DONANMA MECMUASI 27 / Mayıs.1912

DONANMA MECMUASI 27  –  Mayıs.1912

O-169_0084 İLAVEYİ MÜVEZZİLERDEN İSTEYİNİZ

O-169_0085

Makaleyi mahsusasına müracaat

Emir Abdülkadir el Hüsnü el Cezairi

 

DONANMA TARLASI

Köylü kardeş:

     Senin pek sevdiğin donanma cemiyeti seninle bu gün biraz konuşmak istiyor.  Donanma cemiyeti iyice biliyor ki saf, büyük yorgun donanma yoksulluğundan yanıyor.  Köyüne kadar garip Trablus’undan adalardan haber geldiği zaman artık anlıyorsun ki kahpe İtalya’nın zırhlısı çok olduğu için o mübarek toprağa ayak atmaya kalkıştı.  Sana <Girit> dedikleri zaman yine yüreğinde bir yangın duyuyorsun.  Çünkü orada dökülen bunca İslam ve masum kanı hep donanmasızlık yüzünden seller gibi aktı, gitti.  İşte donanma cemiyeti senin bu duygular ile çırpındığını, donanma için keseni boşaltmağa hazır olduğunu bildiği için seninle dertleşecek.

     Birbirinin duygusunu anlayan, kalbini bilen, iki kardeşin, iki arkadaşın konuşması ne kadar tatlıdır.  Donanma cemiyeti biliyor ki sen donanmaya âşıksın.  Sen de biliyorsun ki donanma cemiyetinin de bu dünyada başka dileği yoktur.  İşte onun için seninle açık kalple, sevine sevine konuşuyoruz.  Yüreğimizi açıyoruz, derdimizi döküyoruz.

     Köylü kardeş!

     Sırası gelince bu millet fakirdir diyorlar.  Evet! Bir zaman senin sırtında bir şey bırakmamışlar.  Zalimler kırbaçları ile dövmüşler.  Tencereni satmışlar, yıldızın paşasından ağasına kadar bütün hainlerin karınları yine doymamış.  Seni köyünde fakir bırakmışlar.  Ocağını söndürmüşler.  Yalnız bir şeyi yok edememişler.  Hamiyetin, bu toprağa muhabbetin, dinine, milletine karşı olan sevgi, dayak yedikçe, zulüm gördükçe artmış.  Kesen fakir, fakat gönlün büyük kalmış.  Donanma cemiyeti biliyor ki, senin cebinde çok defa harman sonu biraz para bulunur.  Onu borcuna, harcına verirsin.  Kışın çocuk çoluğunla oturur, Allaha şükür eder, seni çağırırlarsa her şeyi unutur, vatan için koşarsın.  Ne için senin bu büyüklüğün yemişsiz ağaç gibi kalsın.  Ne için senin yorgun donanmaya yardım etmediğin için yansın.  Kardeş;  Dünyada insanın yandığı bir şey var ise varlık karşısında yokluktur.  Sende hamiyet, fedakârlık her şey var.  Ne için donanma, memleket istifade etmesin?  İşte onun içindir ki donanma cemiyeti kırk kilisenin Babaeski kazasında mandıra köyünde düşünülen yapılan bir işi pek beğendi.  Allaha şükürler olsun, memleketin her tarafında bulunan şubelerine yazdı.  Şimdi sana da söylüyor. 

Sayfa:  98

     Dinle kardeş!  Mandıra köylüleri düşünmüşler.  Orada bos toprak, kimsenin olmayan yerler var imiş.  Oradan bir yer ayırmışlar, adına <donanma tarlası> demişler.  Oraya imece usulüyle herkes bir avuç tohum veriyor.  İşi olmayınca donanma tarlasında çalışıyor.   Allah onlardan razı olsun.  Bir mandıra köyünde işte yalnız bir köyde bu donanma tarlasından

Dört bin beş yüz

Kuruş toplamışlar.  Ekilen mahsul, iyi, doğru, iş bilir adamlar tarafından satılmış, o kadar tutmuş.  Bir köy bu kadar para verirse bir kazayı, bir sancağı, sonra da bütün bir vilayeti düşün!  Kimsenin kesesine,

O-169_0087 DONANMAMIZ İÇİN MÜTEADDİD DEFALAR İATAYI İANAT İLE İBRAZ ASARI SEMAHAT EYLEMİŞ VE GEÇENLERDE DE İLAN EDİLDİĞİ VEÇHİLE MAKSATEN VERMEK ÜZERE BİN LİRA TAAHHÜT ETMİŞ OLAN ŞURAYI DEVLET TANZİMAT DAİRESİ VE CEMİYETİMİZ MERKEZ UMUMİSİ HEYET İDARESİ AZASINDAN CEMİL PAŞAZADE MUSTAFA REŞİT BEY EFENDİ HAZRETLERİ.

 İşine bir zarar gelmedi.  Bir köyde bu kadar para toplanırsa bir vilayette neler olmaz.  Kırk kilise sancağında merkez, mandıra köylülerinin Allah için elverişli, donanmaya kaideli olan bu işini beğenmiş, şimdi kırk kilise sancağının ne kadar köyleri varsa

Donanma tarlası

ekmeğe başlıyor.

     Köylü kardeş!

     İyi düşün!  Donanma tarlası olmaz deme.  Su dibinde yüzen, hava üstünde gezen insan değimlidir.  İşte donanma tarlası da olur.  Orada bağda, darı, yulaf, çavdar, ekilir,

Sayfa: 99

olur.  Sen atalarımızın birçok sözü gibi bu sözü de yabana atma!  Sen harman zamanında çok cömertsin, bir avuç buğdayı ayırırsan bir de bakarsın, senin gibi birer avuç buğday ayıranların armağanıyla koca bir tarla ekilmiş.   Sonra biçersin, satarsın, gözüne ufak görünen bir avuç buğday koca bir tarla olmuş.  Biçilmiş, satılmış.   Donanma merkezine gelmiş.  Bizim paramız topraktan gelir.  Eğer topraktan bu suretle donanma için para çıkarmak çaresini bulursak, şimdi babalarının kanıyla yoğrulmuş olan toprağına göz dikenler, İtalya gibi kahpeler, namertler korkarlar.  Çünkü senin de büyür, harman olur, ambara gider.  Sonra ondan koca bir zırhlı, su yüzünde bir kale olur.  Sen bilirsin ki atalarımız sabır ile koruk helva olur derler.  Çünkü koruk büyüye, büyüye tatlı, şıra, pekmez her şey

Donanma olur

     Bir de köylü kardeş, sen zannetme ki, donanma tarlasına buğday ekilir.  Köyünde ne ekiliyorsa olur.  O tarafta ne para ediyorsa donanma için bir pay ayırmak mümkündür.  Faraza tütün fidesinden bir parça verebilirsin.  Kuzundan ayırırsın, fındık ağaçlarının beş onunu ayırırsın.  Hâsılı ne olur ise olsun donanma tarlası, donanma kuzuluğu, donanma ağacı, donanma peteği, her şey yapabilirsin.  Kalbi temiz köylü kardeş, bak düşmana!  Bütün kıyılarımızda geziniyor, top atıyor.  Biz elimiz, kolumuz bağlı duruyoruz.  Trablusgarp’ta binlerce kardeş, o koca düşmana göğüs geriyor.  Biz imdadı edemiyoruz.  Çünkü donanmamız yok.

     İşte köylü kardeş!  Bunu düşün!  Donanma cemiyetinin şu gösterdiği kolaylıkla, donanmaya ne kadar büyük bir faydan dokunacağını anla!  İyi bil ki yine atalarımızın damlaya, damlaya göl olur sözü boş söz değildir.   Sen bir damla at, arkadaşın da atsın, görürsün ki bir gün koca bir göl olmuş.  Haydi, şimdi koynuna bir avuç tohum koy: 

          Donanma tarlasına koş ve saç! ! !

     Donanma mecmuası

Sayfa: 100

Terbiyeyi vataniye

VATANPERVERLİĞİN TARZI TELAKKİSİ

VE

FİKRİ İNSANİYET

Tarzı telakki:

     Vatanperverlik hissinin mahiyetinden ve sureti tevlidinden bahis ederken, bunun bir hissi tabii mi olduğunu ve birçok amilin bu hissi tenviye (faydalanma) eylediğini söylemiştik.  Bu hissi maderezad (ana dil), o kadar müteaddit saikan tesiriyle takdis(bildirim)  ediyor ki maverayı asarda takip eylediği vaziyet tekâmülü tetkik edilirse mevki ve münasebat içtimaiye, tarihi ve secaya (huylar). . .   Gibi tesirata göre tarzı telakki ve tezahürü arasında pek çok farklar olduğu görülür.  Vatan perverlik, iptidai cemiyetlerde müphem, ne olduğu bilinmeyen necip ve zi-şeref bir haleti hissiyeden ibaret olduğu halde, cemiyet mütemadine de, yine his olmakla beraber, düşünülerek, muhakeme edilerek, kabul edilmiş bir kanaati fikriyedir.  Mamafih bugün bile, seviyeyi medeniye, tehalüf (uymayan) secaya ve bilhassa menfaat saikasıyla yekdiğerinden pek farklı düşünen ve his eden cemiyeti hazirenin damarlarındaki taşıdıkları ve telakki ettikleri vatan perverlikler başka başkadır.  Yine her tarafta aynı mana ve mefhumda telakki edilmiyor. 

Taç etrafında:

     Gölgeli ve heybetli asırların koynunda muazzam imparatorluklar teşkil eden ve tacidar mefhumlarının emir ve ordusuna, bir koyun sürüsü gibi tabi ve münkad (boyun eğen) olan akvamın kalplerine göre arızayı istila edecek ve ummanları (deniz) kızıl kanlara boyayacak kadar vahşi bir kuvvet veren vatan perverlik;   Bir kanaati zihniye değil, belki o iklil mersanin tahrik ve cazibesinden mütevellit bir hissi cahilanedir.  Bu o cazibeyi taç ve tahta merbut olanların, sahibi taç büyük başı olduktan sonra, ayrılmalarından anlaşılır.  Tarih, hükümdarları üful (batma) ettikten sonra inkısama uğrayan imparatorlukların hikâyeyi inkırazıyla meşhundur.

     Fransa da vatanperverlik:

     Yüz sene muharebesi, Fransızların kalplerinde İngilizlere karşı ebedi bir ateş, kin ve adavet

Sayfa: 101

yaktı.  Bu ateş, kin ve intikam hislerinden mürekkep bu ateş mukaddes, Fransızların o zamana kadar biraz gevşek ve tesirsiz olan his vatan perverini de sihir kuvvetiyle parlattı. 

     Artık kalplerinde aziz bir şale taşıyan Fransızlar, bu zamanda Jan Dark’ı ve sonra birçok vatan perverler daha yetiştirdiler.  Napoleon zamanında cihangir olmağa kalktılar.

O-169_0090 Cemiyetimiz muteber umumisi Muhittin Bey Efendi

      Bu günkü Fransa da ise, 1870 hezimetinden sonra yine kin ve intikam hisleriyle perverde edilen Fransızlar;  kalplerinde derin bir gayz ve nefretle Almanya ya galebe için kuvvetlerinin dakikayı tevfikini büyük bir sabırsızlıkla gözetliyorlar. 

     İmparatorda vatanperverlik:

     Kendilerini saran düşmanların korkusu,

Sayfa: 102

Ispartalılar, fenni harpte sanatkâr yapmış, bütün terbiye, hayat ve sanatlarını askerliği talime hasretmeğe mecbur eylemişlerdir.  Bu sayede eski Ispartalılar metin ve kavi cengâverler, çevik ve fedakâr kumandanlar yetiştirmişlerdi.  Onların nazarında vatan perverlik, yalnız vatanın müdafaası idi.  Bütün Ispartalı kalpler, yalnız bu endişe, bu hissi Mübeccel (yüce) ile lerzan idi. 

     Orada kadınlar bile hakiki birer vatan perverdi.  Bir validenin muharebeden kaçan oğlu <Orotas çayı esirler için akmıyor> diyerek kendi eli ile öldürdüğü meşhur olduğu gibi, bu haslet onlar arasında umumi idi. 

O-169_0091

Orhaniye tabyasında:

VAHŞİ İTALYANIN VARESE ZIRHLI KRUVAZÖRÜNE İLK MERMİ İSABET ETTİREN TOP ÇAVUŞU İLE TOP

     Eski Osmanlılar:

     Eski Türklerden miras ve müntakil bir meyli istila ve endişeyi tağlib ile Osmanlılar bir taraftan Viyana kalelerini muhasara ederlerken bir de Tebriz’e ve diğer tarafta Tunus’a kadar kol salarak bütün bu diyarları teshir etmişlerdi.  Bütün endişeyi vatan perverleri cenk,  galebe ve istila idi.

     Bir Yavuz Sultan, koca <küreyi arzı> bir padişaha layık görmüyordu. 

     Japonlar:

     Yabancı milletleri, vahşi ve barbar telakki eden Yunanlılar gibi, yakın zamana kadar Japonlar da başka

Sayfa: 103

milletleri ihmal ederek kendi tabayı vahdetini, ananatını (adetler) muhafaza ederler ve çocuklara, endişeyi kavmi ve gururu milliyi zerk ile başka milletlerden hiçbir fayda beklenilmeyeceğini talim ederlerdi.    

      Japon çocuklarının kulaklarında, yalnız ecdadının, tarihin destan mefahiri akis ediyor ve dimağlarında memleketinin ufukları intikaş (nakşolma) eyliyordu.    

     Bu usulün akim ve muzır olduğunu bilahare onlar da anladılar.  Fakat Avrupa tehlikesi Japon muallimlerini bu tarzı takibe mecbur etmişti.  Bu sayede safsata ve yalanla rekabet ve Tevfik edebildiler. 

     Biz: 

Japonlar gibi yalan ve safsata ile Yunanlılar gibi hayalet ve hile ile milletimizi aldatmayalım.  Bunlara hacet yok.  Osmanlı tarihinin safahatı şan averini (getiren) teşrih edelim.  Orada kendimiz için büyük bir hisseyi mefharet bulacağımızdan emin olmalıyız.  Sonra bütün âlemin tarihini ve halini de öğrenerek bir şemi ibret alırsak, bize kâfi.

     Anadolu’da, damı çökmüş evlerinde kalanını kimsesiz bırakarak hududa koşan Türklerin ve Rumelinde şecaatiyle Avrupacın amal istilasını tedhiş eden Arnavutların vatan perverliği ve diğer unsurların marifette terakkisiyle bu vatan daha çok yaşayacak ve çok teali edecektir.  Bundan ümit var olmalı ve bütün varlığımızla ecdadı azizimizin bize miras bıraktığı bu kıtayı mübareği tersi ve tahkim ederek, dideyi manevisinde de bir haleyi bedia işlemeliyiz. 

     Çünkü biz hiçbir heykeltıraş, mimar, feylesof yetiştirmeyerek yalnız, harbi vatanın muhafazasını düşünen yalnız, fenni harpte sanatkâr kalan Ispartalılar gibi bir terbiyeyi vataniye usul ve maksadı takip etmek istemiyoruz.  Zamanımız başkadır.

     Asarı vatanperveri:

     Büyük ve necip kalplerde iman kuvvetiyle yaşayan ve umk ruhunu merşed ve pak ziyasıyla aydınlatan bu his, vatan hissi, kayalardan sızarak toplandıktan sonra, sahillerinin inhinasız (eğrilik), yatağının seviyesine göre akan ve dağyan eden sular gibi, zemin ve zamanın icabatına tabi, öylece inkişaf eyler.

     Vatan perverliğin tecellisinde birçok amiller tesiri vardır.  Tahrik, şöhret, kanaate merbutiyet.  Saikıyla tezahür eden his vatan perveri, en inkişafında bu tesiratın hedefine göre mecrasını tebdil eder.

     Tenin ve harap memleketinin üzerinde esen hava musibet ve felaketten muzdarip olan âli savi, Mithat paşa, Namık Kemal, bu hisle orasını teatir etmek uğrunda ifnayı (yok etme) hayat ettiler.

Sayfa: 104

     Vatanın dem-i va pesinini (son) duyan Niyazi bey, yine aynı hisle sahneyi mübarezeye (uğraş) atıldı ve memleketini kurtardı. 

     Napolyon vatan perverliği bu sübutun başka…  <<senede yüz bin kişi iradem vardır>> diyerek Fransa’yı erkeksiz ve parasız bırakan Moskova ve Ulm ve Austerlitz, seferlerinin kahramanı, cihangir olmak istiyordu.

     Bazı vatanperverler, uzaklardan gelen sar sar (fırtına) kahır ve perişaniye karşı, vatanı korumak için, metin ve fedakâr vücutlarıyla bir kaleyi ahenin kurarlar.  Yalnız kendilerinin değil, bütün kardeş ve dindaşlarının, bütün millettaşlarının vatandaşlarının mülkünü, hakkını, namusunu muhafaza ve müdafaa için, kendi hayatını bezl ve feda ederler.  Şüphesiz vatan perverlik en doğru tarzı telakkisi budur.

     Yirmi beş asır evvel, Termopil geçidinin, İran ordusunun istilasına karşı müdafaası için, Isparta kralı birinci Levenidos refikleriyle beraber vücudunu kurban etti.  Orleon kahramanı Jan dark da, kalbinde duyduğu sedayı muazzezin tesiri ile sahir bir kudretle vatanını muhasaradan kurtarmıştı. 

     Bu gün ise, Trablus da ateşin çöllerin ter ab mukaddesini, İtalya’nın payı hakiriyle kirletmemek ve milletimizin namus ve haysiyetini lekeletmemek için, düşman mütecavizin islahayı müteaddisine karşı, yalnız kalplerinde nur iman ve gayzı intikam coşuşuyla bir kaleyi ahenin olan vücutlarıyla mukabele ederek, onları her yerde, her fırsatta ezen, fethi ve envar, Araplar ve Osmanlılar, tebecil (ululama) ve tekrime (saygı) sezadırlar.

*********

     İnsaniyet fikri:

     Kalpleri kinle meşbuğ vatan perverler, bütün beşeriyet namına havariknumun keşfiyattan geri durmayan dahiler yetiştiren Fransa da, soğukkanlılıkla vatan fikrinin aleyhinde bulunan hayal perestler de türemeğe başladı. 

     Milletim nevi beşerdir, vatanım ruy (tunç) zemin, teraneyi latifiyle ifade amal eden bu zümreyi hayalinin takip ettikleri insaniyet fikri de, vatan perverliğin daha vasi bir dairede vatandaşlara değil, bütün hemcinslere ibraz fedakârı eden bir tarz telakkisidir.  Fakat ulvi olmakla beraber boş ve koftur. 

     Bunlar, insaniyet fikri ulvisini müdafaa edenler, tabii harbin aleyhinde bulunuyorlar;

Sayfa: 105

Lakin henüz bir kısmı vatan fikrini anlamamış olan beşeriyetin heyeti mecmuası aynı merhaleyi temditte birleşmeden, insaniyet emeli muazzamanın temenni edemeyeceği. . .  Bütün insanlar bir millet halini almadan harbin ortadan kalkmayacağı kati ve muhakkaktır.

     Hâlbuki bir kısmını kuytu mağaralarda ve ağaç kavuklarında yatan vahşiler, bir kısmını da henüz okuyup yazmak bilmeyen mütekellimler (konuşanlar), diğer bir kısmını da konu gelir de bile o çocuk kadar kudret maalliyi (şerefler) haiz insanlar teşkil eden beşeriyeti hazire, bu mezhebi gayeye vasıladan pek uzaktır. 

     Bu olsun diyelim;  Fakat başka başka mahiyetlerde, başka başka şerait hayatiye ile yaşayan ve ırken yekdiğerinden bu kadar tefarik (ayırma) ve tebaat eden beşeriyeti bir millet haline efrağ etmek de bir

 O-169_0094

VATANIN İFTİHAR EDECEĞİ EVLADIN
1 – İLK İSABET ETTİREN
2 – İKİNCİ İSABET ETTİREN

hayal mahaldir.  Böyle olacağı kabul edilse bile, evvelce bu tefarik melel (usanç) nasıl vücuda geldiyse yine aynı ve diğer sebeplerle husul bulmayacağı ve bunlar için de tahakküm etmek isteyen kimselerin çıkmayacağı nasıl temin edilebilir?

     Milletler mevcut olduktan ve aralarında bünye ve seciye cihetiyle farklar bulunduktan sonra ise, vatan perverlik daima mevcut, şu kadar ki tarzı telakkisi zemin ve zamana ve amiller ve saire ye tabidir.

     Mustafa Haluk

ÇANAKKALE BOĞAZINDAN GEÇİLEBİLİR Mİ?

     İşte bir sual ki zihinleri pek çok işgal etmiştir.  Kahpe düşmanın bu memerr (geçit) kadim ve meşhur pişeğahında bir mutat hezimeti ile neticelenen bir nümayiş icra etmesi bu mesele üzerine tecdidi bahis ve münazarayı mucip oldu.  İstanbul’da bile en ufak bir vakayı büyük bir

Kil ü kal (dedikodu) vesile ittihaz edenlerin himmetiyle (!) hakayık vakayı yakından takibe muvaffak olamayanlar düşmanın o meni (zaptı zor) elmerver memerrden geçebileceği fikriyle endişelik oldular.  Hakikatte ise herkesten ziyade düşman o boğazdan geçilemeyeceğini biliyor.

     Biz Çanakkale’nin nadiren esatire (efsane) varan şöhret kadimesiyle mütenasip ve asrı hazırın bütün vesaitiyle mechuz bir kıymet tedafüiyyeyi (savunma) haiz olduğunu biliriz.  Fakat bunu bir hayır hah (iyilik sever) mütehassıs ecnebinin lisanı takdirinden işitmek insanı elbette memnun bırakır.  Onun için ahiren Fransa resail musavvireyi muhammesinden birinde Fransız donanması ihtiyat kaymakamlarından mösyö (Suver  Jardin) tarafından neşir olunan makaleyi aynen tercümeyi ve mecmuanın mesleğine muvaffak olduğundan neşir eyliyoruz.  Boğazın topografik haritasıyla intişar eden bu makale vakıfı ahval bir ecnebinin lisanından çıktığı cihetle en ziyade bedhahlar okuyarak o tanımlı ve hayırhahın ise takviye kalıp ve tezyid (fazlalaştırma) meserret (sevinç) eylemelidirler.  Makaleyi aynen tercüme ettiğimiz için mösyö Suver’in tahte-l-bahr (deniz altı) sefain hakkındaki temenniyatını da ibka (baki) ediyoruz.  Hayır hava ecnebi takdirkârı olduğu Osmanlılığın hamiyetinden emin olsun ki pek yakın zamanda o noksanı da ikmal edeceğiz.  Şimdi makaleye başlıyoruz: 

Geçen Nisanın on sekizinci günü bir İtalya filosunun Çanakkale medhalini bombardıman etmesi bütün Avrupa’da azim bir heyecan uyandırdı.  Zan olundu ki, İtalyan hükümeti harbin bataetkarane (yavaşlık) devamından yürülerek Osmanlılara büyük bir darbe havale etmeğe ve Trablus meselesini İstanbul kapılarında hal eylemeğe karar verdi.  Fakat daireyi harbin bu derece tevsii bütün Avrupada pek büyük tesirler hâsıl etmesinden korkuluyor idi.

     İtalyan hükümeti tarafından neşir edilen resmi bir beyannameye nazaran İtalyan donanmasının Çanakkale pişegahındaki nümayişi Osmanlı donanmasını boğazdan dışarı çıkmağa icbar etmek için imiş.  Güya ki Osmanlı donanmasının boğazdan çıkmasını müteakip zuhur edecek muharebenin İtalyanın muzafferiyeti ile netice pezir olacağı bi iştibamış (şüphesiz).  Bunun doğru olduğunu farz etsek bile Osmanlı donanması harp için vuku bulan davete icabet etmeyerek (Nara) limanından kımıldanmadı.

Sayfa: 107

 yalnız istikşafat (araştırma) için boğazdan dışarı çıkan bir torpido İtalyan donanması tarafından şiddetli bir ateşle istikbal edildiğinden, derhal boğaza avdete mecbur oldu.  Boğazın methalinde kâin istihkâmlar mükemmel toplar ile mücehhez olup, İtalyanlar on kilo metro uzaktan yüz seksen projektil açmağa mecbur olmuşlardır. 

     Her iki taraf;  Düşmanın zayiat ve telefat kaliye verdiğini iddia etmektedirler.  Mesela, İtalyanlar Osmanlı istihkâmları duçar oldular diye iddia ederken Osmanlılar dahi bir İtalyan zırhlısının kâmilen harap ve gark olduğunu beyan ediyorlar.  Fakat her iki tarafın maddiyatı teyit etmedi.  Bizce resmen Vareza zırhlısının

O-169_0096 ORHANİYE TABYASI KAHRAMANLARI

garkı tahkik eylemiştir – mecmua – bombardıman hitam buldu ve bu defa dahi Çanakkale boğazına tecavüz mümkün olmadı.  Şimdi burada bir sual vardır hatır oluyor, acaba boğaz ıskat olunabilir mi?  Bu suale kati bir cevap vermek ihtiyatsızlık olur.  Esasen şurası muhakkaktır ki bu meşhur boğaz fennin askeriye ve bahriyeyi hazirenin icap ettiği idare edenler ise en müessir vesaite mechuzdur.  Ne kadar kuvvetli, ne kadar mükemmel donanma olursa olsun kabil değil boğazı merver edemez.

     Bahrisiyah’ın ceryan hevl (korku) engizine bir memerr sakin olan bu meşhur ve hayret bahş boğazın tulu ancak 15 kilometre olup arazi dahi bir

Sayfa: 108

kaç yerde sekiz ve bazı yerlerde de nihayet 12 kilometre olduğu düşünmelidir.

     Sahilde yerleştirilmiş olan büyük çaplı yeni toplar az bir mesafeden en kalın ve kavi zırhları parça parça edebilir.  Yalnız bu topları hali hazırda fenni askeriyenin inşa edebildiği istihkâmlara yerleştirmek iktiza eder.  Böylece hücum eden donanma geçtiği her noktada top darbelerine maruz kalarak sefainin inkazı (kurtuluş) ile her yerde nişanlar koyacaktır.

O-169_0097 KADIRGADA BOSTAN ALİ MAHALLESİ İMAMI MEHMET EMİN EFENDİ

Torpiller burada topun işini gördüğü gibi ind el hace (lüzumunda) istihkâmları da muhafaza ederler. 

     Boğazda deniz muhtelif umklar arayı etmekle beraber bazı yerlerde karada tesis edilen mevkideki müteharrik bir mübeddel yesarın (anahtar) tahtı tesirinde bulunan ve pamuk barutu ile mali torpillerin vazii de mümkün olabilir.  Bu torpiller bazen iki ve ekseriya üç hatlı olarak toprak

Sayfa: 109

üzerine yerleştirilmiş bir halde ki teşkil etmiş olduğu sedden hiçbir gemi müsademe etmeksizin geçemez.

     Ondan sonra abluka torpilleri (Torpilles de blocus) vardır.  Bunlar iki sahil arasında yekdiğerine bir kablo veya zincir vasıtasıyla merbut olarak sath (yüzey)  deryadır.  Kendilerine tesadüf eden vapurun teknesi derhal berhava olur.  Son muharebede Ruslar ve Japonlar bunlardan pek çok istiamal ederek yüzlerce gemiyi berhava ettiler.  Bunlardan maada seyyar torpiller torpido ve büyük sefain yığınları vardır ki Çanakkale gibi dar boğazın iki sahilinde düşmanın top hücumundan müteessir olmayarak tahte l arz (yer altı) ve tahte l bahr (deniz altı) bataryalar vaz (koyma) etmek kabildir.  Bu torpillerin darbeleri son derece müessirdir.  Hususuyla az bir mesafe üzerine de istiamel edileceğinden düşman gemileri için birer müthiş silah olacağı varesteyi iştibahtır.  Bütün bu vesait muhibeyi tedafüiyye yi (müdafaa) muhafaza için birkaç yeni zırhlı (bunlar meyanında geçen sene Almanya’dan iştira edilen iki zırhlı dahi bulunuyor) ve ilanı harpten evvel İngiliz zabitanı tarafından pek güzel talim ettirilmiş torpidolar ile mechuz bir donanma dahi vardır ki istihkâm ile torpillerin vazifesini itmama (tamamlama) amadedir.  İtalyan donanmasının hasaratlıya mukabilinde bile boğazdan geçemeyeceğini bir hakikat mahze olarak kabul edelim.  İstihkâmların ateşini söndürmek ve boğazı setr(örten) ve sedd (kapama) eden torpillerin üzerinden geçmek zan olunduğu kadar kolay şeylerden değildir.  Görünür ki donanma Nara kalesi pişegahında tedafüi (savunma) bir mevki almıştır.

     Binaenaleyh İtalyan donanması büsbütün kuvvetsiz bir halde (Kepez) mevkiinden Asya sahilinin Ayayani mevkiine kadar imtidad eden kanala muvasalat ettiği zaman sekiz mil bahri üzerinde yolunu birkaç defa tebdil etmeğe mecbur olacağı gibi her iki sahildeki istihkâmlardan açılan top ateşine maruz kalacaktır.  Etrafından açılan bu müthiş top ateşleri tam düşman gemileri üzerinde bir birini müteakiben patlayacak, onlar için daha müthiş bir felaket hazırlamış olacaktır. 

     Ondan sonra İtalyan donanması en ziyade vesait müdafaa ile mücehhez olan Çanakkale ile Kilid el bahir geçidinden mürura mecbur olacaktır.  Burası zincirden mamul sedler, sath deryada sabih (yüzen) torpiller yahut helezonlara sarılmağa mahsus halat paketleri ile seyyar torpil bataryalarını ayrıca zikir etmek istemiyoruz.  Eğer İtalyan donanması bu müthiş tuzaktan geçmeğe muvaffak olursa, Nara kalesi pişegahında ikinci ve daha müthiş bir tuzağa tesadüf edeceği gibi Nara kalesi geçer geçmez torpidolar tarafından müdafaa edilen Osmanlı donanmasının şiddetli bir yan ateşine maruz kalacaktır.

     Hâsılı sureti katiyede emin olalım ki hükümet Osmaniye Çanakkale boğazında her türlü

Sayfa: 110

vesait tedafiiyeyi ikmal etmeyerek devri sabıkta olduğu gibi her şeyi oluruna bağladığına inanmak hatayı fahiştir.  İşte şimdi herkes boğazların vesaiti müdafaasına dair kanaati kâmile hâsıl etmiştir.  Tenedos adasını (Bozcaada) dolaştıktan sonra Çanakkale methali piş (ön) nazarımızda bütün letafeti ile görülür, sağ taraftan Truva sahralarını iska ve irva (suya kandırma) eden İskamander nehrinin mensubundan geçtikten sonra uzaktan eski ilahların tenezzigahı olan İda dağları müşahede olunur,

O-169_0099 CULUS HÜMAYUN GÜNÜ HÜRRÜYETİ EBEDİYYE TEPESİNDE İCRA KILINAN RESMİGEÇİTTE TAYYARE İANESİ CİBAYET EDEN ZEVATTAN BAZILARI

Bu dağın etrafında mezruat (ekin) ve yeşillikle mestur (örtülü) zümrüdün bir sahne nazar temaşaya çarpar.  Sol tarafta ise çıplak dağlardan, sarp ve yalçın kayalar ta sahile kadar imtidad ederler.  Burada birinci hattı müdafaa vardır.  Burada birçok tabiyeleden maada Asya sahilinde kum kale ve Avrupa sahilinde ise Seddülbahir namıyla iki müstahkem kale inşa edilmiştir.  İşte bundan birkaç gün evvel bu kaleler ile İtalyan donanması arasında birkaç top teati edildi.  Tulu tahminen 3500 metre olan ilk torpil hattı

Sayfa: 111

boğazın bu methalini sed ediyor.

     Birkaç kilometre uzakta yukarda bahsi geçen yalçın kayalıklara tesadüf olunur.  İşte asıl noktayı müdafaa burasıdır.  En kuvvetli istihkâmlar ve siper mahalleri burada inşa edilmiştir.  Gerek sahilde ve gerek yüksek tepelerde yerleştirilmiş olan bataryalar otuz santimetrelik grup topları ile mechuzdur.  Burada dahi bir torpil hattı vazı edilmiş olup son bombardımandan evvel yalnız iki yüz metre genişliğinde bir mahal açık bırakılmış olduğundan boğazdan geçen posta ve tüccar vapurları her halde kılavuz römorkörlerini takip etmeğe mecbur edilmiş, zaten gece boğazdan sefainin meveri mani olunmuştu.

     İtalya donanmasının nümayişini müteakip boğaz kâmilen kapandı.  Bunlardan maada düşmanın karaya asker çıkarmasını mani için ciheti askeriyeden her türlü tedbir ittihaz kılınmıştır.  Müteaddit müteharrik bataryalar sahile indirilmiş ve birçok yerlerde ordugâhlar teşkil edilmiştir.  Yalnız Gelibolu şube ceziresinde yirmi bin kişilik bir ordu vardır.

     Mehaza tekrar söyleyelim ki zahiren heybet nema olan bütün bu usulü vesait müdafaa onları istiamel eden muktedir zabitan sayesinde haizi kıymet ve ehemmiyet olabilir.  Mesela Plevne ve sair muharebelerde Türklerin cesur ve hamiyetli bir zabitan tahtı kumandasında bulundukları zaman ne derece şiddetli bir mukavemet göstermek iktidarını haiz oldukları bil tecrübe sabit olmuştur.  Hiç şüphe yoktur ki Osmanlılar payitahtlarının methalini muhafaza etmek için şimdiye kadar ispat etmiş oldukları şecaat ve kahramanlıklarını bu defa da vazıh bir surette göstereceklerdir. 

     Yalnız hükümet Osmaniye Çanakkale boğazından İtalyan ve sair donanmaların merverinin âdemi imkânını tevsik için düveli saireye imtisalın tahte l bahr sefain inşasında ihmal etmiş olduğundan dolayı cidden teessüf etmelidir.

 Sayfa: 112

HUKUK MEVZUAYA MÜRÂÂT MEVHUME

VE

ROMA HUKUKU

(*) hukuk mevzuatına riayet hayali

Ve Roma hukuku.

     Bir hâkim için, hukuk mevzua ya karşı ibraz edilecek riayet mutlaka, mesleğine ait faziletlerin birincisidir.  İçtiadat hukukiyenin her mahiyetteki teceddüdatını (yenileşme) ya âdetin ya kanunun riayet himayesi altına vaz’ etmek istemesi kendisince bir (hattı farkı hüviyet = Trait caracteristique) olmasındaki sebep budur.  Kanuna yahut âdete karşı ibraz edilen bu – ismi matlup – riayetin gayesi hukuk mevzuuna nüfuz maneviyesini temin etmektir.  Bununla beraber kanun ve âdete riayet arzusu hiçbir zaman nass (dogmatik) kanuniyeyi tekâmülü içtima iyenin tevlit ve temhid (düzeltme) ettiği ihtiyacat aceleye göre tatbikat terakki perveraneden vareste (ilişiksiz) kılamamıştır.

     Filhakika içtihadat ve tatbikat hukukiyenin dolambaçlı yollardan yürüyerek ve mahirane ricatlar yaparak, hülasa kavait (kaideler) hukukiye ye göğsünde değil fakat arkasından cerihalar (yara)  açarak onları ehemmiyetsiz derkelere (iniş) indirdiği şayanı nazardır.

     Mesela Roma hukukunu nazarı tetkike alalım;  Bu çok zamanlar Roma hukuku hakkındaki telakkiyat şu merkezde idi.  veciz (açık) ifadeler ve selikalar (istidat) için de esaset hukukiyeyi teksif ederek bir cümlede mevzuu ve binaenaleyh her milletçe misal imtisal (gereken) ittihaz edilmeye layık kanunlar…  Her davanın hal ve hasmına ait şekil katiyi bir katiyet hukukiyeyi ilmiye ile efham ve ilham eden müdevvenat makule kanuniye!

     Hâlbuki hakikatte Roma mevzuat hukukiyesi nazar şamil ve nafizinin bir lehayı vâkıfıyla, hukukun havzayı hâkimiyetine düşen bütün muamelat beşeriyeyi ihataya muktedir olacak dahi fitretli bir vazıı kanunun eseri değildir.  Roma hukukunda bu gülmek bilmez ahenin (demirden) kaideler, esaslar yoktur:  Hiçbir yerde Romada bundan ziyade nass (dogmatik) kanuniye tarizlere tecavüzlere hedef kalmamıştır.

     Zan edilmesin ki mevzuat kanuniye Roma da taamülat kadimeyi hukukiye ilcaatıyla (mecburiyet) tahkirata, tecavüzata hedef oluyordu: hayır! Bilakis. . Romanın nass kadimeyi kanuniyesi her şeyi söylemiş olmak ve her şeyi vukuundan evvel bilmek, nazarı itibara almak meziyetleriyle mücehhez taliki edilir ve hâkimler daima o kanunlardan ihamat ve irşadat

Sayfa: 113

hukukiye ye intikal ediyorlardı.  Fakat Roma kanunlarının gayet iptidai bir takım mütalaat ve efkârı ihtiva ettiği halde uzun müddet hatta namütenahi surette hakkı hayat temin etmesi zuhuru ve esassız bir şeydi.  Hukukat şundan ibarettir:  12 levha ismindeki eski kanunlardan

O-169_0102 İZMİRİN PALAMUT TÜCCARINDAN OLUP İANE DERCİ HUSUSUNDA FEVKALADE YARARLIKTA BULUNMUŞTUR (İZMİRLİ ALİ AĞA)

müfesserler (açıklama), müçtehedler o kadar güzel, o kadar ameli (pratik) ve müfid (anlatan) el tatbik sur haliyye istintaç ediyorlardı ki o sur haliyye o kanunların nasusunda hatta Balfave bile mevcut değillerdi.  Bilakis müfesserler ve hâkimler kanunlarda ceryan azman ile münasebat içtimaiye için bir akde, bir engel

Sayfa: 114

mahiyetini alan sarahatlere tesadüf ettikleri zaman bir teami (görünmezlik) müfit ile o sarahatleri, o nesilleri görmemezliğe geliyorlardı. 

     Roma da ilk müctehedlerden ibaret olan ve ictihadları hâkimi bağlayıp tazyik eden papazların tefsirat ve ictihadatı adeta bir nevi vazıı kanun mahiyetini almıştı.  Papazlar mazharı imtiyazat oldukları, hususiyle murakabeden vareste bulundukları için kendi mahsul müfekkireleri olan kaideleri ve ictihadları, erbabı keferin meçhulü olan kanunu mukaddesin netayiç ve delaili gibi halka kabul ettiriyorlardı.  Binaenaleyh

O-169_0103MİNİ MİNİ İDİ ÜMİTLER KEŞİDE OLUNAN KISMATLER:

ÇORUMUN HAMİYETLİ HANIMLARI TARAFINDAN HEDİYE EDİLEN EŞYAYI NEFİSE PİYANGO SERGİSİ.

papazların tefsirat ve ictiadatı adeta bir nevi <vazıı kanun> dan ibaret kalıyordu.  12 levha kanunlarının ibham (gizleme) ve zulmeti, halkın nazarında deşifre edilmesi mümteni bir heyet rugalif mahiyetinde kalması, papazların icadı kanun ve vazıı hukuk eden bu içtihadat ve tatbikata arai aidiyet etmekten ibaret kalıyordu. 

     Fakat günün birinde geveze bir müstenihanın ifşaatı üzerine papazların kolâjındaki orak haydan aleniyete çıktı.  Artık ondan sonra içtihadat ve tatbikatı kanuniye dinin vesaitinden

Sayfa: 115

kurtuldu.  Lakin mabe l tatbik (tatbik sebebi) yeni kanunlar olmadığı için bir yeni ilmi hukuk çıktı.  Bu hukuk u cedide anasır mevcudiyetini bazen mühim bazen ayan taammülat ve âdete inkılâp etmek suretiyle halkın hissiyatında ve bazen de felsefeyi hukuk âlemin serbest, her mütalaatında buldu.

     Roma daki terakkiyat hukukiye en bariz inkişafını teşkilatı adliye makinesine ait bir çerh (çark) menfer de den almıştır:  “pretör = Prêteur “den.  Sırf kanuni olan hukuka karşı bir vazıı rekabet alan pretör Roma da pretörüyen hukuk ünvanıyla bir kısım hukuk tesis eder;  İşte bunu

O-169_0104 DRETNOTLARIN TAMİRİNE MAHSUS SAÇ HAVUZ.

söylemek pretörün haiz olduğu hukuku netayiç ve esasıyla bir kelime içinde ifade etmektir. 

     Umumi tabirlerle denilebilir ki Romalılarda vazıı kanun tesis ettiği hukuk müteyakkız ve intibahkar hatvelerle (adımlar) kâfi miktarda tekamülat taamülatı takip etmeyerek hâkimin yaptığı hukuk ile inkıtalara uğramış ve binaenaleyh nass kanuniyenin teryan tağyirden masuniyet tediyesi kanunun rukudet ve sebatını hâsıl edecek yerde birçok noktalarda nazariyatca müslüm bir takım kaide ve sabit sariha ve bileğal cihet kaydiye ye

Sayfa: 116

Aktıran eyleyen mevadd kanuniye arasında ihtilaflar, tefrikler intaç eylemiştir.

     Pretör’ün kavaidi kadime (eski kaideler) lağviyeden kavait cedide tekvin etmek suretiyle hukuk mevzuata tebdil ve tadile salahiyeti yoktur.  Fakat pretör takip ettiği bila vasıta bir takım hatevat hareketle Roma hukukuna bir istifayı sabit ve teceddüt (yenilenme) amik saiyi temin ve tahmil edebilmiştir.  Defaten ve kaba bir surette değil fakat uzun ve sabır mesai ile ilk ve iptidai vazı kanunun eserini tevsi, tamik, tashih, tetimim (tamamlamak) etmeğe muvaffak olmuştur.

O-169_0105 EN BÜYÜK NAKLİYE SEFİNELERİNİN TAMİRAT VE TATHİRATINA MAHSUS SABİH HAVUZ

     Pretörün bu maksadı istihsal için istiamel ettiği mahareti anlatmak uzun bir tetkik ve tesbie mütevakkıf ise de gayet basit ve fakat gayet karakteristik birkaç misal ile de bunun tavzihi mümkündür. 

     Mesela tebaadan falan, kanun metninin mevadı şedidesinden birine tevfiken ve fakat bir takım harekâtı hilekarane ile bir mukaveleye merbut olarak gayet büyük kıymeti hamil bir din altına girerse Pretör kanununa riayetkâr bir hâkim olmak itibariyle ve kendisinin gayri kabil itiraz olan tadiyatına rağmen kanunun tahammül ettiği bu mecburiyeti sarahaten tanımamazlık

Sayfa: 117

etmezdi.  Fakat eğer dain (borç) mahkemeye müracaat etmek isterse kendisi bu mukavelede bir hayli mevcut olduğu itirazıyla defi olunurdu ki usul muhakeme ve müdafaanın bu yegâne silahıyla hasmı pretör tarafından teçhiz edilmişti.  Pretör borcun vücudunu inkâr etmiyordu.  Ancak medyun mumatala (savsaklama) o borcu ebediyen mefluç ve maadum bir hale getirmek için vesaiti kanuniye veriyordu.  Amiyane tabiriyle dain yine dain kalıyordu.  Ancak medyun mumatil borcunu asla tediye etmiyordu.  Zulmen ve hukuken gayet maharetli ve lüzumlu bir telif beyni!!

     Romanın ilk kanun mevzuatı veraset meselesi hakkında öyle bir takım kaideler, esaslar vaazı etmişti ki kırk tatbikat kanuniye gerek adat bade o kaideleri tamamen ve kâmilen tahrip etmek mecburiyetinde idi.  Mesela namütenahi bir hürriyet isa (vasiyet etmek) hakkı verilmişti, peder çocuklarını füls i (meteliğe) ahmere muhtaç kalmak tehlikesine maruz bırakarak isayı gayri hakkına malikdi ki bilahare bunun âdemi kabiliyet tatbikiyesi anlaşıldı. 

     Efkârı umumiyenin arzuyu şedidine tabi olarak pretör kanun medninin veraset meselesi hakkındaki sarahatiyle mütevazı olmak üzere bir tarzı tevarüs kaidesi ittihaz etti.  Mesela, bir adam bir verasetten müstefit olmak için böyle bir vasiyetname istihsal ederse Pretör o adam için, kanunun muvad sarihesinin kast ettiği surette varis tabir kanuniyesini kabul etmiyordu.  Yalnız o adama yani musliha müteveffanın muhalefet ve metrukâtına tasarruf etmek hakkını veriyordu.  Yani o adam kanuni noktayı nazardan varis olmayıp ancak bilfiil varis bulunuyordu.  Kanunen varis değildi, fakat hükmen tevarüs ediyordu.  Şu suretle kanun tecavüzümü edilmiş oluyordu?  Tecavüz mü?  Hayır!  Kanun adeta bir hiçten ibaret kalıyordu.

     Asrı hazır kanununa pek müellif kalan bir fikir bir esas vardır ki Roma hukuku için o fikir ve maksada vasıl mesaiyi medideye lüzum gösterdi.  Arzuların, emellerin ittihat ve tevafıkı bütün merasim mahsusaya tabi ve kati bir takım kuvaid kanuniyeye arzı iftikar etmeksizin eşhas arasında mecburiyet aver rabıtalar hâsıl edebilir.  İşte bu fikre hadim olan Pretör büyük mikyasında bu teamüle doğru yürüdü ve serbestçe akit edilen her mukaveleye bir cihet tediye vermek suretiyle işi bitirdi.

             26.Nisan.1328

              Ferhat Cemal

(*) bu kısım birinci makale ittihat olundu. Mabadı

     temini ikinci makaleye talik ettim.

Sayfa: 118

 

LORD BYRONUN İŞARINDAN

İngiliz edebiyatı numuneleri

Bir rüya gördüm ki: tamamıyla rüyaya benzemez

Parlak güneş sönmüş idi; nücum sahayi ebediyette.

O-169_0111 PARA,PARA,PARA:

MART EFRENCİNİN ON SEKİZİNCİ GÜNÜ MEŞHUR ANARŞİST BONO İLE REFİKASININ PARİSTE CHANTİLLY SOKAĞINDA İKA EYLEDİKLERİ CİNAYET MAHALLİ OLAN SOCİETE GENERALE
ERTESİ GÜN MAHALİ MEZKÜREDE BULUNAN BİR OTOMABİL HEYETİ ADLİYENİN TAHKİKATI

 

EKREM BEYİ TENKİD

26ncı nüshadan mabad

Delirmiş girdabda aguşu toz toprak döner öyle

Bunu seyir eyledim dikkatle sandım ruhu Ekrem’dir.

     Ne Ekrem beyin ruhunda girdaplar?  İnanamam.  Bana öyle geliyor ki.

Ekrem beyin ruhunda isyanlar tevlit edince elem ve istirabat yaşamamıştır.  Üstadın izdırapları şarklıdır.  Ağır, acı, derin fakat mütevekkil, sakindir. 

     Eğer bunlar taşkın, asi, kemirici, ezici olmuş olasaydılar, tefekkürde, nejatta, sair eserlerinde, satırlar arasında boralar, fırtınalar, girdaplar şeklinde bulunmalıdırlar.  Halbuki bunlar damla damla, katre katre dökülüyorlar.  Sakin ve sakit (susan) toplanıyorlar.

     Eğer yukarıdaki biten ifade ettiği fikir bir hakikat olmuş olsaydı…  Ekrem beye sanatkar dememek lazım gelirdi.  Zira tarif bediayesi itibariyle sanatkar haricen heyecanat ve tahsisatını elde edebilen şahıs demektir. 

     Ekrem bey de bir sanatkardır, binaenaleyh heyecanat ve tahsisatını his ettiği gibi nakil etmiştir.  Demek ki ruhunda girdaplar değil, ince, mütevekkil, şarklı kederler yaşamıştır.  Bazen pek sathi, pek iptidai bir surette his eder demiştim.  Evet, bazen bir his nevzad ile ihtiyacı tahririn mağlubu his ettiğini tamamıyla tetkik ve tahlil etmeden, yeni bir şekil ve ifade ile ilbası (örtülmesi) düşünmeden istidatları mahdut, umumiyetten ayrılamamış şairler gibi yazar.  Bunu da inbisat için ahinin, nazım, kelimeler itibariyle güzel olan inkisarından şu parçayı alıyorum:

Gam bi enniha… endüh (gam) ve derdim bi hesap olsun.

Hayalim tireyi mihnet dilim pür izdırap olsun!          

 Esiri hicri yar bitip cismim terab olsun!

Yıkıldı hatırım şimdiden geri halim harap olsun!

     Ahenin ne güzel. Kelimeler ne kadar güzel. Hatta şiir şerait terkibiyesi itibariyle benim gibi hissiyatta teceddüde meyyal bir perestişkâr sanatın ruhunda bile bir zevki nüşin uyandırıyor. 

     Fakat dikkat ediniz, bu hisler Fuzuli’nin hameyi (kalem) sihir mustaribinde yandıktan sonra birçok

Sayfa: 127

asarı sabıka şairleriyle müteşairlerinin de kilk (kamış kalem) beyanında yanmış, tutuşmuş umumi şeylerdir. 

     Bir de <arzı hakikat> ser levhasıya yazılan bir şairde:

Hem demimdir gece gündüz hayalik

Aldı kararımı şevk ve salik

Cennet olsa yerim ey nazlı melek

Rahat etmem görmedikçe ve salik

                      **********

Hecir ki gelmiyor sevdiğim takat

Edemem görmezsem seni bir saat

Cihan gözümde yok düşkünüm sana

Rahim eyle Ekrem’e çektirme hasret

Bunları, bu gibi hisleri en iptidai ruha bile malik olanlar his ederler. 

     On altı yaşlarında idim.  İzmir’de Karşıyaka da, bağlar, ağaçlar arasında tatlı bir köy kızıyla aşkı tıflane vardı.

O-169_0116 Para ve kan:

CİNAYETTEN SONRA SOSYETE GENERAL VEZNE ODASININ MANZARASI CANİLER 800.000.- FRANGI ÇALMAK İÇİN DÖRT KİŞİ TELEF ETMİŞLİRDİR.  SOLDA VEZNEDAR MÖSYÖ TERİNKİYE (TELEF OLMUŞTUR) YANINDA MÖSYÖ J.ALBER (MECRUH) SAĞDA MUHASEBECİ MÖSYÖ JANDRENİN CESETLERİ.

Bana garip garip, imlası bozuk mektuplar yazardı.  Onda da Ekrem beyin hislerine müşabih hisler bulur, ruhu iptidaiyim bunlardan pek ziyade zevk duyardı.  Bu kadının mektuplarıyla Ekrem’in tahsisatı arasındaki fark <tende canım, pembe beyazım> lakabı köhne likasıyla <varsa

O-169_0116-2 CHANTİLLY CİNAYETİNDEN SONRA CANİLERİN FİRARI

Sayfa: 128

dirayet, imzaya ne hacet> ifşai hüviyet umumiyesinin noksanından başka bir şeyi dekad. . .

     Üstadın hariçten müteessir olmasına gelince…  Ya eşyanın huzuru muhasına karşısında müteessir olmak veya eşhası beşeriyeden bir veya bir kaçının ahvali ruhiyesini tahlil ve tetkik etmek suretiyle ikiye inkısam eder.

     Kâinat muhasın karşısında üstadın mızrap tahsisi bazen pek nüyan (şehzade), pek güzide, pek ahenktar nağmeler icat eder.  Şair hassas ile eşyanın mahileyi mebduadan mütevellid eşgali lafiziyesi yekdiğeriyle yek ruh, yekvücut bir şekil iktisap eder.

     <<Helal sahir>> manzumesi bunun en büyük delilidir.  Fakat bazen de bu mühim mızrap şairi yet

O-169_0117 YAŞAMAK İÇİN ÖLENLER

EFRANCİ MARTIN ÜÇÜNCÜ GÜNÜ TİYEN-ŞİNDE ZUHUR EDEN İSYANA İŞTİRAK TÖHMETİYLE MÜTTEHİM OLAN ÇİNLİ AMELENİN MEYDANI SİYASETE SEVKİ.
AMELENİN BİR AZİMİ KATİ İLE YÜRNÜYÜŞÜ AVRUPALILARIN HAYRETİNİ MUCİP OLMUŞTUR.

Nacinin nagamatı (nağmeleri) avam fribanesini (demagog) taklit eder gibidir. 

     Ekrem’in hudut muvaffakiyeti hissiyatının tahliliyle muhasenini içmek noktasında tevakkuf eder.  Eşhas hariciyenin ahval ruhiyesine nüfuz ile elyaf yeis ve meserretini (sevinç) birer birer tetkik ve tahlile başladığı zaman tamamıyla sendeler.  Menfi bir hareketle ilerler.  İşte <Muhsin> bey hikâyesi.  Bununla muharrir bize hayatı içtimaiyeden iki mevcudun umur bedbaht âşıkanelerini takrir ediyor.  Demek ki artık biz muharrirle karşı karşıya değiliz.  Artık muharrir bir şahsı selis hükmündedir.  Bize başkalarını yaşatacaktır. 

     Vakıa bir hanım nine masalı bir parmak kadar tecavüz edebilmiştir.  Şair şaire olmak üzere iki genç bir birlerini seviyorlar, kadın aşkın

Sayfa: 129

     Anı bedrinde (dolunay) vefat ediyor, hepinizin bildiği, ihtiyar validelerimizin damağında âşıkla hempa vehim’i hayat olarak telakki edilen veremin kurbanı oluyor âşık ve verem, anana (anane) karışmış birer refik fikridir.  Şark âşıktan, âşık hakikiden, müthiş hastalıkla müziç ettiğine binaen, daima korkmuş, nefret etmiştir.

     Maşukasının vefatıyla Muhsin bir kış günü mezara giriyor, karları kaldırıyor, odasında penceresi açık saatlerle düşünüyor.  Zatürreeye tutuluyor, bir sene sonra vefat ediyor.  Validesi de firak mevlüdüyle ölüyor.  Mirasçılar sandıkları açtıkları zaman Muhsin ile sevdiğinin şiirleri çıkıyor.  Hikâyeye zil teşkil ediyor.  Bu neticeyi facia olmasaydı… <<onlar ermiş muradına biz çıkalım kiremidine>> sözlerini yazacaktım.

     Bu eseri okuyunuz, tahlilat ruhiye namına hiçbir şey bulamayacaksınız.  En ziyade sevda zedelerin kâinatı derunilerine nüfusa ihtiyaç his ettiğimiz zamanlarda muharrir ya mülahazat ve tefekkürat andiyeye veya Sinan paşa kariye veyahut tasviri muvasama hasrı kuvvet ediyor.

     Eserdeki eşhas birer gölge, birer hiç hükmündedir.  Yalnız üstat her satırda, her sahifede mütefekkir şekliyle görünüyor.  Biz ne Muhsin’i ne de maşukayı merhumesini, ne validesini tamamıyla tanıyamıyoruz.

     Ekrem Bey diğer küçük hikâyelerinde de tamamıyla böyledir.  Başkasının hayat samimiyetine nüfuz edebilecek bir nazarı dimagıya malik değildir.  Hülasa kendi ruhunu tahlil ettiği zaman eşyadan aldığı teessürata nispetle daha kavi, daha zevk aver, daha nafiz;  eşyadan aldıklarına nispetle eşhas sairenin ruhunu tahlil hususunda daha aciz daha mütevakkıf, daha iptidaiyedir.

     Muhasım şuur iyeden ruha nafiz olanlar senuhatı kalbiye ye mahsus bulunanlarsa…   Üstat muhterem kendini dinlediği zaman hakikaten bu hissin şuuru ye kadar yükselebiliyor.

***

     On dördüncü asrın bu necip simayı edebiyesinin sineyi asarında muhtefi meziyet ve nevakisin elyaf tahliliyesi müziç edildiği zaman üstadı muhterem << bir şair mütefekkir değil, bir şair hassastır>>  düsturu tevlit eder.

     Evet, Ekrem Bey bu büyük üstat en ince, en neziye, en yeni bir hameyi hassasın sahibidir.  Bunu istikban inkâr edemeyecektir.

                             Hitam.

Şahabettin Süleyman

Sayfa: 130

EMİR ABDÜLKADİR

VE

KIYMETLİ BİR YADİGÂR

O-169_0120 EFRANCİ MARTIN ÜÇÜNCÜ GÜNÜ TİYEN ÇİNDE ZUHUR EDEN İSYANI MÜTEAKİP ŞARK CADDESİNDE BAŞLARI KESİLEN USATIN CESETLERİ

O-169_0121 EFRANCİ ŞUBATIN 28.NCİ GÜNÜ PEKİNDE ZUHUR EDEN İSYAN İLE ZUHURA GELEN HARİK HAİLDEN SONRA ÇİNLİLERİN VAN-SU-Çİ BALIK PAZARINDAKİ ENKAZ ÜZERİNDE ÇAY İÇMELERİ

 O-169_0123ABU AZİZ BİN GANANIN FRANSIZ ZABİTANINDAN MÖSYÖ LAFAZ İLE SAVEDİ

O-169_0123-2 TAYYARECİ MEŞHUR PULHANIN MONAKODA TAYYARE TECRÜBELERİ.

HÜSEYİN VELİ EFENDİ

Geçen nüshadan mabad

******************

Şahabettin Süleyman

SERDAR EKREM UMUR PAŞANIN MAVERAYI KAFKAS SEFERİ

VE

KARS NEDEN SUKUT ETTİ?

     Şimdi hidayet bey Yüzbaşı (Daymok)un yerine geçmiş idi.  Bu zat arkasındaki (la) kaputu ve başındaki kırmızı fesi merbut tuğ ile uzaktan Rus zabitanına benziyor idi;  zaten lehli bir familyadan olduğu cihetle senelerce Rus ordularında hizmet etmiş idi.

     Hidayet beyin Rus lisanını pekiyi bilmesi de bu esnada kendisine çok yardım etmiştir.  Mumaileyh (bahsedilen) sesini kavganın velvelesi arasında işitilebilecek kadar yükselterek takım takım öteye beriye dağılmak üzere bulunan Rus askerine şöyle bağırıyordu:

     _çocuklarım, kaçınız! Etrafınız kuşatıldı.  Osmanlıların bütün ordusu ormandan çıkıyor!

     Biraz sonra Moskoflar rah kararı tutmuş, istihkamatı Osmanlıların duhul muzafferanelerine küşada bırakmıştı.  İçeri giren Hidayet Bey zapt olunduklarına alamet olmak üzere istihkâm toplarına kılıcın ucuyla dokunduktan sonra dışarı çıkıp yaralı yatan Yüzbaşı (Daymok)un yanına gitti.  Biraz sonra da cesur İngiliz zabiti son nefesini almış bulunuyordu.

     İstihkamatın zabtında gösterdiği gayret ve şecaate mükâfaten Hidayet beye binbaşılık rütbesi ve mecidiye nişanı ihsan olunmuştur.

     Ba‘de z zeval (öğleden sonra), elde edilen kırk kadar düşman esirasının isticvabından Osmanlılar ile harp eden ordunun takriben beş bin nefere baliğ olan sekiz piyade taburu ile üç bin Hıristiyan gürcü askerinden ve sekiz top, yedi bin gönüllüden ibaret olduğu anlaşıldı.  Bu gönüllülerden kısmı azamı daha ilk gülle ve kurşunların teatisinde ormana dalıp gözden kayıp olmuşlardı.

     Mister (Tornis – Olifenet) der ki:  <<esir ile Osmanlılar tarafından pekiyi muamele ediliyor ve onların da gördükleri muameleden memnun oldukları anlaşılıyordu.  Mecruh olan esira da Osmanlı mecruhini ile beraber tedavi olunmakta idiler.  Sonradan ve şayanı itimat menbağından

Sayfa: 139

Anladığımıza nazaran bu harpte Rusyalıların telefatı bin iki yüz nefer idi.  Türklerin telefatı ise dört yüze bile baliğ olmuyordu.  Muharebenin devam ettiği müddetçe Osmanlıların gösterdikleri bahadırlığı hakkıyla tarif ve tasvire muktedir değilim.  Nişancı taburları altı saat tabiyenin altında ve ateş içinde harp ettikleri esnada son derece itidal dem ve fedakârlık ibraz ettikleri gibi istihkâm üzerine hücum eden piyadenin şecaati de en hararetli takdirata şayeste (yakışır) idi.

     Bazı bedbin ve Osmanlı askerini tanımayan garplılar Osmanlıların hücumdan ziyade müdafaada muvaffak oldukları fikir mahsusunu taşırlar ise de Osmanlı askeri hücumda dahi müdafaa derecesinde yararlık ile meftur ve meşhur bulunmaktadırlar.  Nitekim:  Bu İngor nehri muharebesinde dahi gerek Osman paşa fırkasını, gerek miralay Simon müfrezesini teşkil eden Osmanlı askeri bu hevesi askeriyeye Ruslardan çok âli derecede ve cihanın en mükemmel askeriyle rekabet edecek surette malik olduklarını izhar eylemişlerdir. 

     Osmanlı ordusunun intizamını anlatmak için şu vakayı öğrenmek kâfidir. 

     Salif üz zikr (bildirilen) Rus istihkamatının esnayı zaptında birinci olarak içeriye giren bir Osmanlı neferi etrafına bakınır iken maktul bir Rus miralayının parmağında gayet kıymettar bir yüzük görerek almış idi.  bunu kimse görmemiş olduğundan saklamak ve harpten sonra bir fakir için küçük bir servet demek olan bedelini elde etmek üzere sukuttan başka bir külfete ihtiyaç yok iken koca Osmanlı buna tenezzül etmeyerek yüzüğü doğruca ma fevki (üst) zabite götürüp teslim etmiş.  Vakayı serdar Ekrem Umur paşa haber alınca bu hareketi namuskaraneden pek ziyade memnun olarak şecaatinin ve namus askeriyesinin bir mükâfatını olmak üzere yüzüğü tekrar o nefere bağışladı.

     İngor suyu üzerindeki bu muharebeden iki gece sonra ali l sabah miralay Balard iki mil kadar baid olan Sugadidiye kadar bir harekâtı keşfiye icra etti.  Ordugâhtan ayrılan keşşaf fırkası iki tabur nişancı ve üç alay süvariden ibaret idi. 

     Nehir civarındaki arazi pek sık ormanlarla mestur bulunuyordu.  Lakin bu ormanlıkların dâhilinden geçen dar ve müteaddit yollar Sugadidiye giden tarik ile birleşir.

     Fırka i keşfiye, nişancıları çayırlardan birinin nihayetindeki ormanın içinde bırakmış ve Sugadidi tarikinden ilerlemekte bulunmuş idi.  yolda tesadüf edilen ve Rus ordusuna mensup bulunan bazı beygir leşlerinin henüz soğuyup donmamış olması Rusların buralardan ne kadar az bir zaman evvel ricat eylemiş olduklarını göstermekte idi.  Biraz sonra ileriden atılan kurşunlar düşman tarafından işgal edilen mıntıkaya girilmiş olduğunu evham etti.  Bu esnada tutulan birkaç esirin ifadatından üç saat kadar ileride Rusların büyük depoları ve ordularının kısmı

Sayfa: 140

küllüsü olduğu anlaşıldığından artık geri dönüldü.

     Müfrezeyi keşfiye ordugâha geldiği zaman gece olmuş idi.

     Bu gece için mister Lorenis – Olifenet defter hatırına şu satırları kayıt etmiştir:

     En ileride gecelemeğe mecbur ve memur olan nişancı taburları ordunun en güzide ve bahadır bir ansarı olduğu gibi en neşeli ve şatır bulunanı idi.  yirmi dört saat evvel kanlı ve taib alud bir muharebenin bütün meşakkatini tatmış, bu gün de akşama kadar hizmeti keşfiyede kullanılmış oldukları halde ta uzaktan söyledikleri türküler akis endaz oluyor.  Oyunlar yine gürültüleri işitiliyordu.  Serdar Ekrem Umur paşa bile bir aralık yanında bulunan miralay Balarda latife tarzında gülerek:

     Miralay nişancılarına söyle, gürültüyü kessinler! Demişti.

     Şayanı dikkattir ki:  bütün cesur askerler biraz çokça neşeli ve gürültücü oluyorlar.  Filhakika nişancı taburlarının fevkalade bahadırlıkları ile beraber bu maverayı Kafkas seferinde gördükleri kanlı, meşakkat engiz, şayanı hayret işleri tekmil edebilmek için bu meşakkat ve mahrumiyet içinde sarf edebilecek bitmez tükenmez neşet ve neşe hazineleri olmak lazım gelirdi.  Muharebenin kazanıldığı gece miralay Balardın bunları tabur ederek muzafferiyetin başlıca şerefinin nişancılar ile birkaç piyade taburuna ait olduğunu beyan eylemesine karşın bu pişkin muhariplerin heyeti mesudane ve şatıraneleri cidden görülecek levhalardan idi. 

     Ertesi sabah ordu heyeti mecmuasıyla Sagadidiye müteveccihen hareket etti.  Burası Mekril hatasının başlıca kazası olup ordu bunun sağ tarafındaki sahraya konmuş idi.  ordunun avazai vürudunu işiterek ve Rusların ifağlatına kapılarak şehri terk etmiş olan ahaliye serdar Ekrem Umur paşa tarafından adamlar gönderilerek teminatı lâzıme verilmiş ve her hane, dükkân ve kilisenin önüne nöbetçiler ikame olunarak en cüzi bir nizamsızlık vukuu ihtimalinin önü alınmış idi.  ordu burada iken bütün mekkâreler erzak celbi için kırk mil gerideki Kodavaya gönderilmiş olduğundan ordunun ileri harekâtının bey mil tehir eylemesine çare bulmak mümkün olamadı.  Ordunun maiyetinde bin beş yüz nakliye beygiri mevcut olup bu miktarın âdemi kifayeti ise zahir idi.

     Mamafih, hava o kadar latif idi ki, biraz fedakârlık etmek istenilirse çadırsız olarak yürüyüşte devam etmesi ve bu veçhile bin kadar çadır beygirinin de zahire nakliyatında kullanılması mümkün olurdu.  Bu da muvafık görülmez ise ordunun sebük bar (yükü hafif) ve seri ül hereke olan kısmı o derece tehlikeye maruz olmayarak düşmanın takibine gönderilebilirdi. 

     Çünkü Rusların kuvveyi maneviyeleri o derece kayıp etmiş ve pek ziyade intizamsızlık eseri göstermeğe

Sayfa: 141

başlamışlardı.  Bu planlar pek ziyade dur endiş (tedbirli olma) olanlara biraz nakıs görülebilirse de bu esnada zamanın kıymet fevkaladesi vardı.  Hususiyle ahval ve vakıa ile tebeyyün (anlaşılma) eylemiş der ki:  eğer ordu yahut sebükbar bir kısım müntahabı ilerimize iki gün evvel vasıl olsaydı, yirmi dört saat sonra bu seferin en mühim menzillerinden olan Kutayişe yetişilebilecek idi.

     Şayet herkesin gönlünde bozgun Rus ordusu takip etmek hevesi şiddet ve kuvvetle cayegir (yerleşen) olmasa Sagadidi civarını terk eylemeğe mecbur kalan bir ordu letafet tabiyesi sebebiyle pek ziyade müteessif kalacak idi.  Osmanlı ordusu kasabadan cenup garbiye doğru uzanan vasi sahraya yayılmış idi.  cepheden görülen manzara ise cidden şayanı dikkat idi.  ileride Osmanlıların beyaz çadırları her tarafa yayılmış, onların maverasında kasaba kilisesinin kapısı ile sokakların iki tarafına dikilmiş olan ağaçlar görünmekte bulunmuştu.  Hepsinin üzerinde de Kafkas silsileyi cibalinin on yedi bin kadem irtifaındaki karlı rozmezeleri yükseliyordu. 

     İskender paşa karakol olarak ileri gönderilip ayın on beşinci gününde ordu hareket etti.  Her zamanki gibi pişdarı nişancı taburları teşkil ediyordu.  Geniş bir cadde takip olunmakta idi.  münasip noktalarını etrafa hâkim olmak üzere güzel siperler inşa edilmişti.  Eğer Rusyalılar İngur nehri sahilinde umumi bir muharebeye girişeceklerine Osmanlı ordusunu yürüyüş esnasında mütemadiyen rahatsız etmek usul harbini kabul etseydiler şüphesiz daha muvaffak netayiç elde edebilirlerdi. 

     Usul kısmı küllü iki saat arkada dinlenir iken pişdar çita mevkiine doğru ilerledi.  Çünkü burada Rusların büyük depolar vücuda getirdikleri malum olduğundan süratle hareket olunursa bunları ricatlarından evvel Ruslar tarafından tahribine meydan bırakmadan elde edebilmek muhtemel görünüyordu.  Lakın mevkii mezkûra muvasalat olununca düşmanın her şeyi ihrak ve tahribe vakit bulmuş olduğu anlaşıldı.  Şayet ordu İngur muzafferiyetini müteakip süratle hareketinde devam edebilmiş olsaydı bu depoların salimen ele geçeceği muhakkak idi.

     Umur paşa tarafından ahaliye verilen teminatın hissen tesiri icra ettiği tesadüf edilen köyler ahalisinden kısmı azaminin firar etmemiş olmasından anlaşılıyor idi.  Lakin bu ahali Rusların ricat etmeden evvel bütün erzaklarını aldıklarını söyleyerek orduya parasıyla öteberi satmaktan istinkâfta israr aylıyorlardı.  Bu hal bir saniyeyi zahire olmakla beraber Umur paşa yine orduya erzak tedariki için Güncü ahalisinin tazyik edilmesi emrini vermiştir.

     Mabadı var

Ali Rıza Seyfi.

Sayfa: 142

SEVK ÜL CEYŞ

(STRATEJİ)

Mehmet Ali

DÜNYADA

GEÇEN SENE NELER OLDU?

Mayıs 1327 / Mayıs 1911

Mayıs, hemen siyaset hariciyemizde alakayı külliyesi olan aksamı seneviyyeden birini teşkil etti.  Gün be gün tetkik edilirse görülüyor ki bu ay zarfında gerek hükümet, gerek efkârı umumiye muhtelif mesai ve ihtisasat ile meşgul olmuştur.  Tarih siyasiyesiz de hemen mühim birkaç forma teşkil edecek mahiyeti haiz bu günlere de icmali bir nazar atıf edelim:

     4.Mayıs – Bulgaristan hududunda Yorgi namında bir Bulgar zabiti askeri Osmaniyenin kuvaidi mevzua hilafında vuku bulan hareket ve âdemi itaati neticesinde Osmanlı askeri tarafından endaht olunan kurşunlardan telef edildi.  Bulgaristan merkum zabitin huduttan geçmek istemesini ancak Osmanlı karakol zabitiyle aralarında kararlaştırılan mülakata atıf ediyordu.

     6.Mayıs – İtalya hükümeti hiçbir salahiyet ve alakası olmadığı halde Osmanlıların Yunan muvaredatına (gelirine) karşı tatbik eylemekte olduğu boykotajdan dolayı Yunanistan’ı himaye eder bir tarz ser bazane

 ve küstahane de şikâyet etti.

     7 – Mayıs: Selamlık resmi âlisi hitamında zatı akdes (en kutsal) hazreti padişahı saray hümayunlarına şerefmeavedet buyururlarken arazi meselelerinden dolayı şikâyet etmek üzere ta kürdistandan İstanbul’a kadar gelen on beş kişilik bir heyet gerdüneyi hümayunun önüne geçerek nezdlerindeki arızayı istimdadı arz ve takdim eylemek istediler.  O esna bittabi vuku bulan biraz karışıklık süratle teskin olunarak meselenin hakikati anlaşıldı.

     8 – Mayıs:  Almanya imparatoru seyahat siyasiye sinden avdet etti.

     SS – İtalya donanması Bahri Sefidde bir cevelanı manidar icra etti.

     SS – Malisur (dağlık) meselesinin aldığı vaziyeti meşkûke üzerine İtalya hükümeti meseleyi mezkûre her ne olursa olsun Balkan vaziyeti siyasiyesi üzerinde hiçbir tesir icra edemeyeceğini beyan ve şayet böyle bir hal zuhurunda tamamiyet mülkiyeyi Osmaniyenin muhafaza

Sayfa: 65

ve riayet olunacağını temin etti ki Bahri Sefiddeki cevelanı manidarı bu sebepten neşet ediyordu. 

     SS – Paris’te müthiş ve müessif bir tayyare kazası vuku buldu.  Matin gazetesi Paris’ten Madrid’e kadar tayyare ile bir müsabaka küşat etmiş ve müsabakaya bu sabah mübaşeret mükerrer bulunmuştu.  Tayyare meydanından bir tayyare henüz havalanmışken makinasına birden bire arız olan sakatlık neticesinde tayyare o sırada tamam altında bulunan heyeti vükela üzerine düştü.  Harbiye nazırı Berteaux Maurice ile başvekil Monis Ernest ve mösyö Deeuch De Merter üzerine düşerek harbiye nazırının başı ezilerek derhal vefatına ve başvekil ile mösyö Deeuch’un mecruhiyetlerine sebep oldu.

     10. Mayıs:  Meclis mebusanda temdidi müddet içtimai için şiddetli müzakerat ve münakaşat cereyan etti.  İzmir mebusu sabıkı ve ekseriyet fırkası reisi Seyit Bey kürsüye çıkarak refikayı muhteremesine gayet muhiç ve hissiyatı samime ile meşbu bir nutuk iradıyla hissen tesir hâsıl etti. 

     SS – İngiltere kralı beşinci George’un tetviçinde (taç giyimi) hazır bulunmak için veliaht saltanat saniye devletli nicabetli Yusuf Alaettin efendi hazretlerinin Londra’ya azimetleri takrir etti.

     11. Mayıs:  Karadağ hükümeti Malisur meselesinde ittihaz eylediği tarz ve hareket nalayıkadan (layık olmayan) dolayı hükümeti Osmaniyenin kendisine karşı vuku bulan tebligatı şedide ve ihtarat siyasiyesinden duçar telaş ve endişe olarak hamisi bulunan Rusya hükümetine müracaat etti. 

     SS – Fransız askeri Fas’a girdi.  Fas sultanı Minel Hafız vatanına giren bu yabancı ordunun kumandanını kemali hararetle istikbal eyledi!

     12. Mayıs:  Rusya hükümeti Karadağın vuku bulan müracaatı üzerine Babı âliye Karadağa karşı ittihaz olunan şiddet ve tehdit politikasından sarfı nazar edilmesi ve Malisur meselesinin umuru dâhiliyede tevlit edeceği müşkülattan maada Balkan üzerine de haizi tesir olabileceği ihtimalini nazarı dikkate alarak asilere karşı mümkün mertebe müsadekarane hareket edilmesinden ibaret iki maddeyi havi bir nota tebliğ etti.

     Bunun üzerine memleketin umur dâhiliyesine vuku bulan emareyi müdahaleden dolayı hariciye nazırı Rafet paşa Avrupa kabineleri nezdinde protesto etti.

     13.Mayıs – işbu mesaili cariye üzerine meclis kabineden istizaha da bulundu ve neticede 11 rey muhalefete karşı 95 rey ile hakkı paşa kabinesine beyanı itimat olundu.

     SS – İngiltere Rusya hükümetinin mahut notayı tetkik ederek Babı Aliye karşı dostane bir tarzda münderecatının muvaffak maslahat olduğunu bildirdi.

     SS – keyfiyet İtalya mahfilinde bila lüzum bir heyecan tevlit etti.

     15, 16.Mayıs – Bulgaristan hududunda yeni bir müsademe vuku bularak 3 Osmanlı ve 5 Bulgar askeri maktul ve mecruh oldu.

     SS – Rusya sefiri Mösyö Çarıkof hariciye nazırı Rafet paşayı ziyaret ederek mahut Rus notasının hiçbir sui kasta mübenni tahrir ve tebliğ edilmemiş olduğunu beyan ve temin eyledi.

     SS – Tan gazetesi Balkan ahvali için Petersburg ve Londra kabineleri arosında hafi (gizli) müzakereler cereyan ettiğini yazdı.  Fakat Times ve Standart gazeteleri bu havadisin aslı ve esası olmadığını iddia ettiler.  Mehaza Tan verdiği haberin sıhhatinde ısrar eyledi. 

     17, 18.Mayıs – Bulgaristan hükümetinin istihzarat askeriye ve harbiye de bulunduğu şayia oldu ve bunu Edirne vilayetinin Babı Aliye keşide eylediği telgraf name teyit etti.

     19, 20.Mayıs – Mısır hıdivi Abbas paşa İstanbul’a geldi.

Sayfa: 66

     SS – Meclis mebusanda Anadolu şimendiferleri hakkında gürültülü muzakerat vuku buldu.

     21, 22.Mayıs – Der saadette kolera zuhur etti.

     SS – Bulgaristan’dan şayanı dikkat haberler geldi.  Subraniye meclisinde gürültülü muzakerat cereyan etti, esbabı güya hükümeti Osmaniye Makedonya ve Malisur mesailinden dolayı hedefi meçhul istihzarat askeriyede bulunuyormuş.

     SS – Fas meselesi ilerlemekle beraber Bin Abdülvehim bir şekil aldıktan maada Almanya ile Fransa arası şayanı ehemmiyet ve endişe bir surette gerginleşti.  Hatta Berlin sefiri geri çağırılarak iki hafta kadar Paris te kaldı.  Fas meselesi esnasında Almanya’nın Agadir’i bir harp limanına ifrağ edeceği şayiaları duran ve adeta tahkik etmesi ve mezkûr limanın Cebraltar pek yakın bulunmasından maada Almanya’nın bahri muhit itilasında böyle mühim bir harp limanına malik olması İngiltere’nin endişe ve telaşını mucip olduğundan Fastaki İngiliz menafi iktisadiye sini himaye bahanesiyle derhal Fransa lehinde meseleye müdahale etmeğe başladı.  Fas civarında Fransız askeriyle yerli vatanperverler arasında şiddetli bir muharebe vuku buldu.

     SS – meclis mebusanda müzakere sabaha kadar devam etti.  Nihayet üçüncü devreyi içtimaı reis evvel Ahmet Rıza Bey efendinin irat eyledikleri nutuk intihaı ile hitama ererek meclis kapandı.

     23.Mayıs – bu gün tarihi Osmanî pek müstesna ve kıymettar sahifelerini saltanat ve milliyetin tezahürat harikuladesiyle imla etti.  Cennetmekân Abdülmecit handan sonra halife ve padişah yüzüne hasret kalan, yeşil vadilerinde öksüzler hüznüyle yaşayan mütevekkil ve fedakâr Rumeli kısmı vatanı ve evladı yeni bir îd tarihinin ilk nefesleriyle teferrüh sineyi sadakat etmeğe başlamıştı.  Zatı akdes hazreti hilafet penahı Rumeli’ye müteveccihen hareket ediyorlardı.  Az zamanda ve milletin sayei hammiyyet ve muavenetinde şayanı fahm (ulu)  ve rikkat bir mevcudiyet gösteren Osmanlı donanması fayrap etmiş, zırhlılar, kruvazörler, torpidolar dizilmiş sevgili padişahlarını, şanlı başkumandanlarını selamlıyorlardı.  Bir tarafta donanmayı Osmanî muaveneti milliye cemiyeti tarafından tertip olunan Reşit paşa ve Mithat paşa vapurları yüzlerce İstanbul halkını alarak mevkib zişanın hareketine amade bulunuyor, ötede binlerce sandal, kayık, istimbot, vapur, elhasıl denizlerde hareket edebilen ne varsa boğaza, limana dolmuş, adeta saray burnundan Marmaraya doğru bir murakib muhtelifeyi bahriye dağyan ediyor.  Her yer raşan…  İstanbul’da bütün halk, bütün Osmanlı milleti çehrelerinde nuru meserret, kalplerinde heyecan, fahr ve saadet olduğu halde ab müşfik ve ehramımız şevketli padişahımızın zuhur hümayunlarına intizar ediyorlardı.

     Nihayet şehriyar ulvi haslet efendimiz hazretleri Osmanlı donanmasının başkumandanlığını deruhte buyurarak reküb hümayunlarına tahsis kılınan amiral zırhlısına, Barbaros’a rakip oldular.  Toplar atıldı, gözler meserret ve şeref yaşlarıyla doldu.  Padişahım çok yaşa, avazeyi sadakati ortasında filo ve heyeti seyyahin hareket ettiler.

     24.Mayıs – Yunanistan hududunda bir müsademe vuku bularak Yunanlılardan dört maktul zuhur etti. 

     SS – Bursa’da mühim ve ziyankâr bir fizan (kalabalık) zuhur etti.

     26.Mayıs – Rumeli’nin kadim şehriyarıyla ilk şerefyap olacağı iskele, sadık ve hürmetkâr Selanik tarihinde pek az tesadüf olunan bir şaşaayı îd-i sürur içinde idi.  muazzam ve şevketli padişah bu gün Selanik e muvasalat buyuruyorlardı.  Burada da toplar atıldı.  Gönüller ferahladı.  Şimdiye kadar hasret yaşları döken gözlerde nuru saadet parladı.  Padişah âlicenap efendimiz hazretleri iskeleye çıktılar. 

Sayfa: 67

Ve doğruca ikamet hümayunlarına tahsis kılınan daireyi mahsusayı teşrif eylediler.

     SS – Malisurlara bilahare iştirak eden merdi talilin müştereken ilanı istiklal eyleyecekleri Bedeho han tarafından kasten işaa (duyurma)  edildi. 

     27.Mayıs – Melik haslet (melek huylu) padişahımız vücut bahud hümayunlarıyla Selanik’i meşruf kıldıkları müddetçe bila tefrik bütün tebayı sadıkasını iltifat cihanderecat şehriyarlarıyla mesut ve dil şad etmekle beraber mabeyin hümayunları başkâtibi Halit Ziya bey efendiyi ordu köşküne lütfen izam buyurarak köşk sakininin hal ve hatırını istiğfar buyurmakla metihli oldukları âlicenap ve hissiyat necibaneyi bir daha izhar buyurdular.

     SS – Rusya’nın Kafkasya hududuna asker tahsid eylediği şayiaları devran etti.  Ber mutat fena haberler geldi.

     28.Mayıs – Merditaliler harekâtı isyanlarını teşdit etmekte devam ediyorlar. 

     29.Mayıs – zatı sütüde sıfatı hazret cihan bani Selanik’ten hareketle aynı debdebeyi milliye ile Üsküp’e teşrif buyurdular.

     SS – Merditaliler bir küçük depo üzerine hücum edip derununda mahfuz olan bir miktar eslihayı gasp ettiler.

     30, 31.Mayıs – harbiye nazırı Mahmut Şevket paşa hazretleri mukeb hümayuna ilticak etmek üzere şimendiferle Rumeli’ye hareket etti.

     SS – Sırbistan’ın yeniden tahsidat askeriyede bulunduğuna dair şayialar meydan aldı.

     SS – Yunan eşkıyası tarafından Makdema dağa kaldırılıp fidyeyi necat talep olunan Alman profesörlerinden mösyö Rihter tahlis olundu.

Sayfa: 68

 

 

 

 

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.