DONANMA MECMUASI 102/52 – 1,Temmuz,1915

DONANMA MECMUASI 102/52 1,Temmuz,1915

0486_0052-102_0000

0486_0052-102_0817.jpg - 2

Perşembe: 18,Şaban,1333 – 18,Haziran,1331 – 1,Temmuz,1915

DONANMA CEMİYETİNİN HAFTALIK GAZETESİDİR – Numarası 102 / 52

Amiral “Wilhelm Anton” Souchon paşa hazretleri ve maiyet-i erkânı

* * * * * * * * * * * * * *

Düşmanda âsâr-ı yeis

     Çanakkale’de Osmanlı kal’a-i hamâsetine başını vura vura haib ü hâsır ric’at eden düşman muhitinde artık âsâr-ı yeis nümâyân olmağa başladı. Avam kamaralarında, mahâfil-i ticariye de, gazetelerde Çanakkale seferinin mehâliki ve ümitsizliği açıktan açığa mevzuubahis oluyor. Hele bu yeis ve nevmîdîye bir de Moskofların Galiçya hezimet-i meşhuresi inzimâm edince efkâr-ı hasm büsbütün perişan oldu. Tahmin olunur ki Çanakkale seferini tertip eden düşman rüesâ’sıda hatalarını anlayacaklar ve bu çıkmaz yoldan kurtulabilirlerse çıkacaklardır.

HEM DE MÜSLÜMANLIĞIN ŞİÂRI BUDUR

     Şu harp velveledarı içtimai noktadan tetkik ve takip edenler; Avamil-i muvaffakıyeti de bu noktada ararlar. Onları ne Galiçya’nın perişan ve şeref-i istirdadı, ne de Flandra ve Çanakkale’nin ta’bîr ve tavsîf için her lisandaki kelimatı büyük bir acz içinde; Boğan, öldüren hunin müdafaaları tatbik edemez. . . Onların nazarları daima saha-i harbden uzakta bulunan kasaba ve köylerin lakayd nazarlar önünden kaçan ve bazen keşf ve bazen de hafif kıvırıltılar altında gizlenen karanlıkları içinde başka şeyler arar. . . Ve oralarda bulabildiği nurlar ile âtî-yi harbi istidlâl eder.

     Almanları aç bırakmak suretiyle harbe devamda tahammülsüz bırakacaklarını iddia eden İngiliz matbuatına karşı bu büyük kavm-i sükûn ile fakat memlekette ekilmemiş bir karış toprak bırakmamak suretiyle gayet beliğ bir sükûn ile cevap verdiler. Ve bu ekilmiş tarlaların bu günkü hasadını idrak edenler burada açlığın değil saadetin hüküm-fermâ olduğunu görüyorlar.

     Bizde de bu faaliyet içtimaiyenin başladığını, semerat-ı mesaiyenin idrâk edilmekte olduğunu cerâid-i yevmiyyede görmek ile iftihar ediyoruz.

     Memleketimiz; Şüphe yok ki Almanya’dan daha mümbit ve daha mahsuldardır. Bu suretle bezl-i mesaiyede devam edildikçe neticenin pek feyz-nâk olacağına düşmanlar bile şüphe edemezler.  

     Mevkii harpte düşmana göğüs geren mücahidin kalplerinin derin bir köşesinde de ailesinin, anı geçindiren tarlanın muhabbetini, endişesini saklar. O; Bu endişelerden emin oldukça hiç şüphe edilmesin ki bu güne kadar gösterdiği fedakârlığı tezâyüf etmesin. Almanların ser muvaffakıyeti hep bu ictimai sâi’lerde temerküz ediyor. Biz de hamd olsun bütün mesâib-i harb arasında cilve-nümâ muvaffakıyat içtimaiye ye mazhar olmaktayız. Yalnız arada acı, fakat bariz bir hakikat var. Almanya’da millet, bizde hükümet bu mesai ordusunun pîşvâsı oluyor. Müttefikimizle bu noktada da birleşelim.

Donanma.

KÖYLÜ İLE DERTLEŞME

     Merhaba köylü dayı!

     Bu hafta seninle biraz acıklı fakat yapılması pek lazım işlerden konuşacağız. Fakat acı sözlerimize sakın darılma! Onlara birer birer dikkat et. Allah’ın emrine, peygamberin kavline uygun yerini görmezsek bize bir daha inanma! Ben sizin köydeki kahvenize uğrayan bir yolcu ile konuştum. Bana anlattıkları sahih ise vay sizin halinize. Orada Ahmet ağa, Veli dayı, civelek Hüseyin oturmuşlar çubuklarını yakarak her gün iskambil kâğıdı oynuyorlarmış da kocası, üç oğlu birden muharebeye giden ihtiyar Hürmüz ablanın tarlalarını biçmeğe yardım etmiyorlarmış. O zavallı da yalnız hükümetin bağladığı aylıkla kalmış. Eyvah! Eyvah! O tarladan biçilecek buğdayları sınırda dövüşen göğsü imanlı din kardeşlerinizin yiyeceğini unutuyor musunuz? Şükr Allaha ki bu miskinlik sade sizin köyde imiş ayıp ve günah değil mi? Bir kere etrafınıza bakın başka yerlerde ekilmemiş tarla var mı? Onlar da sizin gibi Müslüman. Eğer böyle devam ederseniz dünyada padişahınızın, ahrette Allah’ınızın gazabından korkunuz.

MUSÂHÂBAT-I İCTİMÂİYYE

Hayat-ı ictimâiyye

– 4 –

Muharriri: Cenab Şahabeddin

     Hayat muâşerde hayat efrad gibi veladet, , tenemmüv, inhitat ve memat devirlerine şamildir. Hayatının cereyanı tabiiyesi bir ârıza-i fevkâlâdenin hulûlu ile sektedar olmayan her cemiyet bu devirleri geçirir. Hayat efrad ile hayat muâşer arasındaki fark-ı mühim şudur ki, ba’s-ü ba’d-el-mevt sırrına mazhar olmuş cemiyetler görülür; Bir cemiyet duçar-ı inkıraz olduktan sonra tekraren nâil-i hayat olabilir.

     Cemiyetler için üç tarz velâdet vardır: velâdet-i bi-l-telâhuk, velâdet-i bi-l-isti’mâr, velâdet-i bi-l-noksam ezmine-i iptidaiyede münhasıran velâdet-i bi-l-telâhuk meşhud olurdu. İki üç aile birleşir; Küçük bir kabile teşkil eder ve birkaç kabile ittihad ederek bir aşiret vücuda getirirlerdi. Tarik-i istimar ve tarik-i inkisam ile doğan cemiyetler ancak beşeriyet, tabakat-ı medeniyetde kat meratib ettikten sonra görülmeğe başlamıştır.

     Velâdet-i bi-l-telâhuk ber mutad bir neticeyi harbdir. Kabile-i galibe kabile-i mağlûbeyi yahut aşiret-i muzaffere aşiret-i münhezimeyi mâss eder. Bu imtisas ile yeni bir hayat muâşeriye kazanmış olur. Meselâ millet-i Osmaniye bi-l-telâhuk doğmuştur. Filhakika Ertuğrul Bey ve refikasına peyderpey Selçukilerle Rumların inzimamıyla âlem-i tarihte bir nev-zâd oldu. Ve biz bir müstesnayı içtimaı değiliz. Meselâ İspanyollar da İberyalılara Romalıların, Vizigotların, Endülüslülerin iltihakıyla vücut buldu. İngilizler Kilt’lerle Anglusların, Saksonların, Normandiyalıların ictimainden doğdu.  Anâsır-ı mütedahile yekdiğerini o derece de tadil ederler ki ale-l-ekser heyet-i mecmuada bütün bütün hususu bazı evsaf tezahür eder. Meselâ İtalyanların cezrî Romalılar olduğunda şüphe yoktur. Fakat Lombardiyalıların, Ostrogotların, Normandiyalıların telâhuku Romalıları o kadar değiştirmiştir ki pek haklı olarak İtalyanları Romalılara hiç benzemez denebilir. Romalılar muharibdi. Ve bilhassa hayat-ı askeriyelerine ehemmiyet verirler, ale-l-umum sanayi ve bahusus sanayi-i nefise ye pek az mültefit bulunurlardı. Eğerçi edebiyatları zengindi, fakat mahsul taklid olunduğu için mahrum-u hâssiyyetti. Hâlbuki İtalyanlar bilakis pek az muharib ve pek çok sanatkârdırlar. Dante ile başlayan İtalyan edebiyatı Romalıların âsâr-ı edebisine bi-l-külliyye yabancıdır. Elhasıl velâdet-i bi-l-telâhuk tenemmî bi-l-fütûhat ile taglit etmemeliyiz. Birinci halde temsil ve temsil yoktur, ancak imtizaç vardır. Meselâ: klor gazı ile sodyum madeninin imtizacından o iki cisme hiç benzemeyen mutfak tozu meydana geldiği gibi iki unsur-i muâşeriyenin ittihadından o iki unsura tabiaten mugayir bir cemiyet-i cedide hâsıl olursa velâdet-i bi-l-telâhuk tahakkuk eder. Aksi takdirde yani iltihak eden unsur fıtrat-ı asliyesini muhafaza eder. Veyahut unsur-ı esasiye temsil ederek onun hasaisi ile tehalük ederse bu bir velâdet değil, bir eser-i tenemmidir.

     Velâdet-i bi-l-isti’mâr son asırlarda görülmeğe başladı. Amerika cenubideki hükümetler birer Portekiz ve İspanya müsta’meresi idiler. Amerika şimali bir İngiliz müsta’meresi iken bilâhare hayat-ı istiklâl aldı. El-yevm bir İngiliz müsta’meresi olan Avustralya dahi ahd-i karibde mazhar-ı muhtariyet olacaktır. Her müsta’mere bir cemiyet-i merkeziyenin cenini gibi telakki olunabilir. Tıpkı cenin gibi bir müddet meşime-i vatana merbut olarak temin-i hayat eder. Nemayı kâfiye mazhariyetten emin olduğu gün – tabiri mazur görülsün – göbek bağını keser, hür ve müstakil mücadeleyi tarihiyeye girer ve artık mâder vatana alâkası bir hatıradan ibaret kalır. Bu ma’nâ-yı tamıyla bir velâdet-i ictimaiyedir. Milleti valide için iftirak müsta’merat ale-l-kesr elim ve hunin oluyor. Amerika şimalinin İngiltere’den ve Amerika cenubi hükümetlerinin Portekiz ve ispanyadan suret-i infikakları malumdur. Hiçbir devlet müsta’meratına karşı malik olduğu hukuk hâkimiyeti feda etmek istemez. Bahusus ki nail-i istiklâl olan müsta’merat, asi çocuklar gibi, vatan-ı aslinin saffet umumetini unutmakta ve şükran-ı ni’met münasebat beyneldüvelde manasız bir söz olduğunu hatırlatmakta gecikmedikleri tecarib-i tarihiyeden oldu.

     Velâdet-i bi-l-noksama gelince: bu da Roma devletinden şark ve garp

0486_0052-102_0820Mekârim ahlâkıyla müşârün bi-l-benâm ve geçende azim ravza-i cenan olan kaptan-ı derya merhum Ateş Mehmet Paşazade âyandan bahriye nazır-ı esbakı Arif Hikmet Paşa.
0486_0052-102_0821Osmanlıların Kal’a-i hamâsetini sarsamayan 38 lik düşman gülleleri.
0486_0052-102_0821.jpg - 2Medeni olduklarını iddia eden İngilizlerin Londra’da Alman emlâkini târâc edişleri.

BİR ATİKTEN CEDİDE

RMS Lusitania

     Harb-i umuminin şu sırada ihdas eylediği vakayıdan birini teşkil eden, RMS Lusitania ismindeki İngiliz bandıralı Bahr-i Muhit vapurunun garkı meselesini ve ona müteallik safahatı, müzakerat-ı siyasiyeyi, notaları el hâsıl bu vakayı kar’îlerimiz – şüphe yok ki – pek a’lâ hatırlarlar. Daha Almanya’nın cevabî notasına muallâk duran bu meseleden bahis edecek değiliz. Zaten mesleğimiz dâhilinde olmayan o vadide şimdiye kadar acele-i kelâm etmeyişimiz, ba’de-mada mesaimizin sâlik cereyanını ra’nâ gösterir. Niyetimiz, gark olan RMS Lusitania vapuru münasebetiyle, Bahr-i Muhit vapurlarının tertibat ve tesisatını, ücret-i nakliyesini ve beş altı günlük bir yolun yeknesaklığını izole için neler yapıldığını şerh etmektir. Filvaki, bazen RMS Titanic’de olduğu gibi buz parçasıyla, kâh RMS Empress of Ireland’da olduğu gibi müsademe ile şu Aralık’ta Alman tahtelbahirleriyle sektedar olan bu yolculuğun şimdi pek de rakibi bulunmaz ise de bir atik ile bir cedid arasındaki vasıta-i nakliyenin mahiyeti hakkında bir mütalaa-i melhuze şeklinde olan bu satırlar bütün bütün faidesiz telakki edilmez ümidindeyiz.

     Bahr-i Muhit-i Atlâsîyi geçmek için azamî fiyat 2500 Frank yani 1100 küsur Osmanlı lirasıdır. Altı günlük bir yolculuk için istihlâk edilen bu meblağ bilhassa bizim memleketimiz gibi yerler için oldukça mühim bir servettir. Son senelere varıncaya kadar Bahr-i Muhit seferleri navlunu bu hadde varmamıştı. Günde iki yüz Napolyon altını, bir vapur derununda nasıl sarf edileceği mahall-i mülahaza görülür.

     Vakıa Hamburg, Southampton, Cherbourg gibi başlıca limanlardan Amerika’ya hareket eden büyük büyük Transatlantikler vardır ki; tiyatroyu, oyun yerlerini, futbol mahalline varıncaya kadar her türlü esbab-ı zevk ve istirahati ihtiva eylediği halde icraatları yukarıda söylediğimiz miktara göre ehvendir. Bilfarz; 213 metre tûlunda 23 buçuk metre arzında, 16 metre irtifaında bulunan RMS Kaiserin Auguste Victoria vapurunda şahane tabir olunan yatak odası, yemek salonu, banyo, tuvalet odasından ibaret fevkalade müzeyyen bir daire 8000 frank ile isticar olunur. Bu fiyat kışın 4750 frank olur. Son baharda 2375 Frankdır. Bu tahlif fiyat denizin sükûn ve temevvücüyle ma’kûsen mütenasiptir. Kışın deniz fazla binaenaleyh yolcu az ve o halde fiyat düşkün olur. Yazın da emir bir aksi. Biraz daha ucuz olmak için bir oda, bir tuvalet odası ve bir banyodan ibaret daire isticar olunur. Ücreti yazın 6750 frank. Yalnız bir kamara için ise 750 frank ücret kâfidir. Bütün bu dairelerin geminin en mergub ve muntazam katında olduğunu söylemeye hacet yok. RMS Amerika ismindeki transatlantik’de de ücretler hemen hemen böyledir. Geminin hacmi küçüldükçe fiyatlar tenzil eder. 184 metre tûlunda RMS Empress of China ve 186 metre tûlunda RMS Cleveland vapurlarında şahane tesmiye ettiğimiz daireler 3750 Frank’a tutulabilir. Son zamanlarda Almanların İngilizlere rekabet için denize indirdiği SS Imperator vapuru bu hususta büyük bir istisna teşkil eder. İşte bu saray-ı seyyarın ücret-i işgali azami 25000 franktır. Bu vapur AG Vulcan ismindeki Alman tezgâhlarında Hamburg America Line şirketi hesabına inşa olunmuştur. 279 metre tulu, 29,70 metre arzî, 19,20 metre yüksekliği vardır. Geminin ağırlığı 60 milyon kilogramdır. Kabil-i sekena kısmı dokuz kat olup dördü köprü üzerinde beşi altındadır. Üç müthiş bacasıyla bir kal’a gibi arz-ı inhidam eder. Hal-i faaliyette vinçlerin kuvvetli kolları mütemadiyen eşya alır veya boşaltır. Nüfusu 5000 kadardır. Evet, bu memleketin nüfusu da vardır. 700 birinci sınıf, 600 ikinci sınıf, 940 üçüncü sınıf ve 1750 dördüncü yolcu taşır. Bu yolcuların her biri istirahat etmeye maliktir. Dördüncü ile birinci arasındaki farkı en ziyade tezyinat ve esbab-ı sefahat teşkil eder. 3990’a varan yolcu adedine 1100 kişiden mürekkeb gemi mürettebatı da ilâve edilince mecmuu 5000 kadar olur.   Cesamet ve nüfusuyla nazar-ı hayreti celb eden bu şehr-i sebh, tezyinat ve tertibat itibariyle de cidden şayan-ı mütalaadır. Geminin her katı müzeyyenat ve tenvirat nokta-i nazarından göz kamaştıracak haldedir. SS İmperator vapurunda 10000 den fazla elektrik lambası daima yanar. Mefruşat, boya, tablo hülasa her şey en zengin ve en rengin nevi inden intihab edilmiştir.

     Bir salon, iki yatak odası, iki banyo salonu, bir yemek salonu, iki hizmetkâr odası, iki sandık odası bir de verandadan mürekkeb bir daire İmperator hazretlerine tahsis edilmiştir.

     SS İmperator vapurunun dâhili tertibatı Pompei tarzındadır. Hatta aynı sistemde 22 metre tûl ve 7 metre arzında bir de banyosu vardır. Hülasa bütün bu esbab-ı refah tetkik edilirse zengin bir adamın 25000 Frank’ı esirgemeyeceği tayin olunabilir. Altı gün zarfında kâh bir tiyatro ya sinemada, kâh bir futbol yahut tenis oyununda, bazen zümrüdin bir bahçede, bazen de bir dans salonunda ömür sürmek; Yemek, içmek, elhasıl her türlü vesait-i zevk ve hayat mevcuttur. Bu saray-ı sebh saatte 22 mil kat etmektedir.

     Amerika milyonerlerinden her hangi biri New-York’taki sarayını terk ederek vapura ayak atınca derhal aynı esbab-ı istirahat ve debdebeyi bulur. Müteaddit hizmetkârlar emrine amade. Orkestranın terennüm-ü latifi daima sâmia-nüvâz. Yemek salonunda her taraf müstagrık-ı envar. Gece baloda dünyanın en mutena tuvaletleri görülür. Bu hayat, muvasalat anına kadar devam eder. Deniz fevkalade mütemevvic bile olsa, cihaz-ı mahsus ile dalgaların şiddeti dâhilinde his edilmez.

0486_0052-102_0824Alman müttefikimizin kahraman tahtelbahirleri tarafından gark edilen İngiliz’in RMS Majestic zırhlısı.

     Vapura bir buz kitlesi yaklaştığı derhal anlaşılır. Bir ihtirâ’ cedid ile suyun harareti düşünce her tarafta kırmızı ziya neşir eden lambalar yanmaktadır. Bu suretle herkes müteyakkız bulunur. Bu cihaz RMS Titanic faciasının mani tekerrürü için yapılmıştır.

     Bütün şu mesrûdâtı bast ederken, hatıra Kristof Kolomb ve hem demlerinin menâkıb-ı keşif ve seyahati gelmemek kabil olmuyor. 1492 senesinde üç tane küçük yelkenli ile koca bir cedidin bilmeyerek keşfine çıkan Kristof Kolomb otuz üç günde kanarya adalarından Amerika’da San Salvador Island’a muvasalata ancak müyessir olabildi. Gerek keşfin, gerekse mürettebatın çektiği meşâkk ve mezâhim ile şimdi SS İmperator vapuru yolcuları arasındaki fark dört buçuk asırlık bir medeniyet mahsulesidir.

    Amerika’ya giden ilk gemi bâlâ’da yazdığımız veçhile Kristof Kolomb’un yelkenlisi olup 1492 senesinde; İlk vapur da 348 sene sonra yani 1840 senesinde – RMS Britannia ismindeki vapur – dır. 1492 de, bir buçuk ay süren Amerika yolu 420 sene küsur sene sonra altı güne inmiştir. Der hatır ediyoruz ki; 1914 bidayetinde bir Amerika şehri – San Francisco – belediyesi tayyare ile Avrupa’dan Amerika’ya gelecek taire yarım milyon dolar mükâfat veriyordu. Harb-i umumi tahdîs etmeseydi, ihtimal ki; Bu rüya tahakkuk ederdi. Tayyare ile Avrupa’dan Amerika’ya 35 saatte muvasalat edilebileceğine göre medeniyet böyle günleri saat zarfında kat edecek bir süratle ilerlemektedir. Bakalım kusvâ-ı temeddün nereye dayanacak.

     M. B. İdris

0486_0052-102_0825Zırhlıları adem-i âbâda gönderen tahtelbahirler limanda.

0486_0052-102_0825.jpg 2 -Avusturya ordusunun yakaladığı Rus casusları.

0486_0052-102_0829Galiçya zaferi amillerinden Avusturya – Macaristan Erkân-ı Harbiye reisi Baron Franz Conrad von Hötzendorf.

0486_0052-102_0829.jpg - 2 -Garbi Galiçya’da Rus ordularını târ u mâr eden Alman kumandanı General von Mackensen.

Hatt-ı harb gemileri

     Zırh imalindeki son ıslahat pek gizli tutulmaktadır. Krupp levhasının pek sert olan kısmı ancak muayyen bir derinliğe kadardır. Son tahriyattan çıkan neticelerden biri de muayyen bir sihandaki sert alet çeliğini aşağıda tarif olunan bir ameliye ile bir özlü çelik ile imtizaç ettirilmektir. Bu usul pek şayân-ı dikkat ve istiğrabdır. Bunda yüz ile arka levhaları yani sert çelik levha ile özlü çelik levhayı birbirine imtizaç ettiren vasıta bakırdır. Bu veçhile yapılan levhalara Simson levhaları deniyor.

     Simson Levhaları: Simson birkaç sene mukaddem tecrübeler yapmakta iken, bakır ile çeliğin bir tarz-ı mahsusta muamelesi bir cevher-i mahlût teşkil ettiğini keşif etti. Bunun üzerine bir takım tecrübeler daha yaparak – aralarında bir bakır tabakası bulunan iki çelik levha; Kömür, kamış şekeri ve sudan ibaret müzik kar kıvamında bir mahlût içine konup tekmili “2000 derece fahrenhaytta “ 1111 derece santigrada maruz bırakılırsa – bakır eriyip çeliğe karışmak suretiyle bir mükemmel kaynak husule getirdiğini buldu. İki levha beynindeki irtibat o kadar tam oldu ki hiçbir muamele ile iki levha birbirinden ayrılamadı. Yahut biri diğerinin üzerinden kaydırılamadı. Bundan maada, bakır çeliğe geçtiği zaman çeliğin lüsûkiyeti de arttı. Bakırın çeliğe karışması, mikroskop ile görülecek veçhile iz bırakmayacak veçhile vuku bulur. Buda bakırın çelikte kâmilen hal olunmasından ileri gelmektedir. Bakırı beliğ etmiş çeliğin kuvveti, sırf çeliğin kuvvetinden hayli fazladır. Kaynak yeri muntazam bir cevher-i vahdet husule getirir. Ve kaynak yerinin kuvvetli olması da bu sebepten ileri gelir.

     Zırh levhasına tatbiki: Bu kaynak ameliyesi birçok hususatta kullanılabilir. Fakat burada yalnız zırha tatbiki mütalaa edilecektir. Satıh sertleştirmek ameliyesinde levhanın karbonlanan kısmı yedi linye (3,2 santim) den fazla sihanı bulamaz. Vakıa yüzü sert ve arkası özlü bir levha elde ediliyor. Fakat yüzüne matlub kadar sert ve nede sert kısım matlub kadar sihandır. O halde, eğer sihanı ziyade alt çeliği yumuşak çeliğe kaynak edilse pek ziyade bir kaide hasıl olacak demektir. Ve işte bu, Simson kaynağıyla temin edilmiştir. Alt çeliğinin sertliği adi çeliğin sertliğinin birkaç mislidir. Aynı zamanda istenilen sihanda elde etmek dahi mümkündür. Binaenaleyh zırhın sert yüzü istenilen sihanda yapılabilir. Dört pus kalınlığında yumuşak çeliğe iki pus kalınlığında sert çeliğin kaynak edilmiş olan Simson levhaları üzerine 6 pusluk top ile ateş ederek icra edilen tecrübeler kanaat bahş neticeler vermiş ise de Simson zırhı henüz tecrübe safhasındadır.

     Zırh tevziatı: harp gemilerinin sebhiyyeti himaye için konan zırh, birinci şekildekine benzer bir surette tevzi olunur. Dretnot ile onu takip eden gemilerde zırh, palavra güvertesine kadar yükseldi ve bu güverte muhafaza güvertesi olarak yapıldı. Orayin sınıfıyla başlayan daha sonraki gemilerde zırh üst güverteye kadar yükseldi. Ve bu güverte muhafaza güvertesi olarak yapıldı. Kuşak zırhının alt kenarı da, ikinci ve üçüncü şekillerde gösterildiği tarzda, muhafaza güvertesine kadar indirildi ki, bu mahmul su hattından beş kadem kadar aşağıdır. Zırhı su hattından aşağı indirmekten maksat; gemi yalpa ederken yahut gemi bir tarafa battığı takdirde geminin can noktalarını yani makine kazan, cephanelikler ve saireyi muhafaza içindir. Su hattında geminin içerisine su duhulü geminin istikrarına ziyade halel verir. Bu sebepten zırhın sahini su hattında azamidir. Bir geminin esna-i muharebede, fazla miktarda taşıdığı mahrukattan yahut bir hasardan dolayı, derin suda bulunması, yani mahmul suyundan fazla su çekmesi ihtimali de vardır. Bu sebepten, geminin fazla miktarda meyil ettiği haldeki istikrarını temine hizmet için, kuşak zırhı su hattından epeyce bir miktar yukarı kaldırılmalıdır. Geminin bordasının ne büyük bir kısmının zırh ile himaye edildiği birinci şekilden görülür. Dretnotta, zırh teknenin tekmil tûlunu kaplar, son gemilerin bazılarında zırh tekmil tûlu kaplamaz. Yani nihayetler borda zırhıyla himaye edilmez. Ancak su hattından aşağı kuvvetli güvertelerle himaye edilir. Zırh nihayetlere vardırılmadığı takdirde zırhın nihayetleri, arzani zırh perdelerle ikmal edilir. Bordaların büyük bir kısmının zırh ile kaplanması 1895 de başlar. Son senelerin gemilerinde, icap ederse sahinden fedakârlık edilerek her halde vasi bir kısmı zırh ile himaye temin ediliyor. Evvelki Fransız gemilerinin borda zırhları pek dar bir kuşak zırhı idi. Ve bu kuşak tekmil tûl imtidadınca idi.

     Coşima muharebesinde bulunan Rus muharebe gemileri de Fransız modelinde yani kuşak zırhları ensiz olarak inşa olunmuşlardı. Pek ziyade yükletilmiş olduklarından muharebe esnasında kuşakları kâmilen suya gömülmüş bulunuyordu. Bu sebepten bunlardan bazıları, mermi hasarı üzerine, alabora oldu.

– mabadı var –

1914 ŞİMAL DENİZİ MUHAREBE-İ BAHRİYESİ

Mabad

Bunlarca, erkân-ı harbiye-i umumiye, tabirinin ıstılâhat bahriye arasında yer bulamaması yüzünden mağlubiyet muhakkak surette bizi beklemekte idi. Hâlbuki bu işin kabulü aynı vazife ile muvazzaf, olan bir dairenin adını değiştirmekten başka bir şeyi olmayacaktır.

     Bu esnalarda ise filo her şeyi görüyor. Fakat hep bir şeyi söylemiyordu. İşte bu büyük sukutu filo, kemal-i mekânetle istihzaratına devam ediyordu.

     Gerçi eski muharebelerden beri bu filo büyük mikyasta bir tecrübe görmedi. Fakat gerek müstakilen ve gerek kuvay-ı beriyye ile müştereken harekâta ne vakit davet olunduysa yine eski namı, eski şerefi taşımakta olduğunu göstermekte de kusur etmedi. Eğer zabitan vatandaşlarının akl-ı selimi hakkında daha az itimat beslemiş olaydılar bu esassız iddiaları ret ve cerh etmekten acaba daha kolay bir şey var mı idi?

     Her gemide admiraltıya mensup biri bulunur. Ve icra edilmekte olan istihzaratı yakından takip ediyordu. Onlar biliyorlardı ki, otuz sene adli <<istihbarat dairesinin>> teşkilinden beri toplanılan malumat, bu malumatı en nafi bir surette kullanmak için icab eden usullerle telfîk olunmuştu. Bu dairenin reisi – ki tecrübenin en muktedir bir dimağı idi – o zaman için münasip olan bir harp planı tertip etmişti. Malumatın mahdudiyeti itibariyle şüphesiz bu bir plan iskeletinden ibaret idi. Lakin onun maruf halefleri, daha birçoklarının, yardımıyla bu iskatı – evvelce mevcut olmayan bir hazırlığı mevcut göstermek için “erkân-ı harbiye” tabirini kullanmaya ihtiyaç bırakmayacak veçhile – doldurmuşlardı.

     Bu dairenin netayiç-i mesaiyesi, matbuat vasıtasıyla ve yüksek, parlak cemallerle umuma ilan edilmiyordu. İşte bu yüzdendir ki münekkitler adem-i itimat beyan ediyor ve mübhem bir şikâyetin cenahına iltica ediyorlardı. Bu kitabın başında İngiliz bahriyesinin hatta en büyük tebdilata karşı bir vaz-ı muhalefet almasına mucib olan muhafazakârlık ruhundan bahis etmiştim. Binaenaleyh eski müessesat-ı şerait-i hazireye uydurmak için bu tecrübe ara sıra, bi-aman bir arzuya malik hakim bir dimağa arz-ı ihtiyaç eder. İhtimal ki bu tarzdaki icraat pek ileri varabilir. Lakin kâr ile zararın muvazenesi âle-l-ekser şayan-ı memnuniyet çıkar.

     Bahriyemiz, işte bu havâssî cami birini, <Lord Fisher> [Admiral of the Fleet John Arbuthnot “Jacky” (or “Jackie”) Fisher, 1st Baron Fisher] in zatında buldu ki bunun bahriye birinci lord’luğundaki müddet memuriyeti şayan-ı hayret teceddüdat husule getirdi. Bidayette bu tebdilat, kura ile intihab-ı kanuni, hak intihabın tevsii vesaire gibi icraat-ı nafiye karşı koparılan yaygaraların aynıyla karşılandı. Fakat bugün kim bunların lağvını talep edebilir?

     Keza, efrad ve zabitanın talim ve terbiyesindeki nevâkısın delâili nerededir? Son sistem bir filoyu idarede en mahir bir üstat olan <<Sir Jefrey – Hunby>> nin tedrisatının şimdi hiçbir tesiri olmadı mı? Sir George Terrabo’nun telkin ettiği fenni harb düsturları talebesi tarafından unutuldu mu? Yorulmak bilmez bir faaliyete, ihataya malik olduğunu o kadar parlak surette göstermiş olan Sir Arthur Wilson [Sir Arthur Knyvet Wilson, Bt] un misalleri idare ettiği zevata alan can vermiyor mu?

     Bekle de gör: Gemicilere gelince, bunların talimi zaman ile omuz omuza yürümedi mi? İhtimal otuz sene evveli değil, çünkü o vakit ehemmiyetsiz talimler top talimine tercih olunuyordu ve kifayet meselesi yanlış bir yol tutmuştu. İngiliz gemicisi, her bir işde maharet iktisab edebilir. Fakat evvelce o işin doğru olduğuna emin olmalı. Hiss-i musabakat en ehemmiyetsiz bir işde bile büyük gayret uyandırabilir.

     Gemilere kömür alınırken zabitan ve efradın toza bulanmış olan kara yüzleri bunun güzel bir misalidir. Bir veya iki zabitan ateşli endaht talimlerinde eslihayı ahire ile – talime sureti mütemadiye de hasr-ı dikkat neticesi olarak – neler elde edildiğini göstermesi; Bir asır evvel babafingo çubuğunun aryasında olduğu gibi büyük bir müsabaka yolu açar. Artık şimdiden sonra mühimmat, nizamnamenin tayin ettiği miktarı gayri kâfi bir zaman zarfında sarf suretiyle israf edilmiyor.

     Şimdi, hiçbir gün geçmiyor ki mümkün olduğu kadar hakiki harbe takrib edilmiş şerait tahtında ya top ya torpido endaht talimi ile geçmesin. Bu büyük neticeyi bir kat daha ilerletmek için mühimmat hiçbir veçhile esirgenmiyor. O mühimmat ki bugün daha pahalı bulunuyor. Çünkü bugün biz, bir 12 pusluk mermiye ecdadımızın bütün bir bordadaki 32 fundlukların mermilerine verdiklerinden fazla bir para vermek mecburiyetinde bulunuyoruz. Bu mesarifi biz sevine sevine tediye ediyoruz. İngiliz filosu şimdiye kadar böyle bir tarzda vazifesini ifaya azim olmamıştır.

     – mabadı var –

İCMÂL

Bir haftalık vakayı berriye ve bahriye

Garp cephesinde, Şark dar-l-harbinde, Cenub-i Garbi dar-l-harekâtında, Denizde, Çanakkale’de.

Garp cephesinde: Şimali Fransa ve Belçika sahne-i harplerindeki Alman ordusu geçen hafta, Fransız – İngiliz kuvvetlerinin bütün ümitlerini kıracak bir şiddetle harp etti. Müttefikin, efranci Haziran ikinci ve üçüncü haftaları esnasında, Galiçya’daki Rus ordularına yardım etmiş olmak fikriyle, ellerine geçen bütün Kuvayı cedide-i ihtiyatiye ile takviye ettikleri ordularını, Alman cephesini yarmak üzere, Alman siperleri üzerine sevk etmişlerdi. Bir küçük mevkii muhafaza eden birkaç siper üzerine Fransızlar büyük, vasat, küçük çapta tamam 300000 mermi atmak suretiyle bu hücumları ihzar eylemişlerdi. Fransızlar bu suretle 1 Mayıs’ta (Gorlice–Tarnów) deki Rus hattını yarmak için 700000 mermi istimal eden Alman ve Avusturyalıları taklit ediyorlardı. Fakat netice Tarnów – Gorlice’deki gibi olmadı. Almanlarla Avusturyalıların 700000 mermisi Rusları iki aydan beri hâlâ devam eden bir mağlubiyete uğrattığı halde Fransızların 300000 mermisi Almanların, bir yığın toprak haline gelen harap birkaç siperi tahliye etmelerinden başka bir netice vermedi. İşte Suşe, Lureuil ve Metseral’de mütemadiyen tekrar eden Fransız hücumları iki hafta zarfında, binlerce telefata mukabil bazı yerlerde birkaç yüz metrelik siperlerin zabtı ve diğer bazı mevakide ise bir iki sırtın Almanlar tarafından, fazla telefattan ictinaben tahliyesiyle neticelendi. Fakat geçen hafta zarfında Almanlar, cephenin birçok yerlerinde icra ettikleri müthiş taarruzlarla, evvelki hafta esnasında kayıp ettikleri siperlerin kısm-ı azamını istirdad eyledikten maada bazı mevkilerde mesela – Öparj’da olduğu gibi – hatta Fransız siperlerini bile zapt etmeğe muvaffak oldular. Binaenaleyh garp cephesinde, Fransız – İngiliz ordularının bütün gayretlerine rağmen, vaziyet tebeddül etmemiştir.

     Şark dar-l-harbinde: Bu sahne-i harpte, geçen hafta zarfında vukua gelen en mühim hadise-i harbiye, Galiçya eyaletinin merkez idaresi olan Lemberg’in istirdadıdır.

     Harb-i umumi başladığı zaman Rus seferberlik ve tecemmüanın batâetinden istifade etmek maksadıyla Avusturyalılar der-akab Galiçya’dan hududu tecavüz ederek Kraśnik ve Komarów muzafferiyetlerini kazanmışlardı. Fakat bilahare geri çekildiler.

     Avusturyalılar iki misli faik Rus orduları karşısında esasen gayri müstahkem olan Lemberg’i müdafaa edemeyeceklerini anlayarak, Lemberg – Ravaroska – Lublin hattında icra edilen meydan muharebesinden sonra, Lemberg’i tahliye etmişler ve San nehri arkasına çekilmişlerdi.

     Binaenaleyh Lemberg Eylûl efranciden beri yani dokuz buçuk aydan fazla bir zamandır Rusların elinde bulunuyordu.

     Bu defa Alman ve Avusturya kuvvetleri cenup, garp şimal cihetlerinden Lemberg’i ihata etmişler ve şehrin ilerisinde Moskoflar tarafından yapılan tahkimat önünde vukua gelen şiddetli ve hunin muharebattan sonra General Eduard von Böhm-Ermolliz kumandasında bulunan ikinci Avusturya ordusu 22 Haziranda şehre dâhil olmuştur. Lemberg’in zaptı üzerine, Galiçya muharebatını sevk ve idarede gösterdiği maharet ve muvaffakıyete binaen rütbesini Feldmareşal ‘lığa terfi edilen August von Mackensen’in orduları tarafından Lenberg’in şimal garbisinde kâin Rava-Russkaya havalisinde icra edilen harekât Lehistan Ruside, Vistol ile San nehirleri arasında, bulunmakta olan Rus kuvvetlerini de ricata icbar etmiştir. Alman generali Remus von Woyrsch ile Avusturya arşidükü joseph Ferdinand kumanda ettikleri müttefikin orduları tarafından tazyik ve takip edilen bu Rus kuvvetleri, Ostrowiec ve Starachowice şehirlerini tahliye etmişler ve elan harp ede ede ricatlarına devam etmekte bulunmuşlardır.

     Lemberg’in cenubunda Dinyester nehri üzerinde icra-i harekât eden General Alexander von Linsingen’in ordusu da Lemberg harekâtının müddeti devamınca muhafaza eylediği tedafii ve zayiattan tecavüze geçmiş ve bir hamlede Zurawica’dan Galich’e kadar uzanan bir cephe üzerinde Moskofları geri atmışsa da, sonra faik Rus kuvvetleri karşısında sağ cenahını Galich’de Dinyester nehrinin cenup sahiline çekmeğe mecbur olmuştur. Mamafih mezkûr ordunun, sol cenahıyla icra ettiği tazyik şedid bir müddet sonra, sağ cenaha karşı ilerleyen Rus kuvvetlerinin de gerilemesini intaç etmiştir. Binaenaleyh Linsingen ordusu da şimdi bütün kuvvetiyle Dinyester nehrinin şimal sahilinde icrayı harekât ederek ilerlemektedir.

     Bir Avusturya ordusunun Besarabia’ya dâhil olmasından fenni harp ve siyaset nukat-ı nazarından husule gelecek müşkülatı derpiş eden Ruslar bütün kuvvetleriyle taarruz ediyorlar. Bu mütemadi muhacemat karşısında bir müddetten beri ilerlemeğe muvaffak olamayan bu ordunun da, sol cenahındaki Linsingen kıtaatının şimale doğru inkişaf edecek olan harekâtı üzerine, yakında taarruza geçmesi memuldür.

     Son gelen Avusturya tebliğ-i resmiyesinde ise Rusların bütün cephe üzerinde tekrar ricata başladıkları beyan olunmaktadır. Şark cephesinin Feldmareşal Von Hindenburg’un icrayı harekât ettiği, şimal kısmında geçen hafta zarfında, vaziyet-i umumiye üzerinde haiz-i tesir olmayan, mevzi muharebeler vukua gelmiştir.

     Cenubi garbi dar-l-harekâtında: Avusturya – İtalya hududunda, bir iki güne tevakkuf eden muharebat tekrar başlamıştır. Avusturya kıtaatı şayan-ı takdir bir metanetle müdafaa ettikleri mevzilerinde İtalyan ordusunun bütün muhacematını kesr ve tevkif etmektedirler. Bir Avusturya tebliğ-i resmisinde ifade edildiği veçhile, saatlerce devam eden şiddetli ve sürekli ateşlerle birçok mühimmat israf ettikten sonra hücum anı gelince, yerinden kımıldanmayan İtalyanlar için, Tirol dağları daima, aşılması gayri kabil bir sedd-i sengin olacak gibi görünüyor.

     Denizde: Geçen hafta zarfında Şimal Denizinde Alman tahtelbahirlerinden biri İngiliz donanmasına mensup HMS Roxburgh zırhlı kruvazörünü torpillemişse de sefine-i mezkûre gark olmamış ve bir limana avdet edebilmiştir. Bir Avusturya tahtelbahri de Adriyatik denizinde bir İtalyan torpidosunu batırmıştır.

     Çanakkale’de: Geçen hafta zarfında Gelibolu sibh-i ceziresinin Arı burnu mevkiinde yalnız piyade ve topçu ateşleri icra edilmiş, Seddülbahir mıntıkasında ise 8 Haziran Pazar ertesi günü sabahı başlayarak takriben yirmi dört saat kadar devam eden şiddetli bir muharebe vukua gelmiştir. Buradaki düşman kuvvetleri aldıkları takviye kıtaatının ve ağır topların yardımıyla siperlerimize dehşetli bir hücum icra etmişlerdir. Düşman topçusunun beş gün devam eden şiddetli bir ateşle hücumu ihzâr etmiş olmasına rağmen kahraman askerlerimiz bi-misal bir mukavemetle siperlerini müdafaa etmişler ve nihayet zorlu mukabil taarruzla düşmanı eski mevkiine atmışlardır. Düşmanın bu muharebede uğradığı zayiat o kadar azimdir ki o zamandan beri bir hafta geçtiği halde yeni bir harekete teşebbüs edememiştir.

Pazar ertesi 15 Haziran

Abidin Daver

0486_0052-102_0832_EK69

Hokey intibaatından: Galatasaray ve Nişantaşı sultaniyeleri takımları
0486_0052-102_0832_EK70Eski idmancılarımızdan: Salahaddin Bey.
0486_0052-102_0832_EK71Hokey intibaatından: Galatasaray – Nişantaşı müsabakaları.
0486_0052-102_0832_EK72Koşucularımızdan: Mesud Bey.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.