DONANMA MECMUASI 67 / 9.KASIM.1914 Pazartesi.

DONANMA MECMUASI 67 / 9.KASIM.1914 Pazartesi.

0486_0019-67_Page_03-2

20.Zilhicce.1332 – 27.Teşrinevvel.1330 – 9.Teşrinsani.1914 pazartesi.

Birer birer batan: İngiliz’in HMS Aboukir gemisi batarken

**********

ŞİLİ MUZAFFERİYETİ BAHRİYESİ

Yevmi gazetelerde meserretle (sevinç) okunduğu üzere müttefikimiz olan Almanya hükümet fahimesinin (itibarlı) bir müfrezeyi bahriyesi cenubi Amerika’da Şili sahilinde kendine faik bir İngiliz kuvvetiyle harbe girişmiş, hakkın galebeyi katiye si emri muhakkak olduğundan muzaffer olmuştur.

Müttefiklerimiz, cesaretle harp etmişler, HMS Monmouth ismindeki bir İngiliz kruvazörünü batırmışlar. HMS Good Hope ismindeki cesim zırhlı kruvazörü ortadan kayıp etmişlerdir. HMS Glasgow ismindeki kruvazör ise yaralı olarak kaçabilmiştir.

HMS Good Hope zırhlı kruvazörü 14000 ton cesametinde büyük bir gemidir. İki adet 23,4 , 45 çapında 15 santimlik 16 büyük topu vardır. HMS Monmouth kruvazörünün ise 9000 tondan fazla hacmi var idi.

Muhterem müttefikimizin galebeyi azimesinden mütevellit serverimizi (lider) alenen izhar ve Almanya bahriyesini tebrik ederiz.

Tabii kendileri için daha birçok muvaffakiyetler temenni ediyoruz.

KISÂSDA HAYAT VARDIR

******

Kuranı hâkimin bu hitap celili mucize ( hikmeti hukukun dibacesidir (önsöz). Nazariyat cezaiye ile meşgul olanlar ne derlerse desinler, beşeriyet haslet seba ânesini muhafaza ettikçe; kısas, hayattır. Kısasta hayat vardır. Refikülkalb olanlar bir tarak dursun – onlar bile kalblerinde fıtri bir meyl-il vahşet duyarlar – kısas; ırkı beşerde cevelan eden haksızlık kanının ilacıdır.

Bu gün de öyle oluyor. Hilafeti İslamiye ile pirâyedar olan devleti âliye; kısas hakkını ifa ediyor. Müslümanın hayatına kast etmekten başka hiçbir meziyetleri olmayan üç caniyi siyasetgaha götürür.

Moskof, İngiliz, Fransız.

Üç cani meydanda. Devleti âliye ise hakkını, vazifesini ifa ediyor. Kısas emrini yapıyor. İyi düşünelim. Bugün Moskofun vâzı milyonlarca Müslümanın kanını içen bir caniden başka nedir? Moskof; devleti âliye ile esbak (ders) eden bunca muharebatında gadren şehit ettiği binlerce Müslümanın kanıyla aludedest (bulaşmış) iken zir istilasına aldığı bunca memalik İslâmiye’nin bedbaht sekinesini o suretle oldurmuştur ki, maneviyatları cehil ile mütevazıyi ter ab; maddiyetleri Moskof çizmesi altında haraptır.

İşte İngiliz: Hindistan’da kırbaçla, topla, Mısırda hile ile cebir ile ne kadar Müslümanın kanına girdi.

İşte Fransız: Cezayir çöllerinde ot bitmez, var ise oraları ziyan eden hun nahak Müslim’inin açtığı kırmızı güllerdir. Bu güller ise İslam’a, dağ-ı Hemret nümûn kalb olsa yeri vardır.

Haritayı göz önüne getirelim. Dünya yüzünde ne kadar Müslüman varsa yüzde kaçı bu üç hükümetin esiri değildir. Müslümanlığın son istinatgâhı burasıdır.

Kaç sene hatta kaç asır vardır ki bu üç hükümet, devleti âliyenin varlığına hücum etmekte yekdiğeriyle müsabaka ile müşardır (gösterilen). Tarihi açın: Pek meşhur olduğu üzere on iki melhame-i kübrâ (kanlı savaş) görürsünüz ki, Moskof seferi kaydı hiçbir sahifeden eksik değildir. İngiltere’ye mi soruyorsunuz? Biz, Avrupa’da mukim elçi ihdasımız o alanda ilk defa devlet sıfatıyla Londra’ya elçi göndermişiz. O bize İstanbul’a donanma göndermeğe kalkışarak topla mukabele etmiş. Bu gün Bağdat’taki konsoloshanesine silah dolduran İngiltere, hilafetin en büyük düşmanıdır. Vukuat zaman ile bir dereceye kadar meşgul olanlar pek güzel bilirler ki; İngiltere Mekke ve Medine’ye sahip olmak hayâl-i hamından (boş hayal) bir türlü vaz geçememiştir. Buna ise doğrudan doğruya el uzatmak pek tehlikeli olduğunu bildiği içindir ki, her tür vesait hususiye müracaattan çekinmemiştir.

Fransa mı aklınıza geldi? Kanuni sultan Süleyman zamanı V.Karl Şarlken’e esir olan François istimdat name gönderirken, divanı hümayunda sadrazam Pargalı Makbul İbrahim Paşa uzun bir nutuk irad ederek Fransa politikasındaki dönekliği pek acı bir lisanla ihtar etmiş. (tarih Cevdet’in tab’ nuyininde birinci ciltte bu nutuk mezkûrdur. Fransa politikasının ne demek olduğunu tarihten anlamak isteyenler bunu okumalıdırlar). Selim sâlis zamanında Napoleon dost imiş, Mısır’a, Akka’ya istila için hicap etmemiş, devleti âliyenin bu dostlardan o kadar canı yanmış ki Viyana kongresine murahhas bile gönderememiş.

İyi düşünelim. Bu gün bu üç devletin tahtı idaresinde bulunan hangi Müslüman memleketi vardır ki orada her Müslim hukuku diniye ve medeniye sine tamamıyla malik olsun? En serbest idare eden İngiltere mi? İşte Hindistan ve Mısır. Andlarında mukaddes tanıdıkları kazları önlerine takarak “Kudüs, Kudüs” feryadıyla düşe kalka Avrupa’dan gelen ehl-i salib’in, ekseri İngiltere ve Fransa’dan buralara kadar sürüklenmiş, erbabı taassup idi. Bu günün o günden ne farkı var?

Hâsılı devleti âliye, bugün hayatına kast edenlerin mukabeleyi meşruiyesindedir. Hilafet İslamiye bu gün öyle bir cihadı celil ile meşguldür ki, kısas şer’i olduğu için her Müslümanın ona yardımı farzdır. Yaşamak isteyen her Müslüman yardıma borçludur. Çünkü “kısasta hayat vardır”.

Donanma.

0486_0019-67_Page_06İngiliz gemileri batarken – enkaz tarumar.

EFRADI BAHRİYEMİZE BİR NAZAR

*******

Osmanlı donanmasının ihyası suretiyle vatanı muazzezimizin hissen muhafaza ve hırâsetine (koruma) matuf olan şimdiki faaliyetimiz yalnız maddiyete münhasır kalmıyor. Bu faaliyetin kalbi millette uyandırdığı şevk-i manevi dâhil ve hariçte tesiratı mühimme ikaından hali kalmadığı gibi Osmanlı heyeti bahriyesince dahi ihsaset (hissettirme) müstahsenede (beğenilmiş) bulunmaktadır.

Dikkat edilecek olursa pek güzel takdir edilir ki evvel emirde terbiye ve inzibat meselesi hali hazırda hemen hemen hal edilmiştir. Kadimen kalyoncu denildi mi zihinleri bir durgunluk alır ve bu sınıfın beyn-el-ahâlî (halk arasında) hafızagir olan şekavet (haydutluk) ve âdemi itaati namının anılması ile beraber göz önünde tecemmüm (çoğalma) ederdi.

Vaktiyle Beyoğlu’nda hâlâ Kalyoncu Kolluğu tesmiye edilen semt ile Kasımpaşa üstlerine kadar mümtedd (uzayan) olan havalide alaturka saat yarım sularında gezinmek epeyce bir cesarete mütevakkıf (bağlı) imiş. Bazı hikâyâta itimat edilecek olursa bu kalyoncu efradından bazıları o sularda aşağılı yukarılı seyir ve hareket edermiş. Bunlardan her hangisi bir yolcuya tesadüf ederse vurup düşürür, fakat durmaz, ciheti mukabilden geleni de soyup soğana çevirerek geçer, gider bittabi mali mağsub (gasp edilmiş) bilahare beynlerinde (aralarında) pay edilirmiş.

Bu gibi vakalar ahvali hususiyeden olup tarihlerimizde asakiri bahriyemizin geçirdiği safahâtı (aşama) inzibat ise pek güzel teşrih (açma) olunmuştur.

Ben çocukluğumda sokakta her ne zaman bir tersaneli görmüş olsam korkar idim. Bunların evzâ’ (haller) ve etvârı (tavırlar) hiçbir veçhile hoşa gitmez idi. Şımarık, ekseriya tenha sokaklarda sarkıntılık ile maruf olduklarından bir tersane neferinin saptığı cihete biraz aklı başında olanlar asla meyil etmezlerdi. Mideleri üzerinde veya sırtlarında bıçak kama taşımak, o zamanlarda kesîrü’l-istimâl (çok kullanılan) olan uçları demirli usturpalarla semt semt kavga çıkarmak, muhadderat (uyuşturucu) ve etfale taarruz etmek, hatta adam soymak, kapı kırmak, ev taşlamak, kahvehane basmak, mesirelerde mesti lâ-ya’kıl (sızmış) denecek halde gezmek, nara atmak vukuatı ruzmerreden (alelade) idi. Bunlardan birini tutup götürmek için adeta bir kol asker çıkarılır ve üzerine ancak böyle bir mehabet (heybet) ile gidilirdi. 31 Mart vakayı arasında Ahmet paşa Tucson web design namında birinin teşvikiyle çarşıda saldırış eden neferatı bahriyenin mucib oldukları heyecan cümlemizin malumudur.

Efradı bahriyeyi bu nevi hareketi ser-bazâneye (yiğitçe) sevk eden müessir terbiye ve inzibat bahsinin asırlardan beri tersane ocaklarınca metruk kalması idi. Bilhassa kırık, yan püsküllü feslerle kıyafeti bahriyenin sebük-barlığa (yükü hafif) elverişli olması, kırmızı kuşağın uzun ökçeli yarım potinlerle uyuşarak endamı levendaneye tersanece öteden beri hoş görünen çapkınlık seyyienin (kötülük) yakıştırılması, zaten şehirde mevkud (yakılmış) olan emin ve asayişten bu kafada olan efradın bilistifade her türlü muamelatı dürüştane (kaba) ve bi-edebanesinin cezasız kalması, ind-el-icab (gerekince) davacıların bile korkudan lehlerine şahadet etmeğe kadar tahtı mecburiyete girmesi ve bir takım esbabı müşevvikin (teşvik eden) haylület (mani) etmesi dahi efradı bahriyemizin çirkin bir suizan altına girmesini mucib olmasıydı. Yakın zamana kadar çok defa bahriye zabitlerinden işitirdim:

_ şimdi benim bir neferim var. Uçarı mı uçarı, çapkın mı çapkın, külhanbeyi mi külhanbeyi. Gemiden iki adım ayrıldı mı derhal kendisine iş bulur. Geçen gün yine izin almıştı, ne yapsa beğenirsiniz? Ok meydanında üç avcının elinden avlarını almış, evvela birinin burnunu, ötekinin de kulağını budayacakmış. Kol bastırmış.

_ yakalamışlar mı?

Kemali istihza ile;

_ kimi? O tutulur mu, basmış, gemiye girmiş. Ne ise birkaç gün gizlenik, kanunu memurinin de çenesini okşadık. Şimdi serbesttir.

Bu nevi muhaverata içimizde belki sağ olsun olanlar bigânedirler. Biz bunları yalnız işitmek değil. Arada sırada görürdük bile. Belki yirmi beş sene evvel idi. Bir ay tenze birkaç refik Çırpıcı’ya gitmiş idik. Gezip dururken Veli Efendi tarafından bir küme firarinin, atlar, arabalarla karışık bizim tarafa gelmekte olduğunu gördük. Biz de kemali havf ve hiras ile bir kenara çekildik. Küme derenin beri tarafından kemali perişanı ile kaçıyordu. Bu kargaşalık arasında dört beş tane beyaz robalı tersane neferinin ellerindeki bıçaklarla bir arabanın izini takip ettiklerini, hin takipte takrib ettiklerini bu bıçaklarla dokunurcasına tehdit eylediklerini görüyorduk. Bu hengâmeyi pür aşıp önümüzden kemali süratle geçipte bağlar tarafına tırmandığı zamana kadar yerimizden kımıldanamadık. Ondan sonra da tebdili tarik eyleyerek ta Makri köyüne (Bakırköy) kadar yürüdük idi.

Şimdi böyle mi ya! Her bahriyeli neferde bir edep, bir terbiye yi askeriye manzur (bakılan). Kıyafet, hal, tavır, vaziyet sanki o değil imiş gibi. Haysiyet mübeccel (yüce) askeriye simalarında, harekât umumiyelerinde yer tutmuş. Milletin âmâli (emeller) i’tilâ (yükselme) pesindanesi meyanında bahriye askerliğinin de dâhil azimi olduğu kendilerine hissen telkin edildiğini mübeşşir (müjdeci) imaret edibane adım adım meşhud. Yine çevik, yine sebük-bar (yükü hafif), yine yirmi otuz sene evvelki kıyafetin hafet münazırı üzerlerinde yine pantolonlarının paçaları bol. Yine yakaları devrik, gerdan ve bir kısım sine küşade. Fakat amire, kanuna, arif ve adeta matbuata amade. Şurası muhakkaktır ki bu terbiye yi matluba yukarıda husule gelen büyük bir inkılabı inzibatiyenin semereyi iptidaiyesidir. Heyeti zabitanın uğradığı istifa inkılabı bu neticeyi hüsneyi vücuda getirmiştir. Kanunun tamamı tatbiki ve askerlik şerefinin kemali cedit ve hulus ile muhafazası hususuna musırruf olan himmeti mebrurenin mükâfatı olmaktan başka bir şeyle tefsir edilemeyen bu intizam, terakkiyatı bahriyemizin üss-l esasını teşkil ettiğinde zerre kadar iştibah caiz değildir.

Kadimen nazarı haşiyetle görülen bu efradın şimdi nikâh ihtiram ve muhabbetle görülmesindeki hikmet, meşrutiyet ve din ve devlet fikirlerinin o nevi zadeyi ilhamıdır ki her ne tarafa inatıf etse onda hayrı memleket namına bir eseri terakki husule getirir. Milletin böyle terbiyeli, muti, fedakâr evladına münatif olacak enzarı dikkati elbette ondaki har ve şanı hamiyeti tezyit edecektir. Ben kendi nefsime şimdi nerede bir bahriye neferi görsem kendisine kemali samimiyetle bakarak hakkında kalben sana han bulunmaktan kendimi alamıyorum.

Geçen gün bunlardan bir ikisinin Alman bahriye efradı ile pantomim oynarcasına işaretle mülakat dostanede bulunarak her iki tarafın da tefhimi (yüceltme) meramdan aczi natık tebessümler, kahkahalarla ayrılışında o rütbe hatır alıcı manzaralarına tesadüf eyledim ki ben de güldüm. Onların eseri muhadenet (dostluk) namına dönüp dönüp bakışmalarında ne ince bir güzellik var idi? Bizimkiler hem yürüyorlar, hem de Alman efradının feslerinin kalıplarını tenkit ediyorlardı. Biri diyor idi ki:

_ bunlar fes giymesini daha iyice öğrenemediler. Çoğu kalıba vurdurmasını bilmiyorlar da onun için başlarında bir tuhaf duruyor. Bak bizimkiler öyle mi?

Hâlbuki yirmi sene evvel ilk kalıptan maadası bir bahriye neferi için mensi (unutulmuş) idi. O fes bir kere sivrildi mi, bir daha yassılaşmaz. Günden güne püskülün alacağı istikamete kıvrılarak süklüm büklüm olmaktan kurtulamazdı.

Ahmet Rasim

İNGİLTERE VE HARBİ HAZIR

Almanya’nın yeşil kitabından:

Westminster Gazette’nin beyanına nazaran maliye nazırı Lord George Eylülün on dokuzuncu günü kendisine has olan tumturaklı (gösterişli) bir ifade ile irad etmiş olduğu nutukta Almanya ve Rusya hükümetleri arasında zuhur eden ihtilafı şu suretle tavsif (niteleme) eylemişti.

Almanya diyor ki; – Avusturya – Macaristan hükümeti senin küçük biraderini “Sırbistan” paraladığı zaman sen bir tarafta kolların bağlı duracaksın.

Rusya diyor ki; Sen de haddin varsa o küçük şecî (cesur) adama dokun! O mamur Almanya’da taş taş üzerine bırakmam, her şeyi harap ederim.

Tarihin en müthiş ihtilafatından birinin böyle pek mudhik (güldüren) ve garip bir ifade ile tavsif edilmiş olması keyfiyeti şayanı dikkat olduğundan biz burada onun bir kelimesini bile zayi etmek istemiyoruz. Her halde, sureti ifadeden anlaşıldığına göre Londra kabinesi Çarların hükümetini İngiltere ahalisinin nazarında parlatmak ve zulm ve itisafa (yolsuzluk) hedef olan masuminin âli cenap hamiliği namına şarklı bir rol oynamak istiyordu. Hâlbuki ki Almanya hükümeti Avusturya – Macaristan’ı himaye ve müdafaa etmekle harbi hazırın bütün müstevliyetini (istila) deruhte ediyormuş. İngiltere başvekili Sir Herbert Henry Asquith; Ağustosun dördüncü günü meclis mebusanında irad ettiği nutukta aynı şeyleri söylemiş, aynı fikri beyan etmiştir. İngiltere hükümeti bu nutkun sureti tercümesinden binlerce nüshayı “harbin müsebbip (sebep olan) yegânesi Almanya’dır” ser levhasıyla bi taraf memleketlere tevzi ettirmiştir.

Biz İngiltere’nin neşir etmiş olduğu mai kitapta gösterilen delile istinaden bu bedhahane hücum veçhe ile son dakikaya kadar tavassut (aracılık) kaziyesinden ictinab (kaçınan) eden Almanya hükümeti olmayıp doğrudan doğru Rusya hükümeti idi. Binaenaleyh harbi hazırın bütün mesuliyeti de Rusya’ya terettüb (gerekmek) eder. İngiltere hariciye nazırını da bidayet baharında bundan dolayı iktiza eden vesaiki toplamıştı. İngiltere hükümeti küçük milletleri himaye kastına matuf olan bu hunin (kanlı) mücadeleye iştirak etmek istediğini bilahare ahval ve vakayı ispat edecektir.

Mai kitaba derç edilen vesaiki siyasiye Temmuzun yirminci gününden itibaren cereyan eden vakayı havidir. Yirmiden yirmi dört tarihine kadar yalnız mukaddemat (öncüller) kabilinden olan telgraf nameler derç edilmiştir.

Temmuz yirmi dördüncü günü İngiltere’nin Petersburg sefiri SİR George William Buchanan tarafından hariciye nazırı sir Edward Grey’e keşide edilen uzun bir telgraf namede mai kitap derç olunmuştur. Yine Temmuz’un yirmi dördüncü günü Avusturya – Macaristan hükümetinin serbestane tebliğ etmiş olduğu notanın birer sureti aynı günde düveli muazzama kabinelerine dahi tebliğ edilmişti. İngiltere’nin Petersburg sefirinin bu nota hakkında Rusya hariciye nazırı Mr. Sergey Sazonov ile vaki olan mülakatında Fransa sefiri dahi hazır bulunmuştur. Mr. Sergey Sazonov ile Fransa sefiri İngiltere’nin dahi Avusturya ve Almanya hükümetlerine karşı tehditkarane bir meslek siyaseti kabul etmesi için bütün kuvvetlerini müştereken sarf ettiler. İngiltere sefiri verdiği cevabı hariciye nazırı sir Edward Grey’e bir veçhe ati işar etmiştir. (Mai kitap no: 6)

Mûmâileyhümanın (adı geçen) sözlerini telgrafla size bildireceğimi söyledim. Tabii hükümeti matbuam namına bir şey söylemek kabil değildi, fakat şahsen Fransa ve Rusya hükümetlerine kuvveyi müsellah ile muavenet edeceğine dair İngiltere hükümeti tarafından serdedilecek beyanata intizar etmemeğe hiçbir sebebi makul bulmuyorum.

İngiltere’nin Sırbistan’da doğrudan doğruya hiçbir menfaati olmadığı için hükümeti mezkurenin davasını müdafaa maksadı ile harbe iştirak etmek kaziyesi (önerme) tabii İngiltere efkârı umumiyesi üzerine haizi tesir olamazdı.

Bade İngiltere sefiri Rusya’nın Avusturya – Macaristan hükümetine karşı harp edip etmeyeceği meselesini mevzuu bahis etmiş hariciye nazırı Sazonov şu cevabı vermiştir.

Mr. Sazonov cevaben: Fikir şahsisince Rusya’da seferberliğin her halde icra edileceğini ve bu mesele dolayısıyla müzakere etmek için öğleden sonra heyeti nazarın fevkalade bir içtima akdedeceğini söyledi.

Fransa sefiri ile Rusya hariciye nazırı Mr. Sazonov İngiltere’nin Fransa ve Rusya hükümetleri ile beraber harp edeceğine dair serd-i beyanat için beni tazyik ettiler.

İşte bundan pek sarih bir surette istidlâl (delil üzerine hüküm çıkarmak) edildiğine göre Rusya hükümeti zaten temmuzun yirmi dördüncü gününden evvel ilanı sefer beriye karar vermiştir. Rusya hariciye nazırı seferberliğin lüzumuna dair bir şey söylememiş iken o günden itibaren artık Avusturya – Macaristan’a karşı tedbiratı ihtiyariyeden olarak kısmen seferberlik ilanından bahis edecek yerde umumi seferberlikten bahis etmeğe başlamıştır. Nihayet Temmuzun 24.ncü günü – ihtimal ondan evvel malumatı var ise de mai kitapta zikir edilmemiştir – İngiltere hükümeti Rusya’nın umumi seferberliğe başlamış ve bunun neticesi olarak Rusya – Fransa münasebatı siya siyesinde daha parlak bir inkişaf husule gelmiş olduğunu anladı. İhtimal İngiltere hükümeti harbe iştirak edip etmemek hususunda biraz mütereddit idi. Fakat Rusya ve Fransa’nın tazyikkarane ısrarı artık St. James kabinesinin gözlerini büsbütün açtı. Avusturya – Macaristan hükümetinin Sırbistan’a karşı ilanı harp etmesinden ziyade Rusya’nın tecavüzkarane bir siyaset takip etmiş olması on beş gün sonra umumi ihtilafı sureti katiyede meydana çıkardı.

Güya küçük hükümetleri himaye etmek için ananevi bir pehlivan olan İngiltere hükümeti nazarında Sırbistan’ın pek az ehemmiyeti vardı. Nasıl ki İngiltere’nin Petersburg sefiri de onu hiç diye tavsif etmekte tereddüt etmemiştir. Yalnız daha sonra, yani miyadı harpten itibaren Sırbistan’a ısındılar. İngiltere maliye nazırı bundan evvel zikir etmiş olduğumuz nutukta bu küçük milletin kahramanane mücadelesi lehine pek hararetli sözler söylemiş ve fakat tarihinin de lekesiz olmadığını söylemekten çekinmemişti.

Yukarıda zikir ettiğimiz mübahesenin (tartışma) ferdası yani Temmuz’un yirmi beşinde İngiltere sefirinin Mr. Sazonov ile tekrar vaki olan mülakatında mûmâileyhe Rusya’nın seferberliğine dair ciddi bir ihbarda bulunmak mecburiyetini his etmişti. “mai kitap numara 17”

Rusya seferberliğini müteakip hür kıyam etmeyip sulh lehine olarak nüfusunu istimal etmeğe ve kat buluncaya kadar intizar edeceği ümidini izhar ettiğim zaman mumaileyh Rusya’nın katiyen tecavüzkarane bir fikir takip etmediğine ve bir lüzum his etmeyince hiçbir şey yapmayacağına dair bana teminat verdi. Filhakika Avusturya’nın ittihaz ettiği tedbir Rusya’ya müteveccihtir. Onun maksadı kendi nüfus ve tefevvukunu hodbehot (kendi kendine) temin etmek için Balkan statükosunu zir ü zeber (altüst) etmek istiyor. Mr. Sazonov Almanya’nın hakikaten harp istediğini zan etmiyor. Fakat hükümet müşarünileyhin (adı geçen) meslek siyaseti ancak bizim meslek siyasetimize kıyasen tayin edecektir. Eğer biz, yani İngiltere hükümeti sureti katiyede Rusya ve Fransa’ya müzahir (koruyan) olduğumuzu ilan edersek, muharebe zuhur etmeyecektir. Fakat onları terk ettiğimiz takdirde kanlar sel gibi akacak ve bizde nihayet mücadeleye iştiraka mecbur olacağız. Rusya hariciye nazırının basiret telkin etmek için bütün vesaiki kendisine gösterdim. Dedim ki; Eğer Rusya hükümeti umumi seferberlikte devam ederse Almanya hükümeti dahi kısmen seferberlikle iktifa etmeyip ve Rusya’ya seferberliğini ikmale vakit bırakmadan derhal ilanı harp edecektir. Mumaileyh cevaben; Rusya’nın Avusturya’ya Sırbistan’ı ezmeğe ve Balkanlarda hâkim olmağa müsaade edemeyeceğini beyan etti. Rusya hükümeti Fransa’nın müzaheretinden emin olursa harbin bütün tehlikesini hiçten addedecek. Mr. Sazonov ihtilaf müsellah (silahlı) kadar ileri gitmek arzusunda bulunmadığını ve fakat Almanya’nın Avusturya’yı itidale davet etmediği takdirde vaziyetin ümitsiz gibi telakki edileceğini tekrar söyledi.

Birinci makalenin sonu.

İSLAMİYETİN FAALİYET SAHNELERİ

*****

Afrika’yı öğrenelim!

İkinci makale

Makalemize İslamiyet’in faaliyet sahneleri unvanını da izafede hakkımız bulunduğunu karilerimize takdim ettiğimiz harita noktası ve nüktesi (ince mana) ile ispat eyleyecektir. Nebi-i zişanın şeref bahş ettiği kavmi Arap İslamiyet’in naşır (dağıtan) ve haberi olmak hususunda hakikaten bir mevhibeyi (bağış) fıtriye ye (yaradılıştan gelen) malik idiler. O derecede ki; mütekâmilin inkârından bazılarının hazreti peygamberin kavmi Araptan gelmesine vaki olan boş itirazlarına delil mesnet olarak yalnız Arapların bu hususta gösterdikleri istidat bile kifayet eder. İskenderlerin, Romalıların kılıcına ram olmamakla beraber cezirenin yanık sahralarından çıkamamış olan Arap zuhur (görünme) İslamiyet’i müteakip bir nur volkanı gibi kıtaat mütecavireye (komşu) nar ile nur ile taşmış ve hakikati İslamiye yi de beraber taşımıştır.

Şayanı dikkat olan mesele şurasıdır ki; Arap gittiği yerde ırken, lisanen temsil etmemiş, belki temsil eylemiştir. İşte bir kerameti kavmîye! Irkın meseleyi İslamiyet’le müsellah (silahlı) olarak nasıl bir fikri teşebbüs güttüğünü ve bil netice bizim için nasıl faaliyet sahneleri açmış, hazırlamış olduğunu tetkik edelim: Bu hususta bize Afrika’nın haritayı siyasiye si değil, haritayı ırkiye ve lisaniye si delil olacak.

Haritaya bakınız, akvamı Samiye (Sâm soyundan) ve akvamı hamiye dini celil Muhammediye’nin münteşir bulunduğu münatıkı (bölge) iskân ediyor ve aşikârdır ki: akvamı hamiye dâhil Samilerden olan Arapların lisanını öğrenmişlerdir. İmdi Afrika’nın nısfına yakın bir mıntıkayı iskân etmiş olan Mahmudilerinden sonra Avrupalıların Negro dedikleri zenciler geliyor ki bunlar tekamülatı akliye ve beşeriyelerinin noksanıyla hatt-ı istivâ (ekvator) altına düşen ve bir ırkı azim teşkil eyleyen Bantu’lardan (orta ve güney Afrika’da yaşayan bir ırk) ayrılırlar. Hâlbuki Bantu’ların cenubuna tesadüf eden Hotanto’lar(Güneybatı Afrika’da Orange Irmağının kuzeyinde yaşayan bir zenci kavmi. Bu isim, Avrupalı olarak Güney Afrika’ya ilk çıkan Hollandalılar tarafından verildi. Kabileler hâlinde yaşayan Hotantolar; Kap ve Doğu Hotantolar ile Korana ve Namalar olmak üzere dört boya ayrılırlar) ve Bush Man kabileleri (Güney Afrika, Botswana ve Namibya bölgesindeki Kalahari çölünde yaşayan ve Basarwa’lara verilmiş isime denir.) ise Afrika akvamının en tekâmülden nasipsiz akvamıdır. Mamafih Afrika’nın menatık şimaliyesinde rağbet bulamayan Hıristiyaniyet için İslamlardan yüzlerce sene sonra gelen Hıristiyanların menatıkı garbiye ve cenubiye ve merkeziyede nasıl çalıştıkları – neticesiz kalmış olsa bile – bize malum olmalı, vesileyi gayret teşkil etmelidir. Bu gün merkezi Sierra Leone şehriyle tayin etmiş olan Negro “zenci-i hakiki” mıntıkası etrafında Hıristiyaniyetin faaliyetini takip edersek zihnimizde, cidden durgunluk gelir. Altın Sahili dediğimiz Gine taraflarında Hıristiyaniyet propagandası için giden Hıristiyan misyonerlerinden on senede on üçü toprağa kavuşmuştur. İklimin hasiseyi ifnaiyesini (fena) bildiği halde hissi vazife ile oraya ölmeğe giden Mellville-cox Amerika’dan Altın Sahiline müheyyi’ azimet iken refiki olan diğer misyonere demiş idi ki:

_ Dostum, eğer ben ölürsem, sen de oraya gelecek ve mezar taşıma elinle yazacaksın!

Bunun üzerine dostu “pek âlâ, geleceğim, lakin ne yazacağım, onu söyle” deyince Mellville şu cevabı vermiştir ki; Asıl haizi ehemmiyet olan cihette budur:

_ Mezar taşıma yazın ki; Bin kahramanı hakikat benim gibi fedayı hayat etmedikçe Hısistiyanlık Afrika’dan ümidini kesmesin!

Mellville oraya vusûlünden iki üç ay sonra öldü. Lakin bu hareketiyle meydana koyduğu fikri fedakârı afakı ibrette elbet ve elbet bir hayat.

Bu ahvale mukabil acaba biz ne yapmışız? Deyip lâl (dilsiz) ve mebhût (şaşkın) olmamız icap etmez, bir mevkide ya tek oturmalı, ya pek oturmalı. Kul ma’hûd (sözleşilen) ve mor önce ayağımızı denk alarak cenabı hakka ve feyyaz (verimli) mutlakın latif ve keremiyle önümüze açtığı sahayı faaliyete girmeliyiz. Yoksa ramazanı şerifte velayeti dolaşmakla ne kimse veli olur, ne kimseyi velayete yetiştirebiliriz. Bu hakikat nice acı, keskin diller ile anlaşıldı.

Afrika’yı tanıyalım, ünvanı bize nice tatlı, acı hatırat uyandırır. Trablusgarb’da iken bir Mahmut ağa var idi. Nur siyah gibi esved (siyah), lihye-dar (sakallı), pehlivanane, ak gözlü, müteassıb, adeta sözünde biraz çavuş babası tutan Negro zencilerden. Rütbesi mülazım idi. Receb paşanın bazı maiyetinde bu allahlık zatı daima bana sevk ettirir, o da sempati deyiniz, telepati deyiniz, manyetizm deyiniz, elhasıl ne derseniz deyiniz, mutaasıb olduğu halde beni severdi. Bir gün ak gözlerini Akdeniz’in ufuklarına doğru devirerek dedi ki;

_ Riza, sen kendini burada sahipsiz mi zan ediyorsun. Senin ve cümlemizin bir sahibi var. Kara Kartal (ve eliyle Afrika’nın menatık meçhulesini işaret ediyordu) orada, karlı dağların üstünde oturuyor. Sana bakıyor, gün gelir, o kartal dağından iner.

O zaman bir belagati (kusursuz söz söyleme) vahşiyaneyi, bir hikmeti müphemiyeti haiz olan bu sözlerin Mahmud ağamızın ağızından çıkmasına teaccüb etmiş, nihayet nihayet “acaba neyi murad ediyor?” demiştim. Onun neyi murad ettiğini Senusilerin (Sidi Muhammed bin Ali es-Senusi), teşkilatı hakkında malumat sahihası (gerçek) olanlar izah edebilirler. Yahut Sudan’da İngilizlerin “The Mad Mallah” deli molla dedikleri mehdinin hakayıkı ahvaline vakıf bulunanlar Mahmud ağanın kara kartalını – müterakkıb (bekliyen) – tanıyabilirler. Bu söylediklerimiz “common place” denilen adi kısmından görünür. Lakin hak ve hakikatten fıtret ve tabiattan kopya edilmiş olduğu için kıymeti hakikiye yi haizdir.

Arz ettiğim Mahmud ağaya – ümmiligiyle – o kadar vukuf verebilen Afrika kıtası bizim ilmimize hiç olmazsa “harfi vahid teşvik” bile söylemez mi? Tekrar cenabı hakka yalvaralım ki; Bizi zulüm ve cuhul sıfatından uzaklaştırsın.

Uzun dertlerimizi ve hakayıkı ihtiva edecek olan şu ikinci makalemize şimdilik Afrika’nın yâd ellerinde olan aksamı münkasımesini (bölünmüş) – nüfusen – ilave ile hatmekeş hicran olalım.

İngiliz tahtı hükümetinde veya himayetinde olan Afrika’yı cenubi nüfusu 40.000.000 mesahayı sathiye 2.479.073 mil İngiliz murabba. Fransızların bekayı esaretinde olanlar 27.099.000 mesahayı sathiye 2.000.630 mil murabba, Portekiz’in eline düşmüş olanlar 4.471.950 mesahayı sathiye 735,304 mil murabba, İspanyanın oyuncağı olanlar ise yarım milyon nüfustur. Almanların 6 milyona yakın nüfusları var. Lakın tebdili uzman ve imkân ile bunları yad ellerde kalmış addetmekte haklı addolunabiliriz. Şu çizdiğimiz kabataslak ve takdim ettiğimiz harita diğer makalemize kadar müteşebbüs ve fedakâr İslamlar için bir maddeyi asliyeyi tefekkür teşkil edebilir. Binaenaleyh haritayı dikkatle nazardan geçirip derin derin düşünmeği karilerimize karşı bir vazifeyi nazife addederiz. – ikinci makalenin sonu –

Ali Rıza Seyfi

0486_0019-67_Page_14-3Afrikayı tanıyalım:  (makalesine müracaat)

0486_0019-67_Page_10-2Âli-şân üç müttefik

Halife-i Müslimin sevgili padişahımız sultan Mahmud han hâmis hazretleri

0486_0019-67_Page_10-3 Almanya imparatoru celâdet-şiâr haşmetli

II. Wilhelm hazretleri

0486_0019-67_Page_10Avusturya ve Macaristan hükümdar muhteremi: haşmetli

Franz Joseph hazretleri

           0486_0019-67_Page_13           Talat bey efendi hazretleri

0486_0019-67_Page_13-2Enver paşa hazretleri

0486_0019-67_Page_13-3Cemal paşa hazretleri

 0486_0019-67_Page_14Almanya harbiye nazırı:  general . . . . . . .

 0486_0019-67_Page_14-2. . . . . kahramanı:  general Herman

TAKVİMİ HARP

*****

-Eylül-

     15 – Her tarafta harp şiddetle devam ediyor.  Almanlar Kopenya Ninin havaleyi şimaliyesin den itibaren Varan – Konsanova’ya kadar imtidad eden hattı işgal ederek düşman ordularını pek müşkül bir mevkide bıraktılar.   Galiçya’da Avusturyalılar Ruslardan on bin esir ve yirmi top aldılar.  Şarki Prusya’da dahi harekâtı harbiye başlamıştır. 

     16 – General Samsanov tahtı idaresinde bulunan Rus askeri şarki Prusya’da pek şiddetli bir mağlubiyete giriftar olarak geri çekildi.  Fransa’nın şimalinde Alman ve İngiliz askerleri arasında şiddetli müsademat vuku buldu.  İngilizler bu müsadematda muvaffakiyet ihraz etmiş olduklarını ilan ettiler ise de bilahare valfe telgraf ajansı bunu tekzib ederek Almanların İngilizlerden beş top ve bin esir aldıklarını meydana çıkardı.  Belçika matbuat idaresi safahatı harbiye hakkında uzun bir beyanname neşir etti.

     17 – Galiçya’da Ruslar ile Almanlar arasında pek müthiş ve hunin muharebeler devam ediyor.  Avusturya ordusu ehemmiyetsiz zayiata duçar olarak geri çekilmeğe mecbur olmuştur.  Deveran eden şayialara göre Alman askerinin bir kısmı şarki Prusya’dan geriye sevk edilmiştir.   Lord Horatio Herbert Kitchener lortlar kamarasında sahneyi harpte cereyan eden vakaya dair arz ve amik tafsilat ve izahat vermiştir.  İngiltere’nin cenubi Afrika’dan sevk etmiş olduğu askerin ve bir kısmı Marsilya’ya vasıl olmuştur.  Cenubi Afrika’da Alman ve İngilizler arasında müsademe.

     18 – İngiltere parlamentosu muvakkaten tatili içtima etmiştir.  Aza “Allah İngiltere kralını muhafaza etsin” duasıyla milli şarkıyı söylemişlerdir.  Kral V. George irad ettiği nutkuna şu sözler ile hitam vermiştir.  “Biz âli ve ulvi bir maksat için harp edeceğiz, o maksadımız husule vasıl olmayınca silahlarımızı terk etmeyeceğiz”.  İngiltere başvekili Herbert Henry Asquilth Edinburgh’ta siyasi uzun bir nutuk irad etti.  Alman veliahdının tahtı kumandasında bulunan ordu Fransa’da ileriye doğru harekete başlamış.  Müttefik orduları Loren’den geri çekilmiştir. 

     19 – Mr. Lloyd George Londra’da akdedilen mitingde bir nutuk irad ederek Almanya’nın pek kuvvetli bir düşman olduğunu ve o satvetengiz kuvvete galebe çalmak için pek büyük fedakârlıklara ihtiyar etmek lazım geldiğini beyan ve itiraf etmiştir.  Yeni Pazar civarında Sırp ve Karadağ askeri ricat etmiştir.  İngiltere hükümeti Yavuz ve Midilli zırhlılarının Messina’dan ne suretle firara muvaffak olduklarına dair izahat almak için Amiral Berkeley Milne Londra’ya davet etmişti.

     20 – Almanlar Reims’i şiddetle bombardımana başlamışlardır.  Amerika hükümeti akti sulh için bir teşebbüs icra etmiş ise de bütün muharib devletler sureti katiye de kabul etmediler.  Zengibar limanında (Tanzanya) bulunan “Pickseas” namlı İngiliz sefineyi Harbiye’si Almanya’nın “light cruiser SMS Königsberg” zırhlısı tarafından tahrip edilmiş mürettebatından elli ikisi mecruh ve yirmi beşi maktul düşmüştür.  İngiltere bahriye nezareti Alman Emden kruvazörünün Eylülün 4.ncü günü Bengal körfezinde altı İngiliz vapurunu gark etmiş olduğunu beyan ediyor.

     21 – İngiliz kuvâ-yı askeriyesi kumandanı Mareşal John Denton Pinkstone French neşir ettiği beyannamede İngilizlerin mağlubiyetini açıktan açığa itiraf ediyor.  Fransa’da müthiş muharebat devam ediyor, Fransa hükümeti Almanların Reims klişesini bombardıman ettiklerini beyanla bitaraf hükümetlere protesto etmiş ise de Almanlar bunu sureti katiye de tekzib eylememişlerdir.  Şarki Prusya’da Almanlar Ruslardan 30000 esir yirmi beş top ve elli mitralyöz alarak Rusları perişan bir halde geri püskürtmüşlerdir.  İngiltere bahriye nazırı Mr.Winston Churchill Liverpool’da irad etmiş olduğu bir nutukta “Alman donanmasının açık denizde harp etmek için ihtifagahından (saklanılan yer) çıkmadığı takdirde kapana düşmüş fareler gibi dışarı çekileceğini” beyan etmiştir.  Fakat o zamandan beri denizlerde hiç görünmemiştir. 

     22 – Mr. Churchill’in beyanatı küstahanesine cevap olarak Alman U-9 tahtelbahri şimal denizinde İngiltere’nin “Cressy-class silahlandırılmış (HMS Aboukir, HMS Hogue ve HMS Cressy) zırhlılarına hücum ederek on üç dakika zarfında her üçünü de gark etmiştir.

     General Botha cenubi Afrika’daki Alman kuvâ-yı askeriyesinin kumandanlığını deruhte eylemiştir.  Un sahilinde hunin muharebat devam ediyor, Alman sevkulceyş (strateji) noktayı nazarından haizi ehemmiyet olan bazı muvaki işgalden sonra taarruz hareketlerine hitam verdiler.  İngiltere hükümeti Gal gönüllülerinden mürekkeb yeni bir ordu teşkil etmiştir.  Emden kruvazörü Hindistan’da Madras limanını on beş dakika kadar bombardıman etmiştir.  Sahildeki depolar kâmilen harap olmuştur.  Şarki Prusya’da bir büyük meydan muharebesine intizar olundu.

     23 – bir Alman zeplini Duesseldorf üzerinde istikşaf icra etmiş, İngilizleri korkutmuştur.  Bir İngiliz tayyare filosu zeplini takip ederek aralarında bir havayi müsademe vuku bulmuştur.  İngiliz tayyarelerinden ikisi sükût etmiştir.  Uvaz sahilinde Alman ve Fransız orduları arasında hunin bir muharebe başlamıştır.

     24 – İngiltere harbiye nezareti neşir ettiği beyannamede müttefik ordularının hemen muhasara tehlikesine maruz kaldıklarını itiraf ediyor.  Birçok nikatda Almanlar ilerlemişlerdir.  Bir Alman zeplini Oostende üzerinde tayerân ederek üç bomba atmıştır.  Japonlar Tsingtao’ya hücum ve bir İngiliz müfrezeyi askeriyesi Japonların harekâtına iştirak etmek için Lushan’dan hareket etmiştir.

     25 – Fransa’da Alman sağ cenahı ile Fransız kuvvetleri arasında pek şiddetli bir harp başlamış Almanlar yavaş yavaş ilerlemiştir.  Alman ağır toplarından müthiş tahribatı mucip olduğunu Fransızlar itiraf ediyor.  Yeni Gine’de İngilizler Kayser Wilhelms merkezini işgal ve imparator Wilhelm şark sahneyi harbine azimet etmiştir.

     26 – Aisne River civarında Alman sağ cenahı ile Fransız kuvâ-yı askeriyesi arasında dünden beri muharebe kemali şiddetle devam ediyor, Almanlar bazı mevkileri işgal etmişler ise de muharebe henüz kati bir neticeye iktiran (yakınlaşma) etmemiştir.  Galiçya’da Ruslar Krakow’a doğru giden Timur yolu üzerinde ahz-ü mevki etmişlerdir.  İngiltere hükümeti vesaik ve muhaberat diplomasiyeyi havi mai bir kitap neşir etmiştir.  Şark sahneyi harbinde Almanlar yeniden mühim mevkiler işgal ve Rusları tard etmişlerdir.

     Galiçya’da bir müddetten beri tedafii (savunma) bir vaziyette bulunan Avusturya orduları kuvâ-yı cedidenin muvasalatından sonra tekrar taarruza başlamışlardır.  General Hindenburg Avusturya ve Alman ordularının umumi kumandanlığını deruhte etmiştir.  Moskoflar bundan korkarak kuvâ-yı imdadiye talep ediyorlar.

     27 – Aisne River’da harp henüz hiçbir neticeye iktiran etmeksizin kemali şiddetle devam ediyor.  Bazı noktalarda Almanlar süngü hücumlarına başlamışlar ve şimdiye kadar Fransızlardan ve İngilizlerden on iki bin kişi telef olmuştur.  Cenubi Afrika’dan keşide edilen telgraf nameler Alman ve İngilizler kuvvetleri arasında yeniden ehemmiyetsiz müsademelerin zuhurunu mu’lindir (bildiren).  Almanlar Lehistan’ın sevkülceyş noktayı nazarından haizi ehemmiyet birçok mevkiini işgal ettikten sonra Warszawa (Varşova) istikametine doğru ilerliyorlar.

     Eylül 28 – Aisne River civarında dört gün evvel başlayan muharebe elan kemali şiddetle devam etmektedir.  Müttefik ordular Alman sağ cenahını yarmak için son derece sarfı mesai etmişler ise de muvaffak olamamışlardır.  İngilizler birçok maktul ve mühimmat bırakarak geri çekilmeğe mecbur olmuşlardır.  İngiltere kralı Salisbury Plain’de İngiliz kuvâ-yı cedidesini gözden geçirmiş.  Japonlar Tsingtao’da.   Alman ordusu yeniden bazı mevkii işgal ederek Warszawa istikametine doğru kemali muvaffakiyetle ilerliyor.  Galiçya’da dahi harp devam ediyor.  Avusturyalılar tekrar taarruzu harekâta başladılar.

     29 – Rusya harbiye nazırı neşir etmiş olduğu resmi bir beyannamede Alman ordularının Lehistan’da Ableri’ye doğru hareket ettiklerini ve Rusların geri çekildiklerini açıktan açığa itiraf ediyor.  Argon ve Muj civarında Fransızlar bazı muvaffakiyet elde etmişlerdir.  Almanlar Anvers’in ilk hattı müdafaasına şiddetle bombardımana başladılar.  Sıplar Semlin şehrini işgal ettiklerini beyan ettiler.  Alman Emden zırhlısı yeniden dört tüccar vapuru ile bir kömür vapuru gark etmiştir.  İngiltere’de heyecan, matbuatı İngiltere bahriye nezaretini zaaf ve ataletle itham ediyor.

     30 – Her tarafta muharebeyi kemali şiddetle devam ediyor.  İngiltere hükümeti yeniden bir ordu teşkil etmiştir.  Cenubi Afrika’dan varit olan haberlere göre Alman ve İngiliz kuvvetleri arasında müsademe devam etmektedir.  Şarki sahneyi harbinde Almanlar aynı sürat ve faaliyetle ilerliyorlar.  Otuz bin Hint askeri Marsilya limanına muvasalat ettiler.  Galiçya’da Avusturyalılar Ruslardan bin esir ve on sekiz mitralyöz almışlardır.

DONANMA

İlave kısmı

Zübde-i vekayi

(vakaların özeti)

SON HAFTA

     Siyaset ilmi bu gün düşüncelerin, entrikaların değil ancak vakayı hâkim olduğunu idrak etmeyen hiç kimse kalmadı.

     Donanmamızın geçen hafta Karadeniz’de düşmanı kadime indirdiği darbatı (darbeler) intikam ve teeddüb (utanç);  Zaman zaman Romanya afakı siyasiyesin de pek ziyade kararan bulutları yırtmış ve onları bir daha böyle kesif bir halde toplanamayacak derecede parçalamış idi.

     Balkan siyasetini göz önünden ayırmayanlar Romanya’da görülen inkişafın Bulgaristan’ın atiyyen ittihaz edeceği harekât için efkâra ne kadar bahşı vuzuh ettiğini görmekle bu felakette de şıbh-i cezirenin (yarımada) mesalemeti namına izharı memnuniyetten çekinmemişler idi.

     Galebesiyle medeniyeti insaniyeyi tehdit eden şimal vahşileri tıpkı kuvveyi beriyyesi (halk kuvveti) gibi ancak kemiyyeten bir mevcudiyet gösteren donanmasıyla Romanya ve Bulgaristan sahilini artık tehdit edemeyecek bir hale getirilmiş;  Rus limanlarında hapis edilmiş idi.

     24 Teşrinievvelde her türlü esbabı müdafaadan ari birer ticaret limanı olan Zonguldak, Kozlu’nun Rus donanmasının bakiyeyi el şerifi veya mahpusundan firar eden bir kaçı tarafından bombardıman edildiğini haber aldık.  Hamd olsun iki saat müddet devam eden bu bombardıman zarfında limanlarımızın duçar olduğu hasar mucibi kayd olacak bir dereceden pek dûndur.

     Bu vakadan iki üç gün evvel İngiliz donanmasının Çanakkale boğazına tecavüz ile Rusların Karadeniz’de icrasına teşebbüs ettikleri bu hareket;  hiç şüphe yok, donanmamızın Karadeniz’de icra ettiği hücuma karşı hazırlanmış, mukabil bir hücumdan başka bir şey değildir.  İtilaf meselesi şüphesiz yapmış olduğu bu hücum mütekabiller ile bizden ziyade Romanya’yı tehdit ederek kendi siyasetinin emeli için uğraşıyor.

     Çanakkale hücumunu avn (yardım) hakkıyla on dakika zarfında İngiliz gemilerini mecbur ricat edecek şanlı bir müdafaa ile def ettik.  Ve boğaz terakkiyatı ahirenin en son vesaiti müdafaa ve tahribesiyle mesdûd (kapalı) oldukça tekrar edecek hücumları da def’e kudretyab olacağımızdan eminiz.

     Karadeniz’deki hayvanat ve haşiye sürüsünün de ne vakit ve ne suretle avlanacağını bilmiyor isek de bu gün, yarın hükümetin bir tebliğ resmiyesi ile neticeyi mensudeden haberdar edileceğimize dair büyük bir imanı metin ve halis bir itikadımız vardır.

     Karadeniz’de tarafımızdan vurulacak ikinci darbeyi tenkil (ortadan kaldırma) Romanya siyasetini büsbütün tavzih (açıklama) ve Romanları Karpat eteklerinde otlayan hayvan sürülerinin oralardan tardı için Avusturyalılar ile teşriki mesaiye teşvik edecektir. 

     Tarih bizi nasıl Rusların makhur (gazaba uğramış) hıyaneti olarak kayıt etmiş ise Romenleri de o kadar mecruh insaniyeti olarak yazmağı unutmamıştır.  Hatta o derecede ki Basarabya ahalisini görenler daha ölmemişler, bu babdaki elem ve meraret (acılık) iğfali henüz tarih sahifelerine gömmemişlerdir.  Fikirler Romanya’da akıl ve basiret mevcut olduğuna hüküm ettikçe bu memleketin ümit ettiğimiz tarzı hareketinden başkasını ihtiyar edeceğine havsalayı idrakımız müsaade etmiyor.  Mamafih bütün tahminlerin doğru ve yanlış sahneyi faaliyette inikası için karilerimizin pek çok intizarda kalmayacaklarını şimdiden haber veririz.  Çünkü mukabil her iki taraftan pek kuvvetli çekilmekte olan ipin kopacağı zaman gelmiştir.  Gerginliğin daha ziyade temadisine zaman müsaade etmiyor.  İngilizler bu hafta zarfında iki defa Akabeye asker çıkarmak teşebbüsünde bulundular.  İkisinde de birkaç zayiat verir, vermez tekrar gemilerine avdet ettiler.  İ’tilâf-ı müsellese (üçlü itilaf) devletleri pek açık olan Bahri Sefid, Bahri Ahmer, sahilimizi bu hareketleriyle tehdid etmek istedikçe insan kendisini adeta gülmekten alamıyor.  Bir defa neticeyi katiyeyi ihzar edecek olan garip sahneyi harbine atıfı nazar ediyoruz.  Müttefikin ordusu ile Alman kuvâ-yı tahriziyesinin hemen hemen mütevazin (uyumlu) olduğunu görüyoruz.  Sahilimize çıkarılacak İngiliz ve Fransız askerlerinin Fransa’ya gönderilip de oradaki muvâzenetin (denge) kendi lehlerine tebdil ve tagyir edilmesini müttefikin ne için arzu etmiyorlar?

     İ’tilâf müsellese devletlerinin sahilimize çıkaracaklarını söylemekle bizi tehdit edenleri bu askerler sahneyi harpte ibrazı faaliyet edecek kadar talim ve terbiyeyi askeriye görmüş efrad iseler ne için Fransa’daki arkadaşları ile beraber el ele verip Almanları geldikleri yere göndermek için oralara sevk edilmiyorlar?  Bunlar eğer oralarda harp edemeyecek kadar mahrumu talim ve terbiye iseler sahilimize çıkarmaktan ne fayda hâsıl olur?  Akabe önünde yapılan fakat ikidir bir neticeyi makuse (uğursuz) veren tecrübelerin Beyrut, İskenderun ve İzmir önlerinde tekrarından ne çıkar?  Muhafazayı mevcudiyet gayesiyle hemen umumiyetle sakineyi dünyanın bir biri ile boğazlaştığı bu sırada İ’tilaf müsellese siyaseti hala blöfler ile mi iş görmek istiyor. 

     Bizim bu güne kadar kavlen (sözle) yapılan tehditlerin, bugün fiile  iktiranından (atışma) duçar hiras (korku) olacak kadar imanımız zayıf değildir.  Biz her ihtimali göz önüne getirerek meydanı kâr –zar’a (cenk) atıldık.  Biz ya namuslu bir hayat veya şerefli bir mematın teşnesiyiz (susuz).  Bu iki gayei emelden birini kayıp etsen diğerinin ihtimali ziyaı yoktur.  Netice namus ile şeref ile tev’em (benzer) oldukça galibiyet ile mağlubiyetin bizce tesiri birdir.

     Biz bitaraf kalmalı idik diyenlere cevap olarak diyoruz ki;  hariç az imkân olmakla beraber farz ettiğiniz veçhe ile neticeyi harpte biz tamamıyla bi taraf kalmış ola idik her halde iki ihtimal karşısında bulunacak idik.  Birisi Almanların galebesi.  Bu halde etrafında bizi hiç düşünmeyecekler.  İstedikleri gibi galibane akd-i sulh edecekler ve biz pek açık söyleyelim o şerait dâhilinde pek büyüyen Alman anasırına karşı hiçbir şey demiyerek adeta acz-i resaket her dediklerine razı olacak idik.

     İkinci ihtimal olan Rusların galebesine gelince.  Bu pek müthiş bir şey olacak idi.  Bu adeta vahşetin medeniyete galebesi demek idi.  Ve bu galip vahşiler bizi istedikleri gibi yutacaklar boğazlara vaz’ hâkimiyet edecekler ve bizim mevcudiyetimizi kâmilen ortadan kaldıracaklar idi.  Biz biri medenilere, diğeri vahşilere olarak her iki ihtimal dâhilinde de esir olarak kaldıkça âlemi İslam’a dönüp bakacak hiçbir yüzümüz olmayacak idi.

     Fakat şimdi öyle mi?  Muhafazayı namusu İslam ile meşgul olduğumuzu gösterdik.  Arkamız sıra sürüklediğimiz dört yüz milyon İslam ile büyük bir kitleyi muhibe olarak âlemi cidale (mücadele) atıldık.  Bu vaz’ muhibemiz ile harbi umuminin en büyük nazımı biz olduk.  Düşmanı müşterekin yevmi kahrında kimseye boyun eğmeden hisseyi iğtinamızı alabiliriz.  Maazallah mağlup olursak, acz ile zillet ile değil, şan ve şerefle, namus ve iffetle mahvolur gideriz.  Bu mağlubiyet, kos koca âlemi İslamiyet’in sükûtu demek olur.  Müslümanız, iman ve itikadımız var, şeriat garayı  (müstahak) İslamiye kıyamete kadar bakidir.  Hâlbuki bu sefer mağlup olur isek hasımlarımız şeriatımızı da ortadan kaldırmağa çalışacaklardır.  Bunun ufak bir mikyasını Rumeli’nde gördük.  Cebren tebdili mezhep ettirilen biçare Müslümanların feryadı canhıraşı daha kulaklarımızdan gitmedi.  O halde mağlubiyetimiz maazallah teali (yükselme) pek müthiş olacaktır.  Adeta semadan bir seyyarenin arza sükûtu gibi havlinin bir taraka ile sükût edip gidivereceğiz.  Bu bir kıyamet.  Allah azim el şanın kuranı keriminde işaret buyurduğu kıyamet olacaktır ki dünyadan eser kalmayacak demektir.  Fakat biz vazifemizi ifa ettiğimize emin olursak Allahlımıza namus ile açılmış bir aleyn, fahr (övünç) ile kabarmış bir göğüsle kavuşacağız.  Cenabı hak, kıyametin idrakını asrımıza mukadder kılmamış ise galibamız katidir.  Buna emin olalım.  Çünkü asırlardan beri bu günkü gibi âlemi İslam el ele uzatarak meydanı cihada atılmış değildir.  Âlemi İslam’ın seyf (kılıç) meslul (veremli) celadeti olan Türklerde hiçbir vakit bu günkü şeraiti müsaade ile harp etmemişlerdirl.  O halde neticeden emin olarak cihadı takdis, gayretullaha dokunan feryadı Müslim’ini der hatır edelim.  Kalbimiz düşmanlarımıza karşı, kin ile garazla dolsun.  Hissi intikam ile çarpan yüreğimiz, fart (aşırı) heyecandan ağlayan gözlerimiz ile secdeyi tazime kapanıp Allahlımıza yalvaralım.  Hakanımıza dua edelim.  Dinsiz ordu istemem diyen başbuğumuzun etrafına bir kitleyi iman olarak toplanalım.  Ya galip geleceğiz ya kıyamet kopacak diyelim.  İş sözümüzün tercümanı olsun.  Alkışlar, gevezelikler artık bu millette unutulsun.  Nümayiş yerine hakikat, dalkavukluk yerine hakiki bir azâit (dehşetli) kaim olsun.  Artık sahte izzeti nefisler ayakaltına alınsın onun yerine hakiki bir vakar, sadık vakarlı bir tahammül kalsın.  Büyük küçük hiçbir Osmanlı omuzunda taşıdığı vatan yükünün altından kaçmağı hatırına getirmesin.  Vazife güç olmakla beraber mukaddes, netice geç olmakla beraber mesuttur.

.  .  . 

 0486_0019-67_Page_17-2 Moskof sefiri:  Kirs                      Gidenler         Fransa sefiri: M. Bompard

0486_0019-67_Page_07Taklitçiliğin cezası – Almanya tahtelbahirlerini taklit etmek isterken batan İngiliz E – 3 tahtelbahri

(cenabı hak adedini teksir (çoğalma) etsin)

ULU NESLİMİZ

     Ey Türk! Sen Altay’ın yüce tepelerinden bir avuç aşiret olarak çıkmış, dağları, dereleri, tepeleri aşarak önüne çıkan her mâniayı yıkmış, tesadüf ettiğin akvamı kendine has bir temsili adalet ile kıblene ilhak ederek büyümüş ve büyüdükçe memzûc (karışık) adil ve rafet celâdetlerin (yiğitlik) önünde nice hakanlara boyun eğdirmiş bir kavimsin.

     Senin tarihinin üç asır evveline gelinceye kadar Avrupa’nın  aludet los  (karışık)  olan şimdiki medeniyetinden başka, ondan bütün manasıyla ayrı bir medeniyet içinde yaşadığını; kavgalarında onlar köküne hiç benzemeyen celâdetler, kahramanlıklar gösterdiğini kaydediyor.

     Sen kahramanlıkla medeniyeti o derece mizaç etmiş idin ki şanlı hakanın Fatih İstanbul’u fetih ettiği vakit Bizans’ın o zelil mahlûklarına karşı hak galibiyetinden istifade etmeyerek hiçbir galibin mağlubuna vermediği imtiyazları veriyor ve onları adeta hiçbir şey kayıp etmemişler gibi merfu (yükseltilmiş) ve mesud yaşayabilecek bir hale getiriyor idi. Seni bu lütfunun, bu efalinin nasıl küfran ile karşılandığını gördük. Sefirlerin hakanlarının ayaklarına kapanarak kazandıkları imtiyazlar mürur zaman ile “kapitülasyon” denilen bir zinciri esaret olarak boynuna dolanıyor. Sen bütün bu haksızlıklara karşı asabiyetle kıvranıyor fakat vaktiyle hiç kimseye eğmediğin boynundan dolaşarak kollarını bağlayan bu zincirler seni o kadar sıkı, o kadar zalimcesine sıkıyor idi ki hiçbir şey yapamıyor, yalnız için için ağlıyordun. Senin bu vaz’i hazinini gören Avrupa sana acıyacak yerde gülüyor ve sen bu bekalar, bu elemler, bu iniltiler arasında kıvrandıkça o; lâşe hevân karga gibi etrafını bekliyor. Senin zulüm ile istibdat ile bağlanan gözlerin feraş ihtizarında bile istimdat edecek mahalli göremiyor ve adeta koskoca bir âlem İslam’ın vücudundan bile bihaber bulunuyorduk. Haberdar olanların kimisi bir suret ile iskat, iskat (razı edilmiş) edilemeyenler de Marmara’nın a’mâkında (derinliklerinde) ihnak (boğma) ediliyordu.

     Zaten imtiyazatı ecnebiye ile bağlı bulunan kollarının üzerine örülen bu zincir esareti son dem hayatın addedilen bir zamanda hüda pesend (Allah’ın beğendiği) bir kıyâmın ile parçaladık, kırdık ve o zalim hilekâr Avrupa’da senden hiç beklemediği bu celâdet karşısında bir müddet hayretler içinde lâkayt kaldı. Sen onların bu dem gafletinden pek güzel istifade edebilirdin. Çe kaidene arana nifak girdi. Sandalye kavgası gibi hissiz bir endişe ile başlayan bu kanun fesadı Avrupa sarfından çekinmediği nakit ile körükledikçe körükledi. Sen biribirinle uğraşmadan yine âlemi İslam’a el uzatacak vakit bulamadın. İşte Avrupa’nın da istediği bu idi…

     Balkanlıları üzerimize tasallut ettiler. Onlara silah, asker, her şey göndererek yardım ettiler. O zaman senin reis kârında bulunanlar yine âlemi İslam’dan isti’aneyi düşünmediler, düşünemediler. Hor ve zelil Rumeli’nden kovulduk. Eğer 10 Kanuni sani inkılâbı olmasa idi Edirne gibi payitahtın kapısını böyle şimdi düşman elinde görecek ve boğazları kapamak ile bu gün cihana gösterdiğin vaz’ metini gösteremeyecek idik. Çünkü Çanakkale boğazı da senin elinde, bu günkü vaziyetin ancak başka manasıyla kalabilecek idi.  Çünkü Marmara sade senin değil idi.

     Bu günde Balkanlılardan pek çok köy düşmanlar ile hali harptesin. Mevcudiyetin o vakitkinden daha tehlikeli. Buna hiç şüphe yok. Fakat şurasını unutma ki bu tehlike senin harbe iştirakınla tevellüd (doğma) etmiyor. Sen ne yapsan, ne işlesen düşmanların galib geldiği takdirde senin bitaraf lığını hiç kale almayarak taksim ediverecekler. Bunu hiç saklamağa lüzum göremeden ilan da ettiler.

     Fakat sen müsterih ol. Vaziyetin geçen balkan muharebesindeki vaziyetinden büsbütün başkadır. Bugün bütün âlemi İslam seninle beraberdir. Suk (çarşı) ve kaiak ihzar ettiği müttefik tabiyelerin de var.. Yalnız harbin müstelzim (lüzum) fedakârı olduğunu unutma! Ecdadının mefaharını yâd et… Hakanını her vakitkinden ziyade bugün sev! Başbuğun ki her zamankinden fazla itaat et!  Din kardeşini kucakla aranızda kalmış ufak, büyük ihtilaf izlerini sil! Yürüğün, arabın, acemin peygamberi birdir. O büyük peygamberin <layevmin abid hatta yahub la hiye ma yahub lanfase>  dediğini unutma! Korkma! korkunun ölüme faydası yoktur diyen atanın sözünü unutma. Böyle yaparsan şan senin, zafer senindir.

     İhtiyar mısın, gençlerin uruk cemiyetini tahrik edecek menakib ile onları teşci et. Hoca mısın?  Âlemi İslam’a koş onları tehlikeyi İslam’dan haberdar et. Kadın mısın harbden korkan kocanın yüzüne bakma! Silahını kuşanmayan evladını evden kov. Küçük çocuklar ki harb, intikam türküleri öğret. Genç misin? çarığını çek serhadde koş … Senin dâhilde ki zulüm, hariçteki kahır ile kurumuş zannettikleri kanın sıcak, uyumuş zannettikleri ruhun zindedir. Üç yüz senelik düşman kadim ki verdiğin birinci darbe senin şanlı atin için bir ati istihlaldir. Bu günkü ağır yükü ancak kavi omuzlar taşır sen onları takdis et. Beş vakit namazında hakanına dua et. İman ve itikadını tersin et. Unutma ki bu gün her vakitten ziyade maneviyata muhtaçsın.

MÜTERCİM: Ayşe Önem Aydoğar

 

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.