DONANMA MECMUASI 50 – 2 5.Temmuz.1914

 

DONANMA MECMUASI  50 – 2       

                 0486_0002-50_Page_01

Pazartesi Şaban 12 / Haziran 23    /    DONANMA  /  donanma cemiyetinin haftalık gazetesidir.

Bahası 40 paradır

             Matbuat Hayrettin ve şürekası

0486_0002-50_Page_03

Abone: İstanbul ve taşra için 40 kuruş                                                             12.Şaban.1332

Ecnebi memleketlere  12 frank                    DONANMA            23.Haziran.1330  Pazartesi

Merci: Donanma Cemiyeti merkez umumisinde daireyi mahsusa.                    5.Temmuz.1914

 

 

Bahriye nazırımız Fransa da iken:  Fransız bahriye manevrası: Torpidolar zırhlılara hücumu

(makalesine müracaat)

Numara: 50 – 2 Donanma cemiyetinin haftalık gazetesidir. Nüshası 40 para

İ’tizar ve teşekkür (özür ve teşekkür).  Evvela milletten gördüğümüz teveccühe arzı şükran ederiz.  Saniyen, hakkakımızın âdemi dikkatinden, memleketteki vesaitin fıkdanından (yokluk) dolayı arzı i’tizar eyleriz.  Resimlerimiz ekseri Viyana’ya sipariş edilmiştir.

(.kariler pey der pey mecmuada göreceklerdir.)

 

HAKİKATLER KARŞISINDA

 *  *  *

     Bugün bir hakikat var.  İnkâr kabul etmeyecek, daima düşünülecek bir hakikat.  Dün düşünülmediği için, bugün kendisini pek acı surette gösteren bir hakikat: komşular donanmaları için çalışıyorlar.

     Biz otururken onlar çalışmışlardı.  Pek tabii olarak bizden ileri gittiler.  Bugün bizim atacağımız, atmakta olduğumuz adımlar hem yetişmek, hem geçmek, için atılan adımlardır.  Yani millet, bugün iki işi birden görmek mecburiyetinde bulunuyor.  Bittabi zahmet çekecek.  O kadar zahmet çekecek ki, bugün bulunduğu üçüncü bir hakikat karşısında da nefsi itimat, fedakârlığa itimat, kuvvete itimat hazlarını göstererek mutlaka atiyi temin eylemek, mutlaka beş kazanırsa üçünü donanmaya vermek mecburiyetindedir.   Bahriyesine adi bütçesinde bir milyon yedi yüzbin lirası bulunan bir hükümetin hakiki tebaası uhdesine düşen vazifesini takdir etmezse, haysiyetini, namusunu, istiklalini, milliyetini muhafaza edemez. 

     Etrafımıza bakalım.  Derhal görürüz ki, bizi bir hamlede, bir hatvede geri bırakmak isteyenler hiç durmuyorlar.  Cemiyetin ona nispetle mecmuanın siyasiyat ruz-merre (günlük) ile elbette alakası yoktur.  Fakat etrafta dönen, milletin varlığına, istiklaline taalluk eden her işde büyük bir alaka göstermekte en büyük vazifesidir.  O vazife icabetindendir ki, bu gün etrafa bakıyor, görüyor ki, dretnotlar, inşa olunuyor, kızaktan iniyor.   Gemiler satın alınıyor.  Yunanistan gibi bir devlet, kuvvetli bir torpido filosu yapıyor.  Diğer taraftan dretnotlara ehemmiyet veriyor.  Hâsılı, cihaz durmuyor.  Hususiyle şu altı yüz seneden beri cihanın her türlü taklibâtına (çevrilme) mukavemet eden şu koca devletin etrafında, büyük bir velvele var.  Büyük bir hareket var. 

     Millet, cihanı tutan bu velveleye kulak mı tıkayacak?  Bu harekete karşı göz mü yumacak?  Pek çok zaman evvel sözden işe geçen ihtarlara omuz mu silkecek?  Gözünün önünde siyaha boyanmış, koca bir Rumeli dururken, hıfz-ı (koruma) vatan, hıfz-ı namus, namına hareketsiz mi duracak?

     İşte bir takım sualler ki, bunun cevabını millet, saltanat ve kuvveti, her kuvvetin fevkinde bulunan heyet-i millet verecektir.  Donanma cemiyeti ortada bir vasıtadır.  Bu vesatet (aracılık), onun için ne şerefli hizmettir.   Dini muhafaza, tarihi ihya, ecdadın şanını âlâ, islafın (selef) mezarını vikâye (koruma), ırzı ve namusu müdafaa hâsılı bir milletin millet olabilmek için ifasına mecbur olduğu hizmetler muvacehesinde rahibiz, hizmetgüzar olmak da ne büyük şereftir.

     Asıl şeref, yine millete racidir (geri dönen).  Şerefsiz hayatın ise ölümden ne farkı vardır.  Şerefsiz olmak ise, mezarda bile insanı lerze-dâr (titrek) hicap eder.  Şerefli mezarlarımız bile kuvvetsiz olduğumuz zamanlar düşman ayağı altında kaldı.

     Şimdi, hatefi (çığlık) bir nida gibi!

     Arş. . .

     Emri verilmiş, cihanı medeniyet bu emre çoktan imtisal (boyun eğme) etmiş, yürüyor.  Kuvvetli olmak için, kuvvetsizleri öldürüyor.

     Biz duracak mıyız?

     Donanma

Tetebbu:

Dalga saymakla tükenmez!

IMG_7398BAHRİYE NAZIRIMIZ FRANSADA İKEN:  FRANSIZ BAHRİYE MANEVRALARI.

+ + + + + + + +

     Donanma cemiyetinin gözünü açacak, hamiyeti Osmaniye asarı meşkûreyi (şükür) mütevaliye sinden (süreklilik) olan “ianat” değildir.  Bu ianatı tenmiye (geliştirmek) edecek müessesatı mühimmeyi iktisadiyeden olan ticareti bahriye vasıtalarının teksir  (çoğalma) ve ıslahı kaziyeyi mutena bahasıdır.  Şu yakın zamanlarda sefain ticariyenin (müdafaayı milliye) esaslarına ne dereceye kadar hadim olduğu “ev alacağına komşu al” darbı meselinin (atasözü) sıdk (doğruluk) müedda’sına (ifa edilmiş) her ferdi Osmanî’yi bin defa inandırmış olan yelkenli, buharlı Yunan sefain ticariyesinin hal ve şanı büyük bir mikyas olabilir.  On birinci asır hicri evvelinden yani Murat rabi (IV.cü Murat 1623 – 1640) zamanından velev ki pek ziyade şayanı ihticac (ispat) olmasın, bahsi ve esnaf alayını haki (hikâye) olan (Evliya Çelebi) seyahat namesinde devri mezkurede Karadeniz gemicisi olmak üzere dokuz bin efrad keştîbân (kaptan) olduğu, bunların kayık (şayika), zincir fırdöndüsü (Karamursal), (zerina), başbodoslama yuvarlağı (çenelevha), (menkasle) namlarındaki kürekli, yelkenli gemilerle Bahrisiyah’da şinaverlik ettikleri mezkûrdur.  (Evliya Çelebi)nin esnaf alayı şenlikleri hakkında verdiği malumat, bu gemilerin (müdafaayı milliye)ye sebk (ilerleme) eden hizmetini de musavverdir (tasvirli). 

     Müşarünileyh (ismi geçen) diyor ki:

     (bunların teferruatı 2000 kadrpak, meslah (kamara), katı ve bahadır askerlerdir.  Bu askerler alaydan evvel birkaç gemiyi <<kazak>> gemisi şekline koyup Karadeniz’e gönderirler.

IMG_7398-2 SAFAHAT  FETİH  TERAKKİ:  İMPARATOR VAPURUNUN BİR MÜKELLEF SALONU.  

Sonra kendileri de gidip o gemileri yedeklerine alarak alay köşkü dibine geldiklerinde <şayika> <karamursallar> ile kazak gemileriyle cenge girişirler İslam gemileri onları fetih edip tayfasını bağlayarak fetih ve zafer nakkareleri (davul) çalarak, toplar atarak ubûr (geçiş) ederler.

       Anlaşılıyor ki Osmanlı bahriyesi beyn-i tarihlerinde duveli mutecavireden bazılarında yeni yeni kurulmakta olan <kürekli donanma> teşkilatına malik imiş.  Devri mezkûr menkulat tarihiyesinden olduğu üzere kazaklar, ta Azak Denizi sahilinden Şayka denilen küçük gemilere binerek Sinop ve Samsun gibi kıyılarımıza taarruz ve sefain ticariyemize hücum ederlerdi.  Hatta günün birinde Karadeniz boğazından fer ceyab duhul olarak boğaz içinde Yeniköy ve İstinye gibi mahalatı dahi tahrip ve yağma etmişlerdir.  Bu vikayeden maada Kazak şaykaları Bahrisiyah’ın garbisi ve Kırıma müntehi (son) sahil boyunca dahi geştügüzar (gezip dolaşma) ederek sefain harbiyeyi Osmaniye yi takibat esnasında Tuna, Dinyester ve Dinyeper nehirleri ağızlarına kadar çekerler ve bu manevraları ile donanmamızı cidden işgal ederlerdi.

     Hatta şaykaların hafif ve seriülhareke olmaları bir zaman nazarı dikkate alınarak donanmayı osmaniye de bir nevi takibatta bulunmak ve asker ihracatında kullanılmak üzere şimdiki hafif filoların kalıbı olmak üzere bir de şayak filosu teşkil edilmişti.

     Sefâin ticariye mezkûra meyanında (Karamürsel) namı altında zikir edilen gemiler, ilk Osmanlı amirali olup devri mesut Osman’da İzmit körfezi methalinde bulunan Karamürsel’de o zamanın ilk Osmanlı hafif filosunu teşkil ve teessüs ederek Marmara havzasındaki Bizans adalarına hücum eylemiş olan Gazii namdar Karamürsel merhumun inşa ettiği merakib sagire-i bahriye ye (binilecek küçük vasıta) göre yapılmış olanlardır.

     Burada yani Evliya Çelebi malumatında şayanı dikkat olan cihet bu efradı bahriyenin hem ticaret ve hem de müdafaayı memleket namlarına talim ve terbiye ve gemilerin de yine bu iki maksatta binaen inşa ve teçhiz edilmiş olmalarıdır.  Demek ki Osmanlı bahriyesi o zamanlarda hem ticareti hem de men’i tecavüzatı düşünmüş ve kendisine kesir (çok) bir yardımcı filo vücuda getirmiştir.  Nazarı padişahı o günde Alay köşkü dibinde Kazak şayikalarının nasıl tutulup tahrip ve efradının esir edildiğini göstermek o zaman için gezici efradının manevralarda, talimlerde ne suretle iktisap rüsûh (sağlam) eylemiş olduklarına dair imtihan idi.

        IMG_7399                İMPARATOR VAPURUNUN MUSAMERE SALONU

     Alayda bunlardan maada kalafatçılar (gemi bakım), marangozlar, urgancılar, kenevirciler, yelkenciler, ziftçiler, katrancılar, serenciler, tulumbacılar, pusulacılar, kum saatçileri, haritacılar, dalgıçlar, sefain mefrukeyi denizden çıkaran gün başı ağaları, buğday ve arpa ambarları sahipleri olan navluncular, kayıkçılar ve rüesan (reisler) Bahrisefid’e geçerlerdi.  Evliya Çelebi Bahrisefid gemi rüesanının alaydaki güzarlarını (geçiş) nakil ettiği sırada dahi diyor ki;

     Akdeniz kaptanlarından Bursalı Bali kaptan, bu devri Gürcü Cafer kaptan, Karamanlı Ali kaptan, Sarı Veli, Sarı Solak, Topal Muharrem, Çavuş Oğlu, Kartil oğlu, Katran oğlu, Kara hoca, Cinti, Tuğralı, Yinaki, Dimitraki, Kemraki namı kaptanlar ile cümle on yedi karavana kaptanlı kalyonlardır ki her biri dörder beşer kat ambarlı, ikişer kat yatırma toplu, beşer kat palavra kıçlı ve kıçında bahçeli hamamlı, el değirmenli karavanalardır.  Her biri beşer ayda dolar, boşalır.  Bunlar Sarayburnu’nda üç yaylım toplar atarak sekiz bin kadar dal silah Cezayir tüfekli, kırmızı kışlıkçı, yelkenci, dülgerci, çarkçı, elçi, kazlıçı, istinkacı, gumanacı, kumanyacı, sanatlarında müdebbir (tetbirli) dayılar Allah Allah diye ubur ederler. 

IMG_7399 - 2 SEFAHAT FAKAT TERAKKİ:  İMPARATOR VAPURUNUN BANYOSU 

     Bunlar alay köşkü dibinden mürur ederlerken on adet düşman gemisine tesadüf edip top tüfek atarak bir cengı azim ederler ki revi deryayı dud siyah kaplar.  Gazatı müslimin düşman gemilerinden ganimetler alıp taifesini kayıd ve bend ederler.  Kaptan 3000 ve kalyon 600 şayka ve Karamürsel 2000 ve neferat 27000 dir.

     Bu gemiciler, Mekke, Medine ve Mısır seyahatini nakil ederlerdi.  Hatta Murad Rabia (IV. Murad), kasapların alayda kendilerine takdim ettiklerinden şikayetle vermiş oldukları istidada yetmiş bin hacac götürüp getirdiklerini de beyan etmişlerdir.  Tüccar Mısır ve sahil Bahrisefidin altı bin mahzeni var imiş.  İçlerinde hacı Kasım namında birinin elli bin keselik bir tacir olduğu da yazılıdır.  Bunlardan maada Bahrisefid sefain ticariyesinin de aynı teşkilata yani müdafaayı milliye esasatına mutabık ve muvaffak olarak icra edildiği gemilerin toplarla mücehhez olması ve düşman gemileriyle ettikleri muharebat taklîdâtı (kuşatma) ile mütezahirdir.  Malum olduğu üzere devri mezkurda Bahrisefidde Venedikli, Maltalı, İspanyalı, Giritli, hatta Fransalı korsanlar mevcut idi.

*  *  *  *  *

     Filvaki bu kuvvetin, bu kuvveyi muavenenin iki denizdeki kudret ve satveti ne derecede olduğu kestirilemezse de efrad ve taifesinin harbe alışık ve gemiciliğe vakıf olduklarında şüphe yoktur.  Hükümet bir harp zuhurunda elbette bu efrad’dan istifade ederdi.  Hali sulh’da ise ticaret vesaiyi bahriyenin bahş ettiği münafiden (zıtlık) hissedar olurdu.  Bu sebeplerin ilcasıyladır ki teklifi ırkiyenin bu kısmından bazı sahil ahalisini bile muaf tutmuş idi.  mazide hükümet teklifi şeriye ve teklifi ırkiye namlarıyla maruf iki silsileyi varidat vaz’ı etmiş idi.

     Donanma cemiyeti, müdafaayı milliyenin bir rükn (direk) mühim olmak hasebiyle vaktiyle var iken teklibat zaman ile mahvolmuş olan bu gibi müessesatı milliyenin en birinci merci olmak lazım gelir.  Memlekete nafi şeyler ihdas ve tesisinde veya ihtar veya tavsiyesinde salahiyet vazife denilen tahdidatı idareye itibar edilmese de olur.

     Devri Hamidiye’de İzmir, Mekke, Medine, namlarıyla güya Rus Karadeniz kuvvetli donanmasına tekalliden yüzdürülen kruvazörler rezaletlerinin şu zamanda tekerrürüne meydan verilmeyeceği bedihidir.  Fakat sefaini bahriyemizdeki efradın hem harbi gemicilikler, hem de usulü ticareti bahriyeye göre talim ve terbiye teennüsleri (alışkanlık) muhassenat (güzelleştiren) ve kuvvet cezileyi dua olacağı da amiri aşikârdır.  Şimdilik tekne yapamıyor isek, teknede durabilecekleri de yetiştiremiyor muyuz?  Adamı bulduktan sonra iş kendi kendiliğinden çıkar.  Filvaki adama iş bulmak politikası mezmûm (kötülenmiş) ise de bir işin adamları yetişince esas ve teferruat için de kolaylıklar hâsıl olur.  Hükümet, müdafaayı milliye, donanma cemiyeti, bu üç kol birleşip de kuvvetini bu noktaya hasredecek olursa Dicle ve Fırat vasıtasıyla adeta ada hükmünde kalmış olan memleketimizin sahil medidesi (uzunluk) üzerinde yeni bir hayatın, gemicilik noktayı nazarından ba’süba’delmevt  (ölümden sonra diriliş) sırrının tecelli edeceğinde şüphe edilemez.  Herkes, deniz, sahil diye kıvranıp durmakta iken biz paçalarımızı bile sıvamaktan ihtiraz (çekinme) ederek hazın hazin cümbiş (hareket) muvacehe (yüzyüze) bakmaktan göz alamıyoruz.  Bilmem ki daha ne zamana kadar dalga sayacağız? O da adet gibi namütenahidir.  Hâlbuki asarı ahiresiyle de görülür ki bizi zevkü mevce semariden de mahrum bırakmak azmi düşmanlarımızca üss-ül-sas ikbal olmuştur.  Yunanılar güzel Anadolu’muzun sahili garbisi üzerine üşüştüler.  Diğer taraftan Rumeli’mizin Enez’e kadar olan sahilleri üzerine Arnavutluk, Yunanlık, Bulgarlık, hatta bir dereceye kadar Sırplık da çöktü.  Hele Afrika da Fas’a kadar varan sahil şimaliyeden elimizde sade suya bir mısır hayhuyu ile bir Trablusgarp niyabet (vekillik) saltanatı kaldı.  Aden sahilleri âdemi sahilleri gibi na-bedid (görünmez), Maskat (doğum yeri) Basra kıyıları tesellidatı malümeden dolayı bize göre epeyce baîddir (uzak).  Vaktiyle Taranet, Nansi, Mayorka, taraflarında, Kafkas, Anapa, Kırç, Arak, Prekop, Sine, Kili, Varna, nikatında (nokta) Hint, Keçrat açıklarında dolaşan donanmamız geçen harpte ancak Mondros/Limni adası önlerine kadar çıkabildi.  Bereket versin ki Milah namdar “Ruef” şecaat fıtriyesi saikasıyla Akdeniz’de, Bahri Ahmer’de mükerrer cevelanlarda bulunarak gemicilik hissinin henüz bu millette olmadığını ispat eyledi.  İşte benim maksadım bu hissi daha ziyade kılacak teşkilat ve tertibatın, maksadı milliye ye tevfikan bir an evvel ikmal ve ihyasıdır.  Biz bu teşkilatı yapmayacak olursak sahillerimizde seyirci sıfatıyla kalacağız.  Nesline senelerden beri olamayarak bu anasır  huruşanın (coşku) temaşa geri kaldık.  Bizim satreyi (örten) hükümetimizden çıkanlar şinavirlik (yüzücü) ediyor, tıpkı tavuk altından çıkmış ördek yavruları gibi!

Ahmet Rasim

Osman Evvel ve Reşadiye (Sultan I. Osman)

Haziranın dokuzuncu günü pây-ı tahttan başlayarak bütün muhît-i memlekete meserretli bir haber aks etti.

—-  Dretnotlar geliyor.

Çünkü “Osmanlı Ajansı” geceleyin gazetelere bir telgrafname teblîğ etmiş, o gün her tarafa intişâr eylemişti.

“Sultan Osman Evvel” dretnotu hemen hemen müheyyâ-i hareket (hemen harekete hazır) bulunuyor. Ve Reşadiye “ dretnotunun hitam-ı inşââsı (bitmesi) birkaç aya mütevakkıf (ancak onunla olabilen) ise de topların tecâribesine (tecrübesine)  intizâr (bekleyiş) olunmaksızın sefine-i mezkûrede Sultan Osman ile birlikte temmuz ayında hareket edecektir.”

İntizâr ateşi (bekleyiş ateşi) içinde yanan millete bundan sevinçli haber olur mu? O günden beri herkesin lisânında (dilinde) bir su’âl geziyor:

—- Acaba ne gün gelecek?

Yevm-i vürûd (geliş günü)  hakkında tabîî kat’iy bir şey söylenilemez. Muhakkak olan bir şey var ise o da yakın zamanda Barbaros’un mükibb-i azametine şâhid olan denizlerimiz iki büyük, kaviyy (güçlü, sağlam), mehâbetli zırhlı ile süslenecek, belki millet, bundan mâadâ diğer ümitlerini hakîkat şeklinde görerek sevincini arttıracaktır. Şimdi gazetelerde görülen telgrafnamelerden nakl (nakil, anlatma) edelim.

Londra, 22 Haziran – Sultan Osman’ın inşââsı fi-l hakika tamamıyla hitam (son bulma) bulmuş, sefinenin makineleri işlediği gibi bütün eslihası da (silahları da) yerlerine vâz’ edilmiş (yerlerine konulmuş) ve hatta ilk kısım tecâribeleride (tecrübelerde) yapılmıştır. Yalnız tezyînât ve telvînât (süsleme ve boyamalar) gibi teferruâta (ayrıntılara) âid noksanlar varsa da bunların bilâhare (sonradan) ikmâli de kâbildir (tamamlanmaları da mümkündür). Bir de teslim – evvel icrâsı (yerine getirilmek) icâb (gereklilikler) eden kat’iy tecâribelerde (tecrübelerde) henüz yapılmamıştır. Mâmafih (bununla birlikte) gemi yakın zamanda hareket edebilecek hâlde olup herhâlde kendisinden harben muntazır (beklenilen savaş) olan vazifeyi bi-hakkın ifâ edebileceği şüphesizdir. Teferruatla da el-icâb bilâhare de (sonunda) ikmâl edilebilir. Reşadiye’ye gelince bu bâbta kat’iy malûmat alamadı isem de onun hareketi bi-l  nisbe bir az te’hîr edecek gibi görünüyor.

İzmir 9 Haziran – (Sultan Osman Evvel) dretnotunun bütün levâzımatı (gereçleri, gerekli şeyleri) ikmâl edilerek azîmete  (yola çıkma) müheyyâ  (hazır) bir hâlde bulunduğu haberi bir sür’at- berkiyye (şimşek gibi, çarçabuk) ile şehre ve mülhakate (eklemeler, bir merkeze bağlı olan yerler) yapılarak her tarafta umumi bir ibtihâc (sevinç) husule getirmiştir.

Herkes Osmanlı donanmasının i’tilâ’-i (yükselme) şan ve şevketine (büyüklük) dua etmekte, muazzam dretnotumuzun Osmanlı sularında biran evvel müvâseletini (kavuşmak, gelmek) te’mîn ile fevkalâde büyük sürur ve saâdet dakikaları yaşamaktadır.

Paris 22 Haziran – (Uneque de Paris) gazetesinin “New Castle’dan iş’âr ( yazı ile bildirme, haber verme) olunduğuna göre “ Sultan Osman” ve Reşadiye dretnotları mezkûr limana sekiz Temmuz efrencî’de (ecnebi ülkeler) müvâselet ve oradan İstanbul’a azimet eyleyecektir.

Mütercim: Birsen Sezgin

KÖYLÜYLE KONUŞMA

Merhaba, çok sevgili, hamiyetli (milli onur ve haysiyetli) köylüler! Belki de canınız sıkılacaktır, ama yine söyleyeceğim: Yunan iki zırhlı gemi aldı; biri yarın, o bir gün, öteki bir aya kadar gelecek. Çok iyi gemi değilmiş. Fakat muharebede az çok işe yararmış. Bütün dünya biliyor ki, Yunan, hiç boş durmuyor. Muttasıl (aralıksız, hiç durmadan) gemi alıyor. Bir taraftan ısmarlıyor.

Köylü ağalar! Bunları işittikçe, ne yapacaksınız? Eliniz böğrünüzde duracak mısınız? Bizim şehirlerde ki bazı zenginler gibi “ adam sende” deyip geçecek misiniz? Biz, sizden bu namertliği ummayız. Aklımıza bile getirmeyiz. Görmediniz mi, işitmediniz mi, düşman geldiği zaman hiçbir şey dinlemiyor. Bu gün binlerce lirası olan, yarın sokakta dileniyor.

Artık gayret size düştü. Ne yapıp yapmalı, ayda kırk para donanmaya vermeli. Bizim de komşularımız kadar gemimiz olmalı. Sonra alta gideriz. Batarız. O zaman yine size olur, bize olur. Parasını saklayan hamiyetsizler, düşmana yar olur. Allah o günleri göstermesin. Haydi gayret.. Sen zengin değilsin. Fakat namuslusun. Dinini toprağını, devletini seversin… Haydi, köylü kardeş!

Donanma

mütercim:Birsen Sezgin

 

                                                                                                          Donanmanın Sesi:

TOPÇU TÜRKÜSÜ

Biz ayrıldık, anamızın, o sıcak                                  Kaptan baba: Paşa baba: Git anlat!

Kucağından, denizlere atıldık.                                  Evlatları top başında gözlüyor,

Başa çektik, ay yıldızlı bir sancak                              Hakanımız için fedâ bu hayat,

Şehitlerin izlerine katıldık..                                       O mukaddes dileğini özlüyor!

Donanmanın topçusuyuz cümlemiz,                         Donanmanın topçusuyuz cümlemiz,

Esirimiz olacaktır her deniz..                                     Esirimiz olacaktır her deniz..

 

Bu çıldırmış, ak köpüklü yollarda,                            Vatan yalnız toprak değil, su değil:

Nice Türk’ün, yiğit kanı döküldü…                          Bu sancağın, her seçtiği yer vatan!

Hak kuvveti toplanınca kollarda,                              Müslüman’ın, yiğit Türk’ün o asil

Bağrımızda yas düğümü söküldü.                             Ayağının, her geçtiği yer vatan!

Donanmanın topçusuyuz cümlemiz,                         Donanmanın topçusuyuz cümlemiz,

Esirimiz olacaktır her deniz..                                     Esirimiz olacaktır her deniz…

 

Kaptan baba! Bekliyoruz, git söyle!                          Haber edin, eteğine hakanın:

Hakanımız ferman etsin: Atalım..                             Biz ant içtik milletin başına!

Her ateşte, o zulümkâr, o koca                                  Biz ant içtik huzurunda kuranın,

Düşmanları, birbirine katalım..                                  El uzattık bu silahın kaşına:

Donanmanın topçusuyuz cümlemiz,                         Donanmanın topçusuyuz cümlemiz,

Esirimiz olacaktır her deniz..                                     Esirimiz olacaktır her deniz..

 

Galip değil, bize kalkan korkak el!                            Gece gökte, yıldızların bakışı,

Mahkûm olmaz, ruha hakîm olanın;                          Şehitlerin, öç bekleyen gözüdür..

Yüreklerde varken büyük bir emel,                           Topumuzun şimşek gibi çakışı,

Tanrım biz de bulundukça imanın:                            Hepimizin en sonuncu sözüdür:

Donanmanın topçusuyuz cümlemiz,                         Donanmanın topçusuyuz cümlemiz,

Esirimiz olacaktır her deniz..                                     Esirimiz olacaktır her deniz…

 

Aka Gündüz

Mütercimi: Birsen Sezgin

                                                            Mukayese-i Kuvâ

Devletlerin Kuvây-yi Bahriyesi

İlk nüshamızda bir nebze bahsedildiği üzere kuvây-yi bahriyenin siyaset beyn-el-milel (Milletler arası)  namına hâl-i hâzırda haiz olduğu ehemmiyet fevkalâde karşısında, ittifak, i’tilâf-ı müselles  (üçlü itilaf) devletleri arasında rekabet-i bahriyenin milyonlarca para sarfına mecburiyet hissettirdiği bir zamanda bütün devletlerin el yevm mâlik oldukları kuvây-yi bahriye hakkında malûmat-ı mufassala iata edilerek donanmanın milletler nezdinde ki ehemmiyet-i mahsûsasına dair efrâd-ı muhtereme milletin (milletin muhterem bireyleri) bir dereceye kadar efkârını tenvir (düşüncelerini, fikirlerini aydınlatma) etmeği fâideden hâlî görmüyoruz. Onun için bundan böyle her hafta intişâr (yayınlanacak) edecek olan mecmuamızda devletlerden birinin kuvây-yi bahriyesi hakkında bir makale-i mahsusa ilave eyleyeceğiz. Yunanistan’dan sonra bizi bahren en ziyade alakadar eden devlet Rusya olduğundan ilk makalemize mezkûr (adı geçen, zikredilen) devletin donanmasıyla ibtidâr (bir işe süratle, çabuklukla başlama) eyliyoruz:

-1-

Rus Donanması

Boğazların bilumum sefain-i harbiyeye mesdûd  (kapanmış) bulundurulmasından dolayı malûm olduğu vechle (sebeple)  Rus donanması biri Baltık Denizi diğeri Bahr-i Siyah donanması olmak üzere sûret-i kat’iyyede  (kesinlikle) ikiye münkesimdir. Rusya’nın hâl-i hâzırda Baltık Denizinde (İmparator Pavel Parves), (Andrey Pervosvaiy), (Selave), (Çezareviç), namında ve cümlesi birden (62.300) ton hacminde dört zırhlısı vardır. Bunlardan (İmparator Pavel Parves) ile (Andrey Pervosvaiy) zırhlıları (1906) ve (1907) senelerinde deryaya tenzîl (indirilme) edilmiş olup beherinin hacmi (17.700) tona ve süratleri saatte (18) mildir.

Zırhlıların her birinde dört adet (30,5) pusluk, 14 adet (20,3) pusluk, 12 adet (12) pusluk dört adet (4,7) pusluk top vardır. Bundan maada her bir zırhlı 8 adet makineli tüfenk (tüfek) ile (45) pusluk torpil endâhtına (ateş etmek) mahsus bir adet taht-el-bahr (denizaltı) ve iki adet yan taraflarda ki ceman üçer tane torpil kovanına mâliktir. Zırhlıların makineleri (17.600) biner kuvvetindedir. Ve her birinin tulu (boyu) (140,2) ve arzı (genişliği) (24,4) metre olup mürettebatı (933) kişiden ibarettir. (Selave) ve) Çezareviç) zırhlılarına gelince bunların birincisi (13.700) ton hacminde ve (17,7) mil süratinde ve ikincisi ise (13.200) ton hacminde ve (18,8) mil süratindedir. Her birinin 4 adet (30,5) pusluk, 12 adet (15) pusluk, 20 adet (7,5) pusluk ve 4 adet (4,7) pusluk topları vardır. Diğerlerinin ise aynı miktarda topları olup yalnız (7,5) pusluk topları 16 adettir ve bir de fazla olarak 2 adet (3,7) pusluk toplara mâliktir. Bundan başka (Selave) zırhlısı 8 adet makineli tüfenkge (tüfek) ve iki torpil kovanına (Çezareviç) ise 4 adet makineli tüfenge ve iki torpil kovanına mâliktir.

Bu dört zırhlıdan mâ-adâ (zırhlıdan başka) Rusya’nın Baltık Denizinde (Ganfovet), (Pultava), (Svastopol), (Petrovpavlovesk) namında dört zırhlısı hâl-i inşada bulunmaktadır. Bu sefineler bu sene zarfında hitâm  (son) bulacaktır. En son terekkiyât-ı fenniyeye teyan inşa edilen bu zırhlıların her biri (23.000) ton hacminde ve (23) mil süratindedir. Bunlara 12 adet (30,5) pusluk, 16 adet 12 pusluk ve 4 adet (4,7) pusluk top bulunacaktır. Zırhlılar 8 adet makineli tüfenke (tüfeğe) ve dörder adet torpil kovanına mâlik olacaklardır.

Baltık Denizinde Rusya’nın cümlesi (65.200) ton hacminde 6 adet zırhlı kruvazörü vardır. Bir de cümlesi (32.500) ton hacminde dört adet kruvazörde hâl-i inşada bulunmaktadır. Hitam inşaları ancak 1916 senesinde kabil olabilecek olan bu sefain (29) mil süratine mâlik ve topları da pek kuvvetli olacaktır. Rusya’nın Baltık Denizinde mecmû’ (toplamı)  (36.400) ton hacminde 6 adet muhâfazalı kruvazörü vardır. Bunların hacimleri zırhlı kruvazörlerden daha küçüktür ve topları da o nisbettedir. Bunlardan mâ-adâ beheri (her biri)  (4500) ton hacminde ve ( 27,5) mil süratinde (Neveleski) ve ( Moraviyef Amoreski) namına iki kruvazör diğer dört kruvazör daha hâl-i inşada bulunmaktadır. Rusya’nın Ganbot (hücum bot)  sistemindeki sefâin-i harbiyesi yirmi altı adettir. Fakat bunların bir tanesi pek eskidir. Süratleri de on dört ile on bir arasında tehâlüf (birbirine uymama) eder. El-yevm (Bugün) Rusya devleti Baltık Denizinde 78 torpido muhribine (torpidoları avlamaya yarayan ve çok hızlı giden bir çeşit küçük harp gemisi) mâliktir. Bunların ekserîsi (çoğu) serî-üs-seyr (hızlı giden) olup en yenisi (Nuvik) de torpido muhribidir. Bundan mâ-adâ 36 adet muhribde hâl-i inşada bulunmaktadır. Her sene on iki adet teslim edilmek üzere bu inşaat; 1914, 1915, 1916 senelerinde hitâm olacaktır. Rus Baltık filosunun mukadderâtını itmâm (tamamlama) için bir vech-i bila ta’dâd (sayısız olarak) ettiğimiz sefaininden mâ-adâ 15 adet torpido ve on biri mevcûd ve altısı dört set inşa olmak üzere 17  tahte-l-bahr (denizaltı) bulunduğunu söylememiz icap eder. Tabîî bu sefinelere kıymet-i Harbiyeleri olmadığı halde esnâ-yi muhârebede (savaş sırasında) işe yarayan birçok nakliye, cephane, torpil ve mektup sefaineleri de munzamm (katılan) olmaktadır.

Bahr-i Siyâh (Karadeniz) donanmasına gelince el-yevm Rusya orada mecmû (toplam) (47.800) ton hacminde ve (Yuan Selanuost),(Suyatol Pevsitafi), (Panteleimon) eski Putmekin – ve (Rustislaf) namında dört zırhlıya mâliktir. İlk iki zırhlının her biri (13.000) ton hacminde ve sürati saatte 16 ve 17 mildir. Her biri dört adet (30,5) pusluk toplara mâliktir. Bundan başka her birinin altı adet makineli tüfenki (tüfeği) ve üçer adet torpido kovanı vardır. Makineleri 10.600 ile 11.000 beygir kuvvetindedir. Diğer iki zırhlıdan birincisi (12.800) ton hacminde ve 14 mil süratinde ikincisi (9000) ton hacminde ve (10,6) mil süratindedir. Bunlardan mâ-adâ her ne kadar üç adet zırhlı daha varsa da bunların zemin inşası pek eskidir ve ancak üçüncü sınıf zırhlılar miyânına (vasat, orta) idhâl (dâhil olma) olunabilir.

Maa-hazâ (bununla beraber) Rusya Bahri-Siyâh (Karadeniz) filosu için üç cesîm (büyük)  zırhlı inşa ettirmektedir. Beheri (22.800) ton hacmi ve saatte 21 mil sürate mâlik olacak bu sefain-i harbiye Rusya’ya 1916 senesinde teslim edilecektir. Yeni zırhlıların isimleri İmparator III. Aleksandr. II. Katerina ve İmparatoriçe Mari olup bunlardan birincisi ahîren (sonradan) deryaya tenzîl edilmiştir. Her bir zırhlı 12 adet (3,5) pusluk, 20 adet (12,7) pusluk 4 adet (6,3) pusluk ve 4 adet (4,7) pusluk toplar ile teslih (silahlandırma) edilmiş olacaktır. Bundan mâ-adâ her zırhlıda 4 adet makineli tüfenk (tüfek), 4 torpil kovanı bulunacak ve makineleri (26.500) beygir kuvvetinde olacaktır. Zırhlılar (168) metro tulünde (uzunluğunda) ve (27,3) metro arzında (genişliğinde) inşa edilecektir.

Rusya’nın Bahri-Siyâh’tan (Kagol) ve (Pamyeti) namında iki zırhlı kruvazörü vardır. (Kagol) Der-saâdete (İstanbul’a) gelmiş idi. 1902 ve 1903 senelerinde inşa edilen bu sefain-i harbiye (6800) ton hacminde ve 23 mil süratindedir. Her biri 12 adet (15) pusluk, 12 adet (7,5) pusluk, 8 adet (4,7) pusluk ve 2 adet (3,7) pusluk toplara mâliktir. Makineli tüfenkler (tüfekler) adeti 2 ve torpido kovanlarının adeti keza iki’dir. Bir de (Amiral Lazarevf) ve (Amiral Nahimof) namında ve beheri (7000) ton hacminde ve 30 mil süratinde iki kruvazör daha inşa olunmaktadır. Bunların her biri 16 adet (15) pusluk 5 adet (6,3) pusluk toplar ile müslih (silahlanmış) bulunacaktır. Rus Bahri-Siyâh donanması bir de (Devnez), (Terhoz), (Kubanez) ve (Orallez) namında dört adet âdî (değersiz) kruvazöre mâlik ise de hacimleri (1250) ton’dan ve süratleri 12 milyon ibaret olan bu sefainin kıymet-i harbiyesi tabîî mevzû’-i bahs (bahis konusu) olamaz.

Bahri-Siyâh’ta Rusya’nın el-yevm 20 adet torpido muhribi vardır. Diğerlerinin inşası hitâm bulursa bunların adeti yirmi altıya baliğ olacaktır. İçlerinde en süratli olanları dokuz adettir. Bunların beheri (1100) ton hacminde ve 34 ile 35 mil süratindedir. Maa-hazâ bu dokuz muhribin ancak beşi hitâm bulmuştur. Rus Bahri-Siyâh filosu 17 adet torpidoya mâliktir. Bunların içinde dokuz adeti birinci sınıftır. Bundan mâ-adâ dokuzu mevcûd ve ikisi dört set inşa on bir adet taht-el-bahir, nakliye, cephane, torpil, mekteb (okul gemisi) sefineleri gibi müteaddid (türlü türlü) merâkib-i bahriyesi (vapurlar, gemiler, kayıklar gibi deniz nakil vasıtaları) vardır.

Mütercimi: Birsen Sezgin

Hakan El Bahreyn Meselesi

Şüyû-a (herkesçe yayılma, bilinme) kıdemiyle (eskilik, kadîm olma)  tev’em (ikiz) olan bir ta’bîr vardır:

–          Ukalâ’

Buna “Ukalalık” diye bir de sıfat ilave etmişler. Uzanıp gitmiş… Kimine, bilmediği işte karışır, kimine, lüzûmlu, lüzûmsuz yere akıl ked-hüdâsı (akıl kahyası) sıfatını takınır, kimine vazifesi olmayan işlere burnunu sokar, kimine cehlini (bilmezlik, cehalet) unuturda cehli kadar büyük işlere karışırsa ona bu diyarda ukalâ’ derler.. Etrafımıza şöyle bakacak olursak, bu ta’bîri her gün kullanmağa mecbûr olduğumuzu anlarız. Allah ukalâyı eksik etmesin… Bunlar her zamanda, her devirde, her mekânda vardırlar ve var olacaklardır. Şark; bu mâî semâ (mavi gökyüzü), bu feyizli Güneş (verimli Güneş) altında füyûz tabiat (verimli doğa) namına hârikalar göstermekle kalmamış, nasıl nebâtan-ı (bitki) tufeyliyyette (asalaklık) bu güzel topraktan cây-i tenemmüv (yerden büyüme) bulursa, ukalâ-i devrân da bu güzel yurtta bir kutluca doğup büyümüş… Târihi açık. Her sahifesinde (sayfasında) “ukala-i devran” dan acı, acı şikâyeti hâvi bir fukara görürseniz. Tarihte pek meşhûr olan, fakat donanmamızın yakılmasıyla komedyadan, trajediye, kanlı bir fâcia’ya tahavvül eden vukufsuzluk, bir Rus donanmasının Sebte Boğazı’ndan (Cebelitarık Boğazının diğer adı) geçeceğini düşünemeyen, hat-ı harita-i âlemde öyle bir muabbir olduğunu bile bilmeyen ukalâ, askerliğe, donanmaya, ziyadece müdâhale etmişler, Sâid Şirazi’nin beyitiyle, tabiat-ül ceyş müşkilâtını, hafızın şerabesiyle (şarabıyla) farazâ (farzedelim ki) “Karlofça” ahdnamesini (anlaşmasını) halledivermişler. Mütekaiden (emekli) bahriyeden bir zât; donanmanın ehemmiyeti (önem) hakkında ki mütâlaâtını (düşüncelerini) ihtivâ’ eden bir makale tevdî’ (bırakma, emânet etme) ettiği gün; acaba ukalâ donanma âmirine, derya-ı sefirine (deniz elçisi) nice müdahale etmişler? Zamanında bir tefekküre daldım. Hafızamda ani bir tenevvür (nurlanma) husûle (türeme) geldi. Âdeta bir şimşek çaktı. O huzme-i tîz-i reftâr ( o keskin demetin hareketi) arasında “Şânî-Zâde” merhûmun çehre-i giryânı (ağlayan yüzü) göründü. Rahmet okudum. Derhâl târihî buldum. Hafızam beni aldatmamıştı:

Şânî-Zâde’yi tabîî tanırsınız… Az çok târihle meşgûl olan, ilm ve fenne (ilim, okunarak edinilen bilgi ve fen) az çok intisâb (bağlanan) eden zevât (kişiler) arasında Şânî-Zâde’yi bilmeyen yoktur. Târihî vardır. Resmen vak’a-nüvis (resmi devlet tarihçisi) olmuştur. Asl iştihârı tıptadır (asıl şöhreti tıp alanındadır). Eseri vardır. Devr-i Mahmûd Han’da (Hükümdar II. Mahmut) tefeyyüz etmiştir (yükselmiştir). O zamana göre tabâbette (tıp ilmi) eser te’lîf ve tab’ (kitap basmak) ettirmek ne demek ise Şânî-Zâde o mertebeyi bulmuştur. Fakat ecl-i merâtib (bu mertebelerden sebep) olan ser tabâbet (başhekimlik) yerine bu bî-çâreyi müneccim (yıldız bilimci, astrolog) başı bile yapmamışlar. Vâkıâ (gerçi) onda da mahirmiş. Fakat yerini alan adamcağız, bizim üfürükçü hacı babaları nev’indenmiş (sınıfındanmış). Ukalâ devran öyle demiş. Zavallı onunla kalmamış. Târihînde ukalâlıktan şikâyet ederken pek garîb (garip, tuhaf) bir iftirâya uğramış:

En meşhûr fıkarât-ı târihiyyeden (tarihi küçük hikâyeler) olduğu üzere 241 tarihlerine doğru İstanbul’da bir nâdî-i mümtâz-ı âdâb (yol yordam bilen seçkin bir meclis) varmış. Cevdet Paşa Tarihinde pek güzel yazar, bu bizim âdâba Ked-hüdâ Zâde Arif Efendi, Şânî-Zâde gibi zevât devam ederler, Ked-hüdâ Zâde felsefe, Şânî-Zâde fennun (fen) ta’lîm (öğretme, öğrenme) ederlermiş. Masâri’ ve ebyât (mısra ve iki mısradan meydana gelen manzum sözler) intihâbe de (bir kıt’a veya kasidenin en güzel beyti) adetmiş. Hatta “Bugün şâdım ki yâr ağlar benim’çün (İsmail Ferruh Efendi)” Mısrâya mazhar-ı şeref intihâbe’de olmuş. Yeniçeriler, Baltacı arkasından Bektâşiler takrîb edilmiş (yaklaştırılmış). O zaman Şânî-Zâde’ye de, refikasından bazılarına da bektâşi demişler, sürmüşler…

İşte bu Şânî-Zâde târihînde ukalâ devran gücü yettiği, sesi çıktığı kadar bağırmış.. Bu sadâ-yi ikâz; muhtelif âhengte muhtelif perdede çıkmış… İşte hafızam onlardan bir tanesini buldu. “Donanma” mecmûasına ne kadar münâsib (uygun), ne güzel bir mevzû’ (konu)..

Sultan Mahmud’u kandırmışlar .. Devlet-i âliyenize (Osmanlı İmparatorluğunuza) donanmanın lüzumu yok diyerek senelerden beri belli başlı bir iş görmediğinden, Yunan eşkıyasına bile mağlûb (mağlup) olduğundan bahis (bahsetme) açmışlar .. Az kalsın, hükümdar vakt (vakit) bu gibi igfâlâta (gaflete düşmek, aldatılma) kapılacakmış. Fakat Cenab-ı Hakk (Allah) bu millete acımış. Bu nasâyihin (öğütlerin) “ukalâlık” olduğunu anlamış. Şânî-Zâde merhum târihînde buna teşekkür ediyor. Târihînin üçüncü cildinin (78)’inci sahifesinde: Müdevver o amir-i âliye, bir ay inşâ-i sefâin-i harb ve sefr-i der-bederim ve kamer ünvânlı bir fakire yazıyor. Mukademe olarak Kâtip Çelebi’nin meşhûr (Tuhfetü’l-Kibar) [Tuhfetü’l-Kibâr fî Esfâr-il-Bihâr – Deniz seferlerinde büyüklerin armağanı, değerli bilgin Kâtip Çelebinin denizciliğe dâir eseri]’ından bir bir fakire yazdıktan sonra diyor ki:

[… Vaktimizin(zamanımızın) akıl (akıllı) ve müdebbir (tedbirli) geçinir bazı kibâr yâdigârları (mec. Sevilmeyen kişileri) meclis-i ülfet (konuşma meclisi) ve âşinâyı (bildik) sohbetlerinde donanma-i hümâyûndan haylice müddetten beri bir menfaat görülemediğinden bahsle (bahisle, bahseden) pâd-şâh-ı islâm kesîr Allah münşeâte el- civâriyyete (yakınlık) fi-el bahir (deniz) kalalım hazretlerinin revnak-ı efzâ’ ünvân-ı şâhâneleri olan hâkan- el- Bahreyn kelâm-ül hasret- ül mülûkunu ( padişahın sözlerine hasret) muhafaza için sefâin-i harbiyyenin ikmâl ve itimamıyla kuvvet-i bahriyelerinin tekessür (çoğalma) ve i’zâmına küllî dikkat ve ihtimamım mehâmmdir diyecek yerde fî-mâbâ’d (bundan sonra) donanmanın adam lüzûmuna küllî olması sûretini akıllar nice tavsiye ettikleri mahzâ şâr cehâlet ve ayn-ı şemri daneittir lâkin hamd Allah taâlâ bu makuleler, nazar-ı iltifat-ı şâhâne’den sâkıt (hüküm ve itibardan düşmüş) ve devir ve mesânid (rütbeler, dereceler ) hükm ve nüfuzdan mehcûre…]

Zavallı Şânî-Zâde’nin donanmasızlıktan canı yanmışta yeni gemi inşââsı haberini ne kadar sevinçle yazmış. Meğer bu memlekete donanma lâzım değildir, diyenler o zamanda varmış. Âdeta mesânid-i ikbâle bile çıkmışlar. Artık mağlûbiyetimizi, perişanlığımızı başka yerde aramağa ne hâcet.. Onların son nesilleri, evladı dibakiyesi yakın zamanlara kadar görülüyordu. İhtimâl mesânid-i az ve ikbâle urûc (saadetle yükselme) etmişlerdir.. Ne olmuşlarsa olmuşlar, şimdi susmuşlardır. Hattâ bir daha ağız açamayacaklardır. Artık yeni gemi aldı diye sevinen yalnız Şânı-Zâde değildir. Ufak bir gemi haberi ile millet, mevcûdiyyetinde şiddetli bir lerze’i iştiyak duyuyor. (varlığında şiddetli bir şevklenmeyle titriyor) harîtayı önüne getirmeyenler bile kulaktan bu devletin deniz devleti olduğunu anlamışlar, Yunanistan’ın İzmir’in karşısında elleri, arkasında gezdiğini duymuşlardı. Zavallı Kâtib Çelebi, Şânî-Zâde’den yüz sene evvel bile akıllı kibârın, denize atf-ı nazar-ı ehemmiyet etmediklerini görmüştü “Tuhfetü’l-Kibâr” ünvânlı (isimli kitabı) eserini yazmış. Şânî-Zâde’de sâlif-üz-zikr (zikri geçen, bildiren) fıkrasında ondan istimdât (meded, yardım isteme) ediyor ki, biz o fıkrayı buraya aynen yazarak, Kâtip Çelebi’nin 1140 senesinde söylediği ancak 1330’da anlatabildiğini düşünüyoruz. Allâme-i Rum ( diyor ki [1]

[Hâfî olmaya ki (Gizli, saklı olmaya ki) bu devlet-i âliyede rükn-ül-azam ve şanına —- ve ihtimâm elzem olan derya ahvâlidir. Zira devlet rûz-i efzûn’un revnak ve ünvân berr’in ve bahrine  hükmle (hükümle) olduğundan gayri ekseri memâlik-i mahrûse (Osmanlı Ülkesi) cezâir ve sahil-i derya (adalar ve kıyılar) olup husûsâ (ayrıca) Dar-ül-Saltanat-ı Âliye yani Kostantiniye’nin Veliyy-i namı iki derya ettiğinde kat’iyyen (kesinlikle) şübhe (şüphe) yoktur. Bu cümleden sonra aksâm-ı erba (4 parça, bölüm) dünyadan ol kısm-ı Avrupa’ya ehl-i islâm yakın zamanlarda geçip alaka eylediler pad-şah han selef harik —- kırıb cenkler ve tedbirlerle ancak Rumeli’de bu sene Vangerus’un bir mukadderini teshir edebildiler zikr olunan yerler Avrupa’nın bir kenarıdır. Bu mertebey-i zabt ve hıfz ve heraset-i derya elde olmağa mevkuf olduğu için selef de azim ihtimam ederlerdi. Hala dahi mühim olan gafleti geri koyup bezl-i mukadder eylemektir. Allah-ü Teâlâ muvaffak eyliye.

[1] Tuhfetü’l-Kibâr fî Esfâr-il- Bihâr. (Matbua-i Bahriye tabı. Sahife 158 )

Katip Çelebi başını kaldırsa da Karadeniz’de diretnotlar, Anadolu sahilinde şakiler görse ne diyecekti.. Çok  şakiler görse ne diyecekti.. Çok yanacaktı. Fakat eminim ki, donanma namına görülen teşebbüsat-ı ahire (gelecek olan teşebbüsler) onun kalb-i mahzununa reşh paş teselliyat olacak, hala üzerine taş dikemediğimiz, süprüntüler arasında bıraktığımız, kibr-i Arabî kenarında durup akıllı duranın şerrinden donanma yerine Timur Yol gibi bedaat akla pür viraneden hafız ve siyanet, (1140) den (3330)’a kadar geçen zamanlara acıyarak Sahra-i Cedid’te muvaffakiyet için dualar edecektir.

Hüseyin Hazım

0486_0002-50_Page_10Hadisat: Hazire-i ırkıy hâlâ kalpleri titreten Empress Ireland Vapuru.

0486_0002-50_Page_10-2

Vapurun bedbaht kaptanı

0486_0002-50_Page_10-3(Zırhlı Teyyare) Uçmağa hazırlanırken

0486_0002-50_Page_11Hadisat: (Empress Ireland) sefine-i limandan çıkarken

0486_0002-50_Page_11-2Faciaya şahid olan (Rimuski) kasabasından bir manzara

0486_0002-50_Page_11-3

Arkadan görünen bir vapurun

Arkasından yalnız beyaz bir fener görünür

 

Yandan görünüş

Büyük vapurun büyük denizlerde batarken (denizde emniyet tertibatı)

Önden görünüş bir vapurun önden (mizana) direklerinde ki beyaz fenerle iskelesinin yeşil ve sancağın kırmızı fenerleri görünmektedir.

mütercim: Birsen Sezgin

TÜRKİYENİN TAKSİMİ

Hakkında yüz proje

mabad 

Muharriri: Romanya siyasiyesinden Trandafir G. Djuvara

Bu projelerin bir kısmı onuncu Levon (Ermenistan kralı) ve beşinci Pi gibi Hıristiyanlığın menafi (menfaat) umumiyesini temin eylemek gayretinde bulunan papalar tarafından (1)  diğerleri de birinci Fransuva, on dördüncü Lui, büyük Petro, büyük Katarina, ikinci Jozef, Napolyon ve Aleksander (2) gibi daha hususi ve şahsi maksadı takip etmek isteyen hükümdarlar tarafından tertip olunmuştur.   Erasm, La Yipiniç, Volney gibi ulema dahi taksim planları çizmekten çekinmemişlerdir.  Erasm Türklere karşı pek  felsefi görünmeyen ithamname ile iktifa eder.  Türkler onun nazarında meçhul-ül asel bir takım barbarlardır.  Hıristiyanların bekası namına Türkleri mahvetmektir (3)  La Yipiniç ise makâsıd (maksatlar) siyasiye takip eder.  En başlıca arzusu on dördüncü Levi’yi Hollanda seferinden vaz geçirmek idi.  Bunun için kendisini Mısır’ın zaptına teşvik yolunda bir muhtıra verilmişti.

        0486_0002-50_Page_14                YUAN MİLATOSUN ZIRHLISI

     Yalnız Mısır değil bütün aktar şark kıyam için bilâ-havf (korkusuz) kendisine istinat olunabilen, kuvveyi naciyenin (kurtuluş) vürûduna muntazırdır (gelişini bekleyen).  Mısır fetih olunduğu, binayı devleti Âliyenin her taraftan çöktüğü görülecektir.  La Yipiniç öyle tasavvur ediyordu ki, devleti Osmaniye ye karşı bir harekette bulunmak için diğer Hıristiyan krallar Fransa kralı ile kolayca uyuşacaklardır.  Fransız teşebbüsatını bu cihete mail (eğimli) etmek emeliyle müşkülat atiyeyi fazlaca tahfif (hafifletme) ediyordu.  1788de

____________________________

     (1) şimdiye kadar tarihe ne kadar ehli salib seferi kayıt olunmuş ise hepsinin başında mutlaka bir papa görülmüştür.  “mecmua”

     (2) bunların teracümü ahvalinden ileride bahis edilecektir.  “mecmua”

     (3) garpta şark aleyhinde bulunmak için ihtisas, vukuf aranmaz.  Şarkta bir seyahat, yahut şark eşyasına rağbet, şark umuruna velev en derin nikat (noktalar) ilmiye ye kadar olsun, infaz nazara kifayet eder.  Faraza Erasm, ruhbanın hedef tir (ok) gazabı olmakla beraber, yine rahip terbiyesi görmüş bir adamdır.  Tatlmiyusun coğrafyasını tercüme etmek gibi hizmetler ona şarktan bahis etmek salahiyetini verir.  Bu papazın Türkler hakkındaki isnadı sarihi ise ret etmeğe bile layık olmayan efsanelerden ibarettir.  “mecmua”

0486_0002-50_Page_14-2İMPARATOR PAVEL PERVİ ZIRHLISI

Avusturya ile Rusya’nın Türkiye ye karşı muharib oldukları zamanda (volney) sukutunu kati gördüğü devleti Osmaniye hakkındaki efkârını şu suretle beyan ediyordu.  Gerek maneviyat gerek maddiyat öyledir, bir cisim bir kere harekete başladı mı sürati ne kadar ziyade ise tevkif etmesi de o kadar güç olur. 

     Şedaid (şiddet) havaya maruz, toprağı feyzi imbattan mahrum bir hatada yaşayarak bilintica müşkülat aver bir hayat imrar edenler için bir iklim safa-bahşanın (sefa bağışlayan) cazibeleri ve bir hayat istirahat perverane ve mütemevvillim-ane (zenginlik) elzemdir. (4)

     Hayal perverane bir emele tabi olmayan feylesof ilave ediyor.  Polonya’nın sergüzeştini düşünecek olursak veya ne Petersburg saraylarının bir taksim meselesini hal etmek için uyuşabilmelerinin yine imkân dâhilinde olduğunu anlarız.(5)

     Fransa’da ekseriyetle düşünülüyor ki, devleti Osmaniye’nin bekasında onun için fayda vardır, o halde Fransa ne yapacaktır?  Volney diyor ki;

     <<mademki Türkiyatı müdafaa etmeğe muktedir değiliz lâzımeyi basiret işi cereyanı ahvale tevdi etmek ve kendimiz için bir usul kabul etmektir.>>  Görülüyor ki filozof hükümetlerin taksimini de pek tabii şeylerden addediyor.

0486_0002-50_Page_14-3 RUVARİK KRUVAZÖRÜ

     (4)  Rusya’yı şarkı garibe davet için ne güzel bir hitabe “mecmua”

     (5)  Volney Ayetullah Bey merhum tarafından tercüme edilen meşhur <temdir harabeleri> hitabesiyle Türk karilerince malumdur.  Üç sene Cebel Lübnan da oturan bu âlim, taksim projesi yapmak için nefsinde büyük bir salahiyet görüyor.  “mecmua”

0486_0002-50_Page_15YUTNAN SAJERİ MUHRİBİ

ve arasiziyi de müstevliye de sakin olup sırf siyasi ve iktisadi mülahızane teba’ten şu ve bu devlete verilen ahalinin hayat ve münafiiyle meşgul olmuyor. (6)

     On sekizinci asırda hiç kimse Türkiye’nin bu kadar az bir zamanda izmihlale uğrayacağını zan etmiyordu.  (ibret…)

     Montesquieu (monteskiyö), mösyö Çuvara tarafından pek musib (sevap) olarak zikir olunan bir fıkrasında diyor ki;

     <<devleti Osmaniye şimdi vaktiyle Yunanilerin bulundukları derke-i (anlayış) zaafdadır.  Fakat uzun müddet baki kalacaktır.  Çünkü muzafferiyet peşinde koşan hangi kral olursa olsun bu imparatorluğu bir tehlike karşısında bulunduracak olursa Avrupa’nın ticaretle meşgul üç devleti menfaatlerini müdafaa için devleti Osmaniye’nin müdafaasına şitab (koşan) edeceklerdir.>>  Bu nazariye uzun müddet kuvvetini muhafaza etti.  On dokuzuncu asrın bir büyük kısmında, Avrupa’nın temin

___________________________________

     (6)  Tarihin tekrardan ibaret olduğu nazariye yi kadimesi burada cay’i (yer) kabul bulacak. . .  Çünkü 1780 tarihinden sonra serdedilen bu türlü efkâr, 1913 tarihinde Fransa’da hissen kabul görecek zihinler bulmuş idi…  Balkan harbinin zuhurundan, Devleti Âliye musibetten, musibete sürüklendikten sonra Fransa’da bazı kahr (yok etme) düşünceliler – öyle demeğe mecburuz – Türkiye’ye imdat edemeyecek olduktan sonra diğer dostları gücendirmemek nazariyesini ileriye sürmüşler.  Neler yapmışlardı…  Şayanı teşekkürdür ki, bugün yine hakikat galebe etmiş, Fransa, anane’i tarihiyesine sadık kalmıştır.  <<Volney>>in ileriye sürdüğü diğer nazariye de;  Balkan harbinden sonra her tarafta, her kongrede büyük bir iltifat görmüş, bazı arazi-i müstevliyenin ahaliyi kadimesi, din, menfaat, hissiyat itibariyle cemadattan (cansız varlıklar) addedilen, fakat hala Balkan, kandan ve ateşten kurtulamamıştır. 0486_0002-50_Page_15-3HACİN TAHTELBAHİRİ

muvazeneti (denge) için Türkiye’nin vücudunu muhafaza etmek hakiki ber umdeyi (ilke)siyasiye idi.

     <Pit>in şu cümlesi malumdur:

     (Devleti Osmaniye’nin bekası İngiltere için bir hayat memat meselesi olduğuna kail olmayan kim olursa olsun onunla müzakereye girmem.)

     Şimdi bu türlü mülahazat ve itikadatı siyasiye gerek İngiltere’de gerek sair yerlerde pek çok tebdile uğramıştır.  Vaktiyle asıl korkulacak şeyi;  Şu veya bu devleti muazzamanın Türkiye’nin zararına olarak vasiyet kesb etmesi idi.(7)

     Mösyö Çuvara’nın, kitabında;  Yalnız hükümdaran ile ricali siyasiyenin resmi projelerinden değil nikat nazarlarını ve yukarıda arai ettiğimiz meşhur filozofların haricinde olarak alelade muharrirlerin projelerinden de bahis etmiş olması yek nazarda bade-i (sebep) hayret olur.  Fakat bu hal, muharririn mezkurenin ekseriya şu veya bu hükümdarın vasıtayı neşir efkârı yahut ta, efkârı umumiyenin makûsu olmasıyla kabili izahdır.  Bu kadar mühim bir mesele hakkında muhtelif zamanlarda nasıl bir fikir beslendiğini öğrenmek her halde faydalıdır. 

     Türkiye’nin taksimine ait projelerden bahis eden bir kitabın

0486_0002-50_Page_15-2 NUVİK TORPİDO MUHRİBİ

mütalaası, faydadan hali görünmeyen umumi mülahazalara meyden vereceğini söylemiş idim.

     Evvel emirde projelerin tarihi ve projelerin nikat hususiyesi umumiyet itibariyle siyaseti hariciye tarihi gibi mevsuk (ispatlı) değildir, denilebilir.  Kitapta görülüyor ki, devletlerin münasebatına emniyet, verilen sözlerde sadakat ve ciddiyet yoktur.

     (7)  Türkler, İngiltere siyasiye-i meşhuriyenin yukarıki nazariyesine şimdiki İngilizler tarafından riayet edilmesi için ne kadar yazı yazmışlardır.  O nazariyenin artık modası geçmiş bir imanı siyasi hükmünde olduğunu Fransız âlimi ne güzel söylüyor ve son vakayı hüviyenin esbabını bir iki cümle ile ne güzel anlatıyor.  Artık esareti iktisadiye, Hindistan, Afrika imparatorluğu gibi münafi, ortaya girmiş şark-ı karibde tek bir devlet söz söylemiştir.  <<mecmua>>

**Donanma mecmuası 49’dan devam**

devam edecek

 

Donanma

İlave kısmı

BAHRİYE HAVADİSLERİ

**********

Fransa

     Su tayyareleri – Bahriye nazırı mösyö <Goniye> bir su tayyaresi filosu hazırlamakta olduğunu beyan eylemiştir.  Bu filo Bahri Sefid donanması kumandanı Amiral <Boue de Lapeyrer> nin maiyetine verilecek ve aynıyla tahtelbahr ve torpido filoları gibi idare edilecektir.  Zırhlı sefain harbiye ile kruvazörler beyninde tesisi irtibat için böyle bir filoya ihtiyaç olduğu düşünülmektedir.  Rusya erkânı harbiye bahriye reisi Amiral Rusin Fransa’da – Fransa bahriye nazırı, Rusya erkânı harbiye-i bahriye reisi Amiral Rusin’in şerefine verilen bir ziyafet esnasında irad eylediği nutukta, atideki sözleri söylemiştir;

          Biz Rusya hükümetinin kuvveyi bahriyesi tezyid (artırma) için sarf eylemekte bulunduğu gayret ve faaliyeti kemali itina ile ve günü gününe takip eylemekte ve bu ikdamatın (uygulama) müntiç (netice) muvaffakiyet olduğunu gördükçe tezyidi memnuniyet etmekteyiz. 

     << . . . . . Öyle ümit ediyorum ki donanmamızı ziyaret etmek suretiyle, Fransa hükümetinin, an’anatına (gelenek), dostluklarına ve ittifaklarına sadık kalmak için hiçbir fedakârlıktan çekinmemiş olduğuna kanaat tâmme (tam) hâsıl edeceksiniz.>>

     Amiral Rusin Fransız donanmasının kendi üzerinde fevkalade ümit bahş ve iyi bir tesir icra eylediğini mukabeleyi beyan etmiş ve bade ziyafette hazır bulunan harbiye nazırına tevcii hitap ederek Fransız ordusunu meth ve senâ (övgü) ve Rus ordusunun, Fransız usulü askeriyesinden gördüğü faydaları tadat (sayım) etmiş ve bilhassa erkânı harbiye mektebinin tahsilini fevkalade büyük bir dereceyi tekemmülde bulduğunu söylemiştir.

İngiltere

     Bahriye hizmetinde tayyareciler — İngiltere bahriye nezareti bahriye tayyareciliğini esaslı bir surette tesis ve teşkile karar vermiştir.  Bu teşkilat mucibince muntazam bir sınıf halini iktisap edecek olan bahriye tayyareciliği bahriye nezaretine merbut kılınmakla beraber aynı zamanda başlı başına müstakil bir kadro teşkil edecektir.  Bu kadroya lazım olacak tayyare zabitleri, bahriye, piyade, bahriye topçu zabitanından intihab edilecektir.

     Aynı zamanda sivil tayyareciler de kabul edilecek, bunlar evvela tayyareci namzedi, namıyla işe başlayacak sair zabitlerin mazhar oldukları hukuk mucibince terfi edebileceklerdir.

     Bu yeni sınıfın efrad ve zabitanı alâmetifarika olarak birer kartal işareti taşıyacaklardır.

     Tahsisatı yevmiye yüz başılar için 62.50 frank olup aşağı doğru tedricen tenzil edecek ve mülazım saniler günde 12.50 frank alacaklardır.  Bundan maada mülazım evveller ile mülazım sanilere bu tahsisatı mayyenden hariç olarak veteran tazminatı namıyla günde ayrıca onar franklık verilecektir.  Kezalik (aynen) bütün efrada tahsisatı manzume (sistem) alacaklardır. 

İtalya

     Endaht müsabakaları – İtalya’da icrası mutad olan senevî endaht müsabakalarının bu sene 20 Temmuz’da icrası tekrar etmiştir.  Endaht müsabakaları Aranci körfezinde, torpil endahtı müsabakaları da, Sipeçya ve Taranto’da icra edilecektir.  Top ve torpil endahtı komisyonunun müfettişliğini erkânı harbiyeyi bahriye reisi deruhte edecektir.

_________________________________________________

Hadisat:

Bahriye nazırımız Fransa da

     Bahriye nazırı muhteremi Cemal Paşa hazretleri, Perşembe günü şark sürat katarıyla, ananeyi muhâdenete (dostluk) sadık kalan Fransa’nın ve Fransızların meşhur âlem olan misafir perverliğine yeni bir numune görmek üzere o iklimi meşhure azimet etmiştir.  Bahriye nazırımızın bu seyahatindeki ehemmiyeti siyasiye ne kadar bariz bir hakikat ise, bu seyahatten bahriyemiz için edilecek istifadelerde o kadar calibi ehemmiyettir.  Bu münasebetle Fransa’nın son bahriye manevralarına ait bir iki remi neşir ediyoruz.  Manevraların merkezi Toulon’dur.  Toulon’u üss-ül-harake (karargâh) ittihaz eden Bahri Sefid filosunun manevraları torpido hücumları noktayı nazarından ayrıca şayanı dikkattir.

Fransız donanmasının manevraları

     Fransız donanması bu sene ilkbahar manevralarına başkumandan Amiral <Boue de Lapeyrer> nin idaresi altında başladı.  Program üç kısma taksim edilmiş idi:

     Birinci kısım Korsika’dan hareket eden bir filo Marsilya, Toulon, Bizerte, limanlarından birini tehdit etmek üzere Arap havzasına dâhil olan bir düşman filosunun harekâtını akim bırakmağa memur edilmiş idi.  müdafaa filosu vazifesini layıkıyla ifa eyledi.  Bu kısımda en ziyade nazarı dikkati celb eden şu keşşaf vazifesini gören ve sebh (yüzen) tayyareleri hamil bulunan (Foudre) ismindeki sefineyi hususiyenin sahilinden 30 mil açıkta kemali muvaffakıyetle tayyarelerini denize indirmesi ve keşiflerin icrasından sonra tayyareleri tekrar alarak filoya avdet etmesidir.  Resimlerimizden biri de keşifte bulunan bir tayyareyi göstermektedir. 

     Programın ikinci kısmı Acaksiyo ve Bizerte’de bulunan düşman filolarının birleşmesini mani eylemekten ibaret idi.  keşşaf torpidolarının mesaiyesine rağmen vazifesinde muvaffak olamadı.  Düşman filosu yekdiğeriyle birleştiler.  İki taraf şedid bir harbe tutuştuğu bir sırada düşman torpidolarının müdafaada zırhlılardan 500 metrelik yani tam torpillerin bir tesiri tam icra edeceği bir mesafeden kemali süratle geçmekte olduğu görüldü ki bu büyük bir muvaffakiyet idi. 

     Resimlerimizden biri de bu hali göstermektedir.  Programın üçüncü kısmı ise Bizerta ablukasını yarmaktan ibaret idi.  muvaffakiyetle neticelendi.

Zırhlı tayyareler

     İsabet edecek bir merminin zaten pek hassas olan tayyare ve her türlü vesait müdafaadan mahrum bulunan tayyareciye ne gibi bir meşum tesir icra edeceği küçük bir mülâhaza ile anlaşılır.  Bunun için Avrupa orduları askeri tayyareleri mermilerin tesiratından masun bırakacak bir zırh ile techiz etmeğe çabalıyorlar.  Bu gün Fransızları en ziyade düşündüren Almanların zırhlı kabili sevk balonlarına karşı havai kruvazörler vücuda getirmek emelidir.  Fransız ordusu bu suretle birkaç zırhlı tayyare vücuda getirdiği gibi keşşaf tayyarelerin kâffesini kruvazörlerin tebdiline karar vermiştir.  Bu suretle tayyareciliğin müdafaayı milliye noktayı nazarından bize bahsetmiş olduğu mühim bir terakki karşısında bulunuyoruz.  Filhakika ahiren yapılan tecrübelerde, gayri tabii sıkletlerine rağmen büyük bir muvaffakıyetle teyran (uçmak) etmişler ve üç kruvazör fırtınalı bir havada bir çeyreklik bir cevelan (dolaşım) yapmışlardır. 

     Diğer taraftan altı kruvazörden mürekkep bir havai filo Paris’ten kalkmak ve Reims, Sedan, Verdon, Châlon, Dijonne’a uğramak üzere 1300 kilometrelik ba’de ve mesafeyi kat’i memur edilmiştir.  Bu harekâtı müntahab (seçilmiş) bir heyeti askeriye takip edecektir.

     Fransız tayyarecilerinden Binbaşı Durank bu günlerde bu zırhlı tayyarelerden birine iki mitralyöz veyahut hafif bir top yerleştirmek çarelerini taharri etmekte olduğunu Fransız gazetelerinde görmekteyiz. 

     Huşeçin (derleyen)

      Yunanistan ne yapıyor

     Geçen haftaki tahminimiz;  hakikate iktirân (yaklaşma) etti.  Yunanistan Amerika’dan alacağı iki zırhlının keyfiyeti iştirasını gizli tuttu.  Hatta Atina ajansına bile tekzib ettirdi.  Nihayet, mesele, bir emri vaki (mecburen) şekline girer girmez, ortalığa velule saldı.  Bu iki zırhlıdan biri elyevm Amerika’dadır.  Diğeri Bahrisefid’de bulunuyor…  Birincisinin teslimi pek yakın zamanda olacaktır.  Bittabi Yunanistan bunu da hesaba dâhil etmiştir.  Diğeri bir ay sonra Selamin tersanesi önüne lenger atar.

     Acaba bu zırhlıların kıymeti harbiyesi nedir?  Hiçbir zaman “hiç diyemeyiz”, sekiz tane otuz buçukluk top;  istisgar (küçük görme) edilemez.  Her halde harp edebilen iki gemidir.  Averof ile beraber;  Eğer Yunanlıların elinde iyi kullanılır ise dikkate layıktır. 

     Millet;  Düşünmelidir ki, Yunan, bir taraftan siparişlerine ger (eğer) mi veriştir.  Yakın zamanda bu ufak komşunun güzel bir torpido filosu olacaktır.  Yakın zamanda bu hayalperest kavim, muhtelif tezgâhlarda inşa edilmiş, zırhlılara, kruvazörlere malik olacaktır.  İki sene ise milletlerin hayatına nispetle hiçtir.

Biz, duracak mıyız?

Osman Evvel ve Reşadiye

İki muazzam dretnotumuzun keyfiyet (nitelik) vürûd-ı meselesi (gelme meselesi) hâl-i hâzırda umûmîyyeyi (geneli) işgâl (meşgul etme) etmektedir. Her yerde bu suâl tekrar olunuyor. Halkın bu tehâlükünü (can atma) takdîrler ile karşılarız. Fakat şurasını tekrar ederiz ki, dretnotlarımızın yevm-i vürûdu (varış günü) hakkında ki sözler hep tahmînâtdan ibarettir. Yalnız muhakkak olan bir şey var ise milletteki ateş-i intizârın (bekleme ateşinin) daha çok devam edeceğidir. Bundan fazla söz; farazziyyât (varsayım) nev’îndendir.

Geçen ki nüshamızda da söylemiş idik. Âtî-yi karîb (yakın gelecek) ve pek sevinçli haberler ile doludur.

Donanma Mecmuasının Mesaisi

Merkez-i Umûmîde

Merkez-i Umûmî, fa’âliyet-i (çalışma) mu’tâdesine (alışılmış) bu günlerde pek ziyâde keremi (çok defa mı) vermiştir. En ziyâde dikkat ettiği nokta; dâimî (devamlı) vâridât (gelir), dâimî iâne (yardım için toplanan para) olduğundan şuabata (şubeler) dâima teblîgatta bulunmaktadır. Bu cümleden; Anadolu’da hakkıyla tatbîk olunduğu halde semere-dâr (verimli, karlı) neticeler vereceği âşikâr (belli, açık) bulunan bir teşebbüs hakkında merâkize (merkeze) gönderdiği ta’mîm (genelge); maksadını lâyıkıyla anlatıyor. Merkez-i umûmî diyor ki:

[Zîrâ hamiyet-mendândan (milli onur ve haysiyet) nakden iâne iatasına (ödemek) kudret-yâb (gücü yetebilen) olamayanların aynen zahâir (zahîre, anbarda saklanan hubûbat) iatası suretiyle iânât (yardım paraları) vak’aya(olay) iştirâk eyledikleri kemâl-i şükrânla her an görülmektedir. Binâenaleyh (bundan dolayı) bu sene dahî harmen (harman) zamanının hulûline (gelip çatma) ve memleketimizin donanmaya olan ihtiyâcının (gereksiniminin) yevmen fe yevmen (gittikçe) tezâyüd (artma) etmekte olmasına binâen (dayanarak) bu bâbda teşebbüsât-ı lâzıme de (gerekli teşebbüsler) bulunarak îcâb (gerek) eden köylere ihtiyâcât-ı bahriyeyi (bahriyenin ihtiyaçları) lisân-ı münâsible (uygun bir dille) tefhîme (anlatma) muktedir me’mûrîn-i (gücü yeten memurlar) mahsûsa i’zâmına (yollanmasına) ve bu sûretle teksîr-i vâridate (gelirin çoğaltılmasına) himmet (çaba) buyurmaları himmet ve hasâfet (çaba ve hükümde sağlamlık) müsellemelerinden (yardımcı teorem) kemâl-i ehemmiyetle muntazır (intizar eden, bekleyen)…]

Muhterem köylülerin ise bu hayırlı işe koşacakları şübhesizdir (şüphesizdir). Şimdi biz, gayreti zenginden ziyâde köylüden bekliyoruz.

     Samsun Şu’besinde

Samsun şubesi, halka yine müessir (tesir yapan) bir hitâbta (hitap) bulunuyor ki, bu gayreti takdir ve bu hitâbî intibâh için aşağıya nakl ederiz :

 

Ayda Kırk Parayı Unutmayalım!

[Kardeş!

Bu gün mecrûh ve yakın zamanda şad olması muhakkak olan güvenlik, donanma da olsun. Ona bir lâhze (göz ucu ile bakış) düşünmemek, kardeşlik felâketini unutmak gibi azîm bir cürm (büyük bir suç) olduğunu bil, sen düşün ve düşünmeyenlerin mahvına duâ’ et!.. Bağrında yanan, ciğer ki yakan intikam ateşinden şimdilik böyle bir duman tütsün. Yandıkça ver ki, verdikçe yananlar çoğalsın görmüyor musun? Senin felâketine karşı neşâid-i meserret terennüm eylenerek (sevinçli şiirler, şarkılar söylenerek) baharı şimdi hazana (sonbahar) yüz tuttu.]

     Çatalca Şu’besinde

Toprağın her zerresinde geçen sene ki kanlı harbin (uyuz hastalığı) pek kanlı bir izi bulunan, son asrın en kanlı bir savaşına şahid olan Çatalca, bu kadar musibetlerin donanmasızlıktan ileri geldiğini unutmamış, bütün köyleri bile harâb (harap) değil, mahvolduğu halde yine son def’a altı bin küsur kuruş iâne (yardım, bağış) toplamıştır ki, ma’nevî kıymeti bizce binlerce lira mukabilindedir. Elîm bir harbin, fakîr şâhidleri (şahitleri) tarafından gönderilen bu para acaba donmuş kalplerde bir dakika olsun bir hararet husule getirmez mi?

İzmir Şu’besinde

İzmir Merkez Şu’besi mahalli gazetelerine gönderdiği bir tebligatnamede diyor ki:

[Donanma iânesi olarak şu’be sandığına on gün zarfında ki tevdîât (yatırılan) otuz yedi bin iki yüz doksan dokuz kuruşa baliğ (toplam) olmuştur. Eshâb-ı hamiyetin (iyilik sahipleri) teberruâtına karşı arz ve beyân mühimdat ve şükrân ile beraber ailelerinin beher nüfûsu (her birinin canları) için şehr teâhüdâtta (sözleşmeler) bulunup fakat henüz te’diyâtı (ödemeleri) geciktiren devaîr-i sâire me’mûrîn muhteremesininde ibzâl-ı lûtfuna…]

Hamiyyetli Sandalcılar (Milli onur ve Haysiyetli Sandalcılar)

Geçen gün İstanbul ve Galata rıhtımı üzerindeki hây ve huy neşât (sevinç, neşe, şenlik), tabîî herkesin nazar-ı dikkatini celb etmiş, çalınan müziğe herkes zevk ve neşât vermiş idi. Limanda ne kadar sandal varsa sevgili sancak ile donanmış, o gün limanda ki âmed ü şüdün (gelip gitme) hâsılatı donanmaya terk (bırakılmıştı) olunmuş idi. Günde ancak hayatı behasına, ekmek parası kazanabilen bu namuslu adamlar o gün ne kadar sevinmişlerdi. Bu kadar gayret, bu kadar fedâkârlık; olur, herkeste bulunsa temennîsiyle o gün donanmamız, o altı bin ksur kuruştan fazla para te’mîn eden sandalcılara bin teşekkür ederiz.

Hamiyyet Sinesinde

Parlayan Donanma Madalyaları

Donanma iânesinde ibrâz-ı hamiyet eden vatan-perverâne verilecek madalyanın derecâtıyla nizamnamesini ilk nüshamızda yazmıştık. Bu def’a, mecmuanın yeni şekilde intişârına kadar iata olunan fevkalâde altın madalyaların cedvelini (cetvel) aşağı yazıyoruz. Gönül ister ki, yalnız fevkalâde altın madalya cedvelini sahifeler istîâb (tutması, kaplaması) edemesin.

(Zat-ı hazret pâdişâhiye takdim edilmiş ve lütfen kabul buyrulmuştur.

Emir Mekke-i mükerreme (Mekke şehri) şerifi Hüseyinn Paşa hazretleri

Nazıme Sultan-ı Âliye ül Şan hazretleri

Dâhiliye Nâzırı Talât Bey Efendi hazretleri

Hudâvendigâr Valisi Prens Abbâs Halim Paşa hazretleri

Donanma Cemiyeti Merkez-i Umûmiyyesi Reis Sâniyelerinden (ikinci reisi) Muhammed Abûd Efendi hazretleri

Merkez-i Umûmi A’zâsından (üyelerinden) Cemil Paşa Zâde Reşid Bey Efendi Hazretleri

Berlin Sefîr-i Kebîri (Büyükelçi) Mahmud Muhtar Paşa Hazretleri

Basra Meb’ûs Sabıkı (emekli) Talib Bey

Mısırlı Prenses Nev Civan Hanım Efendi Hazretleri

Erzâk-ı Askeriyye (Askere verilen yiyecekler) müteahidlerinden (taahhüt eden) Fuad Bey Efendi

Tüccâr-ı Mu’tebere’den (hatırı sayılır tüccarlardan) İlyas Bey Efendi

Çin’de Kulçe’de Musa Bayif Birâderler (Kardeşler)

Mâbadı var (devam edecek)

Mütercim: Birsen Sezgin

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.