DONANMA MECMUASI 71 – 7,Kanunuevvel,1914

DONANMA MECMUASI 71 – 7.Kânunuevvel.1914

ender 71_Page_01-2

    ender 71_Page_02Afganistan Emiri
Sirâc-ül-Millet-ül-Habibullah Han Hazretleri [Halkı kendisine
“Sirâc-ül-Millet ve’ddîn” (Halkın ve Dinin Nuru) adını vermiştir.

*   *   *   *   *   *   *   *   *

Afgan’da münteşir “Sirac-el haber” gazetesinde mütalaa olunduğuna göre, pek çok Bülücistan askeriyle de takviye edilmiş olan Afgan ordusunun Emir Habibullah Han kumandasında olarak tahşid ve tecemmu (toplama) hitam bulmuştur.  Afganlıların tahşidat ve tedarikatı Hindistan’a karşıdır.  İngiltere hükümetinin güya makamı maâli hilafete ve ehli İslam’a karşı hiçbir fikri husumet beslemediğine dair Hindistan’da yüz binlerce nüsha olarak neşir etmiş olduğu beyannameler Afganistan’da istihfaf ile karşılanmış, İngilizlerin maksat ve âmâli hakikiyesine vakıf olan Afganlılar levayı cihat altında toplanmak üzere kemali germi (kızgınlık) ile tedarikat ve istihzarata devam eylemekte bulunmuştur.  “Sirac-el haber” gazetesi Afgan bahadırlarını cihadı ekber’e davet ederek diyor ki:

     <<Ey Müslümanlar!  Artık Hindistan’ın satvet ve şevket sabıkasını iade etmek zamanı hulul eylemiştir.  İslamiyet’in mahvı ve ifnasına (yok etme) teşebbüs etmiş olan bed tıynet ve deni (alçak) düşmanları kahır ve tedmir (yok etme) etmeliyiz.  Zalimleri şiddetle kahr ve tenkil etmeğe hazırlanalım.  Zalimler indî Allah merduddurlar.>>

     Bombay cemaati İslamiyesi, ahiren neşir etmiş olduğu bir beyannamede, muharebeyi hazirede Hindistan ahalisinin büyük zayiata duçar olduğunu söyleyerek vapurlara irkab edilen Hint askerinin nereye sevk olunduğunu sormakta ve artık hesap zamanının hulul ettiğini beyan eylemekte ve bütün bu vapurlar dolusu ehli İslam’ın, Kâ’betullâh’a karşı gönderildiğini ilave eylemektedir.

     Bombay ahaliyi İslamiyesinin bu beyannameyi müheyyici beyn-el-hali büyük bir tesir ve heyecan tevlit eylemiştir.  Hindistan valiyi umumisi heyecan ve tesiri teskin maksadıyla müşaviri has Seyid Emir Âli’yi Londra’dan Hindistan’a davet etmiştir.  Bunun teskini ezhana muvaffak olacağı şüpheli ad olunuyor.>>

(yevmi gazeteler)

 

KÖYLÜ İLE KONUŞMA

Yahu!  Olandan bitenden hiç haberiniz var mı?  Mezik köye kadar havadis (haber)  gelmiyor mu? Kara Moskof’tan hiçbir şey işitmiyormuşsunuz! Malum ya: Benim sizinle ahbaplığım eskidir.  Sizi pek çok severim, onun için kimse size havadis vermediyse ben vereyim:

Dünyada çok iyi şeyler oluyor.  Kara Moskof dayak yiyor.  Domuz sürüsü gibi ezilip duruyor. Büyük ahbabımız Almanya’nın (Hindenberg) isminde bir paşası var.  Moskof’u nereye sıkıştırsa orada dayak atıyor.  Onbin, yirmi bin hatta elli bin esir alıyor.  Topların, mitralyözlerin yüzlercesini ele geçiriyor.  Son defa da öyle oldu.  Moskof iyi bir dayak yedi.

Öteki dostumuz Avusturya’da bir taraftan Kara Moskof’a dayanıyor, öbür taraftan Sırbistan’ı bitirdi.  Dünya yüzünden Sırbiyye hükümeti kalkıyor.  Ha, bak unuttum. İngilizlerin bir zırhlısı daha battı.  Görüyorum ellerini açtın:

-Hepsini birer, birer… Diye Cenabı Hakka dua ediyorsun.

Senin kalbin temiz, imanın kuvvetlidir.  (Dünyayı ben yarattım ) diyecek, Allah’a şirk koşacak kadar kendine güvenen İngiltere’nin donanması kapandaki fare gibi sinmiş duruyor.

Ya biz…

Ha.  Allah cümle askerimizden razı olsun.  Karada, denizde ne kadar çalışan varsa sağ kalanlarını iki cihanda aziz etsin.  Şehit olanlarına didarını (yüz- çehre ) nasip buyursun.

Cümlemizi şefaatlerinden mahrum etmesin.  Yüzümüz bu sefer ağardı. İki kol üzerinden Kafkasya’ya doğru yürüyoruz.  Öbür taraftan, bugün yarın kahpe İngiliz Süveyş önünde, Allah’ın inayetiyle büyük bir dayak yiyecek.  Zaten şeyh Sünusi hazretleri. Bütün müritlerini toplamış. Mısır üzerine geliyor.  Afgan emiri Habibah Han hazretleri (Bismillah ) deyip Hindistan üzerine yürümeye başladı.

Hey gidi ağalar!

Bayram yaklaşıyor. Sevinç günleri yaklaşıyor. Müslümanın yüzü gülecek. Müslümanların artık yüzü ak, boynu yukarda yürüyecek!  Hiçbir zalim, Müslümanın hakkını alamayacak! Sen bu ferahlı günlere bizleri kavuştur Allah’ım.

DONANMA

MÜTERCİM:  YONCA AKSÜT GEZER

 

ender 71_Page_06

Ser muzafferiyet:  bir on dört diğeri on beş yaşında iki Alman gönüllüsü

ALMANYA’DA VATANPERVERLİK

 

Almanya’da vatanperverlik hissiyatının şiddet ve hararetini arttırmak için ne yapılır? – Gazeteler, gazetelerin hizmeti – vatanperverane şarkılar hikâyeler piyesler. – Alman şairleri ne diyor?– Çocuklar nasıl yetiştiriliyor. – Askeri müzesi.- İhtiyar zabitin sözleri. – Almanların desti emeli ne? – Daima hazır….

Almanya’da milli liberal fırkasına mensup gazeteler Fransızlara, bu irsi düşmanlarına karşı şiddetli bir lisanı istimal etmek için en küçük bir hadiseden istifade ederler, hiçbir fırsatı kaçırmazlar. Bu gazeteler, vatanperverliğin şiddet ve hararetini arttırmağa son derece çalışırlar. Bu hususta, resmi ve gayri resmi muavenetlere (yardımlara), teshilatı lazımeye (gerekli kolaylığa) nail olurlar.

Almanların Fransızlara karşı pek büyük bir kin ve adavetleri (düşmanlık) vardır. Gerçi Almanya’da ikamet eden, Ticaretle meşgul olan Fransızlara karşı bunu göstermemeye çalışırlar ve kalplerinin en derin köşelerinde saklarlarsa da Leipzig gibi Sedan gibi meşhur muharebelerin seneyi devriyeleri münasebetiyle icra olunan şenliklerde nutuklarla, şarkılarla alenen izhar etmekten çekinmezler.

Çocuklara mektep kitapları, ahaliye de ‘ vatanperverane piyesler’, ‘vatanperverane hikâyeler’ ‘vatanperverane şarkılar’ la Almanya’nın şevket ve azametini, kuvvet kudretini, Almanların diğer milletlere tefevvuk (üstünlük) ve takaddümünü (öne geçme) anlatırlar. Bunu muhafaza için de çalışmak, son derece çalışmak lazım geldiği fikrini zihinlerine yerleştirirler.

Bu hususta Alman şairlerinin hizmeti gayri kabili inkârdır. Prusyalı bir şair 1870 muharebesini müteakip sulh akt olunca şu zeminde bir şiir inşad (Şiiri kaidesine uygun ahenk ile okuma.) etmiştir.

‘ Dualarımız inşallah makbul oldu. Ordularımız galip geldi. Harp meydanları meydanı zafere döndü. Muhariplerimiz ganaimle şan ve şerefle avdet ediyorlar….’ Kibil nam şair de ‘ Onları (Fransızları), bu mağrur mahlûkları, yere diz çöküp istifai kusur ettiklerini görmedikçe affetmemelidir.’ diyor.  Kibilin 1864 de neşrettiği bir mecmuayı işade ki şu sözlerde şayanı dikkattir.

‘ Bir hastalığa tutulup çürüyerek, tefessüh ederek (anlaşılması kolay olmak) ölmekten ise meydanı harpte düşmanla çarpışıp bir kaçını geberttikten sonra şanlı, şerefli ölmeyi tercih ederim. ‘

‘Kılınçlar’ın kından çıktığı, kurşunların yağdığı, topların gürlediği gün hayatımın en mesut günü olacaktır.’

‘ Beyhude münakaşaya ne lüzum var.

Niçin boş yere vakit kaybetmeli….

Meydanı harbe atılmaktan, düşmanın memleketini çiğnemekten bizi  men eden kim…. Zelil ve hakir yaşamaktan ölmek, fakat öldürüp sonra ölmek daha iyi değil mi?….

‘ Harp…Harp bizi harbe sevk ediniz. Kemiklerimizin iliklerini kurutan bu münakaşalara nihayet verecek diplomatlarımızın kalemleri değil. Askerlerimizin keskin kılıçlarıdır. Almanya hastadır.  Damarlarından bir parça kan aldırınız ki kurtulsun, kesbi  afiyet etsin….’

Mektep çocukları için (Bavyera muallimin cemiyeti) tarafından neşir olunmuş bir mecmuayı işarda otuz kadar vatanperverane şiirler vardır ki baştanbaşa Fransızların aleyhindedir. Askerin sabah şarkısı..

‘ Haydi, arkadaşlar…..artık uykudan kalkınız. Kılıçları kuşanıp talim etmenin zamanıdır. Talim ediniz.

‘ şevk ve muzafferiyeti,

Meydanı muharebede ölmenin de bir şeref olduğunu asla hatırdan çıkarmayınız.

‘ Cenabı hak , çalışanlara daima muavenet eder. Onları muhafaza eyler. Ondan istirham ediniz ki sizi harbe sevk etsin…Size zevk ve süruru muzafferiyeti hissettirsin…’

Redeutsch isminde bir şair de ‘Yeni İmparatorluk’ serlevhalı mecmuayı işarına şu suretle başlar…

‘ Onlara (Fransızlara) denizin sahile hücumu hücum ediniz. Onları kahrediniz. Arzı kanlarıyla kızıl bir renge boyayınız. Laşelerini kargalara balıklara atınız. Ren Nehri’nin önüne cesetleriyle bir set çekiniz. Kurtlar gibi boğarak öldürünüz. Tarihin niçin bu kadar zalimane hareket ettiniz, diye tenkit etmesinden korkmayınız. Yalnız mevcudiyetinizi, ailenizi, çocuklarınızı, şan ve şerefinizi muhafaza için öldürmekten başka çare olmadığını düşününüz….

‘ Öldürünüz, mümkün olduğu kadar çok öldürmeğe gayret ediniz. Öldürünüz,   öldürünüz, daima öldürünüz…..’

Mektep çocuklarına, tatil zamanlarında (Berlin askeri müzesi) ziyaret ettirilir ve müzede bulunan ihtiyar bir zabit tarafından kendilerine şu yoldan bir ders verilir.

‘ Fransızlar bize eskiden beri düşmandırlar. Bunu ispat için yalnız şu son iki asırda otuz defa ilanı harp ettiklerini söylemek kâfidir. Mamafih cenabı hak  bize muavenet etti (yardımlar) onların kibir ve azametlerini  kırdı.

‘ 1870 de ordularımız, ikinci defa, muzafferen Paris’e girdi. Hayvanlarımız Ren nehrinin suyunu içti. Kumandanlarımız da Almanya’nın şerefine, Almanların sıhhatine âlâ  Fransız şaraplarını nuş etti.

‘ Mareşal Mc Mahen, ilk hezimetinde şu iki sancakla 6 mitralyöz, 30 top bıraktı.

‘ Ağustosun ilk günlerinde Voyteri’yi zapt ve şu 16 topu aldık.

‘ Mc Mahen Messon civarındaki ikinci mağlubiyetinde yirmi topla birkaç bin esir bıraktı.

‘ Sedan Kalesinin zaptı bize şu direkleri tezyin eden sancaklarla 400 sahra topu, 70 mitralyöz, 150 muhasara topu kazandırdı. Şu cam kutunun derununda mahfuz anahtarda kalenin anahtarıdır.

‘İşte tevil istihkamatından aldığımız 3000 tüfek, 3000 kılınç, 150 zırh da bunlar. Bu bayrak da muhafaza taburunundur.

‘ Birkaç gün sonra Strazburg 1075 top, 451 zabit, 17000 asker ve sancaklarla, bize teslim oldu.

‘ Svason, Schelistov kaleleri de kapılarını açtı. Silahlarını teslim etti. ..’

Bir diğer salona geçerek…

‘ Bu daire (Mes -Metsch) dairesidir. Metsch’de 175 000 asker, 600 zabit, 3 Mareşal esir ettik. 35 sancak ve bayrak, 541 sahra topu 800 muhasıra topu 66 mitralyöz,  300 000 den fazla tüfek zapt ettik.

‘ Şu tavanda asılı, kılıçlardan ve tabancalardan yapılmış avizede Metsch askeri kulübünden alınmıştır.

‘ Bu silahlar düşman tarafından Avron ovasında terk olunmuş ve askerimiz tarafından toplanmıştır.

‘ İşte Vilersekuzel’de ki  kanlı muharebede aldığımız iki sancak. Bu iki bayrağı da Bozyak ordusunu İsviçre civarında sıkıştırdığımız zaman aldık.

‘ Bu muharebede Fransızlar bize 600 000 tüfeği, 6 000 top terk ettiler. 5 milyar frank tazminatı harbiye verdiler.  Elbette bir gün bunları istirdat etmeyi düşünecekler ve bundan çarelerine tevessül edeceklerdir.

‘ İşte bunun için daima hazır bulunmamız lazım…..

‘ Binaenaleyh, uyumayınız, çalışınız. Her birinizin gözü, tıpkı Ren nehri sahilindeki nöbetçilerin gözleri gibi açık olsun… ‘

F.S.

Mütercim: Ayşe Önem Aydoğar

NE KAZANDIK?

< > <> <>

     Fertler gibi milletler de muhasebeyi ef’âl (fiil) kaydıyla mukayyıdtır.   Bu muhasebenin hukuku idareye, hukuku siyasiyeye ait nukatını burada tahlil edecek değiliz.  Fakat her fert, umuma taalluk eden nukatda muhasebeyi nüfus kabilinden bir muhakemeye tevdii nüfus etmek ihtiyacını duyar ve fert taalluk eden bu ihtiyaç, kudret şümulünü umuma tevsi eder.

     Harp umumiye iştirak ettik.  Almanya ve Avusturya gibi iki şanlı müttefikle beraber zulüm ve vahşete, habâsete (alçaklık), hırsı istilaya karşı duruyoruz.  Hükümet namına gasp eden yedi heyeti şekavet üzerimize saldırıyor.  Âlemi İslam yerinden oynamış.  Cihadı ekber ilan edildi.  Gerek bizim gerek müttefiklerimizin bu güne kadar olan vaziyetleri bi-tarafane, dürbinane tetkik edilecek olursa ahvalin hoşnuduya mucib olmaktan pek çok yüksek bir mevkii zaferde olduğunu anlarız.  Çünkü bir taraftan Fransa’nın istinad ettiği Moskof sürüsü tepelenmekte, bir taraftan Sırbistan sevinip vasati Avrupa Türkiye ile birleşmekte, cenupta Yunanistan itilafı müsellese siyasetinin kurbanı olarak İtalya vazi bi-tarafısında bittabi müttefiklerine dönmekte, Fransa kuvvet madudeyi taarruziyesini çoktan kayıp edip kendi arazisi dâhilinde güç hal ile barına bilmekte, İngiltere’nin o muazzam, muhteşem donanmasından ise bu güne kadar bir fayda görülemediğinden başka zırhlıları birer birer kayıp olup gitmektedir.  Türkiye ise:

     Kuvveyi zindesinin henüz mahvolmaktan pek uzak olduğunu, mahir kumandanlar elinde Türk ordusunun destan mefahirine yeni baştan sahifeler ilave etmekten geri kalmayacağını, Rumeli’nin zıyaıyla, fena ellere, garazkâr kafalara tabi olanların ihanetiyle ve perişanlıkla hitama eren büyük bir harpten bir sene sonra bile yedi düşmanla uğraşabilecek bir minnetin sineyi millette meknuz (hazine) olduğunu ispat etti.

     Latif hakla kazanacağımız bu kadar arazi olmasa yalnız şu minnet, yalnız şu azim ve himmet koca bir kıtanın fethine mukabildir.  Çünkü azmi milli her şeyin fevkindedir.  O azimdir ki, bugün Rusya’nın medarı istinadı olan Karadeniz hâkimiyeti bahriyesini hiçe indirdi.  Devleti âliye, her iki cihette bir mevki faik kazandı.  O azim ve himmetdir ki, bugün yarın o güzel Mısır’a sevgili hilali götürecektir.

     Yine o azim ve hamiyetledir ki kapitülasyonları kaldırmaktan başlayarak bu gün kanımızı emen nice müessesatı ecnebiye yed temlikimize geçiyor.  Burada biraz duracağız.  Diyeceğiz ki, bu faydanın yani başında tümlerine muadil, belki onlara pek çok mütefevvik (üstünlük) bir kaide var;  Farzı mahal olarak harbi umumi bugün duçarı tevakkuf (bekleme) olsa, sulh bile akt edilse bile yalnız o kaide bütün cihana değer.  İstikbal için büyük bir zaman şevkettir.  Bu kaide ise:

      – ittihadı İslam’dır.

     Bu söz;  Vaktiyle bazı devri beynin akıllıyı telaffuzdan bile tevhiş (vahşet) ederdi.  Fakat dün, nasıl var ise bugün aynı hakikattir.  Dün var ise bazıları tevhiş politikasından korkarak inkâr tarikine saparlardı.  Tevhişinden korkulan, İngiltere gibi, Fransa gibi Müslüman düşmanları ise biz ne kadar söylemesek o noktaya hücum eder dururlardı.  Bugün ise ittihadı İslam fiilen vardır.  Cihanı İslam, yerinden oynuyor.  Kıyamı İslam yakındır.  Bu gün sükût edenler, yarın kükreyeceklerdir.  Düne bir nazar edelim.  Bu gün ise;

      – Cihadı ekber

     Tarafı halife-i Müslüm inden ilan olunuyor.  İttihâd-ı İslam, kıyam nabimehl (uygun yerde olmayan) değildir.  Zalim her kim ise, hilafet’e, Kâbe’ye, her kim göz dikmiş ise, Müslümanı hürriyetinden, hayatından, hatta dininden, hatta insanlığından mahrum etmek için kim çalışıyorsa, fiilen, kavlen Müslüman düşmanı kim ise ona karşı kıyamı umumi ümittir.  Farz aynı olan budur.  Bugün farzı mahal olarak harbi umumi şimdiki şerait dâhilinde hitam bulsa da yine biz muzafferiz.  Çünkü ati için Müslümana zulüm ihtimali kalmamıştır.  Ati için Müslüman adil hükümetin sadık tebaası, fakat makamı hilafetin her dem muhafızı fedakârı, hakkının müdafii cesuru olacaktır. 

     Bizce bu gün muhasebeyi efail edilse en büyük kazandığımız budur.  Bu muvaffakıyet yukarıda dediğimiz gibi cihana değer.  Yarın için en büyük zaman şevkettir.  Öyle ise bir daha:

      – Yaşasın ittihadı İslam.

Donanma.

KARADENİZDE

<<<<>>>> 

BİR AYLIK TARİHÇEYİ VUKUATI BAHRİYE

     Karadeniz’e mücavir devletlerarasında, bilhassa Rusya ile devleti Osmaniye beyninde vukua gelen bir muharebede bu denizin hâkimiyetini ele geçirmek meselesi cidden büyük bir ehemmiyete haizdir.  Harbi hazır umumiyenin tevlid ettiği bu günkü vaziyeti harbiye ise bu ehemmiyeti kat kat tezyid etmiştir.  Gerek sevkiyatı askeriye gerek nakliyatı ticariyeyi temin için her iki devletin de Bahri Siyahta tesisi hâkimiyet etmek isteyeceği gayet tabiidir.  Rusya’nın en mümbit ve mahsuldar arazisi ve adeta bir zahire ambarı ıtlakına seza olan Ukranya eyaletleri hep Karadeniz sahilinde olduğu için Rusların ticareten, bu denize pek büyük ihtiyaçları vardır.  Filhakika boğazların bizim elimizde bulunması hasebiyle en mühim bir tariki ticarisi kapanmış demek ise de Bulgaristan ve Romanya ile muvasala mümkündür.   Karadeniz hâkimiyetinin, Ruslar için askerlikçe olan ehemmiyetine gelince:  Her ne kadar Kafkas dar-ül-harekâtına (karargâh) müntehi Rusya’nın bir şimendiferi var ise de, bu gün hemen cümlesi Lehistan ve Galiçya dar-ül-harb’lerine sevk edilmiş olan Rus ordularından Kafkasya kıtaatı askeriyesine kuvveyi muavenet göndermek lazım geldiği takdirde bu kuvvetleri Odesa’dan vapurlara irkâb Batum veya Poti’ye çıkarmak şüphesiz ki Rusya içerilerinde haftalarca devam edecek uzun bir şimendifer seyahati yaptırmak suretiyle göndermekten, daha ucuz, daha kolay ve en mühimi, daha seridir.

     Karadeniz ve hâkimiyeti bahriye Ruslar için olduğu gibi tabii bizim için de son derece haizi ehemmiyettir.  Yavuz ile Midilli’nin donanmamıza ilhak ettiği günden beri Ruslar Osmanlı kuvveyi bahriyesinin tefevvukundan endişe etmeğe ve Japonların kendilerine yaptıkları gibi ani bir darbe ile bu tefevvuku izale etmeği düşünmeye başlamışlardı.  Nihayet, Teşrinievvel Rumi’nin on altıncı günü, donanmamızdan bir kısım sefainin Karadeniz’de talimlerle meşgul bulunmasından istifade etmek istediler. Boğazın ağzını torpilleyip bu suretle iki kısma ayrılan gemilerimizden denizde kalmış olanları yalnızca mağlup etmek, içerdekileri de boğaz dâhiline hapis eylemek fikriyle işe giriştiler.  Fakat düşmanın maksadını keşif etmiş olan Osmanlı donanması Rusların taarruzuna şedit bir mukabelede bulunmak suretiyle, bütün bu hainane planları alt üst etti.  5000 tonluk 12 mil sürati haiz ve 700 torpili hamil Prut namındaki torpil vapuru ile 1250 tonluk 12 mil sürati haiz büyük küçük 10 toplu Tubaniç ve Doneç gambotları Muaveneti Milliye ve Gayret Vataniye namını taşıyan ve donanma cemiyeti tarafından 1326 senesinde Almanya’dan mubayaa edilmiş olan dört kıta torpidobot muhribimizin ikisi tarafından birer torpil darbesiyle gark edildi.  Rus torpido çekerlerinden biri de duçarı hasar olduğu gibi kömür yüklü bir nakliye gemisi zapt edildi.  Bu ilk müsademeyi müteakip Rusya ile devleti Osmaniye arasında ilanı muhasamat edildiğine hüküm eyleyen donanmamız derakap Moskof limanlarını bombardıman ettiler.  Muaveneti Milliye ile Gayret Vataniye Odesa limanını topa tutarak şehirdeki mebanii askeriyeyi ve limandaki beş kıta yüklü sefineyi ticariye ile Rus gönüllü filosundan bir gemiyi tahrip ettiler.  Midilli kruvazörü de Novorossisk limanındaki gaz depoları ile on dört nakliye sefinesini yaktı.

     Yavuz ise refakatinde iki torpidobot muhribi bulunduğu halde Sivastopol önünde gözüktü.  Sahildeki istihkâma üzerine on müthiş 28 likleriyle muharip bir ateş açtı.  Kalenin topları himayesine iltica etmiş olan Rus donanmasının Kuvayı asliyesini dışarı çıkarmak maksadıyla liman dâhilindeki Rus sefain Harbiye’si üzerine de aşırma suretiyle birkaç mermi savurduysa da Ruslar, kendilerini bekleyen akıbeti bildikleri için, denize açılmak zahmetini ihtiyar etmediler.

     Donanmamız bu işleri görürken Moskofların bize yapmak isteyip de muvaffak olamadıkları sabih torpil serpmek ameliyatını da tatbik etmiş, Rus limanlarının ağzına torpiller dökmüştü.

     Bir iki gün sonra Kazbek ve Yalta isminde iki Rus tüccar gemisi bu torpillere çarparak gark oldu.

     Bu limanların bombardımanından mütevellit hasardan maada Ruslar yirmiyi mütecaviz nakliye sefinesi, yani Karadeniz’de mevcut gemilerinin kısmı azamını kayıp etmişlerdi.  Bu sefainin zıyaı Rusları nakliyatı askeriyede bulunabilmek kabiliyetinden mahrum bir hale getirdiği için hakikaten mühim bir zarardı.

     Ebedi düşünmezin pek çok şeyler ümit ettiği bu ilk darbe na-gehanı (ani) pek makûs bir netice hâsıl etmişti.  Osmanlı donanması ikiye ayrılıp mağlup edilemedikten maada, en küçük bir hasar ve zıyaı bile uğramadan Ruslara mühim darbeler ifa etmiş, bilhassa Moskof bahriyelilerinin esasen çürük olan kuvveyi meneviyesini de iyice kırmıştı.

     Rus donanmasına kumanda eden amiral maiyetinde maneviyatını yükseltmek fikriyle birkaç gün sonra Osmanlı sahillerine karşı bir akın icrasını tensip ediyor ve Sivastopol limanı ağzına dökülen sabih torpil hatları arasında bir yol açtırdıktan sonra 15 santimetrelik toplarla mücehhez vesaitte 23 mil süratten Kağıl ve Pamyat Merkudya ismindeki muhafazalı kruvazörlerle müteaddit torpidobot muhriplerinden mürekkep seri bir filoyu, Sivastopol’ün karşısına isabet eden Kozlu ve Zonguldak iskelelerini topa tutmağa memur ediyordu.  Bu Rus filosu 24 Teşrinievvel tarihinde Ereğli kömür madenlerinin ihracat noktaları olan bu iki mevkii ehemmiyetsiz bir surette bombardıman ettikten sonra bir sui tesadüf neticesi olarak o civardan geçen Bizim Âlem, Bahri Ahmer ve Mithat Paşa ismindeki nakliye sefinelerimizi de batırdıktan sonra 28 mil seyir eden Yavuz’la Midilli’nin takibine uğramak korkusuyla derakap üss-ül-harekesine  (karargâh) avdet etmişlerdi.

     Osmanlı donanması Zonguldak bombardımanına mukabele etmeyi unutmadı.  25 Teşrinievvelde sefaini harbiyemiz Kafkasya’nın en mühim ve güzel limanlarından biri olan Poti’yi topa tuttular.  Zonguldak bombardımanın tehlikesizce icrasından dolayı cüret ve cesaretleri epeyce artmış olan Ruslar, beş zırhlı ve iki kruvazörden mürekkep olan ve Bahri Siyah filosunun işe yarayan bütün gemilerini ihtiva eden bir kuvvetle 4 Teşrinisani ’de Trabzon önünde görünmüş ve şehri iki saat kadar bombardıman etmiş idi.  Rus gemilerinin bu hareketi de cezasız kalmadı.  Trabzon’un bombardıman edildiğini haber alır almaz derakap yola çıkan Yavuz ve Midilli içlerinde 15 milden fazla seyir edemeyen gemilerde bulunan Rus donanmasını Sivastopol açıklarında yakaladılar.  Teşrinisaninin altıncı günü Rus amiral gemisi olan Yevstafiy zırhlısı Yavuzun müthiş mermilerinin lezzetini tattı.

     Bir taraftan Sivastopol yakınında bulunmaları, diğer taraftan o esnada kesif bir sis peyda olması Rus gemilerini düştükleri tuzaktan Yevstafiy’nin  duçarı hasar olması ile kurtulmuştu.  Rusların hiç şüphesiz ve en az yüzde elli eksik olarak ilan ettikleri zayiatın bir mülazım 32 nefer telef ve bir mülazım 24 nefer mecruh miktarına bakılırsa, Moskof amiral gemisinin epey mühim hasara uğradığı tezahür eder.  Çünkü muharebe esnasında, harp gemilerinin mürettebatı daima en mühim mevkilerde bulunur.  Bu gibi mevkii mühime ise kalın zırhlarla mestur ve mahfuzdur.  Binaenaleyh bir zırhlıda bu kadar telef ve mecruh olursa her halde o geminin aksamı mühim meyi hayatiyetinde hasar vukua geldiği kendi kendine tezahür eder.  Sivastopol müsademeyi bahriyesinden sonra, düşmanı açılmağa icbar maksadıyla Hamidiye 8 Teşrinisanide Tevaysa mevkiini topa tutmuştu.  Yavuz’un ateşinden mühim zararlara uğradıklarına ikinci bir delil olmak üzere Rus gemileri, donanmamızın kuvveyi külliyesine tesadüf ederek harp etmek ve mağlup olmak korkusuyla Sivastopol’den çıkmak cesaretinde bulunamadılar.  O vakitten beri Nilüfer namındaki torpil gemimizin Kiliya açıklarında başı boş sebh eden bir Bulgar torpiline çarparak kazazede olmasından başka hiçbir hadiseyi bahriye vukua gelmedi.

     Şu bir aylık hadisatı bahriye neticesinde görülüyor ki Rus filosunun korktuğu başına gelmiş ve kayıp ettiği üç nakliye bir torpil sefinesine mukabili düşmanının iki topçekerini, yirmiyi mütecaviz nakliyesini, büyük bir torpil gemisini batıran ve müteaddit sefain ticariyesini zapt eyleyen Osmanlı donanması bu gün Karadeniz’e hâkim olmuştur.  Bir denizde hâkimiyet demek kendi sefaini o denizde dolaşırken hasım gemilerinin müstahkem limanlara kapanıp kalması demek olduğuna göre muharebenin bidayetinden beri Rusların Bahri Siyah hâkimiyetini Osmanlılara terke mecbur oldukları tezahür eder.

     Hali hazır donanmaları gerek vakit ve gerek nakit cihetiyle pek büyük emekler sarfıyla vücuda gelebildiği için donanmasının hasım kuvveyi bahriyesine karşı tefevvuk ve galebesinden emin olmayan devletler, neticesi kendi filolarının bir inhizam (bozgun) kati ve harabeyi tamı ile neticelenecek olan meydan muharebelerine girişmekten içtinap ediyorlar.  Ve bir lüzumu mübrem olmayınca muharebeyi bahriyeyi kabul etmeyerek kuvvetlerini harbin sonuna saklıyorlar.  Mesela:  Bahri Sefiddeki müttehit İngiliz ve Fransız donanmaları karşısında Avusturya filosu, şimal denizindeki İngiliz filoları karşısında Alman donanması, Alman kuvveyi azimeyi bahriyesi karşısında Baltık denizindeki Rus sefaini Harbiye’si hep aynı suretle hareket ederek müstahkem limanlara iltica ile kuvvetlerini muhafaza ediyorlar.  Hatta o müthiş İngiliz donanması bile tefevvuk katiyesine rağmen harp limanlarından dışarı çıkamıyor.

     Binaenaleyh harbi hazırda düşman donanmasını tamamen mağlup ve perişan etmek suretiyle bir hâkimiyeti bahriyeyi katiye teessüs daha henüz muharebelerden hiç biri tarafından icra edilememiştir.  Osmanlı donanmasının Bahri Siyah’taki hâkimiyeti, faik olan diğer devletlerin temin ettikleri hâkimiyeti bahriyeye tamamen mümasildir.  Bugün kuvveyi bahriyemizin hâkimiyetinde bulunan Bahri Siyah yarın Rus filosu, donanmamız tarafından inşallah büsbütün berbat ve perişan edildiği zaman, tamamen bir Osmanlı denizi olacaktır.

Abidin Daver.

                        ender 71_Page_05-1 Afganistan ordusunun talimleri:  Habibullah han hazretleri bizzat manevra başında.

 ender 71_Page_05-2Afganistan emiri hazretlerinin Hindistandaki Afridi kabaili reisini sureti kabulü

 ender 71_Page_06-1Birtane daha:  berheva olan Bulwwark nam İngiliz zırhlısı.

     İngilterenin Thames nehri mensubu civarındaki Sheerness limanında müzika çalarken berhava olan Bulwark zırhlısı İngiliz filosu için epey mühim bir ziyaı teşkil eder.  Bahusus geminin 750 kişiye baliğ olan mürettebatından yalnız 12 neferin kurtulabilmesi insanca pek ziyade telefatı mucib olmuştur.  Mezkur sefine İngiltere donanmasının dretnot sınıfından evvelki gemilerinden olup 15000 tonluk ve 18 buçuk mil sürate haiz büyük küçük 42 topu hamil ve oldukça kalın zırhlarla mahfuz idi.  On iki sene mukaddim bir milyon İngiliz lirasına inşa olunmuştu.

     Bu sefineden maada geçen hafta zarfında HMS Audacious isminde son sistem bir İngiliz dretnotunun gark olduğu sayi bulduysa da henüz resmen tahakkuk etmedi.  Şili sahilinde vuku bulan muharebeyi bahriye esnasında Cressy isminde diğer bir İngiliz zırhlısının da berhava olduğu ahiren İngiltere bahriye nazırı Mr. Churchill tarafından avam kamarasında beyan edilmiştir.  Mezkur zırhlı 13150 tonluk 19 mil sürate haiz ve büyük küçük 32 topla mücehhezdir.  17 senelik bir sefineyi harbiyedir.

 

AZAM-I İSLÂM (1)

^^^^^^^^

(Fransız istilasına karşı Cezayiri

Müdafaa etmiş olan emir Abdülkadir)

     Abdülkadir bin Muhiddin el Hüsnü bin iki yüz yirmi üç tarih hicrisinde Cezayir’de Mascara (kuzey Cezayir’deki Mascara mıntıkasının baş şehri) şehri karibinde tevellüd (doğmak) etmiştir.  Beni Hişam kabilesinin en sahb nüfus ve zi-şeref (şerefli) ailelerinden biri olan ailesi müddet-i medide (uzun zaman) beladı mağribde (batıdaki kötülük) mütevattın (vatan edinen) olduktan sonra on sekizinci asırda Cezayir’e hicret ederek Oran beyliği dâhilinde ihtiyar ikamet eylemişti.

     Ceddi Mustafa bin Muhammed bin Muhtar’ın ve bilhassa pederi Muhiddin’in keramet ve kutsiyetle iştiharı (ünlenme) bu ailenin izdi yâd (artma) şan ve şerefine bâdî (sebep) olmuştur.  İşte emir Abdülkadir böyle diyanet perver bir aile içinde perveriş-yab (terbiye edilen) oldu.  Az zaman zarfında pek ziyade maharet kesb ettiği istimâli esliha ve harekatı bedeniye mümâreseti (alışkanlık) ile tevaggulü (uğraşı) ihmal etmemekle beraber ulumu akliye ve nakliyede de taammuk (derinleşme) ve tebahhur  eyledi.  Pederi gibi kendisi de hem bir edep, hem de bir ilahiyat âlimi oldu.  Hatta şuûn (olay) ve hadisat kendisini bir cengaver, bir reyisi hükümet olmağa mecbur ettiği zamanlarda bile bir edip, bir âlim olmaktan ferağ olmadı.  Pederi tarafından Oran’a gönderilmiş olan Abdülkadir bu şehirden Türklerin (2) siyaseti mülkiye ve kudreti askeriyece zayıf oldukları hissiyatıyla avdet eyledi.  Oran beyliğinin şimalindeki ehl-i-kıyam pederini alenen imarete intihap ve tayin ettiler.  Bunun üzerine Bin Hüsnü’n emriyle ahz ve tevkif edildi ise de Cezayiri terk edip gitmek müsaadesini istihsal etmekle Abdülkadir’i de beraber alarak Arabistan’a azimet ve orada iki sene ikamet eyledi.

     Bin sekiz yüz yirmi dokuz tarih miladisinde Cezayir’e avdet ettikleri zaman Abdülkadir’de, pederi de âlemi inzivada yaşamağa karar vermiş gibi göründüler.  Lakin Cezayir’in Fransızlar tarafından zapt edilmesini müteakip Serzede olan hadiseler onlar için kabilelerin riyasetine geçmek ve Bin Hüsnü’n karşısında itilaf kabul etmez bir hasım saffetiyle kıyam etmek fırsatını tehiyye (selam) etti.  Bin Hüsnü aralarındaki münâferet (nefret) ve muadat (düşmanca) sebebiyledir ki Abdülkadir pederini imdat ve muavenetten mani ederek Hüsnü’yü Fransa’ya garazı inkıyada mecbur eylemiştir.  Muhiddin vatandaşlarının kendisine arz  ettikleri şeref riyaseti kabul etmemekle beraber oradaki Fransız kuvayı muhafazasına karşı harp eden askerin imaretini deruhte etti.  Bu muharebeler esnasında Abdülkadir ibrazı besalet (yiğitlik) etmiş ve itidal demile, binicilikteki o saf güzidesiyle vatandaşlarının hayret ve takdirini celp eylemiştir.  Binaenaleyh pederi Muhiddin kendisine arz edilen Sultan ünvanlı kabul etmekten ikinci defa olarak istinkaf edince makamı saltanata Abdülkadir’in iclasına kabil ve aşa yere suhuletle kabul ettirdi.  1832 seneyi miladiye si teşrinisanisinin yirmi birinci günü Abdülkadir’in makamı saltanata cülus ilan edildi.  Mamafih âdemi emniyetini tahrik etmekten huzur ettiği Fas’ta hükümet eden şerife karşı bir eseri ihtiram olarak sultan unvanını ihraz etmedi, emir unvanıyla iktifa eyledi.

     Abdülkadir’in hayatı siyasiyesi üç devreye münkısım olabilir.  Devreyi evvela, sultan ilan edildiği tarihten Tafna muahedenamesinin tarihi aktine kadar mümted olur.

     Devreyi saniye, Tafna muahedenamesinin tarihi akdinden sulhun inkıtaına kadar imtidad eder;  1839.

     Devreyi salise, Abdülkadir’in Fransa ile muhasamata başladığı tarihten bed ile Fransızlara teslim olduğu tarihte hitam bulur.  Miladi; 23,Kanunuevvel,1847

     Birinci devre esnasında Abdülkadir garp beyliğini tamamıyla tahtı hakimiyetine ithal etmeye sayi ve gayret eyledi.  Mouaskar şehrini merkezi imaret ittihaz ederek bütün imaret dâhilinde cihat mukaddesi ilan etti.  Aynı zamanda hem Fransızlarla muharebe etmek, hem de imarete istihkak davasına kıyam eden rakibesiyle uğraşmak mecburiyetinde bulunduğundan mebâdii harekatında talik lütuf ve müsaadesine mazhar olmadıysa da yine Tilimsan’ı zapt etmeğe muvaffak oldu.  Tarihte de Mişel ahitnamesi diye yâd olunan muahedenin in’ikadı hal  ve mevkide Abdülkadir’in lehinde tebdilatı mühimme husule getirdi.  Arapça mütni ile Fransızca mütni arasında mühim farklar tevlit edecek iki manalı tabirat ile tahrir edilmiş olan ahitnamenin muhteviyatı tamamıyla Abdülkadir’in menafiine muvafıktı.  Filhakika müşaraüleyh bu ahitname ahkamına nazaran Oran, Mustaganem, Arzew şehirleri müstesna olmak şartıyla serapa Oran beyliğine bila kaydı temlik ediyor ve tesisine, esliha ve mühimmatı harbiye iştira ve tedarikine mezun bulunuyordu.  Binaenaleyh Abdülkadir Fransa’nın rıza ve muvafakatiyle Cezayir’in garbında sakin kaffeyi ehli İslam’ın emiri meşru makamını ihraz etmişti.  Fransızlarla akit ettiği bu muahedeyi sulhiye, bunu vesile ittihaz ederek kıyam eden, dâhili düşmanlarına galebe etmesine de yardım etti.  Bu gaileleri bertaraf ettikten sonra Fransızların henüz zapt etmemiş oldukları havalinin kaffesini tahtı hakimiyetine almakla meşgul oldu.  Cezayir şehrindeki Fransız valisinin şikayetine rağmen istila ettiği Medea, Miliana şehirlerine asker muhafaza ikame ve kaidler (yedek) nasip ve teabin eyledi.  İsmala ve Duner kabilelerinin irtikabı hıyanetle Fransızların hizmetine dâhil olduklarını istihbar etmesi üzerine bil mecburiye Oran’a avdet ederek erbabı hıyanet ve isyanı iade ve teslim etmekten imtina eden general Camille Trézel’e karşı babı muhasematı açtı ve Mekte’de Fransızlara galebe etti.  Miladi 1835 Abdülkadir’in bu muzafferiyeti Fransızları şiddetle hareket etmeğe sevk ettiğinden merkezi imaret olan Mouaskar Mareşal Bertrand Clauzel’in kumandası altında hücum eden bir Fransız müfrezesi tarafından zapt edildi.  Bir an kadar Abdülkadir pek tehlikeli bir hal ve mevkide kaldı.  Noktayı istinad ittihaz etmek maksadıyla Tilimsan’daki meşhur kalesini teshire  (zapt) ikdam ettiyse de kalede tahsin (sağlamlaştırma) etmiş olan Türklerin müdafaayı şedidesi karşısında çekilmeye mecbur olduğundan Seke sahilinde General T.R. Bugeaud tarafından mağlup edildi.  Fakat siyasetteki mahareti kamilesi sayesinde 1837 tarihi miladisinde General T.R. Bugeaud’ya Tafna ahitnamesine vaz imza ettirmeye muvaffak oldu.   Tafna muahedesi Abdülkadir’in Cezayir üzerindeki hakimiyetini de Mişel muahedesinden ziyade tevsi ediyordu.  Bu ahitname ile kendisi imtiyazat sabıkasından hiçbir şey terk etmedikten başka, Oran vilayetinin hemen tamamına, Cezayir’in bir kısmı mühimine , bütün titarı beyliğine vaz yed eyliyordu ki bu memleketlerin mecmuu Cezayir’in üçte ikisine muadildi.

     İkinci devre:  Tafna ahitnamesinin akdini takip eden iki seneyi Abdülkadir nüfuz hakimiyetini takviye etmeye imrar etti.  Şark vilayetini Fransa’nın tahtı nüfusuna vaz eden Tafna ahitnamesinde münderiç şeraite rağmen Mecheria, Ziban, Laghouat şehirlerine kaideler (3) nasip eyledi.  Yalnız sahra cihetlerinde pek ziyade nüfus peyda etmiş olan murabıt (şeyh) Muhammed Necati mukavemet etmek tecrübesine kıyam ettiyse de emir, rakibinin ikametgâhı olan ayn mehdi  hisarını bizzat gelip beş ay muhasara ettikten sonra zapt ve teshire (zapt etmek) muvaffak oldu.  Bu hisarın sukutu rüsayı kabile içlerinden hiç birinin Abdülkadir’e tabi ve matbu olmaktan imtinaa muktedir olamayacağını ispat eyledi.

     İşte izah ve beyan edildiği veçhe ile Abdülkadir Osmanlı hükümetinin Cezayir’den çekilmesi üzerine memleketin her tarafında baş gösteren tezebzüb  (karmaşa) ve iğtişaşı izale ve yerine bir intizam nısbi ikame etmeye sai ve ikdam eyliyordu.  Kah diplomasi, kah harp ve cidal tariklerine tevessül ederek icat ve tesis eylediği hükümeti İslâmiye’nin teşkilatı itmam ve ikmal etmekle ve bilhassa hükümet Hıristiyaniyenin taarruz ve tecavüzlerine mukavemet edecek kadar kuvvetli bir ordu vücuda getirmekle meşgul oluyordu.  Kabail ve işayerin ita ettiği ciddi ve cesur fakat nizam ve intizamdan mahrum olan Kuvayı muaveneye gönüllü olarak kayıt olunup imaret tarafından tavzif edilen efrattan mürekkep piyade, süvari, topçu alaylarını havi bir nizamiye ordusu teşkil ve âlâ eyledi.  Bu alayların talim ve terbiyesi Tunuslu, Trablus garplı askerlerle Fransız ordusundan firar eden askerlere tevdi edildi.  Ordunun tarzı talibisine, erzakına, maaşatına, silsileyi meratibine, efrad ve zabitanın terfi ve terakkisine, terbiyeyi askeriyesine, hatta askeri nişanlarına dair olan nizamnameyi Abdülkadir bizzat kaleme aldı.  Ordunun iaşesi için erzak ambarları, esliha imaline mahsus dar ül sanayiler tesisi ve gerek memleketi hükümet Hıristiyaniyenin savlet ve istilasına karşı muhafaza etmek, gerek kabail ve aşayiri oaideli itaatten huruç ile huzur ve asayiş memleketi ihlale mütesaddi olmaktan mani eylemek için mevcut kaleleri tamir ettirip iktiza eden bazı mahallerde istihkamatı cedide inşa ettirdi.

     Abdülkadir’le Fransızlar Tafna ahitnamesinin bazı şerait mazlumesinin emri tefsirinde itilaf edemediklerinden “Mareşal Bertrand Clauzel’in” vale mezkur ahitnamede bazı tadilat icrası için emir ile müzakeratı siyasiye yi giriştiyse de bir netice istihsal edemedi.  Cüzi bir müddet sonra başlayan Fas kapıları muharebesi ki – bu harp esnasında Mareşal Bertrand Clauzel ve Dük Dörelyan kumandası altında bulunan Fransız ordusu Kostantin vilayetini şarktan garba kat ederek geçti – Abdülkadir tarafından Tafna ahitnamesinin nakzı gibi telakki edildi.  Bunun üzerine Abdülkadir Medea şehrinde cihadı mukaddes ilan ve Bin Salim ismindeki kaidine (kumandan) Miteca şehrini teshir ettirip orada mütemekkin (yerleşik) Fransızların çiftliklerini tahrip ve yağma, kendilerini katliam ettirdi.

     Bundan sonra emir ile Fransızlar arasından son derece de şiddetli bir muharebe başladı.  1841 seneyi miladiyesinde Abdülkadir birkaç müstahkem mevkii kayıp etmişti.  Fakat kudret ve satvetine nakabul tamir darbeler, birbirini takiben bütün kalelerini zabteden General vali T.R.Bugeaud tarafından, ancak 1842 de indirildi.  Mamafih Abdülkadir Arap cihetinde hâlâ mukavemet ediyordu.  Lakin Tilimsan’la havalisinin Fransızlar tarafından istila edilmesi onu cenuba doğru çekilmeğe mecbur etti.  Bir taraftan Fransız müfrezelerinin daha yakından tazyik etmesi, diğer cihetten taraftarlarının ekserisi kendisini terk eylemesi emiri Bilâdı Mağribe ilticaya mecbur eyledi.

     Hal böyle iken Abdülkadir yine kendisini mağlup addetmiyordu.  Fransızları işgal ederek müstafid olmak ümidiyle bazı tedbiri siyasiye müracaat edip Fransa ile Fas arasındaki reşteyi müsalemetin (sulh) inkıtaına badi oldu.  Fakat Fas ordusu İsli muharebesinde General Bugeaud tarafından mağlup edilmekle Tanca’da akt olunan muahedeyi sulhiye ile Magrib sultanı Abdülkadir’i ikayı mazeret edemeyecek bir halde bulundurmaya taahhüt etti.  Tanca ahitnamesinde münderiç olan bu şarta riayet edilmedi.  Emir Abdülkadir de Cezayir hududunun karibinde tevakkuf ederek cereyanı hadisatı tarassut etmeye başladı.   1846 tarihi miladisinde zuhur eden Cezayir ihtilalinden bilistifade Fransızlarla tekrar muharebeye başlayarak kemali cüretle Kabiliye kadar ilerlediyse de mesadüf olduğu Kuvayı faika karşısında tekrar Magrib hududuna çekilmeye mecbur oldu.  O sıralarda Magrib sultanı bulunan Abdurrahman üzerinde Fransa hükümetinin icra ettiği tazyikatı şedidenin neticesi olarak, Abdurrahman emir Abdülkadir üzerine bir ordu gönderdiğinden her türlü esbabı müdafaadan mahrum kaldığını gören Abdülkadir  ailesiyle beraber İskenderiye’ye yahut Akkaya hicret etmesine müsaade edilmek suretiyle Fransa hükümetine teslim olacağını General Lamoriciere’e bildirdi.  Dermeyan edilen şart, Fransa hükümeti tarafından kabul edilmekle 1847 seneyi miladisi Kanunuevvelin yirmi üçünde emir bizzat gidip Fransızlara teslim oldu.

     Fransa hükümeti ahdinde sebat etmedi.  Abdülkadir ailesiyle beraber Toulon şehrine nakil edildi.  Bir mucibi aht buradan şarka i’zâm edilecek iken tevkif edilip La Malou kalesinde hapis olundu.  1848 seneyi miladisinde Fransa’da serzade olan ihtilal şekli hükümeti tebdil ettiği cihetle zamanı  idareyi eline alan heyeti muvakkata emir ile General Lamoriciere arasında münakid mukavelenin tastık ve infazı ahkamını hal ve zamana muvafık görmediğinden Abdülkadir evvela “Pu” sonra “Ambuaz” mevkilerinde dört sene kalebend olarak yaşadı.  1849 seneyi miladisinde Louis Napoleon Bonaparte (1808 – 1873) emriyle ıtlak (salıverme) edilince cüzi bir müddet Paris’te ârâm (durma) ettikten sonra İstanbul’a azimet ve Bursa’da ihtiyarı ikamet eyledi.  1855 tarih miladisinde vuku bulan büyük zelzeleden sonra hükümeti Osmaniye ile Fransa’nın müsaadesini istihsal ederek Şam’a intikal etti.  1871 de emirin oğullarından biri Cezayir’in şarkında bir kıyam ve ihtilal tertip ettiyse de muvaffakıyetle netice pezir olamadı.  Abdülkadir 1883 de Şam’da azimdarı beka oldu.

     Şerafeti diniye, fezaili ilmiye ile kesbi asalet etmiş bir aileden zuhur eden Abdülkadir, her şeyden evvel, hüsnü akide sahibi bir mümindi.  Kalbi har bir imanla memlu idi.  Davar ve akvâlinde nemayan olan vücudu halet İslamların da, kendisine takrib eden Avrupalıların da hayretini tahrik ederdi.  Karin kerimin mezaya bi payanına arf, edebiyatı diniyeye vakıf, bir cengaver olmaktan ziyade bir ilahiyat âlimi idi.  Düşmanlarına hem silah akıl ve mantıkla, hem de seyfi celadetle mukabele ederdi.  Nazarında terbiyeyi zihniyenin pek büyük kıymeti ve ehemmiyeti vardı.  Muhtelif vadilerde bazı işar inşad eylemiştir.  Bursa’da ikameti esnasında felsefeye dair zikr-ul akıl ve tenbih ül gafil ünvanlı bir risale telif etmiştir.  Müellif, risalenin birinci kısmında din ile felsefeden her birinin mahiyet ve o saf mümeyyizesini izah ediyor, ikinci kısmında ilim ve fennine calibi dikkat bir meyl ve muhabbet gösteren milletlerin tarihini nazarı tetkikten geçiriyor.  Fransa’da Ambuaz’da kalebend olarak yaşadığı esnada kendi tercümeyi halini havi bir eserden başka İslamlarda ahde vefa ünvanlı bir risale de yazmış olduğu rivayet edilmektedir.  Emir Abdülkadir şimali Afrika’da zuhur eden müceddin İslam’ın ahiridir.

————————————————————————-

(1)      Abdülkadir  hazretlerinin tercümeyi halinden bahis bir eser i muteberi  Necil Bahici tarafından biltahrir menfaati  cemiyetimize terk olunmuş ve elyevm merkez umumide mevkii furuhata vaz edilmiştir.

(2)      Bu Türkler, Cezayir devleti  Osmaniye’nin  zir idaresinde iken icra edilmiş olan Yeniçeri  teşkilatı askeriyesinin bakayasıdır ki bunların ahali mahalliye ile ihtilatlarından peyda olan nesillerine şimali Afrika memleketlerinde “Kuloğlu” tesmiye ederler,

(3)        Kaide:  vali yahut mutasarrıfın müradifidir (devamı). 

Lütfullah Ahmed

                        ender 71_Page_09Belçika sahilinde Alman ve Fransız tayyareleri ile bir İngiliz kruvazörü arasında muharebe

ender 71_Page_10 Tayyare korkusu:  Fransızlara ne yaptırıyor

 

                                               Cihad-ı kebir münasebetiyle

                                              Beyt-i muazzam huzurunda

 

Ya rab! Kerem et, zulm ile nalanları kurtar

Ör, parçala zincirleri, imanları kurtar

Düştük der latif ki amade-i ihsan

Mahkum mütezellil sürünün canları kurtar.

 

Üzmek ve bitirmek istiyor dinini düşman

Kur’anına iman eden insanları kurtar.

Ey muhyi-i din! Hürmetine fahr-i cihanın

Mehcur vatan, hal-i perişanları kurtar.

 

Zincir-i esaretde figan eyliyor ümid,

Firkat yetişir, didesi giryanları kurtar.

Bak titretiyor arşı ki, tekbir-i şehidan

Rahmet günüdür, sinesi etşanları kurtar

 

Mü’minleri kahr etmede bin türlü cinayet,

Mısri, Tunusi, Fasleri, İranları kurtar.

İslamlara sen bahş-ı necat, bahş-ı zafer kıl,

Kırgızları, muskatları, Ummanları kurtar.

 

Kurtar bizi ey Muntakim, ey vahd-i Kahhar

Hindlileri, Kafkasları, Afganları kurtar.

Bittik ve boğulduk, bize ver nusret ve kudret,

Hayveleri, Türkmenleri, Turanları kurtar.

 

Beyt-ül haramı, Ka’beyi, muharebeyi hıfz et,

Dini, vatanı uğruna kurbanları kurtar.

Mazlumların al sarini ey Kahhar u Deyyan

Düşmanlara karşı koyan arslanları kurtar.

 

Kurtar vakuru, mülk et islamı ilahi

Yurtsuz ve diyarsız kalan üryanları kurtar.

Layık mı hakaret göre dinin ve kitabın?

Pa mal adüvv olmada Kur’anları kurtar.

 

Sitare-i beyte sarılıp ha’if ü lerzan

Erham! … Diye feryad kılan sabiyanları kurtar.

Nejad Tahsin

mütercim:  Gültekin Özlük

ender 71_Page_13Fransız askeri bir çiftliği müdafaa ederken.

Tarihi sergüzeştlerden:

1870 de bir “Metz” mahsûrinin (muhasara olmuş)

Defter hatıratı

<<<<>>>> 

     Kırk dört sene sonra kaderin, sevki menafinin, vaz arzının yine birbirine saldırdığı Almanya ve Fransa’nın bu günkü vaziyeti askeriyelerine nazaran yakın zamanda Alman orduları Fransa’nın Vendon Gorge gibi, Belfort gibi, Calais muhasara edeceğine ihtimal kavi vardır.  Muhasara, müstevli bir ordunun en keskin silahıdır.  Onun önünde tarihte şimdiye kadar eğilmemiş pek az er görülmüştür.  Hurç harekâtı ile çıkmak mümkün olamazsa, sur askerin en büyük düşmanı açlık, yoksuzluktur.  Zaman geçtikçe ihtiyaç artar, levazım eksilir, şu hal makus bir nispet müzayedeyi muntazama ile devam ede ede gün gelir ki, teslimden başka bir netice elde etmek maddeten mümkün olamaz.  Bir ordu için güç, şerefli bir millet için ağır fakat acı bir ders, bazen bir ders şecaat ve metanet olan Plevne gibi, güya öc gibi muhasaralar tarihte mahsurlar için muhasırlardan fazla şeref bahş eder.  Fakat Metz o kabilden değildir. 

     1870 Prusya – Fransa muharebesinde de bu günkü gibi Fransa’yı istila yed Prusya orduları birçok kale ve şehirleri muhasara eylemişlerdi.  Bunlar meyanında mühimmelerinden biri de <<Metz>> muhasarasıdır.  Elyevm Almanya’nın Fransa hududunda mühim bir mevzii müstahkemi olan bu şehrin o tarihteki muhasarasında bulunmuş bir Fransız neferinin defter hatıratını aynen nakil edeceğiz.  Dediğimiz gibi yakın zamanda Vendon’da, Belfort’ta olacak bir hali, mazideki emsaliyle tasavvur etmek faydadan hali değildir. 

     Üçüncü Napoleon’un sersemce takip eylediği siyaset ve o zamanki Fransız ricali hükümetinin sonunu düşünmezliği eseri olarak Fransa hükümeti haddinden aşırı bir işe girmiş, yani Prusya’ya ilanı harp etmişti.  Prusya’nın o demlerde 800000 muntazam ve muallim askerine karşı Fransa’nın 240000 kişisinden başka kimsesi yok idi.

     Gerek şu tefevvuk adedi, gerekse esliha ve insan itibariyle Prusyalıların faikıyeti Sedan’da Napoleon’u esir ettirecek kadar kati neticeler verecek mahiyette bir tesir yaptı.  Ancak çekeceği cezayı teşdiden (şiddet) başka şeye yaramayan, o zamanki ricalin gambeta (halat düğümü) gibi genç ricalin tecellüdleri (inat) Fransa’yı bir müddet daha hırpaladı.  Sekret (sarhoşluk) ihtizarını (can çekişme) temdid etti.  Paris’in muhasarası uzadıkça uzuyor, civarda başıbozuklardan teşekkül eden bozuk düzen Fransız orduları perişan ölü, oluveriyordu.  Bu esnada “Metz” de 120000 kişilik muntazam bir Fransız ordusuna kumanda eden Mareşal Bazaine’den herkes imdat beklerken o Fransa’nın dâhili entrika ve inkılap cereyanlarına elindeki askeri alet etmek, orada reisicumhur olmak arzusunda idi.  Bu aminesine (korkusuz) ve sol için Otto von Bismarck ile müzakerata bile girdi.  Ona da muvaffak olamadı.  Elindeki kuvvetin kırılmamasını ve taze ve tüvânâ (güçlü) kalmasını maksadı hafisi için elzem gördüğünden dolayı o ordu ile Prusyalılara karşı gitmedi.  Metz ’de muhasaraya girdi.  Huruç hareketi de yapamadı.  Nihayet zelil ve hakir, hem düşmana hem de vatanına karşı makhur (kahrolmuş) ve muhakkir (hakir) olarak oradan çıktı ve şehri teslim etti.  Şu hıyaneti sebebiyle 1873 de idama mahkûm olmuş iken General Patrice de Mac-Mahon tarafından cezası küreğe tahvil olundu.  Sonra İspanyaya firar ederek orada herkesin enzârı ayıbcısı önünde, hatasının bari altında ezildi gitti.  İşte Metz muhasarası 1870 muharebesinde bu mahiyette bir muhasaradır. 

     Gelelim hatırata:

     1.Teşrinevvel.1870 – bugün yine bir muharebe yaptık.  Sabahleyin erkenden “la Don Chan” şatosunun işgali için kıtamız hareket etti.  Bu şatonun civarındaki ve top atış dâhilinde birçok Prusya kıtası olması hasebiyle zaptı halinde bizim için birçok fevaid vardı.  O cihete doğru hareketimizi gören Prusyalılar şatoda bulunan pek ufak bir müfrezelerini takviye için Kuvayı imdadiye gönderdilerse de iki saatlik bir muharebeden sonra şatoyu terk ederek ricat ettiler.  Fakat daha ileride fazla miktarda Kuvayı imdadiye aldıklarından biz olduğumuz yerde kaldık.

     Bugün olan muharebede Prusyalılar bir miktar yiyecek bıraktılar.  Sığır eti konserveleri bilhassa çok hoşumuza gitti.  Çoktandır at eti yiyeli onun lezzetini unuttukdu.  Mamafih Prusyalıların bize zoraki verdikleri bu hediyelerden en ziyade zabitan mütenaim (varlık içinde) oldular.  Tuzun yarım kilosu 10 frank, domuz yağının kilosu 10 frank, patatesin 2 buçuk frank, pırasanın tanesi 10 santim, bir baş sarımsak 25 santim, bir kök salata 60 santim, şarabın litresi 2 buçuk frank, 25 santimlik ekmekten başka ekmek yok.  Onu da ekmekçiler elinde vesikası olanlara veriyorlar.  Her aileye büyükler için 200 çocuklar için 100 gram ekmek veriliyor.

     Dost, düşman herkes bu halin ne zamana kadar devam edeceğini soruyor.  Alelhusus iyi havalarda artık geçti.

     3,Teşrinievvel – beygirler günden güne kuvvetten düşüp zayıflıyor.   Ne yedireceğimizi bilmiyoruz.  Ağaçlar yapraklarını döktüler.  Odun da bitiyor.  Bağlarda herek (çatal çomak) kalmadı.  Hepsini yaktık.  Ordumuzun süvari kıtası yok demektir.  Çünkü beygirler birer birer açlıktan ölüyor.  Metz ordusu hakikaten müşkül bir haldedir.  Birkaç kilometre yürünse derhal takat bitiyor. 

     4 – Bu gün hayırlı bir haber geldi.  Kralın “Karl Friedrich von Steinmetz” mağlup olduğu söyleniyor.  Eğer böyle ise hattı muhasara yarılır ve şimendifer münakalesi temin olunabilir.  Aksi halde halimiz harap.

     5 – ne zaman silah başı olacağı malum değil.  Bize iki gün üst üste bisküvi, bir gün de yağ verdiler.  An be an azimetimize intizar ediyoruz.  Fakat nereye?  O malum değil.  Çünkü dışarı çıkmak epeyce fedakarlığa alelhusus kuvvete mütevakkıf.

     6 – şayanı dikkat bir şey yok.

     7 – öğleye kadar hiçbir haber yoktu.  Öğleyin silah başı verdi.  Düşmana hücum için üç kolordumuz harekete geldi.  Kalede mühim Kuvayı muhafaza bırakarak bir hücum yaptık.  Fakat düşman gayet güzel vaziyet almış.  Her tarafta batarya, batarya üzerine tabya olunmuş.  Yaklaşmak kabil değil.  Bununla beraber bir piyade avcı kuvveti bir bataryaya kadar sokulmuş ise de toplar ağzına kadar toprağa gömülmüş olduğundan almak kabil olamadı.  Bugün bir miktar esir aldık.  Telefatımız azdır.  Top düellosundan hiçbir fayda yok.  Çünkü toplar gizli.  Yalnız ağızları görünüyor. 

     8 – hava fena gidiyor.  Boyuna yağmur yağıyor.  Gündelik tayın 100 grama indi.  Eğer böyle giderse büsbütün yememeğe alışılacak.  Hele bu ağdiye (gıda) devam ederse Metz ordusu ayakta duramayacak.    

     9 – mühim bir şey yok.

     10 – soğuk başladı.  Alelhusus geceleri.  Çamur içerisinde açıkta yatmak müşkül şey.  Ayaklar donuyor.  Ayakkabılar su alıyor.  Vücut kazık gibi oluyor.  Bir çift kundura bulmak mümkün değil.  Bütün dükkanlar kapalı. 

     11 – ehemmiyetli bir şey yok.

     12 – muhasara edildik edileli ilk defa olarak Prusyalılar bir hücum yaptılar.  Hava sisli olduğundan düşman mevzii görülmüyor.  Yalnız gülleler etrafımıza düşüyor.  İstihkamlar nereye ateş edeceklerini bilemiyorlar.  Bir müddet kendimizi korumakla iktifa eyledik.  Bir çeyrek sonra bizim kolordu düşmana hücum için emir aldı.  Aynı zamanda Saint Julien’e Kulu istihkamları ateşe başladılar.  Nihayet düşman eski mevziine ve siperlerine çekildi.

     13 – birkaç tane beygir var.  Topları içeri almadan bunları da boğazlamak mümkün değil.  Onun için bütün bataryaları, topları içeri aldık.  Topsuz bir ordu halindeyiz.  Süvari ve topçulara tüfek verdiler.  Pek memnun olduk.  Çünkü hiç olmazsa yakında şu pis, murdar beygir etinden kurtulacağız.  Zira birkaç beygir ancak kaldı.  Açlık ve fena gıdalar insanı hasta ediyor.

     14 – Metz’liler de bu halden yıldılar.  Takım takım sokakları dolaşıyor ve Mareşal Bazaine’ın cumhuriyet ilan etmesini istiyorlar.  Kimisi ekmek istiyor.  Bazıları da askerin şehirden huruç etmesini ve şehrin müdafaasını ahaliye terk etmelerini istiyorlar.  Bütün bu ahali hükümet konağı önüne toplandı.  Müdür balkona çıktı.  Metin bir nutukla ahaliyi sükuna ve vazifeyi hükümeti ifadeyi ibrazı muavenete davet etti.  Ahali de dağıldı.

     15 – bütün gece derinden top sesleri işitiliyor.  Aleltahmin 20 kilometreden geliyor.  Acaba kiminle muharebe oluyor.  Bizi kurtarmağa gelen bir ordu zannediliyor.  Herkes adaklar, nazarlar adıyor.  Bugün top sesleri akşama kadar devam etti ve nihayet kesildi.

     16 – bugün ufak bir cerha muharebesinde iki üç esir aldık.  Dünkü top seslerinin ne olduğunu anlamak için Mareşal Bazaine’in huzuruna çıkardık.  Bu esirler top sesleri hakkında bizden fazla bir şey bilmiyorlar.  Yalnız Teyonvill cihetinden geldiğini söylüyorlar.  Acaba bir Prusya ordusu mu Teyonvill’i bombardıman ediyor?  Yoksa Fransız ordusu mu?  Yalnız bilinen bir şey varsa o da bizi muhasara eden kuvvetin 300000 den aşağı olmadığıdır.

     17 – Metz’den çıkacağımız söyleniyor.   Miralayın emri olmadan kimse karargâhı terk edemiyor.  Bütün zabitan ağırlıklarını Metz’e getirttiler.  Ağırlık artık orduyu takip etmeyecek.  Yalnız Generallerin bir araba ve bir beygir kullanmağa salahiyeti var.  Diğer ümera ve zabitan pek lüzumlu ufak tefek şeyleri taşıyabilecek.  Mareşal hiç kimsenin kendi imzası olmadan hududu askeriyeden geçirilmemesini emir eyledi.  Hurç hareketi esnasında düşmanın noktayı zayifesine hücum için topların nerelere tabiye edildiğine dikkat eylemeleri, ileri karakol zabitanına emir olundu.

     18 – yeni bir şey yok.  Fransa’da neler olduğuna dair malumat mefkud (kayıp).  Bize gelince;  her gün sefalet artıyor.  Bugün bir arkadaşla şehre gittik.  Hiçbir şey bulmak kabil değil.  Bir beygiri silahhaneye getiren iki topçu  neferi gördük.  Birisi beygiri yedeğine almış çekiyor, diğeri arkasından itiyordu.  Derken biçare hayvan açlıktan ve zafiyetten düştü.  Derhal askerler zavallıyı parçaladılar.  Ortada bir parçası bile kalmadı. 

Mahsuriyenin felaketi

     19 – havadis var.  Bugün ancak dört günlük yiyecek kaldığına dair bir rapor okundu.  Torbalarımızdakini de iki günlük sayarsak hepsi altı günlük nevalemiz kaldı.  Halbuki en aşağı sekiz günlük lazım.  Ta ki Prusyalılarla çarpışmağa vakit olsun.  Umum efrat galiba bir tüfek atmadan çıkacağımızı zan ediyoruz!

     20 – zan ederim hemen hemen çıkmak üzereyiz.  Bütün alaylarda söyleniyor.  Ben de tüydüm (kaçmak).  Bizim şu felaketli vaziyetimizden ancak teslim ile kurtulmamız kabil olacakmış.  Top yok.  Süvari yok.  Adamlar ayakta duramıyorlar.  Bu hal ile hurç hareketi yapmak mümkün mü?

     21 – şehre gittim.  Bir kahvede piket oynadık.  Teslim meselesi her yerde söyleniyor.  Metz’liler teslime razı değilmiş.  Onlar Metz’i gayri kabili teshir ad ediyorlar.  Fakat bizim açlığımızı unutuyorlar.  Acıyorum bu güzel şehre.  Ümit edelim ki, düşmana mal olmasın.

     22 – hava yine kötü.  Hava bile bizim aleyhimizde.  Sanki bedbahtlığımızı, çektiğimiz meşak ve mezâhimi (zahmet) artırmağa çalışır.  Bermutat Metz’e gittim.  İyi bir kadıncağız bana iki Frank’a bir kilo buğday sattı.  Hemen kahve değirmeninde öğüttüm.  Su ile lapa yaptım.  Fakat bu tuzsuz yemeği yemek için çok aç olmak lazımdır.

     23 – bugün istihkamlar yine ateşe başladılar.  Fakat diğer günlere kıyas olunamayacak kadar hafif.  Bu iyi alaim değil.  Demek ki daha mukavemet edeceğiz.  Kimisi bunun topları boşaltmak için, kimisi topların paslanmaması için olduğunu söylüyor.  Fakat bunların hepsi yalan.  Hep bizi birkaç gün daha açlığa tahammül ettirmek için.

     24 – hava daima fena.  Üç haftadır geceli gündüzlü yağmur yağıyor.  Akşam yaş çadıra çamurlu ayakkabılarla giriyoruz.  Gece ayaklarımız donuyor.  İstediğin kadar çadırın kanatlarını kapa.  Rüzgar şiddetli estiği için giriyor.  Efradın ekserisi hasta düştüğünden dolayı istihkamlarda yapılacak hafriyat ve siper inşaatı tatil olundu.  Artık kimse kazma sallayamıyor.

     25 – yiyecek tamamiyle bitti.  Hükümet hiçbir şey vermedi.  Herkes canının çaresine bakıyor.  Birkaç kilo buğday bulabiliyoruz.  O da çok pahalı hele sade suya pişmiş insanı doyurmuyor. 

     26 – bugün havadis var diyorlar.  Fakat birçoklarına sordum.  Bir şey bilen yok.  Mademki yiyecek bitti.  Bu hal ile hurç hareketi de yapamayacağız.  O halde teslim olmamız muhakkak görülüyor.  Lakın bunlar tahmin.  Teslim olmak hatırası da bana güç ve ayıp geliyor.  Vakıa şimdi topçumuz ve süvarimiz yok.  Fakat bir ay evveli böyle değildik.  120000 kişi kuvvetimiz vardı.  Karşımızdaki 300000 kişi ile ölçüşmek lazım iken, kendi kendimize muhasaraya girdik.  Bu hale geldik.  Bittik.

(teslimim hatıratı gelecek haftaya)

 

NASIL GİTMİŞLER

<><><><><> 

Yedinci makale:

     Vapur çok açıkta demirliyordu.  Dürbün pekiyi olmakla beraber kafi değildi.  Hakikaten bu ağaçların içinde hiç hurma ağacı yoktu.   Ani bir keşif ve ıttılâ (bilme):  Bütün bu cihan eşcar (ağaçlar) içinde bir tane bile hurma ağacı bulamadım.  Mütemadi sık ağaççıklar, çok alçak değiller, yalnız yapraklarının renkleri biraz açık.  Bir orman gibi devam ediyor.  Vakit vakit dağın imtidadı, bir dere ile birden kesilerek, sahile doğru düşüyor.  Çok defa, bu zengin gölgelik biri birinin üzerine yığılarak, yaprakları biri birine karışarak, muhitin koyu yeşilliği arasında, müzdehim (yoğun) ve oldukça yüksek ağaçlarla dolu bir ormancık oluyor.  Bunlar yetiştirilmiş zeytin ağaçları zan ediyorum.  İhtimal bu zeytinleri bedeviler araziyi metrukeye dikmişler, yetiştirmişler.  Artık bu birkaç gün içinde mahsullerini alacaklar.

     Akarsu görünmüyor.  Fakat pek bedihi (belli) ve münevver (nurdan) işaretler, orada akarsuların vücuduna itminan (inanç) veriyor.  Çünkü Nisan ve Teşrinisani yağmurlarından başka bir damla su yüzü görmeyen bu Afrika ikliminde, böyle kilometrelerle bi intiha bir toprakta, dağ tepelerinde, bu kadar vasi ve pür galeyan yeşillikler, ağaçlıklar olsun.  Bir akarsu bulunmasın, kabil değildir.  Dağların az olmayan uçurumlarından ve muvazi mütekaitlerinden (kesişen) pek çok dereler akarak, bu iklimi böyle zengin yapıyor.  Bu halde su burada ziraata kifayetten ziyade olmalıdır.   Fakat bu çok alçak olmayan, az açık renkli, dağ eteklerindeki o pür galeyan yeşillik, ağaç acaba ne olabilir?  Ben gözlerimde dürbün, büyük bir sabır ile dağlardan bu sualime doğru bir cevap aramakta iken, “Marco Oralio”nun kumandanı, kumanda mevkiinin gezintisinden, beni çağırdı.

     Marco Oralio’nun kumandanı, Pantalarya’lı gemici, şişman, çok kıllı, yuvarlak ve kanlı gözlü ve bir çocuk gibi tatlı kalpli bir ihtiyardır.  Üç seneden beri Trablusgarp ile İskenderiye arasında bu sularda kaptanlık ettiği için, bütün demir mahallerini, sahili ve denizi adım adım biliyor.  Kumanda köprüsünün üzerine çıktım.  Beni sualimin cevabını aramaktan kumandan kurtaracaktı.  O lakayt, hafif Sicilyalı şivesi İtalyanca ile cevap verdi:

      – oh, güzel!  Eğer bunlar bir zeytinlik değil ise, istermisin ki, eski Romalıların ala zeytinlerinin çekirdeklerinden, kendi kendine çıkarak yabani zeytin ağaçları olmuş olsunlar?

     Bir mevceyi ziya (ışık dalgası) ile açıldım.  Vaktiyle Trablusgarp Romalıların tahtı hakimiyetine geçmiş bulunduğunu (hakikaten eski Yunanlılar burada iyi zeytin ağaçları dikmişlerdi.)  O vakit Romalılara büyük bir zeytinyağı vergisi verildiğini ve o vakit Trablus’ta imparatorluk tesis eden Septimius Severus (193 – 211), Romaya değil yalnız Romayı, tekmil İtalya’yı beş sene idare edecek kadar çok zeytinyağı göndermiş olduğunu okumuş idim.  Vakıa, o satırlar bana güzel görünmüş, fakat ciddi görünmemişti.  Bilakis şimdi ona inanabilirim.  Eğer bütün bu ağaçlar zeytin ağacı ve zeytin veriyorlar ise Sirenayka (Cyrenaica), bu sefer çıkaracağı zeytinyağı ile yalnız Romanın ihtiyacatını temin edebilir.  Tamam, dört saat vasi zeytinliklerin karşısında deniz seyahati yaptık.

     Sordum:

      – kumandan, ben yukarı çıkmazdan evvelde, bu zeytin ağaçları ormanı başlamış mı idi?

      – siz çıkmazdan iki saat evvelden beri.

      – nihayeti nereye kadardır?

      – Derne kapılarına kadar devam eder.

      – kaç saatte Derne’de olacağız?

      – dört saatte.

     Küçük Marco Orelio mutedil bir yürüyüşle, saatte sekiz mil gidiyordu.  Şu halde Sirenayka’nın zeytinlikleri yüz seksen kilometre kadar bir mesafe ile yeniden Sicilyalıların ve Pulia’lıların (1) kolları arasına girerek, üçüncü Romaya liyakatiyle mütenasip bir zeytin vergisi verebilir.  Oradan beri bu ince ve pür eşcar şerit, Sirenayka dağlarının beşiğinde sallanarak ve hakikaten pür bereket olan bu deniz ikliminde, Derne ile Bingazi arasında taharrük eden Arap hayatı maktumesine, yeni bir macerayı zendiği açar. 

     Vapurun beyaz kumanda köprüsü üzerinde, asabi adımlarla dolaşan kaptan, bu toprağın kiyasiyetinden bahis etti.  Zabt olunabilmiş bir heyecan server ile söylüyordu;

      – eğer buraya bizim memleketimizden aileler getirseler, bilir misiniz bu toprak neler hasıl eder?  Tekmil bu zeytin ağaçları, mahsul ile hınca hınç yüklenerek, yeni bir hayata doğacaklardır.  Çünkü bakınız, Araplar yorulucu “çalışkan” değildirler.  Fakat bizimkiler yorulmağı ve kayanın içindeki serveti çıkarmağı bilirler.  Tunus gidiniz, orada öğreneceksiniz ki, Sicilyalılar işlemeği biliyorlar. 

     Dağda su bulunup bulunmadığını kumandandan sordum.  O bana cevaben dedi ki; – bir kere “Mai sa su sa”ya iniyorken bir menbağ suyuna rast geldim.  O kadar büyük, taze, ka’rı arzdan (yerin dibi) öyle azim bir şarıltı ile çıkıyor ki;  hayran kaldık.  Üç defa içtim, üç defa…

     “Marsa Susa” , “Apollonia” (1) yeni ismidir.  Burası, Sirenayka gemicilerinin uğrağı bir limandır.  Bu meşhur şehre yakın geçecektik.  Dağlara dikkat ederek, bir harabe beyazlığı aradım.  Hiçbir iz yoktu.  Kumandan, gümüşi bıyıklarının içinden gülüyordu.  Apollonia nabisk.  Apollonia yoktur diyordu.  Elimi tuttu ve parmağını uzatarak, bana beyaz bir burun gösterdi.  Bu sanki gemileri önüne demirlemeğe davet etmek için, denize doğru ilerlemişti.  Kumandan;  işte Apollonia dedi.  Körfez kemerinin içinde hiçbir şey görünmüyor.

___________________________

(1) – kadim Napoli hükümeti dahilinde bir şehir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.