DONANMA MECMUASI 49-1/ 20.Haziran.1914

DONANMA MECMUASI 49-1

0486_0001-49_Page_01

 0486_0001-49_Page_03-2

     Şaban 5                                                      Donanma Cemiyetinin haftalık gazetesidir.

                        Haziran 16              Donanma mecmuası                   bahası bir kuruştur.                            

Pazartesi: 5 şubat 1332                                                         Abone:

              16.haziran 1330                    DONANMA    İstanbul ve taşra için 40 kuruş

              29.haziran.1914                                                      ecnebi memleketlere 12 franktır.

     Nüshası 40 para            donanma cemiyetinin haftalık gazetesidir.               Numarası: 49 – 1

Muhterem millete   

     Yevmi gazeteler ilerde ilan edildiği üzere;  donanma cemiyetinin vasıtayı neşir ifhârı olan mecmua, badema haftalık olarak intişar edecektir.  Her risalenin mukaddimesinde mukassır;  meslek namına birkaç söz söylemek pek kadim bir destur harekettir.  Onun içindir ki donanma mecmuası ilk nüshasında:

     (halden istikbale hükümran olacak bir teşebbüsü azim halinin nakış müstahsini)

     Olurluğunu söyledikten sonra millet: 

     (güya bir abideyi rianadır ki, hamuru; cihet ve gayret, banisi millet kalemkârı da bu iki kuvvetten istihsali himmet eden cemiyettir.

     Bir kasideyi dilâverdir ki, her mısraı maal pirayı samimiyet, her beyt-ül-kasid hamiyyetdir.  Böyle tabir ediyoruz.  Çünkü mecmua, eser çire-desti cemiyet değil, mahsulü efkârı millettir.  Ortada tertibe vesâtet, ebedi medarı mefharet cemiyettir).

     Suretinde hitap ederek;  vazifeyi şükranını ifa eylemiş ve mecmuayı, “cemiyetin tertibi ile matuf olduğu vesait irşat eden addederek” maksada girişmiş ve mesleğini şu yolda ilan eylemiş idi:

     (donanma mecmuasının – ki mazide hüküm-ferma ibhar, halde mevkuf intizar, istikbalde ise şaşaayı satvetiyle hatıf inzal Osmanlı donanmasının namı celadetiyle mevsumdur – o namı âliye liyakatini ispat için hiçbir gayret deruğ edilmeyecektir.

     Mecmua, halkın her sınıf mütefekkirini iğtiyab mütalaa etmesine bezel gayret edilecektir.

     Mecmua:  her türlü asara cilvegah intişar olmakla beraber maksat tesis ve neşrinin hiçbir zaman gaip olmamasına gayret, makalat münteşirenin isim mecmua ile mümkün mertebe mütenasip düşmesine hasrı dikkat edilecektir.  Mecmua;  terekkiyat ahireyi bahriyeden kari’ini haberdar, düveli muazzamanın kuvveyi bahriyelerini – ekseriya resimleriyle – vazi inzarı itibar, sabık muzafferiyet bahriyemizi vesaikiyle, müşahir gazai bahriyenin münakib cezilesini delailiyle, nakşı hafızayı ümmet etmek için tahsisen o yolda neşir eser edecektir.)

     Geçenlerde intişar eden (47-48) numaralı nüshamızda ise (mecmua, ilk nüshasında da muhterem karilerine bu yolda vaade bulunmuş idi.  Mecmua devri zaman ile birçok istihalata uğradı.  Lutf haktan mamuldür ki, o vaad bu defa hiz husule çıkar.) 

     Beş senelik bir hizmet neşrinin mahsulü mü;  şu iki ifadenin pek güzel anlaşılıyor.  Bu sebeptendir ki, Mecmua;  Yeni bir şekilde, yeni bir kıyafette, milletin nazarı takdirine çıkıyor.  Ve diyor ki; 

     Mecmua evvela donanma cemiyetinindir.  Büyük tarihine karalar bağlayan büyük millet, donanma ihtiyacını anlamış ise;  O ihtiyacı anlatmak için neşredilen bir mecmuaya o suretle mütalaa eder.  Donanma ruhu millet ise, onun alasına çalışan bir cemiyetin, mesaisi daha açık tabir ile hayatı, mecmuaya akis edecektir.  Onun için mecmuayı okumak bir ihtiyacı milliyedir.

     Saniyen:  Mecmua halkın doğru yurdumun gayesini de takip edecektir. 

Bu iki maksat, tev’em olduğundan muhterem millet programımızı şu suretle telhis ediyoruz.

     1 – Cemiyetin lisan hali (makaleyi Teşvikiye)

     2 – Cemiyetin mesaisi (varidat, mukarrerat, mesaiyi hususiye, teşkilat)

     3 – Milletin tarihi (bahri muzafferiyetler, harpler, tercümeyi hal, vesaik)

     4 – Harekâtı bahriyemiz (siparişler, kararlar, talimler ve saire)

     5 – Komşuların harekâtı.

     6 – Terakkiyat bahriyeyi cihan (keşfiyat, ihtiraat, fennin açık lisanla ifadesi)

     7 – Mukayeseyi kuvvet (devletlerin sefaini harbiyesi, kuvveyi bahriyesi resimlerle)

     8 – Hadisatı cihan (bahriyeye ait dâhili harici her türlü vakayı)

     9 – İntibaat (memleketin bir haftalık hadisatı)

     10 – Bir haftalık vukuatın resimleri.

     11 – Edebiyat, mukalat, hoşa çin.

*

*    *

     Program yapmak pek mahal, ifası pek müşküldür.  Nice yapılan programlar tatbiksiz kalmış, nice kurallar fiile geçmemiştir.  Fakat biz bir program yapmıyoruz.  Lütuf haktan istinat, milletimizin istifadesine veriyoruz.  Rağbeti millet devam ederse, mecmua;   Çizdiği hattıhareket üzerinde intizamı tam eyler yürüyecektir.  Ati karibdir.  Mecmuanın şu istihalen temin eden siyasi nevini, mutlaka rağbeti ve bütün olup, karib olan anı ise – devamı rağbet şarttır – mecmuanın ifayı vaat liyakatinde bulunduğunu ispat edecektir.

0486_0001-49_Page_15Chambers’in tayyare kızağı (makalesine müracaat)

0486_0001-49_Page_07 YENİ GELEN GANBOTLARIMIZDAN:  BURAK REİS

Mazi-i karib elvâhından:

Kiel kanalının resmi küşadında

     Almanya hükümeti Kiel kanalının resmi küşadını icra edeceğinden bahisle bütün hükümeti bahriyeye davetnameler göndermişti ki bu davete birer veya ikişer sefineyi harbiye göndermek suretiyle icabet edilecek idi.  her nasılsa aynı davetnameyi alan Osmanlı bahriye nezaretinde müzakereler ve buna müteallik maruzatlar, iradeyi seniyeler tevali ediyor idi.  çünkü haliç Der Saadeti seyr ve seferden muattal kılacak veçhile dolduran sefaini harbiye tekneleri hep hareket edebilmek iktidarından aciz idi.  Şu davet bir fırsat addolunarak sefain cesimeyi (?) harbiye’den birinin ihzarı (hazırlık) fikri ileriye sürülüp bir kısım mehammile han, apartman tedarik edilecek bir para istenilmişti.  Maliye bu parayı veremedi.  Elde taze kızaktan çıkmış, heybetma kruvazörü vardı.  Onun gönderilmesi arzu buyruldu.  Mütehassısın bunun dümen tutmadığını ve bahri muhit dalgalarına karşı muvazenesini muhafaza edemeyeceğini temin ettiler.  Artık ismi birinci defa kayıttan kayıta tahvil edilen ya tek gitmesi karar gir oldu.  Amiral Arif Paşa’nın nezaretinde yollanan sefine noksan süratine inzimamen Biskaya denizinde çıkan bir fırtına dolayısıyla resmi küşada pek az zaman kala güç hal ile şimal denizine, Kiel önüne yetişmişti. 

     Almanya hükümeti kanaldan geçecek sefaini mensup oldukları hükümetin isimlerine başlangıçtaki alfabe sırasına nazaran tanzim eylediği cihetle (T) harfiyle başlayan (Türkiye)ye mensup bulunan Fevâid (fayda) vapurunu bittabi en geriye bırakmıştı.  Kanal dâhilinde tehdit edilen sürat seyre bile malik olunmayan Fevâid, kafileyi sefainden epey geriye kalmıştı.  Diğer taraftan kanalın başına konulan muhteşem bir orkestra geçen her sefinenin mensup olduğu hükümetin, resmi marşını çalarak ifayı resmi tazimde (saygı) bulunuyordu.  Artık sefainin bittiği mülahazasıyla orkestra alet ve edevatı toplarken uzaktan Fevaid görünür.  O gün sefain resmiyeden başka sefinenin geçmesi mukarrer (kararlı) olmadığından şef dö orkestra (chef de le orchestre) bila ihtiyar (seçmeden) bu da kim? Diye bağırır.  Sefainin hangi hükümete mensup olduklarını müzikaya tefhim (anlatma) etmek vazifesiyle orada bulunan zabit:  (Türk sefinesi!) cevabını verir.  Bütün hükümetin marşlarının notalarını yanına almış olan şef dö orkestra izharı (gösterme) teessürle hem iki elini şakaklarına vuruyor hem de <<hay şeytanın gözü kör olsun; ben düveli bahriye meyanında bir Türk hükümetinin bulunduğunu ve onun da bir yatı olduğunu hatırıma bile getirmemiş idim de Türk marşını deftere koymamıştım.  Şimdi program bozulacak rezil olacağım.>> diyor idi.  Bunu söylerken maestro nikah gazabanesini Fevaid’e dikmiş olduğundan nazarı bayrağa mesadüf oldu ve (ona! Bayrağında ay mı var?) diye sordu.  Bahriye zabiti tarafından “evet” cevabı verilmesi üzerine maestro doğruldu ve derhatır ettiği bir alman şarkısından dolayı inşiraha (rahatlama) gelerek büyük bir nefes aldı ve şu emri verdi:  (öyle ise çalın; “mehtaba karşı” havasını!)

9.Haziran.1328

          Mahmud Muan

TÜRKİYENİN TAKSİMİ

Hakkında yüz proje

Muharriri: Romanya siyasiyonundan Trandafir G. Djuvara

     Donanma mecmuası;  bugün karilerine pek mühim bir eser takdim ediyor.  Eserin ehemmiyeti hakkında şu kadar söz kifayet eder:

     Müslümanlar ve Türkler hayat ve mematları hakkında şimdiye kadar ne düşünüldüğünü bu kitaptan öğrenecektir. 

     Vakıa; hükümdarların serair (gizli şeyler) dolu sarayları, başvekillerin pür dağdağa (gürültü) valüledar daireleri “Türkiye’nin taksimi” için o kadar feyizli ve namdar mahallerdir ki, Romanyalı siyasetinde bilemeyeceği nice projelerin izhandan (zihin) lisana intikal etmiş, kâğıdın ketum olmadığı düşünülerek yalnız dudaklara tevdi serair edilmiş olduğuna hiç şüphe yoktur.  Bizce bunların bilinmesine de lüzum yoktur.  Çünkü gerek sahibi eserin, gerek muallemenin söyledikleri gibi, Rumeli’nin sukutu ferdasında hazin bırakacağının temaşakârları veya kahramanları için bilinmeyen, projeler ile zihin yormak kadar boş bir şey yoktur.  Çünkü ortada vakıa bir iş vardır.  Kitaba geçen, yani bilinen projeler ise bize ziyadesiyle kifayet eder.  Elde kalanlar için elbette ibret gözlerini açmağa kâfi gelir.  Elbette kuvvetli olmak faraziyesini bize unutturmaz.

     Donanma mecmuası;  bu faraziyeyi ihtar için bu kitabı tercüme ediyor.

     Mecmuanın vasıtayı neşir efkârı olduğu cemiyet, milleti kuvvetli yapmak için çalışan bir heyetten başka bir şey olmadığına göre yalnız kuvvetin önünde perişan olacak projeleri inzarı intibaha (uyanış) arz etmeği vazifeleri cümlesinden ve belki birincisi olarak telakki eder.   Cemiyetin halden ziyade istikbale hâkim ve azim bir milli teşebbüs olduğuna kani olanlardanız.  Bu eser ise istikbalin nazımı vazifesini hakkıyla ifa edecektir.

     Tercümanın kifayetine kail olanlardan değiliz.  Fakat hasta, isticale, iştiharı hevesine, tercümenin eseri ebedi olarak ilanı illetine, fakdan tetkika ait nice bin irfansız arıza ile perişan ve nalân muhit mesaiyemizde bu eserin velu (hatta) tercüme ve mütercim itibariyle bir “kemiyet” olduğuna da kailim.  Eserin hiçbir zaman, faraza <<İstanbul’un fethi>> namına ahiren Türk muhitinde de cay-i kabul bulan kitap meşhuruna makis (kıyas) olamayacağını da iddia ederim.  Yunan propagandası bir zamanlar, “Lord Byron” gibi bir şairi bile terennüm ettirmiş idi.  Şimdi müverrih (tarih yazan) “Şalom Bloger”i hameran (yazan) etse az mıdır?  Tarihin müdâhin (dalkavuk) olmadığı iddiası doğru olsun…  Müverrihlerin riyakâr olmadığını kim iddia edebilir?  Asıl acınacak bizleriz ki, tetebbu denilen fazileti iktisap için düşünmek bile istemeyerek, garba veya bir muharrir garba muhtaç olmadan yapabileceğimiz bir işi hem de tarihi hayal olan bir milletin namekâr medâyih’ı (övünç) bir meverruha terk ediyoruz.  Altı seneden beri altı dakika olsun muahezeden (tenkit) vazgeçemeyenler yahut şark ufkunda, galat (yanılgı) tabiat olarak garba bakanlar, lisanı garibin mutlaka terennüm saz hakayık (inanan) olduğuna inananlar bu iddiaya istedikleri kadar gülebilirler.  Gülmeğe de mezundurlar.  Fakat yapabilecekleri işleri bile düşmanlarından dilenen bir halka da bütün cihanın güldüğünü o gülenler unutmamalıdırlar, yine unutmamalıdır ki, “şime-i tetebbu” (inceleyici huy) bir muharrire hayatı cavidanı (ebedi) bahis ediyor…  İşte şu eser…

     Asarı mütercimeden de istigna (çekingenlik) gösterecek kadar kuteh beyn (beyinsiz) değiliz.   Faraza bir <<Türkiye ve Tanzimat>>da tercüme eden sahibi hamiyete, yalnız o türlü bir gayrete karşı her zaman medyunu şükranız.  Bizi dağda zayiden cihet;  <<Engelhard>>ın yaptığını, muktedir olduğumuz halde bizim yapamadığımızdır.

     Eser;  Kudret nispetinde tahşiye (yazılmış)  olunmuştur.  Muharririn tahşiyeleri ise ayrıca muharrir işaretiyle gösterilmiştir.  Tahşiye, tavzih mesailinde de muvaffakiyet iddia etmiyoruz.  Hedefimiz şu biçare, mağdur, zulmdide millete <<kuvvetli olmak>> lüzumunu anlatmaktır.  Âli kader ve fedakâr bir nazırımızın dediği gibi, çanağında yalanacak birkaç lokması olmayanlara yüz çeviren bu asır;  Bilği titreyene de hiç merhamet uzuv, mutlaka sukuta mahkûmdur.  Alt iskat ise garbın demir pençesindedir.  Muvazenet mayiat (akıcı), muvazeneti ecsâm (beden) nazarıyeleri milletlerin hayatında hakikatler ispat edip duruyor…

     Esere, muharririn muallimi Profesör <Ronol> tarafından yazılan mukaddemeyi ilave ediyoruz.  Çünkü bir Fransız âliminin ağzından itiraf edilen hakikatler işitilmek;  müdafaa mevkiinde söylenilen sözleri dinlemekten ziyade tesiri haizdir.  Mukaddeme şark meselesine kıymettar bir nazar icmali atıf ediyor.  Muharririn izahat evliyasından bazı fıkralar, tekrardan ihtirazatı (bulgu);  ehl-i salib (haçlılar) seferlerinden başlayan taksim projeleri Türkiye’nin teşkilinden sonra başlayan taksim teklifatına nispetle ihtisar (kısaltma) edilmiştir.  Şurasını da söyleyelim ki, diğer projelerde aslı, taksime dâhil olan memleketler, nikat (noktalar) mümeyyizesi (seçen), neticesi irae (gösterme) ve proje sahibinin tercümeyi hali zikir edilmiştir.  Yine tekrar ederim: 

     Eser;  kuvvetli olmağa çalışan, müsaibzade milletime ithaf olunuyor.

          Hüseyin Hazım

****devam edecek****

Başlamadan evvel

     <<Alber Sorel>> diyor ki:

     Avrupa’da Türkler zuhur eder etmez bir şark meselesi tehaddis (çıkan) etti.  (1) bu cümleye “Türkleri Avrupa’dan çıkarmak için projeler tertip olunduğu, hatta teşebbüsata girişildiği” hükmü de ilave edilir.  Çünkü altı asırdan beri Hıristiyan hükümetleri muhtelif şekillerde devleti Osmaniye ye hücum ediyorlar.  Mukaseme (paylaşım) asırlardan beri tasavvur olunan ve son zamana gelinceye kadar gerek dâhilen gerek haricen duçar olduğu her nevi müşkülata rağmen aksamı mühimmesinde hayat ve mukavemet eseri gösteren başka bir devlete tesadüf olunamaz.  (2) 

     (1)  on sekizinci asırda şark meselesi ismindeki eseri kariler mutlaka okumalıdırlar.  “mecmua”

     (2)  sahibi mukaddeme;  Hıristiyan hükümetleri tabiri ile Hıristiyan âleminin, yalnız Türkiye ye değil bütün Müslüman âlemine vukua bulmakta olan hücumu söylüyor.   Tarihte ehl-i salib (haçlılar) seferleri intibah (uyanış) garba mebde’ (başlangıç) sayılmakta olduğunu, taksim projelerinin bu kanlı seferlerden iptida ettiğini kabul eylemek hatalı bir iş değildir.  Şurada muharrer ve nurih muhterem âli Reşat Beyin şu veciz, mukanna (peçeli) sözleri tekrar etmek münasip düştü: 

     “Avrupa müellifleri şark meselesinin hududunu pek ziyade tevsi ve bütün akvamı islamiyeye, Asya ve Afrika’ya teşmil ederler.  Bunlara nazaran şark meselesi muhit mahiyeti diniye yi haiz bir meseledir.  <tarih Osmanî:  cilt 1 sahife: 3>”

     Birçok ahvalde Türkiye’nin arife-i (bir evvel) izmihlalde (yok olma) bulunduğu zan olundu(3).  Fakat o, son zamanda hiç ümit olunmayan şerait altında en ağır darbelere hedef oluncaya kadar gerek kuvveyi asliyeyi teşkili sayesinde, gerek gayri muntazır (bekleyen) imdadlar sebebiyle yeniden kesbi kuvvet ediyordu. 

     1912 de harp başladığı zaman Türkiye’nin bu kadar süratle ve tamamen mağlup olacağı zan edilir, hatta hükümet müttefikeyi;  telakkiye göre garip bir inat addolunan harbin netaicine karşı müttefiken muhafaza etmek tasvir olunuyordu (4)

     Şark meselesi gerek umumiyeti, gayri mahdut devreleri, gerek boğazlar gibi (5) hususi maddeleri için birçok mesaiye

___________________________
(2) Mayısın yirmi dokuzuncu günü Fatihte yapılan ihtifal-i (anma) milli esnasında bazı vatanperver hatipler, Türkiye’nin izmihlal ve inkıraz iddialarına rağmen hala hayat ve mukavemet gösterdiğini söylemişlerdi.  Bir Fransız âliminin aynı meselede üzerindeki ihtarı, musibetten nevmid (ümitsiz) olunmayarak ilerlemek isteyen bir millet için ne güzel bir teşviktir.  Burada ise birkaç misal ile kadim itikad hakkında milletin nazarı intibahını celb edeceğiz.

     1853 senesi kânunusanisinin dokuzuncu günü st. Petersburg’da imparatorun sarayında keşide edilen bir ziyafet esnasında çar, İngiltere sefiri << Sir Hamilton Seymour>> u bir tarafa çekerek hükümeti Osmaniye’nin ahvali hakkında mûmâileyh ile görüştü.  Beyinlerinde şu yolda musahebe cereyan ediyordu.  Türkiye;  vehim, buhranlı bir mevkide bulunuyor.  Ve bize birçok gaile ve müşkülat çıkarabilir.  İşte kolumuzun üzerinde hasta hem ziyadesiyle hasta bir adam bulunuyor.  Tedbiri lâzımeye tevessül olunmadan evvel bu hasta adam kolumuzdan kurtulacak olursa bizim için büyük bir felaket olur.  Şark meselesi:  sahife: 231

     1872 tarihinde Pigalle sokağında mukim Viktor Hugo’nun resmi kabulünde bulunuyordum.  Züvvar (ziyaretçiler) meyanında mösyö Pol De Saint Victor, mösyö ve madam Albert Gallatin, mösyö ve madam Kanul Mendes de bulunuyordu.  Viktor Hugo, şöminenin bir köşesinde büyük bıyıklı, uzun saçları omzuna dökülmüş, halinden memnun olduğu çehresinden anlaşılan iri ve şişman bir zat ile ayakta mübahase (tartışma) ediyordu.  Aralarında bir mesele mevzu-u bahis oluyordu.  Edip (edebiyatçı) muhteremin muhatap şehiri (ünlü) biraz da şiveyi istihzakarane ile memzuç (karışık) şahane bir sâdegi (sadelik) Fransa için danışının (malumat) asrının güzide naserine kapılarını açmakla mümtaz bir şeref ve mefharet ihraz (kazanış) edeceğinden ilh…  Bahis ediyordu.  Bu zat Gustav Flaubert idi. 

–      İslamiyet’in atisi hakkında ne fikirdesiniz?

–      Sualine Salammbo müellifi dedi ki;

–      İslamiyet..  mahf ve munkarız (sönen) olmuş bir ilimdir.  (Sharl Messmer: hatırat ilmi İslâm: sahife:107

     1852 tarihinde muhtelit (karışık) bir kabine teşkil eden İngiltere meşâhir (ünlü) siyasiyesinden Lord Aberdeen parlamento’da, bütün cihana karşı Yunan meselesinden bahis ettiği sırada demişti ki:  . . . Ahitnamesinin imzalandığı haberi vasıl olduğu zaman devleti aliyenin bekası o derece meşkun görünmeğe başladı ki. . .  (mecmua)

     (4) Balkan harbinin bidayetinde statükonun muhafazası sözü bu telakki neticesi idi.  sed hayf ki (yüz kere yazık) . . . (mecmua)

     (5) boğazlar meselesi.  Karadeniz’in serbestisi lâ-yemût (ölümsüz) mesailden addolunsa yeri vardır.  Paris muahedenamesiyle Karadeniz’de ufak bir hâkimiyet bahriyeyi bile elinden kaptıran Rusya, meşhur <Gorçakof>un zamanında o vakit esaretten kurtulmuş, daha doğrusu Avrupa’da ateşi harb aşiyanlar söndürürken fırsatı ganimet bilmiş.  Fakat boğazlar meselesine o zaman da sebebiyet vermiştir.  Ricali siyasiye ile bizzat padişahlar tarafından israf olunan Türkiye’nin taksimi için, şu veya bu projeden bahis etmek fırsatları zuhur etti.  Fakat birçok asırlardan beri tanzim olunan projeleri bir yere toplamak akla gelmedi.  Vaktiyle muallimi olmak şerefine malik olduğum temayüz etmiş bir diplomat, birkaç zaman evvel, Türkiye’nin taksimi hukukisi esnasında, Avrupa’yı Osmanî’nin hemen kâmilen haritayı âlemden silindiğini temaşa ettiğimiz bir anda taksim ameliyatı için tanzim olunan muhtelif projelerin mümkün olduğu kadar tamam bir surette listesini yapmağı düşündü, mösyö Cuvara mahsul mesaiyesinin sabık muallimi tarafından karisine takdim edilmesini rica etti.  Ben de bu vazifeyi maalmemnuniye kabul ettim:

     Bu muhtelif projelerin mütalaası benim fikrime göre son derece şayanı dikkat ve fayda averdir.  Ben bunlardan alınan dersleri araiye (oylar) sarfı gayret edeceğim.

     Evvela ehl-i salib (haçlılar) muharebesinin bir neticesinden başka bir şeysi olmayan, arzı mukaddesin zabtına ait projeler mevcuttur.

Muallim gemici

Istılahatı bahriyenin terkibi muadilleri

(mukarrer)

     Bir hesabı tahminiye kürevî arzın dört de üç kısmını muhit olan denizler, – denilebilir ki – münasebatı medeniye ve ictimaiyenin temin ve teyidi namına müessir aliyeyi medeni yeden kâffesinin fevkine çıkmıştır.  İnsanlara tabiat kadar dost ve onun kadar yakın bir şey yoktur.  Bununla beraber medeniyetin kudreti arttıkça denizlerin de kabiliyet ve istidadı o nispette artarak denizler cemi terakkiyatı medeni yenin aynı seviyeyi kudret muavin uhuvvet karı (kardeşlik) olmaktadır.

      A’sâr (asırlar) mutekaddimeden (eski) beri hükümet munkarize (biten) ve hazirenin milyonlar, hazineler dökerek milletlerinin terakkiyat bahriyesine ne suretle çalıştıkları, vücuda getirilen sefainin asırlardan beri uğradıkları tahvilatı azime, denizlerinde hâkimiyetle yaşamak için manzumeyi milel’de  (milletler) sahibi nüfus ve haysiyet olan milletlerin deniz ve gemiciliğe verdikleri ehemmiyeti azime malum keyfiyettir.  Hâlbuki an’anâtı (gelenek) tarihiye ve sâfahat (aşama) maziyesi yedi yüz seneden beri muharebat bahriye ile mâl-â-mâl (dopdolu) olan millet necibeyi (soylu) Osmaniye’nin bu hakikati pek çoktan takdir ettiği cihetle bütün sahili Osmaniye ahalisinin deniz ve gemicilikteki istidat (yetenek) fıtrat iyeleri (yaradılış) şayanı intibah (uyanış) bir hakikattir.

______________________________

Kendi noktayı nazarına göre hale muvaffak olamadı.  Hadisat ahireyi siyasiye, Livadiya / Yalta mülakatı, Köstence ziyareti gibi ahval, yine bu meseleyi mabudeyi meydana atmıştır.  Boğazlar meselesi, Bahri Sefid (Akdeniz) muvazenesinin meftahi (açık) şeklinde talik eden İngiltere ise Köstence mülakatını pek yakından takip eylemektedir.  Ahiren İngiliz gazetelerinden biri st. Petersburg efkârına şu yolda tercüman olmuştur:

     Bazı Rus mahfilinde (toplantı yeri) Rusya’nın Köstence mülakatından bil istifade Boğazların sedd’i hakkında mevcut kaydın tadiline dair tetkikatta bulunmasını teklif edeceği söyleniyor.  Rusya 1908 senesinden beri bu tadilatı istihsale çalışmaktadır.  Elyevm Rusya’da boğazlar meselesi kadar ehemmiyetle telakki edilen bir şey yoktur.                            <<daily telegraph>> gazetesinden.

Tarih

VESAİK-İ TARİHİYE KÜLLİYATINDAN:  VAKAYI CEDİD

      Evvel emirde şurasını bilmeli ve itiraf etmeliyiz ki şuabât (şubeler) ulum ve fennin kâffesinde olduğu gibi tarih vatanı ve tarih Osmanî’de dahi tekmil ve tekâmüle ihtiyacımız vardır. 

     Vaka şöyle bir bakılırsa resmi ve gayri resmi eserlerden ibaret tarihi Osmanî külliyatımız mevcuttur.  Fakat öyle bir külliyatı kütüphanesinde âmile (isteyen) cemi edebilen bahtiyarlarımız azdır.  İşte şu noksanımızı ikmal için bir heyete lüzum olduğunu sevgili padişahımız, efendimiz hazretleri tahattur (anımsama) buyurarak himayeyi mahsusayı hilafet penahileri ile mubahı tarihi Osmanî encümeni tesis buyurdular;  Hükümet Seniyeleri dahi encümene bütün müracaat kapılarını açık bulundurmak lütfünde bulunuyor.  Şu inayet ve himayeye mazhar olan encümen elde bulunan müdevvinatdan (divan) hariç, azim bir hazineyi vesaik karşısında bulunduğunu gördü.

     Evet, bir kere İstanbul kütüphanelerinde, hususi ellerde bulunan tarihi eserlerden başka tarihimizin tekâmülüne yardımı olacak binlerce âsâr bulunduğu görüldü.  Kubbe altında (vezirlerin toplantı yeri)  yığılıp çürümekte, tefessüh etmekte bulunan evrakı Babı Âliye de Cevat Paşa kütüphanesine nakil ediyordu.  Yalnız oradan getirilen evrak o koca binayı tamamıyla doldurdu.  İşte bu evrakta henüz müverrihlerin görmediği nice hakayık, nice kayıt vardır.

     Yine Babı Âliye de <<hazineyi evrak>> denilen hazineyi vesaik muhteviyatı da tamamıyla tetebbu edilememiştir.  Babı Âliye’deki şu iki daireden başka defter-i hâkanî (tapu ve kadostra =defter-hane) ve devairi saire evrak mahzenleri de nice hakayıkı tarihiye yi havi bulunduğuna şüphe yoktur.  Bunlar hep sırasıyla ehil zevat tarafından tetkik edilecek, birçok hakikatler meydana çıkacaktır.

     Payitaht saltanatta böyle olduğu gibi velayet ve kazaların muhakeme sicilatı, asarı kadimesi, hususi tarihleri de asıl tarihi Osmanî için geniş bir sahayı tetebbu teşkil eder.  Şu maruzattan işin ne kadar büyük olduğu, nasıl mühim ellere, müttebi (uyan) kafalara ihtiyaç bulunduğu anlaşılıyor.

     Vesikaların felan daire veya felan zat nezdinde bulunması kâfi değildir.  Onların kisveyi matbuata bürünüp çıkmaları havzayı tarihe girmelerini temin eder. 

     İşte şu hakikati bihakkın takdir eden Osman Ferid ve Ekrem Reşad Beyler <<vesaiki tarihiye külliyatı>> namıyla bir kitap hane tesis ve neşrine başlamışlardır.  Osman Ferid Bey meskûkât (sikke, madeni para), âsârı atika (eski) ve resim gibi birçok değerli koleksiyonlar tertibi ve bunlara müteallik neşriyatı ile kendisini tanıttırmış, ehline takdir ettirmiş, sevdirmiş bir zattır.  Ekrem Reşad Bey de çoktan beri matbuat ilminde ün kazanan muharrirlerimizdendir.  Şu iki zatın mühim hizmetler göreceklerinde şüphemiz yok idi.  Bu kere neşir eyledikleri <<vakayı cedid>>i ciddiyet erbabının takdir edeceklerinde ise hiç şüphemiz yoktur.

     <<vakayı cedid>> Enderun Hümâyûnda yetişip orada ifnayı (yok etme)  umur eden meşahir (ünlüler) ricalden Enderun Hümâyûn nazırı Merzifonlu Ebu Bekir Efendinin 1128 senesinden 1182 tarihine kadar güzerân (geçici) eden vakayı cami muhtırasından ibarettir.

     Bunu tabii himmet eden zatlar müellifi hata ile olan nüshayı elde etmek bahtiyarlığına nail olmuşlardır.  İşte bu sebeple mütenebbi (uyanan) aynı neşir ederek kitabın adını <<vakayı cedide>>ye tahvilden bile içtinâb (kaçınma) ederek, tarihe sadakatlerini göstermişlerdir.

     Başta bir mukaddeme ile 39 sahifeden ibaret olan bu esercik Sultan Selim salis ile Alemdar Mustafa Paşa ve umur bahriye nazırı meşhur Elseyd Ali Efendinin resimleri de ilave edilmiştir.  Müellif eserinde yeniçerilerin silahsız bulunduklarını ve bir takrîb silah edinenlerin de ihtiyaç sevkiyle satmaya mecbur kaldıklarını, Selim salis devrinde nizamı cedid teşkilatındaki muvaffakiyetsizliğin esbabını, harici politikada İngiliz siyaseti bırakılarak birinci Napoleon’un tesvilat’ına (kandırma) kapılmanın muzırratını (zarar), analarından müderris (öğretmen) doğan ulemayı rüsumun müzakerat siyasiye de verdikleri reylerin avâkıb (sonuç) vehimesini, kaptanıderya Salih Paşanın İngilizlere karşı donanmayı muhafaza edemeyişine mücârât (yarış) olarak tuğlarının refiyle iktifa olunup mühimmat nezaretine memur ve binaenaleyh mesuliyetce her halde kaptan paşadan sonra olan Feyzi Efendinin katlini pek güzel sade bir surette nakil ve tasvir eyliyor.  Cevdet (kusursuz) tarihinde birçok sahifeler işgal eden vakayı burada pek güzel icmal edildiği gibi bir hayli noktaları da tavzih (açıklama) ediyor. 

     Eserin müellifine ithaf dua ve naşirlerine vazifeyi şükranı edadan sonra şurada Sultan Mahmud sani devrinde Nizam-ı cedid teşkilatı hakkında o devri idrak eden erkânı askeriyemizden birisinin vaktiyle yürüttüğü bir tenkidi arz eyleyeceğim:

     O zat demişti ki;

     Nizam-ı cedidin tesisi için yeniçeriler hakkında gösterilen şiddete dair hissiyatımı söylemeyeceğim.  Eğer yeniçerilerin bekasından müstefid (yararlanma) olan varken devlet denilen beş on herifin kafaları kesilse, yerlerine zamanın mukteziyatını (gereken) anlar bir heyeti hükümet getirilebilse idi o kadar şiddet göstermeğe, milleti hakimeden o kadar kimselerin izaleyi vücudine ihtiyaç görülmezdi.  Her ne ise bunu geçelim.  Yeniçeriliğe edilen ilanı harp yerli mütaalarımıza da

 (boyun eğen) teşmil edildi.  Baştan aşağı yerli malı giyip kuşanan yeniçerilerin yerine getirilen nizam-ı Cedi’de yemeni yerine potin, kavuk yerine fes giydirildi.  Ne fabrikalarımız bunların kumaşını yapıyor, ne de ustalarımız bunları biçip dikiyordu.  Binaenaleyh tepeden tırnağa kadar telbis (hile) için harice muhtaç olduk.  Dokumacılarımızı, hafaflarımızı (ayakkabıcı), terzilerimizi aç sefil bıraktık.  İşte halde şu edilen hatayı iktisadinin sinesini çekiyoruz.  Daha da kim bilir ne kadar çekeceğiz?

     O bir muhterem sözünün sonundaki <çekeceğiz> kelimesi öyle bir iç çekerek çekti ki hala tesiri altında bulunuyorum.  Şu acı tecrübeyi bari bundan sonra unutmayalım da böyle acı acı içimizi çekmeyelim, diye kayıt ediyorum.

     Necib Asım

IMG_7385-2                     SULTAN OSMAN EVVELİN DEHŞETLİ TOPLARI (bu resim iştiradan evvel alınmıştır)

                               Fen ve Sa’nat

Bahri Teyyareler

Teyyarelerin donanma hizmetinde isti’mâli (kullanılması)

     Memleketimizin vaziyeti cefr-i afiyesi (bilinmeyen geleceği) dâima kuvvetli bir donanmaya sahip olmamızı îcâb ediyor. Vaktiyle bahriyenin lüzum ve ehemmiyeti istihfâf (hafife alınmış, küçük görülmüş) edilmiş olduğu için vatan-ı mukaddesimiz (kutsal vatanımız) elîm (acı, acıklı) felâketlere (büyük belalara, müsibetlere), acı tecrübelere maruz kalmıştır. Hükümet-i hâzırûnun (hükümette hazır bulunanların) bu hakîkati (gerçeği) nazar-ı dikkate alarak bahriyemizi ihyâ (diriltme, yaşatma) ve ıslâha (düzeltme, iyileştirme, reform) himmet etmekte (çaba göstermekte) olması, bugün selâmet-i âti-yi memleketin (memleketin esenliği, istikbali) ciddî sûrette (ciddi olarak) teemmül edildiğine (etraflıca düşünüldüğüne) me’sud bir delil olduğu cihetle, mûcib-i şükrândır.

     Zırhlılar, ya’nî (sözün kısası) dretnotlardır. Bazı taraflardan zırhlıların artık o kadar ehemmiyeti (önemi) olmadığı ve tahtelbahirler (denizaltılar) ve sâir (başka) küçük sefîn-i harbiyyenin kariben (yakında) diretnotları lüzûmsuz ve ehemmiyetsiz bir hale getireceği beyân edilmekte (açıklanmakta) ise de, bu sözler ancak mütalaa kabîlinden (görüş, inceleme gibi) kalır. Çünki ceddi bir cerb (uyuz hastalığına tutulan) esnasında en evvel denizlerde çarpışan kötülerin, nüfuz veya gâlibiyyeti ta’yîn eden (zaferlerini belirleyen) unsurların büyük zırhlılardan ibâret olduğu (meydana geldiği) son zamanlara kadar alî devâm görülmüş ve tecrübe edilmiştir.

     Bir donanmada esâs kuvvet ve vâhidlerin dretnotlardan ibâret olduğuna şübhe (şüphe) edilmemekle beraber, bir kuvve-i bahriyenin ezher-ül cihet (parlak yön) mükemmil (mükemmel) ve ihtiyâcı memlekete kâfil (kefâlet eden, üstüne alan)  olabilmesi için bir programa tevfîkan-ı teşekkül (programa göre oluşması) edilmesi iktizâ (gerekme) eder. Fî hakikiye, iş’de olduğu gibi, teşkilat-ı bahriyede de programsızlık veya mesleksizlik (sistemsizlik) ekseriyyâ (çoğu zaman) adem-i muvaffakiyeti (başarısızlığı) intâc eder (doğurur). Binâenaleyh (bundan dolayı), kuvve-i bahriyemize metin ve vâkıf-âne (sağlam ve vakıf olanlara yaraşacak yolda) bir bir programa tevfîkan-ı ihyâ ve ıslâh edecek olur isek emîn bir hedefe doğru gitmiş oluruz.

     Bahriye programında en evvel teemmül (etraflıca düşünmek) edeceğimiz cihet-i muhît (etrafını kuşatan yön) ve civârımızı (çevremizi, yakın komşularımızı) nazar-ı dikkate almak, memleketin ihtiyâc (ihtiyaç, gereksinim) ve vaziyetini (durumunu) düşünmek ve milel-i müterakkiyenin (ileri milletlerin) bu husustaki icrââtini bir misâl ittihâz (yaptıklarını örnek edinme) eylemektir. Bütün düvel-i bahriyenin inşâât-ı bahriyeleri (bütün devletlerin bahriyelerinin bahriye yapıları) bilâtaraf (tarafsız) tedkîk (tetkik, inceleme) edilecek olur ise. Muhtelif devletlerin (türlü devletlerin) ta’kîb ettikleri (takip ettikleri) programların hudûd-i esâsiyyesinde (hududu temelinde) bir tecânüs (bir cinsten olma) ve müşâbehet (benzeyiş) olduğu nazara çarpar. Farazâ (farzedelim ki) her devlet-i bahriyye programında diretnotların, zırhlı kruvazörlerin, muhriblerin (torpidoları avlamaya yarayan ve çok hızlı giden bir çeşit küçük harb gemisi), tahtelbahirlerin ve bahri teyyarelerin dâhil olduğu görülür. Bu vesâit-i (aracılar)  muhtelife-i harb (ihtilaf eden, zıt), her devlet programında aynı nisbette muhâfaza edemez; çünkü bu hususda her memleketin şerâit-i husûsiyye-i mevkiîyesi, ihtiyacatı ve hükümetin gaye-i emeli ve sâir esbab-ı (sebepler) muhimme-i nazar-ı ehemmiyyete alınır..

     Hükümet-i seniyyenin (yüce hükümetin) kuvve-i bahriyyeye ihyâ hususunda bir program ve pür nesîb (soylu) ta’kîb edeceği tabîî (olağan) olduğundan er, geç bahri teyyarelerinde tedarik edilmesine teşebbüs olunacağı şübhesizdir (şüphesizdir). Binaenaleyh, bu hususda bazı malûmat-ı iatası fâideden hali değildir. İngiltere, Amerika ve sâir düvel-i muazzama-ı (büyük devletler) bahriye son zamanlarda birçok bahri teyyareler tedarik etmişler ve bunları donanma refâkatinde isti’mâl (kullanma) eylemeğe başlamışlardır. Binaenaleyh bu vesâit-i  hevâîyyenin (gelip geçici araçların) bahriyyeyi askeriyede kâbiliyet isti’mali esas itibariyle tahakkuk etmiş olduğu için, bu hususda tafsilat-ı zâideden (lüzumsuz açıklamalar) sarf-ı nazar (vazgeçme) etmeği ve bunların sefin-i harbiyede nasıl isti’mâl edildiklerini îzâh eylemeği münâsib görüyoruz. Bahri teyyarelerin donanmaya ne gibi hizmet ve muavenet îfâ edebileceklerinden de biraz bahsedeceğiz.

     Henüz bir nevzad (yeni doğmuş, bebek) fen ve san’at olan teyyarelerin şimdiki halde başlıca vâzifeleri keşşaflıktır. Bu vesâit-i hevâîyyenin harekat-ı harbiye-i bahriyede hayli zamandan beri isti’mâl edildiği ve bazı me’mûlun fevkinde (beklenilenin üzerinde) istifâdeler te’mîn olunduğu malûmdur. Fakat teyyarelerin denizde ve donanma refâkatinde isti’mâli nisbeten daha müşkil vedâ-ı tehlüke olduğu için, bunların düvel-i muazzama (büyük devletler) bahriyyelerinde isti’mâli tabiatıyla batî (eskimiş) olmuştur. Mâmafih nihâyet İngiltere, Amerika ve Almanya bahriyyelerinde teyyareler ile tecribe-i ifâ (deneme) edilmiş ve bunların sefin-i cesîme-i harbiyede bulundurulmaları için tertîbât-ı lâzıme icrâsına başlanmış olduğundan, artık her devlet-i muazzama-i bahriye tarafından donanma programlarında bahri teyyareler dâhi nazar-ı dikkate alınmıştır.

   Bahri teyyarelerin isti’mâlinden nâşî (bundan dolayı) bir filonun temîn edeceği istifade istisgar edilemez (küçük görülemez). Bu sûretle temîn edilecek muhassenâtin (faydanın) bir kısmını bervech-i âtî (aşağıda olduğu gibi) îzâh ediyoruz:

1-  Düşman limanlarını istikşâf (keşif çalışması yapma) ve ileri es-el-hareka taharrî etmek (araştırmak). Abluka eden veya edilen bir kuvvete yardım etmek.

2-  Tahtelbahirleri, sabit torpidoları ve balonları taharrî ve bunların mevkiîlerini ta’yîn ettikden sonra tahrîb eylemek; diğer taraftan, tahtelbahirler ile torpido muhriblerinin harekâtına muâvenette (yardımda) bulunmak.

3-  Düşmanın havzda (havuzda) veya ta’mîrde bulunan, yâhûd inşâ’ edilmekte olan sefaini (o gemiyle) ile havzları (havuzları), mühimmât depolarını (savaş malzemesi bulunan depolarını) balon hangarlarını ve sâir muessatı düçar-ı hasar etmek.

4-  Bir donanma kumandanı ile sahildeki bir kuvve-i askeriye kumandanı ve yahud diğer bir donanmanın kumandanı arasında serî’ ve mahrem bir muhâbere (haberleşme) te’mîn etmek. Küşaf sefaîn ile kruvazörlerin teyyareleri hâmil (yüklü) olabilecekleri nazar-ı dikkate alınırsa teyyarelerin bu hizmetinden pek büyük istifâdeler te’mîn olunabileceği takdir olunur.

5-  Bahriye keşşâflığında donanmanın “saha-i rü’yetini” tevsî’ (bulunduğu alanı genişletme) etmek; teyyareler, bir çok malzeme ve teferru’ât ile birlikte donanma-i sefin muâvinesi (donanma gemisinin yiyecekleri) tarafından nakl (nakil, taşıma) edilebilirler.

6-  İleri üss-ül-harekeleri (askeri harekâtın başlangıç yeri, cephe) istikşâf (keşif çalışması yapma) etmekle beraber sevkıyât-ı askeriye esnasında da isti’mâl olunabilirler (asker sevkiyatı esnasında).

     Bahri teyyarelerin te’mîn edecekleri istifâdeleri yukarıda kısmen ve hûlasaten îzâh ettik. Bi-tâbii teyyarelerin bu vezâifi îfâ (vazifeyi yerine getirmesi) edebilmeleri için bir şart-ı esâsi vadır, ki o da bunların donanmaya refâkat edebilmeleri, ta’bîr-i değerle sefin-i harbiye güvertelerinde münâsib bir mevkiîye vâz’ edilerek (uygun bir makam tahsis edilerek) hîn-i hâcette (gerektiği zaman) sühûletle tayerân (kolaylıkla uçma) ve yine gemiye ahz (alma) olunabilmeleridir. Bunu te’mîn için şimdiye kadar İngiltere ve Amerika’da bazı tecârib icrâ edilmiş (denemeler yapılmış) ve muvaffakiyet te’mîn olunmuştur.

     Bahri teyyareleri sefin-i harbiyyeye vâz’ etmek için yapılan tertîbât içinde en muvaffak görüleni Amerika bahriye zâbitânından (subaylarından) (Chambers)’ın tertîb ettiği kızakdır. Bu kızak bir zırhlının taretleri üzerine mevzûdur.  Teyyare bu kızağa oturtulur ve hîn-i hâcette sühûletle uçurulur (gerektiği zaman kolaylıkla uçurulur).

     (Chambers)’ın bu cihâz veya kızağı, bahri teyyarelerin donanma hizmetinde isti’mâli hususunda mühim bir hatve-i terakkî (ilerleme, gelişme için bir adım) teşekkül ettiği ve bâhusus teyyarelerin sefin cesime-i harbiyyeyi vâz’ edilebilmeleri meselesini hemen hâl ve fasl etmiş olduğu cihetle bu tertîbât hakkında bazı malûmatı iata edeceğiz:

     Teyyarelerin sefin-i harbiyye ile nakl edilebilmesi meselesi bilfiil tedkîk ve tecâribe (tecrübe) etmek için evvelâ (Birmingham) kruvazöründe ve sonra (Pensilvanya) harb sefinesinde ahşap tertibat yapılmış idiysede, maksadı te’mîn edemediği gibi hayli mesârifi istilzâm etmesine ve bâhusus geminin serbestîye-i harekâtını işgal eylemesine mebnî terk edilmiş idi. Bilâhere bahri teyyareler ıslâh edilerek sebhiye (suda yüzme) vesâiti ile bunların evvela sath-ı bahre inmeleri ve sonra geminin rüzgâr altı tarafında kendi vesâit muharrikesiyle seyr ederek bordoya kadar gelebilmeleri ve oradan vinç ile gemiye alınmaları te’mîn oldunduğundan, iş yalnız teyyareleri sefine güverteden sühuletle sevk edebilmeğe tâbi’ kalmıştı. (Chambers)’ın cihazı bu ciheti teshîl (kolaylaştırma) ettiği cihetle, bundan sonra her zırhlıda bahri teyyarelerinde teçhizat-ı esasiyeden ma’dûm olacağı kaviyyen me’mûldür.

     Esâsen mütehassıs torpido zabiti olan miralay (Chambers)’ın cihazı bundan iki sene mukaddim Amerika’da muvaffakiyetle tecrübe edilmiştir. Bu cihazda teyyarenin taret üzerinden havaya sevki için kuvve-i mahreke olarak havayı muzîk (sıkan, darlaştıran)  isti’mâl edilmektedir. Tertîbât-ı mezkûre pek o kadar fazla yer işgal etmediği gibi, îcâb ettiği takdirde zırhlının diğer bir tarafında nakl ve vaz’ edilebilir.

     Torpidoya hâmil olan veyahut havayı muzîk isti’mâl eden sefainde (gemininde) teyyare kızağına tahrik etmek için havayı muzîkden istifâde edilmesi pek kolay ve muvâfıktır (uygundur). Bunun için kızağın yanında münâsib bir mahale (uygun bir yere) bir üstüvâne (içi boş silindir) vaz’ edilerek içerisine mikdâr-ı kâfî (yeter derecede) hava muzîk idhâl (ithal) edilir. Üstüvanenin piston rûd hareketi münâsib bir donanım ile tevsî edilir (genişletilir) ve buna merbût olan (bağlanmış olan) ahşap kızağı teyyare ile birlikte sevkeyler. Teyyarenin havaya sevki bir buçuk saniyede te’mîn olunur. Kızak havayı muzîk pistonunun tam bir şeruki ile hareket ederse de bu hareket ani bir sadme (çarpma) halinde değil, gittikçe mütezâyid (artan, çoğalan) bir hâl alan hareket-i muntazama (düzgün) şeklindedir. Bunun için, piston şerukinin te’sîrini otomatik bir surette ta’dîl ve tanzîm edecek tertibat mevcuttur.

     (Chambers)’ın teyyare kızağı bir çok erbâb-ı ihtisâs muvâcehesinde tecârib (tecrübe) edilmiş ve şâyân-ı netâyic (yakışır bir netice) vermiştir. Bahriyelerde hazır bulunan mütehassıslar (uzmanlar) bu kızağın zırhlılarda teyyare bulundurabilmek ve bunları zamanında sühûletle itâre (çarçabuk uçurma) etmek meselesini halletmiş olduğunu söylemişlerdir. Bu kızağın bir zırhlı tareti üzerideki vaz’iyyeti ve tertîbâtının esâsı hakkında resimlerden daha iyi bir fikir alınabilir. 

 

          Ahmed Vâhid

mütercim: Birsen Sezgin

SEKSEN BİN LİRA

Bütün donanma ve cemiyeti, yani millet büyük rakamların söylediği hakikatler karşısında bulunuyor. Çünkü cemiyet seksen bin liralık taksitleri ödeyecektir. Daha doğrusu cemiyet değil millet… Milletin namusu milletin fedakârlığı milletin cemiyeti bugün pek büyük bir imtihan geçiriyor. Eğer cemiyet taksit zamanı parayı veremeyecek, devlet hazinesinden para isteyecek olursa o büyük imtihandan eli boş olarak çıkarız. Yalnız cemiyet sınıfında bir adım ileri atlamakla kalmayız.

Şimdi dünya’da durmak bile inmek demektir. O sınıftan da düşeriz. Bize yunanlılar bile güler. Pek az zamanda otuz milyon drahmi donanma iânesi  (yardım, bağış) toplandığını söylemekten sıkılmayanlar güler. Devlet ağlar, düşman güler.

Şimdiye kadar donanma cemiyeti işi pek ameli (pratik) ve kolay olarak düşünmüş, her keseden ay da kırk para istemiştir. Yine istiyor. Söz, şübhe (şüphe) istemez. Nice musîbetler (bela, şirret, uğursuz) gören, nice memleketler kaybeden bu millet; her ay (80.000) lirayı kırk pare ile ödeyecektir.  En kısa yol budur. Gelip geçen hevesler; şunlar bunlar tabiî ki saman alevine benzer. Parlar ve söner. Fakat hafif bir ateş devam eder, gider.

Bu milletin gözü o günde sözden ziyade iş var. Nasihatten ziyade musîbet var. Felâket var. Ric’at (geri dönme, gerileme, çekilme, geri kaçma) var. Bu gâm (adım, ayak) kabil , bu yaraların devası, bu acıların şifa’sı (iyileşme) namine ayda kırk pareyle hizmet var. Etrafımıza bakalım. Dört tarafımızı saranları görelim. Nasıl çalışıyorlar görelim. Onlar fedakârlığın, vatan sevgisinin manasını pekiyi anlamışlar, pek güzel çalışmışlar. Eğer onlardan servetle değil himmetle (çaba), hizmete göre.. Kalacak isek eyvah bize…

Hayır. Yazık bize.

        Donanma

mütercim: Birsen Sezgin

DONANMAMIZ

     Mukaddemede bir iki def’a tekrar ettik! Millete donanma hakkında sahîh (gerçek) bir fikir vermek istikbâl-i mesâî namına faziletli bir şâh-râh (doğru, açık yol) göstermek için düvel-i bahriyenin kuvvetleri hakkında resim, istatistik ve sâire ile hakikî levhalar arz edeceğiz. Evvela donanmamızdan başlıyoruz. Gelecek nüshalarda Rusya, Yunan, Avusturya, İtalya, Fransa, İngiltere, Almanya, Amerika, Japonya ve diğer devletlerin kuvâ-yi bahriyesi (Bahriye kuvvetleri) sırasıyla gösterilecektir. Hurûf-i hecâ (Alfabe sırasına göre dizilmiş harfler) tertibine bedel, kârilerin (okuyucuların) pek güzel anlayacağı bir tertibi tercih eyledik. Donanmamız hakkında şimdiye kadar müteferrik surette (ayrı ayrı biçimde) görülen malûmât bu cedvelde (cetvelde) hem toplu, hem de sahîh, hem de resimler ile müzeyyendir (resimlerle süslenmiştir). İstatistikler takîb edildikçe bahri kuvvet ne demek olduğu hakkında müfid (yararlı), ibret-bahş (ibret verici) malûmât vereceğiz.

     Mütercim: Birsen Sezgin

 

               ÇIKIŞ                       Donanmanın sesi: 1

Gemicisin; pek coşkundur al kanın:

Fırtınasız denizlere çıkmazsın..

Osmanlısın; mertlik senin öz şanın:

Ersiz kalan ocakları, yıkmazsın.

Haydi, fayrap (haydi kalkalım)! Zalimlere git saldır!

Yurdu kurtar milletini tut kaldır!

 

Rumeli baştanbaşa hep yârâ:

Kan ağlıyor, nice ana, nice kız..

Kıyıları, yamaçları kapkara:

Götür ona, yine bir cüft (çift) “Ay yıldız”

Haydi fayrap zalimlere git saldır!

Yurdu kurtar! Milletini, tut kaldır!

 

Dini bütün Türk’ün oğlu! Ey erkek!

Gemicisin, itâatlı askersin..

Sana ölüm; cennet demek, şan demek:

Şerbet gibi şehâdeti (şehitlik) içersin..

Haydi fayrap zalimlere git saldır!

Yurdu kurtar milletini, tut kaldır!

     Aka Gündüz

          mütercimi: Birsen Sezgin 

İZAHAT

Toplar ve sâir têçhîzat ve inşââta âid rumûzâtın (inşaat ile ilgili işaretler) kolayca anlaşılması içinde kârilere bazı izâhât veriyoruz (okuyuculara bazı açıklamalar).

(Kâf, Çe) Kurup Çeliğidir. (Mim, Ze) kampavend denilen sathı sert çelik ve altı yumuşak temurdan mürekkeb (bileşen) zırhdır.

Toplara gelince farzâ (Farzedelim ki) Osman Evvelin topları 12-14 demek 14 adet 12 pusluk top demektir. Şöyle bir mâil (eğik) çizgiden sonra kalın rakam ise çapını anlatır, o rakamdan sonra gelen diğer topa aid rakamların başladığını gösterir. Bir misal daha:

Reşadiye Zırhlısının toplarını rumuzatı ile okursak 10 tane 13,5 pusluk 45 çapında 16 tane 6 pusluk 50 çapında on tane elli yedi milimetrelik top var demektir. Kârîler (Okuyucular) – çizginin sağ tarafındaki rakamın top adeti solundaki rakamın kaç pusluk olduğuna işaret ve mail çizginin solundaki rakamın çapa aid bulunduğunu anlarlarsa katiyen güçlük çekmezler.

[Bu tafsilatın esası kuvâ-yi umûmiyye-i bahriyeden (bahriyenin bütün kuvvetlerinden) alınmış, sâir almanaklarda (yıllıklar) ki malûmat (bilgi) ile tebdilât (değiştirmeler) âhir-i ilâve (son eklemeler) kılınmıştır.]

İHTAR

Yukarıda isimleri geçen zırhlılardan Barbaros – Hayrettin, Turgut Reis zırhlıları ile Yadigâr-ı Millet, Muâvenet-i Milliye, Numune-i Hamiyet, Gayret-i Vataniye torpido muhribleri (torpidoları avlamaya yarayan ve çok hızlı giden bir çeşit küçük harb gemisi), Reşid Paşa, Mithat Paşa, Giresun vapurları sâye-i hamiyyet millette donanma cemiyeti tarafından iştirâ’ edildiği gibi Osman Evvel ismindeki muazzam dretnotun parası iâne (yardım ile toplanan para)  ile verilmiş ve Fatih dretnotu için milletin fedâkârlığına istinâden cemiyetimiz şehri (10.000) lira iatasını taahhüd (üzerine almış) eylemiştir.

001-1

YENİ SEFİNELER

Fatih dretnotundan mâ-adâ (başka) İngiltere’ye iki, üç adet gayet güzel ve 28 mil süratinde keşâf sefinesi Fransa’ya on, on iki adet büyük muhrib ve birkaç adet tahtelbahir sipariş edilmiştir.

0486_0001-49_Page_14

               Hâdisat – İntibâât (Olaylar – İzlenimler)

Arnavutluk Prensi David ve zevcesi Zigetvar Vapuruna gitmek üzere şalopeye (iki direkli küçük tekne)  binerken İstanbul Meclis-i Millî haremine girebilen bir iki simâyı leîm resimde seçilmektedir.

0486_0001-49_Page_14-2

Şiak kasabasında ihtilâlciler mükâleme memurlarını (antlaşma yapılan devletin memurları)  dinlerken (İtalya yanderesi ile memurlarının beyaz bayrağı görülüyor)

          mütercim:Birsen Sezgin

Gemicilik

———— pek eski zamanlardan beri mücerred (tek, yalnız) edilmiş bir fenn-i amelî (fen bilimiyle pratik) âd ve kıyâs olunarak cümle teferruâtı (ayrıntı) münhasıran (özellikle) bir tarz-ı amelîyede vücûda getirilmesi yüzünden bahriyeye en çok vakf-ı hayât (ömrünü bağlama) edinilir en ziyâde (en çok) mâlûmat sahibi olunmuştur. Asr-ı hazîrede (şimdiki yüzyılda) inşâât-ı bahriyenin bi-l külliye (bütün) tebeddül (değişme) ve akıllara hayret verecek derece-i terakkiyâtı (gelişmeleri) ulûm (bilgi) ve fennin bahriyyeye yeniden yeniye daha pek çok ıstılahâtın (terimin) ilâve ve isti’mâline (kullanımına) ehemmiyetli bir sûrette ihtiyâc’ (ihtiyaç) göstermiştir.

Binâberîn (Bundan dolayı) ıstılahât (terim) ve ta’bîrât-ı (tâbirler) bahriye her memleket gemicileri beyânında ayrıca bir lîsan hükmünü almış ve bâ-husûs (en çok) Osmanlı lisânında mütedâvil ta’bîrâtın (kullanılan tabirlerin) ekserîyyesi (çoğu) İtalyanca, İngilizce, Fransızca, İspanyolca’dan me’hûz (alınmış) olduğu cihetle ıstılahât-ı bahriye lisanımızda en ziyâde vâsi’ bir zemin teşekkül (en fazla açık bir zemin oluşturmakta) etmekte bulunmuştur.

Istılahât-ı mezkûrenin (adı geçmiş terimin) başlıca mehızi  (alınmış) olan Avrupa lisânlarına Osmanlı lisanının şîvesi ve âheng-i teleffuzu bi-t-tabî  (tabiatıyla) uymadığından elisân-ı ecnebiden alınıp şimdiye kadar isti’mâl edile gelmekte olan ıstılahât-ı bahriyenin asıl ve iştikakleri (bir kökten gelen kelimelerin birbirleriyle ilgileri) düçâr-ı  taharrif  olmaktan bir türlü kurtulamamıştır.

İşte buna binaen (buna dayanarak) ıstılahât-ı bahriyenin en ziyâde müsta’mil (isti’mâl eden, kullanan) olan kısımlarından inşâât-ı bahriye, gemicilik, seyr-i sefâin (gemilerin yürümesi), merâsim-i bahriye (resmi tören).  Makine, topçuluk, torpidoculuk, bi-l-umûm ( bütün, hep) sefâin-i harbiyenin cins ve nevileri kuvâ-yi umûmiyye (tüm devletlerin) ve fenni harb-i bahri  (deniz harbinin fenni). Bilimum devletlerin bahriye üniformaları ile şekilleri, işâret-i umûmiyye bandıraları (bir geminin hangi devlete ait olduğunu gösteren bayrak), hukuk-i bahriye-i devül (devletler umûmi bahriyesi). Osmanlı bahriyesi merâtib-i askeriye (askeri mertebelere ait) ıstılahâtı ve şekilleri, sefain-i  harbiye ve torpido sanâyi’ mela hin ve ulûm ve fennin bahriyenin bir kısım mühimmini şâmil olmak üzere birliktece tertibiyle noksân mesrûdun ikmâli (bildirilen eksiğin tamamlanması) için birçok refikamdan (arkadaş, yoldaş) ve ezcümle Matbûât-ı Osmaniyye erkânından (Türk Basının ileri gelenlerinden) terekkiyât-ı (ilerlemeler) bahriyeyi günü gününe ta’kîb eyleyen bazı zevât-ı muhteremeden (saygıdeğer kimselerden) görülen tergib ve teşvîk (isteklendirme ve gayretlendirme) üzerine gayet vâsi ve müterakkî olan fennin bahriye ıstılahâtının kâffesini şâmil (terimlerinin bütününe işleyen) olması bile bu husûsda (en çok) erbâb-ı mürâcaâta (ehil kişilere başvurma) reh-ber olacak bir eser vücûda getirdik. Ve maksad intişarıyla mütenasib (yayınlanmasına uygun) düştüğü için donanma mecmûasıyla beraber intişar (yayınlanacaktır) edecektir. Bu gibi ıstılahâtın türkçe muâdilleri (Türkçeyle eşdeğer, denk) derece-i imkânında tekabül ettirilmiş, lüzum ve ehemmiyeti nisbetinde (gereklilik ve önemi oranında) birçok resimlerle tezyîn ve huruf (süslenmiş ve harflerle) hece üzerine tertîb  (dizme, düzen) ve bazılarının İngilizce ve Fransızcalarını dahi aynen vâzı’ (olduğu gibi) ederek “muallim gemici (öğretmen gemici)” tevessüm (genişletilmiştir) olunmuştur.

13 Mayıs 1330 Muammer Said   0486_0001-49_Page_18

[Böyle eserin lüzumuna eshâb-ı mütalaadan (okuyuculardan) takdir etmeyecek yoktur. Gelecek nüshalardan itibaren lûgatçeye başlıyoruz. Bu nüshada, mukaddeme ile maksadı muhterem kâri’lere (okuyuculara) anlatmağı münâsib gördük, aşağıdaki resim ise lûgatçenin ihtivâ ettiği resimlerden biridir.]

Zırhlı taretleri üzerinden teyyareleri sevk ve itare (uçurma, uçurulma) etmeğe mahsus kızağın yukarıdan ve yandan manzarası ( bahri teyyareler makalesine mürâcaat)

0486_0001-49_Page_18-2

Zırhlı dretnotları üzerinden teyyareleri sevk ve itare (uçurma, uçurulma) etmeğe mahsus kızağın yukarıdan ve yandan manzarası

1-      (10) Hazinesinden gelen havayı muzîk (havayı sıkıştıran) ile işleyen kızak motoru.

2-      Tel halat donanması.

3-      Motoru kızağın arabasına rabt eden tel halat.

4-      Arabanın üzerinde hareket ettiği ray.

5-      Halatların makaraları

6-      Teyyare

7-      Teyyarenin sebhiye (yüzme) tertibatı

8-      Araba

9-      Makara

10-  Hava irtibatı

(Chambers)’ın teyyare kızağı

Ahşap sefainenin taksimat esasıyla omurga

Ve baş bodoslama astarı

Numara     Istılahât-ı Sefâin                     Numara           Istılahât-ı Sefâin

1                Karine[*]                                12                    Taraklama

2                Omurga                                  13                    Talimyar Recubi

3                Döşekler                                 14                    Jinga Yatağı

4                Baş Yığması                           15                    Baş Oyması Yatağı

5                İç Omurgası                           19                    Güverte Kamarası

6                Kontra Bodoslama                 20                    Güverte Kamara Pontulu

7                Bodoslama Astarı                  21                    Tavlun Kamuresi

8                Baş Bodoslaması                    22                    Anbar Pontulu

9                Çekne                                     23                    Parili Kasara

10 – 11- Talimar. Bodoslama

Mütercim:Birsen Sezgin

DONANMA

İLAVE KISMI

Hoşa çin

     Muhterem karilerimiz;  Bu serlevha altında her hafta, bilhassa komşu devletlerin harekât ve teşebbüsat bahriyesi hakkında şurada, burada, bazı defa yevmi gazeteler sütunlarında dağınık surette gördükleri malumatı, münakkah (ayıklanmış), mûciz (toplu) bir surette okuyacaklardır.  Biz bu kısmı da vazifemiz cümlesinden addediyoruz.  Çünkü donanma ihtiyacını halka anlatmak en büyük vazifemizdir.  Karilerimizden rica ederiz, bu kısmı dikkatle mütalaa etsinler.

Yunan bahriyesi:

Bu günlerde Müslümanların, Türklerin en ziyade nazarı dikkatini celb eden mesele, Yunanistan’ın Amerika’dan iki zırhlı satın almak üzere bulunduğu rivayetidir.  Bu rivayet, henüz tahakkuk etmemiştir.  Çünkü orta yerde ikinci bir rivayet daha vardır.  O da Amerika heyeti ayanının bu iki zırhlının donanmadan ihracına muvafakat etmemesidir.  Bu rivayet de telgraflar ile hem ciddi tanınan münabi (kaynak) vasıtasıyla cihana ilan edildi.  Bu ikinci ihtimal de varid olmakla beraber bir nazariye daha zihinlerde cayi (yer) kabul buluyor.  Acaba, zırhlıların zaman vürudu (geliş) gizlenmek, emir ve ika halini alan ahvale, zırhlılar ile başka bir şekil verilmek mi isteniliyor.

Ne olursa olsun bu iki zırhlı yeni olmakla beraber, zamanı hazire harbinde hemen hiçbir işe yaramayacak bir halde bulunmalarıdır.  28000 tonluk dretnot 22 mil süratle hareket ederken, 13000 tonluk bir geminin nihayet 17 mil sürate malik olması hiçbir suretle tevil (mana verme) edilmez.  Buna en bariz misal ise (Averof)un süratiyle tefevvuk (üstünlük) hatta galebe etmesidir.

Hakikat böyle olmakla beraber, bunların yine birer varlık olduğunu muhterem millet;  hiçbir zaman unutmamalıdır.

     Şimdi muhtelif iştira rivayetlerinden birini inzarı (bekleme) dikkate vaz’ ediyoruz.

<<Amerika Meclisi ayanın, Mississippi ve Idaho zırhlılarının Yunanistan’a fürûht’ına  (satış) muvafakat ettiğini ve bedeli fürûhtın bilahare kararlaştırılacağını ve bu zırhlıların birkaç ay zarfında Pire limanına vüruduna intizar edilmekte olduğunu lokal Yunan gazetesi Atina’dan istihbar ediyor.  Yine mezkûr gazetenin verdiği malumata göre, Yunanistan’ın Almanya’dan dört kıta tah-tel bahr sefinesi iştira eylediği rivayet edilmektedir.>>

Bundan sonra gelen telgraf nameler ise ayanın iştiraya muhalif olduğunu ilan etmiştir.  Her halde hakikat yakında öğrenilecektir.

Çin hesabına Amerika’da inşa olunup, Yunanistan tarafından iştira edilen ufak kruvazör de atideki telgrafnameden anlaşıldığı üzere Pireye müteveccihen hareket etmiştir.

<<Atina 31.Haziran. – (Atina ajansından) ahiren Amerika’dan satın alınan bütün kruvazörleri Yunanistan’a müteveccihen yola çıkmıştır.>>

Yunanistan bununla iktifa etmiyor:

Ufak komşunun, zaten büyük emeller ile meşbu (dolu) bulunan kafasında daha pek çok tasavvurlar mevcut olduğu ahiren maliye nazırının meclis mebusandaki sözlerinden anlaşılıyor.  Bu beyanat bizim için pek ziyade şayanı dikkat olduğundan ber-vechi ati (geleceğe ait) nakil ediyoruz.

<<Yunan maliye nazırı Diumidis 1910 senesi ilk bütçe layihasını meclisi mebusana tevdi etmiştir.  Masarifi adiye 230 milyon ve varidatı adiye de 224 milyon tahmin olunmuştur.  Masarif fevkalade 8 milyona baliğ olmaktadır.

Nazır layihasında 1912 – 1913 – 1914 – açıklarlının 500 milyonluk büyük istikrazın ikinci taksiti ile kapanacağını, mamafih ihtiyacat müstakbelelerine binaen 400 milyonluk yeni bir istikraz akdi zaruri olduğunu söylüyor.  Filhakika Loren sisteminde birinci sınıf bir zırhlı inşası Saint-Nazaire tezgâhlarına sipariş edilmiş olduğundan bunun için 60 milyon tediye olunacaktır.

Malum olduğu üzere Yunan hükümeti Saint-Nazaire tezgâhlarına Loren sisteminde bir zırhlı ısmarlamıştır ki bu zırhlı Fransız süper dretnotlarına tamamıyla mümasil olacaktır.  Bu sefinenin büyük toplar teçhizatı 35 santimetrelik 10 toptan mürekkeptir.  Küçük toplar teçhizatı ile büyük toplar teçhizatı Fransa mamulâtından olacak, vasat toplar teçhizatı ise İngiltere’de Couventry‘den getirilecektir.

Yirmi yedi ay zarfında inşa bitmesi meşrut (koşullu) olan bu 23000 tonluk sefinenin fi-i hakikisi (esas fiyat) 59.300.000 franktır.

Bütçe layihasında diğer iki zırhlı iştirası için de 60 milyon konulmuştur.  Yeni yolları da 116 milyon tutuyor.  Umur nafıayı cesime için 35 milyon tahsis olunmuştur.

Nazır müdafaayı milliye veznesine gümrük varidatının aşarini vermeği teklif ediyor.  Miras üzerine mevzuu yeni bir vergi hâsılatıyla da donanma veznesi için bir sermaye tesis eyliyor.

Yeni teşkilata göre tertip edilen harbiye adi bütçesi 60000 kişilik bir mevcut için 37 milyon tutmakta ise de teşkilat tamamen tatbik olunduğu zaman 52 milyona çıkacaktır.  Üç sınıf efrada ihtiyatiyenin, memalik cedidide, talimi 1914 de 9 milyon kadar bir masrafı müstelzim (gerekli) olacaktır.

Bahriye bütçesi 22 milyon reside (olmuş) oluyor.  1912 de yalnız dokuz milyon idi.

Askeri depolarda 120 milyon zehir vardır.  Muharebede ele geçirilen ve kabili istiamel olan erzak 21 milyondur.

Saint Nazaire tezgâhlarında

İstanbul’un devri senevî fethi namına burada merasimi mahsusa yapıldığı gün;  Fransa’nın Saint Nazaire tezgâhlarında da manidar bir resmi icra edilmiş, Yunanistan’ın Paris sefiri mezkûr tezgâhlara sipariş edilen 23000 tonluk Yunan dretnotunun ilk çivisini vazı eylemiştir.  Bu zırhlı Fransa’nın (Loren) dretnotu sisteminde fakat sürati 22 mil olacaktır.  Her halde her zaman için şayanı dikkat bir kuvvettir.

Rusya ne yapıyor

Bu günlerde Rusya’dan gelen haberlerde şayanı dikkattir.  Bu haberler, yalnız mahvolan Baltık donanmasının ihyasına ait değildir.  Karadeniz filosunun takviyesine taalluk eden bu haberler, Karadeniz’de birçok sahillere malik olan devletleri elbette tefekküre sevk eder.

Her halde mevsuk (güvenilir) haber alan The Times gazetesinin St. Petersburg muhabiri diyor ki:

Rusya’nın Tedbiri

     <<Zan edildiğine göre Romanya payitahtında mühim müzakereler cereyan edecek ve Osmanlı dretnotlarının muvasalatı üzerine zuhuru muhtemel olan Osmanlı – Yunan muharebesinin önünü almak için lazım gelen tedbirin ittihadı düşünülecektir.

Bahri Siyahta Rus donanması için Duma Meclisi tarafından tastık edilen on milyon İngiliz lirası miktarındaki tahsisat fevkalade devleti Osmaniye’nin sefaini harbiye iştira eylemesi üzerine vuku bulmuştur.  Bu on milyon lira ile 27000 ton hacminde bir dretnot, 7500 ton hacminde iki kruvazör, sekiz torpido ve altı tahtelbahir inşa olunacaktır.  Sefain mezkûra Nikolayef’deki Rus bahriye tezgâhlarında inşa olunacak ve nihayet 1917 senesi ilkbaharında teslim edilecektir.

Gazetelerin istihbaratına nazaran Rus bahriye nazırı Duma meclis azasını, hükümetin altmış milyon liralık ikinci bir bahriye programı teklif edeceğini ve bu paradan nısfının Baltık ve nısf diğerinin de Bahri Siyah donanmasına sarf olunacağından haberdar etmişlerdir.>>

Biz ne yapıyoruz?

     Milletin, gözünü açtığına şüphe yoktur.  Sadrazam paşa hazretleri geçenlerde bilmünasebe bazı beyanatlarda bulunmuşlardı.  Söz kuvveyi bahriye ye intikal edince hiçbir hükümetin arzuyu millete karşı duramayacağı, binaenaleyh kuvveyi bahriye ye atıf-ı ehemmiyet etmemek mümkün olamayacağını cihana karşı söylemişlerdi.  Bu beyanat, hükümetin de mesleğini güzelce anlatıyor.  Devleti Âliyenin teşebbüsatı bahriyesi hakkında gazeteler malumat verdiler.  Fakat bunların katiyet ifade etmeyeceği, muhtelif siparişlerin hakikati, bilahare anlaşılacağı aşikâr bir hakikattir.  Onun için bu hususta fazla söz söyleyemeyeceğiz.  Yalnız son günlerde yine gazetelere akis eden bir fıkrayı yazacağız.  Bu fıkra;  Teşebbüsatı bahriye ye merkez olan Londra’dan Viyana’da münteşir <<Neu frei presse>> gazetesine gönderilen bir haberdir.  Deniliyor ki:

Osmanlı Donanması

     Mevsuk (güvenilir) addedilen mahfilde rivayet olunduğuna göre donanmayı Osmanî’nin süratle ihyası için Der saadette Kemal Kerimi ile çalışılmaktadır.  Haliçteki tezgâhlara inşa edilmek üzere Armstrong fabrikasına bir torpido bot sipariş edilmiştir.  Bundan maada hükümeti Osmaniye İngiliz bahriye tezgâhlarına beheri 1856 ton hacminde ve 9 ile 12 ay zarfında teslim edilmek ve 36 mil süratine malik bulunmak üzere iki torpido muhribi, iki hastane gemisi ve 350 ile 400 ton hacminde iki tahtelbahir sefine sipariş etmiştir.

FATİH DRETNOTU

     Dünyanın en kavi zırhlılarından biri olan fatih drednotunun inşaatına başlanılmıştır.  Bu dretnotun iki senede ikmali muntazırdır.  Alınan haberlere göre devleti Âliye, yine Vickers fabrikasına gayet mükemmel bir keşşaf kruvazörü sipariş eylemiştir.  Bunlardan birinin inşaatına başlanıldığı da anlaşılıyor.  Fatih dretnotu ingilterenin “Barrow – in – Furness, Cumbria” bölgesindeki Vickers fabrikasında inşa edilmektedir.  Resmi iftitâh’a (başlama) dair alınan malümat bir vech (sebep)atidir:

<<resmi iftitaha konsolos Münci, Osman evvel ve Reşadiye süvarileri Rauf, Vasıf, Ateşe nuvâl Ali Rıza, sefaret seniyye katiplerinden Şevki, bir hayli zamandan beri Avrupada tetkikat ve tetebbuat ilmiyede bulunmakta olan Kastamonu esbak (sabık) Yusuf Kemal Bey efendiler ile altmışı mütecaviz zabitanı bahriye Osmaniye med’uvven (davetli) hazıre bulundukları gibi lede Kayar, Mr. Kayar, amiral Charles ve saire gibi şahsiyeti mümtaz ashabından birçok İngiliz rical, nisvan ve muteberanı fabrika tarafından vaki olan davete icabet, Osmanlılığın itilayı şan ve şerefine kayıt olan şu resme iştirak suretiyle memleketimize olan muhabbet ve merbutiyetlerini (bağlılık) ibraz ediyorlardı.

Müstakbel dretnotumuzun omurgası etrafında toplanan müdavin, merasime şarkta yaşamış, Türklüğü bi hakkın anlamış, bizlere olan hissi muhabbeti her fırsatta ibraz etmiş olan muhterem Ladi Kayar cenaplarının şükran ve memnuniyetle dinlediğimiz beliğ bir nutku ile başlandı.  Muhterem Ladi bu nutkunda, kudret fatirenin (ekmek) en vasi feyuzatına tecelligah olan İstanbul’umuzda bulunduğu müddetçe Türklerden gördüğü mühimman nevazane muamelelerle Karadeniz boğazının letafeti arasında geçirdiği mesut, kıymettar hatıratını ihyaya pek güzel bir vesile ihzar eden şu vazi esas resminde bulunmaktan, hasaili (huy) âliye sahibi olarak bildiği ve daima takdir ettiği Türklerin sipariş ettiği şu geminin vazi esasını bizzat ifa etmiş olmaktan mütevellit sarf ve serverini izahtan sonra geminin ba’de-l-kemal latif ve inayeti hakla muvaffakiyetini, şanlı sancağının hak yolunda şeref ve haysiyetle temmuci (dalgalanma) temenniyatını serdederek ve indirdiği ilk çiviyi vazı etti.  Büyük bir server ile alkışlanan muhterem Ladi cenaplarının bu muciz nutkunu imam efendinin müdavinin meserret yaşları arasında istima ettikleri beliğ bir duası takip etti.

Fabrikada elyevm der dest-l-inşa sekiz harp gemisi mevcuttur ki ikisi hükümeti Osmaniye ye altısı İngiltere hükümetine aittir.

Gambotlarımız:

Sahil muhafazası için Fransa fabrikalarında inşa edilen gambotlarımızdan Durak Reis, Hızır Reis, Burak Reis, Aysu Reis, Aydın Reis, Preveze, Sakız gambotları haziranın birinci günü şehrimize gelmişlerdir.  Bu gambotlarımızdan üçünün resmi mecmuaya derç olunuyor.

Bunların bahriyemizdeki mevkii sahil muhafazaları olmasıdır.  Vasi sahiller için bu güzel gemiler pek çok hizmet ifa edeceklerdir.

Donanma cemiyetinin mesai besi

Bu kısmımızda gerek merkez umuminin, gerek Şubatın mesaibesi hakkında malumat verilecektir.  Hayatını milletin hamiyetinden alan bir cemiyetin millete her zaman hesap vermesindeki lüzumu tastık etmeyecek yoktur.  Şimdiye kadar mecmuada bu cihet ihmal edilmiş idi.  programımızın esasını donanmaya hizmete teşekkül ettiğinden bu kısma ayrı bir ehemmiyet veriyoruz.  Bu kısım, hizmetlerimizin bir icmalidir.

Bir ders merkezinde

Bursa merkezi mahalli gazetelerine şu yolda bir ilan verilmiştir.  Ticareti yevmiye ye göre bu kararın epey miktarda hâsılat temin edeceği şimdiden anlaşılmaktadır.

Sevgili donanmamızı milletimizin şanıyla mütenasip bir mevkiyi bülende çıkarmak için cemiyetimiz her fırsattan istifadeyi düşünmektedir.  Bu sene hululü takrib eden koza zamanında ahaliyi hamiyetmendanın iş bu ianeye seve seve iştirak edecekleri tabii bulunmuş olmakla vezne mahallerine cemiyetimiz tarafından birer iane kutusu konulmuş ve memurlar dahi tayin edilmiş olduğundan müracaat edecek memurlara aynen koza vermek suretiyle ibrazı hamiyet eylemeleri rica olunur.

Karasi merkezinde:

Ahiren gelen Karasi gazetesi mahalli şubemizin faaliyeti hakkında atideki malumatı veriyor:

Karasi donanma heyetini büyük mikyasta bir piyango keşidesine teşebbüs edeceği gibi, nüfus başına münasib aylıklar taahhüt ettirilmesi için çalışmaktadır.  Memurlar – bir iki memurdan maada – şimdiden tamamen taahüdatı şehriyede bulunmuş ve ahalinin taahüdatı için de ayrıca teşebbüsata başlamıştır.

Her fert nüfus başına münasip birer aylık taahhüt edecek ve bu suretle sevgili donanmamıza mühim ve sürekli bir para temin edilmiş olacaktır.

Bundan başka – gösterilen arzu üzerine – donanma heyeti yakında açılacak olan Afyon mizanlarında satılan afyonların baliğ olduğu beher yüz kuruşta satıcılardan birer kuruş alınmasına karar verilmiştir.  Bu paraya hiçbir kimsenin itiraz etmeyerek, sevine sevine muhterem donanmamıza vermekten çekinmeyeceğini ümit ediyoruz.

Trabzon şubesinde

Trabzon merkez şubesiyle mülhakat (şube) şubelerinin donanma ianesine ait himmetlerinden sırası geldikçe yevmi gazetelerde pek çok bahis edilmiş idi.  Bu defa haber alındığına göre merkez şubesi Haziran üstüne doğru gayet mükemmel bir kayık yarışı için şimdiden tertibine başlanmıştır.  Sahil ahalisini denizi sevdirmek için en müessir vesaitten olan yarışların donanmamıza mühim istifadeler temin etmesi kalben mamuldür.

     Samsun şubesinde:

Samsun şubemiz;  donanma cemiyetinin esas teşkili olan <kırk para>ya pek çok sadakat ibraz ediyor.  Ahaliye atideki hitabede bulunuyor ki, İstanbul için, diğer yerler için, her yer için bu hitap, bir ferasettir.

Ayda kırk parayı unuttuk mu?

     Şunda, herkese dini ve vatana olan bu borcu hatırlatıyor.  Vatana selamet getirecek donanmamız için bilâ istisna zengin fakir herkesin verebileceği şu <kırk para>yı kolaylıkla toplamak için donanma cemiyeti her aybaşı sandığını dolaştıracak.  Dünkü felaketlerin, bu günkü hallerin matem ve endişesini çeken hangi namuslu adam bu tedbirden memnun olmaz?

Haydi vatandaş!  Nüfus başına ayda şu <kırk para>yı din, vatan, namus, hamiyet vergisi seve seve ver. . .

 

 

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.