Birkaç sene akdem [Admiral Sir Percy Scott]un ihtira etmiş bulunduğu usul, mazhar-ı tekâmül olmuş:  Ağır toplarla ikinci batarya topları arasında artık fark ve teâvüt kalmamıştır.  Her şey, tek ve aynı tevcihe tahtında hareket ediyordu.  Bu, bilâ şüphe pek ziyade mucib-i memnuniyet neticeler vermiş şayan-ı hayret bir usuldür.   Yeni gemilere bu usulü temsil eden tesisatın vaz edilmesi;  tecrübe devresinin muvaffakıyetle geçirmiş olduğuna delalet eder.

     Bu gemiler, düşmanın nefsini koruyamayacağı baskın hareketlerine de elverişlidir.  Süratleri, torpidoya karşı bir zaman emniyet teşkil eder.  Mamafih bunlar, iştiali mümkün mertebe tadil ve tecrit edecek tertibat ile de mücehhezdir.  Yine bunlar;  Britanya bahriyesinin, ağır darbeler havale etmeğe elverişli olup denizlerin hâkimiyetini temine yegâne vasıta teşkil eden kuvvetli satıh bahr gemisine itimadını itiyat edecek birer delildirler.

 – Risale-i mevkute-i bahriye –  

HEYBELİDEKİ MEKTEP BAHRİYEMİZİN TEFTİŞİ

     Bahriye nazırı Cemal Paşa hazretleri, geçen hafta Heybeli adaya azimet ederek güverte ve çarkçı ve kâtip bahriye şahanesini üç gün müddetle teftiş buyurmuşlardır.  Nazır Paşa hazretlerinin maiyetlerinde bahriye müsteşarı leva Amiral Vasıf Paşa ile nezaret bahriye erkânı ve donanma birinci kumandanı ferik amiral paşoviç paşa vesaire Alman zabitanı bulunmuştur.  Gerek Cemal Paşa hazretleri gerek sair Osmanlı ve Alman erkân-ı ümerayı bahriyesi, mekteplerde gördükleri intizam ve mükemmeliyetten dolayı ikinci daire reisi kalyon kaptanı Zafer Beyle güverte mektebi müdürü korvet kaptanı Cevat ve Çarkçı ve kâtip mektebi şahanesi müdürü Ferit Beylerle heyet talimiye ve tedrisiyeye beyan takdirat eylemişlerdir.  

     Şuûn bahriye:

     9 Şubat – 4 Mart 1334

     Manş denizinde tahtelbahir, 5 vapur, bir yelkenli, bir balıkçı gemisi batırmışlardır. 

     5 – 6 Şubat gecesi Amerika’dan asker getiren 14,348 tonluk “Nosterayna”  namındaki Amerikan nakliye gemisi torpillenmiştir.  Gemide kısm-ı azamı asker olarak 2397 kişi bulunuyordu.  Bunlardan 168 kişi boğulmuş, diğerleri tahlis edilmiştir. 

     Manş denizinde dört vapur, iki yelkenli daha gark edilmiştir.  Bir düşman motorbotu da, ağleb ihtimal, batırılmıştır.

     İngiltere etrafında yeniden beş vapur, bir balıkçı gemisi gark edilmiştir.  

     Boks namındaki İngiliz muhrip 8 Şubat gecesi Manş denizinde müsademe neticesinde batmıştır. 

     Bahr-i Sefid’in kısm-ı vasatisinde tahtelbahirler üç vapur, iki yelkenli batırılmıştır. 

     31 Kanun-i Sanide bir Alman tahtelbahri İtalya’da Palermo civarlarında bir mevad-ı kimyeviye fabrikasını topa tutmuştur. 

     15 Şubat gecesi Alman torpidoları Manş kanalının en dar yerinde “Dover ile Folkestone” arasında büyük bir tarassut gemisi ile birçok müsellah balıkçı gemisinden ve müteaddit motorbottan mürekkeb bir İngiliz karakol filosuna baskın yapmışlardır.  Sefaine mezkurenin kısm-ı azamı imha edilmiştir, Alman torpidoları bilâ-zayiat avdet etmişlerdir. 

     16 Şubat gecesi Alman kuva-yı bahriyesi Manş denizinde bir akın yapmışlardır.  Düşmanın yalnız bir karakol gemisine tesadüf edilerek batırılmıştır. 

     Tahtelbahirler İngiltere’nin şark sahilleri karibinde altı vapur batırmışlardır. 

     22 Şubatta bir Alman tahtelbahri İngiltere’nin Dover şehrine otuz mermi atmıştır. 

     Tahtelbahirler bahr-i Sefid’de beş vapur, on yelkenli batırmışlardır. 

     Kanun-ı Sani’de tahtelbahirler 632,000 ton batırmışlardır.

     Bu suretle bir senelik mücadele de 9.590.000 tonluk gemi batırıldığı resmen tahakkuk etmiştir. 

İran mücahidininden: Hacı Mirza Ali Ekber Tebrizi ihrabi

Hacı Mirza Ali Ekber Tebrizi, İran’ın büyük ve mütefekkir bir mücahidi idi.  umurunu Bağdat’ta tesis ettiği mektep ahunun tekâmülüne hasretmişti.  İngilizler tarafından 1325 Recebinde idam edilerek kafile-i mübeccele-i şehidaya iltihak eylemiştir.

     1916 senesi evahirinde Almanya’dan hareket eden(SMS Wolf)  isminde bir Alman kruvazörü, açık denizlerde iki seneden fazla bir müddetle icra ettiği kruvazör muharebesinden avdet eylemiştir.  Bu gemi 210,000 tonluk 25 sefine gark etmeğe muvaffak olmuştur.  Batırdığı vapurların bazıları İngiliz askeri ile yüklü idi. 

     Alman tahtelbahirleri 27 Şubatta İngiltere etrafında 5 vapur 2 balıkçı gemisi batırmışlardır.

     Tahtelbahirler 9 Şubat ila 4 Marta kadar 278,500 tonluk sefine-i muharebe batırmışlardır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.