DONANMA MECMUASI 23 – 24 / Ocak-Şubat.1912

DONANMA MECMUASI 23 – 24  –  Ocak-Şubat.1912

FRANSIZ BANDIRALI MANUBA VAPURUNDA VAHŞİ İTALYANLAR TARAFINDAN TEVKİF EDİLİP BİLAHARE SIKI BİR İMTİHANI TABİİYE TABİ TUTULDUKTAN SONRA TRABLUSGARBA MÜTEVECCİHEN YOLLARINA DEVAM EDEN DOKTOR EMİN BEY VE HİLALİ AHMER CEMİYETİ.

 DONANMA, DONANMA, DAİMA DONANMA!

 HEYETİ İDAREMİZ AZASINDAN OLUP BU DEFA POSTA VE TELGRAF VE TELEFON NEZARETİNE TAYİN BUYURULAN TALAT BEY EFENDİ.

BEYRUT BOMBARDUMANINDAN SONRA

     Tafsilatı yevmi (günlük) ceridelerde (gazetelerde) okunduğuna göre Şubatın on birinci günü İtalya’nın iki harp sefinesi (gemisi) Beyrut pişgahına (iş yeri) gelerek orada bulunan avn ı ilahi (Allah yardımı) korveti (korvette) ile Ankara torpidosunun teslimini teklif etmiş, verdiği ültimatomun müddet munkazi (bitmiş) olmadan ateş açmıştır.  Kendilerinden pek çok kuvvetli olan iki sefineye karşı askerimiz son derece kahramana ne müdafaa etmişler, Avn ilahide harik (yangın) zuhur etmesi, her tarafı parça parça olması üzerine hafif silahların bir kısmı karaya çıkarıldıktan sonra gark (suda batış) etmişlerdir.  İtalya’nın şehre vaki olan hücumu da namerdane (mertçe olmayan) olmuştur.  Bu husustaki malumat gazetelerde görülmüştür.  Mecmua, Trablusgarp kahramanlarına ulvi bir nazire ibdaı (örneksiz) eyleyen bu dilâverlerin (yiğit) ruhuna Fatiha han (Fatiha okuyan) olarak makaleyi atiye (geleceğe) ile vazifesini ifa ediyor.

YİNE ŞEHİT KAZANDIK

     Sancağında şehit kanı, kılıcında gazi ismi, tüfeğinde kahraman kuvveti bulunan Osmanlı ordusu, piyadesiyle, bahriyesiyle, taburlarıyla, zırhlılarıyla yine bir şehit kazandı.  Sevinsin, iftihar etsin. Ona bu Allaha armağanıdır.  Muzaffer olacak ordu, deryaları düşmana dar edecek bir donanma için manevi bir beşarettir (göz açıklığı).  Turgut filosunun kahramanları gibi can veren…  Bakın emanetini allahına teslim eden kahramanların ruhları ordunun, donanmanın birer nikhebanıdır (bekçisi).  Tüfeğini omuzlayan dilâver, şanlı er, avn (yardım) Allahın, Ankara’nın şehitlerini top başına geçen beyaz kefenleri solmayan, solmayacak olan mübarek çehreleri ile görecek, her dakika onların ruhundan kendisine teselli yet gelecektir.

     Bir milletin kahramanları, bir milletin fedaileri o milletin muhafızları, o milletin melekleridir.  Bir vatana şehit kanı en büyük rahmettir.  Bir millet şehitleri ile iftihar eder.  Şehitlerini düşünür, düşüne düşüne fedakârlık dersi alır.  (avn ilahi)de, (Ankara)da cennete kavuşan dilâverlere, ne mutlu ki can verdiler,  şan aldılar.  Hayatlarında vatan muhafızı idiler.  Mematları (ölüm) daha parlak oldu.  Bahtiyardır, o büyük kalpli insan ki mezarı düşmana karşı ahenin (demirden) bir istihkâm olur.  Hayali, milletin hafızasında kalır.  Beyrut kahramanları!  Siz ölmediniz.  Şehidin nasibi zevâl (sona erme) değildir.  Dünya ve ahrette iclâl ve kemaldir.  Sizden

Sayfa: 2082 

evvel, ben çok Osmanlı kanı, Türk kanı Avrupa’da akmış, denizler nice büyük cedleri kenara sürüklemiş, nice mübarek vücutları dağıtmıştır.  Fakat tarihi açık!  Her sayfasında bir âli nam, hepsinde onlar için bitmez bir ihtiram kazanmıştır. 

     Asker!  Sende onlar gibi ol!  Tüfeğin elde hudutta iken, top başında, direk üstünde, ocak kenarında, cephanelikte, hep onları düşün!  Senin hayatındaki gaye, hep odur. 

     Asker, avn ilahide şehit olanlar, Ankara torpidosunda hakka rahmet deryasına dalanlar hakkın sevgili kullarıdır ki, Osmanlılık şanını göklere çıkardılar.  Kendilerine kahpece hücum edenler, beş on misli kuvvette iken korkmadılar.  Göz kırpmadılar.  Teslim olmak zilletini kabul etmediler.  Mertçe, Osmanlıca dövüştüler.

     Yine şehit kazandık.  Onlar bize dünyada şan kazandırdılar.  Kendileri ise hem dünyayı hem ahreti kazandılar.  Anaları feryat etmesin, ağlamasın ki, evlatları ölmedi.  Yalnız mekân değişti.  Fakat şanları cihanı tuttu. 

     Tarihimizi açalım.  Avn ilahi korvette’nin, Ankara torpidosunun şehitleri, gazileri altı yüz seneden beri yalnız kalmamıştır.  Kahramanlık destanında hiçbir fasıla görülmemiş, nice şahıbeytler (güzel beyit) okunmuş, ağlanmıştır.  Bu gün de Beyrut kahramanlarını gördük.  Millet şehit kazandı.  Yine şehit kazandık.

     Cenabı hak cümlesini cennet ve cemaliyle müşerref eylesin…  Donanma mecmuası bir şehadet menkıbesi yazdığı için elbette mahzundur.   Fakat bu milletin varlık, haysiyet, vatan namına her dem ölmeğe amade olduğunu ispat eden bir vaka karşısında şehitlerin ruhuna Fatihalar okuyarak kalbinde bir başka his, anlatılamayan bir fikir ile sahifeleri arasında bir şah name kayıt ediyor.

Sayfa: 2083

HUŞE ÇIN 

     Belki hatırlardadır.  Mecmuanın bir kısmında, cemiyetin deruhte ettiği azim ve mali hizmete mutabık gelen mevzuları ihtiva eden şu sayfalarında (huşe çin) serlevhasını (başlığını) kullandık.  Çünkü bu sayfalarda mesleğimiz, bütün cihanda cereyan eden vakalardan fikrimize, emelimize hâsılı donanmamıza ait bir istifade hissesi çıkarmaktır.  Ne cemiyet, ne mecmua siyasi işlere karışmaz.  Fakat dem (zaman) olur ki siyasi işlerden bir hisse kapar.  Cemiyetin gözü önünde faraza İngiltere’deki parlamento velveleleri yoktur.  Lakin zaman gelir ki o gürültüler arasında istifadesini temin edecek bir misal, bir söz bulur.  (Trablusgarp) harbinin böyle had devresinde, “ittifak Meselesi”nin teceddüdü(yenilenme) namına yapılan bu hareketin münakaşası elbette ne donanma cemiyetine aittir, ne de mecmuaya.  Misal olarak söylüyoruz, belki bazı nazarlara göre bâid (uzak) bir kıyastır.  Biz düşünürüz ki, eğer bizim donanmamız gönlümüzün istediği derecede olsaydı, elbette ittifak namına bizim payitahtımıza vuku bulacak seyahatler mösyö Kidran walter’in Roma seyahati şekil ve mahiyetinde olurdu.

Hâsılı istiyoruz ki cihanda deveran eden bunca vakalar, bunca hadiseler arasında donanma mecmuasının istifade etmeyeceği hemen hiçbir mevzu yoktur.  En vazıh (açık) manasıyla:

Kitap ilmin evrakıdır eb ad namahdud

Sutür hadisat dehrdir a’sar nâ ma’dûd

Yazılmış destiğah levh mahfuz tabiatta

Mücessem lafz manidardır alemde her mevcud

Kıtasının pek hakiki bir manayı ihtiva ettiğine kailiz.  Onun için bu ayda makalemiz için “huşa çin” terkibini bir daha isti amel (kullanma) eyliyoruz.  En meşhur vakalardan, dikkate şayan makalelerden mübeccel (yüce) ve milli maksadımız namına bir istifade destesi iktidaf (toplanma) etmek istiyoruz.  Dikkate layık olan hadiselerden biri Almanya hariciye nazırı mösyö Kiderlen Vahiter’in Roma seyahati ise ondan daha manidar bir seyahat, ondan daha sonra vuku bulmuştur.  O da İngiltere hariciye ve bahriye nazırlarının Berlin seyahatidir.  Yevmi cerideleri okuyan Osmanlıların hepsi az çok bilir.  Avrupa’da böyle alakadar olanlar seyahatin hiçbir siyasi mana ifade etmediğini, katiyen ehemmiyete haiz olmadığını yazar, dururlar.  Hakikatte ise o seyahat en ufak ferine kadar büyük bir manayı ihtiva eder.  Öyle bir seyahat üzerine nice siyasi hadiseler bina olunur.  Nihayet kulağı delik bir gazeteci seyahatin en gizli noktalarını meydana çıkarır.  Seyahatin ehemmiyetsiz

Sayfa: 2084

ve şahsi olduğunu ifade eden yazıların mürekkebi ise henüz solmamıştır.

     İşte bu gayri hal, diplomatlarca pek tabii görülen bu keyfiyet, Berlin seyahatinde de tezahür eylemiştir.  İngiltere’nin harbiye ve bahriye nazırlarının seyahati hakkında ceride sütunlarında görülen mütalaaları, ihtimalleri, münakaşaları buraya nakil etmek elbette sadedin (konu), maksadın haricindedir.  Yalnız en mühim ciheti zikir edilene umumi tabiri ile teslihanın (silahlandırma), bizi ve bahri tedariklerin tehdidi meselesidir. 

     Elbette hatırlarda kalmıştır.  Bundan birkaç sene evvel İngiltere yine bu (tahdit teslihat) meselesini meydana çıkarmış idi.  dikkate layıktır ki diplomatlar, muharrirler aslına hiç inanmadıkları halde bu teklif üzerine günlerce mütalaa yürüttüler.  Muharrirler, biraz hayale mağlupturlar ya, derhal âlemi sulh ve salim cenneti içinde gördüler.  Her tüfeğin ucundan bir gül açıldı.  Her top bir saadet ağacı oldu.  Ordunun her neferinden bir ordu çıktı.  O teklifte bulunan İngiltere’nin ise muazzam bir desteğahından heybetli bir zırhlı o hayal kâşaneleri kurulduğu sırada haşmetiyle, dehşetiyle denize iniyordu.  Her amelin (işin) aksi zuhur etmek tabii kaidedir.  Adeta topuyla, tüfeğiyle, zırhlısı ile, kalesiyle maddi bir ağırlık mahiyetinde milletlerin omuz’una binen bu ağır yükü o tabii, la yetkin kaide hükmünü icra edinceye kadar devletlerin var kuvveti pazuya vererek kuvvetlenmeğe müthiş ordular, muhip donanmalar beslemeğe mecbur olduklarını inkâr etmek;  öyle bir gaflettir ki, cezası mutlaka mahv ve inkırazdır.  Şimdi burada duruyoruz:  Acaba bizim için bundan istifade noktası var mı?

     Bu istifade noktası o kadar sarih ki düşünmeğe hiç ihtiyaç göremiyoruz.  Bütün dünya birbirini aldatarak ordusuna fazla bir top, donanmasına fazla bir zırhlı ilave etmek isterken biz eli, kolu bağlı mı duracağız?  Talihin garip bir cilvesidir ki son senelerde bize böyle nasihatte, hatta tehditte bulundular (kuvvetiniz kâfi).  Dediler.  (eğer daha ziyade kuvvetlenirseniz fena bir duruma gelmek, dostlarınızı boş yere şüphelendirmek mahzuru da vardır) zemininde zahiri parlak, belki hayır hah hane,  hakikatte ise tehdit manasını muhtevi sözler söylediler.  Hal bu ki bir taraftan en ufak komşularımıza varıncaya kadar bütün devletler kuvvet, minnet vadinde bir adım daha atmak için çalışıyorlar.  Kimse onu görmüyor.  Fakat biraz kuvvetsiz olan İran gibi oluyor.  Sonra ona da bir (New verimia) gazetesi ne için kuvvetli değilsin? Diye hitap ediyor.  İşte vatandaşlar bu bariz, acı hakikatler daima gözünüz önünde durmalıdır.  Bu gün dünya yüzünde zayıfın yaşamağa hakkı yoktur.  Yaşamak hakkı yaşamağa muktedir olanlarındır.  Bu hal, adeta vücudun zinde mukavim olarak hastalığa karşı koymasına benzer.  Milletlerin eski tarihini açık, içinde bir kavmin

Sayfa: 2085

zayıfları, hastaları öldürdüğünü görürsünüz.  Çünkü onlar yaşamağa muktedir olmayanları cemiyet için muzır bir yük addederlerdi.  Tarih tekerrürden ibaret ya…   İşte bin bu kadar sene sonra tarih tekerrür ediyor.  Bu gün kuvvetli devletler, kuvvetsizlerin kendileri için bir yük olduğu zum indedir.  Onları yok etmeğe çalışıyorlar.  Faziletli biri hakkıyla bir teşbihe (benzetme) yapmış idi.  şimdiki halde devletlerin muvazenesi denilen keyfiyet, suyun muvazenesine benzer.  Su, nasıl boş bulduğu yahut seviyesinden aşağı gördüğü mahal’e hücum ederse bu gün, devletlerin vaziyeti de aynı haldedir.  Zebun (güçsüz) gördükleri mahal’e daima istila ayaklarını atmışlardır.  Atmakta bulunmuşlardır.

ZUVAREDE KAHRAMAN OSMANLI MÜDAFİLERİ.

      Muhterem Osmanlılar, hakikatler, hakikatlerdir.  Fakat her dem gözümüz onda duruyor ki;  Eğer biz bu hakikatlerden araz (işaret) edecek olursak istikbalimizden korkmalıyız.

*  *  *  *  *

     Makalemize (huşe çin) unvanı verdikten sonra bir mevzu arz etmek elbette caiz değildir.  Onun için son günlerde gazetelerde görülen bir iki fıkradan, bir iki vakadan daha bahis edeceğiz.  O fıkralardan biri Petersburg’da münteşir (reç) gazetesinde görülen bir fıkradır.  Reç gazetesi Rusya’nın Karadeniz filosu hakkında dikkate şayan fıkralar derç ediyor.  Biz bu fıkralardan anladığımız “devleti âliye Rusya “ münasebetine ait noktalar değildir.  O cihetle tetkiki siyasi muharrirlere aittir.  Fakat nizamnamemizin bize sarih surette bahşettiği

Sayfa: 2086

bir hak vardır ki, o da devletimizin bahri kuvvetini sair devletler mertebesine çıkarmak için elden geleni sarf etmektir.  İşte Reç gazetesinin fıkrası da bu cihetten nazara alınmalıdır.  Rusya’nın Karadeniz filosu denilince hatıra evvelinde de,  sonunda da gelecek şey, devletimizin bahri kuvvetidir.  Bugün hiçbir Rus yoktur ki Karadeniz filosunu unutsun.  Bizim gayretimiz ise yalnız karadeniz’e ait olmamak lazım gelir.  İşte Reç gazetesi bize Rusya’nın mezkûr filoyu takviye için sarf ettiği emekleri ihbar ederken ihtiyatsız düşündüğümüz bizim donanma için sarf edeceğimiz gayret oldu. 

* * * *

     Reç gazetesi bu fıkrayı yazdıktan sonra idi ki Rumca gazetelerde bir fıkra görüldü.  Mütercim (tercüme) sureti Türkçe gazetelere de geçen bu fıkraya göre Yunanistan hükümeti bir dretnot inşası için yirmi kadar inşaat destiğahı ile müzakerede bulunmaktadır.  İşte bizi tefekküre saik (sevk eden) bir fıkra…  Her türlü siyasi mülahazalardan sarfı nazar etmek için ne kadar çalışsak yine aklımıza kendimiz geliyor.  Çünkü bu teşebbüsün doğrudan doğruya Osmanlıların bahri kuvvetine yetişmek için yapılan bir hareket olduğuna hiç şüphe yoktur.  Böyle bir teşebbüsün karşısında bütün hamiyetli Osmanlıların yapacağı hareket, donanma ianesine koşmaktır.

Sayfa: 2087

TERAKKİ VE MEDENİYET

     Medeniyet, beşeriyetin ihtiyacı ferdiye ve ictimaiyesini daha muntazam ve daha mükemmel bir surette tedarikini temin eden mesai ve tesisat ictimaiyenin heyeti mecmuasıdır (toplamı).  İhtiyacı beşeriye (insan ihtiyaçları), esas itibariyle, her dem kabulü tahavvül (değişim) ve tebdil (değiştirilme) olduğu gibi medeniyet dahi bunların muhassalası neticesi olarak, tahavvül eder.  Eğer bu tahavvül, ihtiyacaktı mahsusayı beşeriyetin tatminine kifayet edemeyecek derecede olursa, yani her hangi bir zamandaki medeniyeti mevcuda o zaman zarfındaki emel ve

FRANSIZ BANDIRALI (MANUBA) VAPURUNDA VAHŞİ İTALYANLAR TARAFINDAN TUTUK EDİLİP BİLAHARE SIKI BİR İMTİHANI TABİYE TABİ TUTULDUKTAN SONRA TRABLUSGARP’A MÜTEVECCİHEN YOLLARINA DEVAM EDEN DOKTOR EMİN BEY VE HİLALİ AHMER (KIZILAY) CEMİYETİ

ihtiyacı teskin eylemeyecek mertebede bulunursa memlekette tahvilatı medeniye bir tekâmül inhitatı (düşüş) takip ediyor denilir veya sadece haleti inhisafda (tutulma hali) bir medeniyet karşısında bulunulur, bilakis tesisatı medeniye hazıra zamanın tevlit ettiği ihtiyaca tekabül ve hatta bunların tevsii ve inkişafını temin eyleyecek bir mertebede olursa tahvilatı medeniye bir tekâmül metrfiye (yukarı) doğru

sayfa: 2088

ve yahut parlak ve müterakki bir medeniyet hükümran oluyor deriz.  Acaba terakkiyi medeniyeti tevlit etmek hususunda hangi nevi ihtiyacat en ziyade amil müessirdir?  Bir cemiyette öyle bir nevi ihtiyacat olur ki

 TRABLUSTA HİLALİ AHMERE MENSUP YERLİ TESKERECİ EFRADI

umumi değildir.  Mesela bir sınıfa veyahut yalnızca hevese ahsustur;  diğer nevi ihtiyacat vardır ki bunlar umumidir, bütün efrat ictimaiyenin müstağni (doygun) kalamayacakları ihtiyacat ammeden (genel) olur.  Bunlar da mahiyetleri itibariyle iki kısma inkısam eder.  Birincileri ihtiyacat şedide ve zaruriye ammedir.  İkincileri

Sayfa: 2089

zaruri olmayan ihtiyacat ammedir. 

     Acaba, terakkiyi medeniyette mahrek vazifesini gören ve binaenaleyh en mühim olmak lazım gelen ihtiyacat hangi kısım ihtiyaçtandır?  Şayanı dikkattir ki ihtiyacat ulviyeyi (yüce) beşeriye mebadide (başlangıç) terakki medeniyet hususunda bir tesiri mahsus icra etmemiştir.  Mebadiyi medeniyette usulü haiz tesir olan ihtiyacat, ihtiyacat basiteden olandır, yani sureti umumiye de olarak hayat iktisadiye ye müteallik olan ihtiyacattan başka his hod prestinin (kendini beğenmişlik) menfaatçiğinin tevlit ettikleri ihtiyacat mebadide medeniyetin mahreki oldular:  korku ve tekebbür (kibir) gibi.  Korku his ve hoş ve sebai ve kabail (kabileler) mütecavize ye karşı emri müdafaa ve bir müddet mürurundan sonra emri muhacemeyi (hücum) tevlit etmiştir ki ilk medeniyet fecrinin infilakı anında harp şeklinde tecelli eden bu his, bu tarihe gelinceye kadar asla münkati (sonlanan) olmamış ve medeniyetin ilk ve daimi mesnedi terakkisini bu teşkil etmiştir.  Adi çakmak ve sapan taşından şimdiki top kalelerine inkılâp eden aleti harbiye, beşeriyetin bu sahadaki dereceyi terakkisini ifade eder.  Aceb ve tekebbür his ise ihtiyaç talebi ve tezyini tevlit etmiştir ki bu his, beşeriyetin devri sebavetinde (çocukluk) his ettiği ihtiyacat evveliyedendir.  Nim üryan (yarı çıplak) Afrika akvamı ve haşiyesinde tüyler ile ve sair eşya ile tezeyyün (süslenme) hevesi beşeriyetin bu nevi ihtiyacatın ta mebadiyede bile nasıl bir ihtiyaç mergup (beğeni) olduğunu ispat eder.  Bir ağaç yaprağından ve adi bir tüyden başlayan bu ihtiyacın asrı ahirde tevlit ettiği milyarlara bel (yutma) eden medeni siyasetiyle nasıl edvarı tekâmül iyeden mürur ettiği tezahür eder.  His dini dahi mebadide bir korku mahsusla cemiyetlerin tesisinden biri büyük bir rol oynayan bu hissin tekâmülü medeniye de mühim bir amil olması işte bu sebepten, yani korku aslına raci olmasından dolayıdır.  Öyle müessisatı medeniye vardır ki hep yalnız his ve esas dini üzerine müessirdirler. 

     Tagaddi (gıda) ictimaiyesi ihtiyaç iktisadi teferruatındandır.  Hâlbuki bu esas dahi ihtiyacat mutavassıta dandır, ihtiyacat ulviye ve maneviyeden değildir.  Filhakika beşeriyet malik olduğu hasisai (karakter) zekaiye ve akliye sayesinde sahayı fikriyeyi ihata eden zalâm (karanlık) şan ve tereddüdü tenvir, meyil ve intaç fikriyesine de maliktir.  Fakat bu ihtiyaç beşeriyette terakkiyi medeniyetin asıl gayeyi hayali olmakla beraber bütün sınıf ahaliyi, cemiyetin zir hükmüne dâhil olan efrada raci değildir.  Belki bilakis cemiyeti idare edenlerin, kalil bir sınıf hasın his ettikleri bir ihtiyaçtır.  Bu ihtiyacı cemiyetin asıl harekâtı ictimaiyesini tedvir eden fail kollar mebadide his etmezler.   Asırlar mürur ettiği halde hala keyif bu ihtiyacı sınıf umumiyesi arasında his ve takdir ettirebileceği devreye dâhil olamamıştır.  Bu ihtiyacı zamanımızda bile ekseriyetle harekât faaliyeti ictimaiyeye lakayt olan ve cemiyet dâhilindeki keşmekeş hayat

Sayfa: 2090

 İktisadiye ve faaliyete seyirci vaziyetinde bulunan sınıf havass (duygular) his ve takdir ediyorlar.  Hatta bu sınıf havass dahi hakikat halde bu ihtiyacı sırf bir ihtiyaç mücerred (yalnız) ve gayeyi hayal ati kabilinden olmak üzere his etmezler.  Belki bunlarda bile “mesela muharrirlerde, âlimlerde, muallimlerde ve saire de de “ bu gayeyi hayal his tefevvuk (yükselme) ve tekebbür hissiyle karışmış olduğu cihetle bu esasın dahi terakkisine masraf olan himmet iktisadı ve hod perest (kendini beğenmiş) esaslarından birisine irca edilmek mümkündür. 

     Hülasa beşeriyetin ihtiyacat aliyesi hissi hep bir vakit başlı başına terakkiyat medeniyenin mahreki olamaz.  Şeref, şan ve şöhret gibi vehleyi ülada ulvi görülmüş esaslar pek vazih bir his tefahür (öğünç) ve tekebbürün bir tecellisinden başka bir şey değildir.

     İşte bu esas üzerinden hareket edilince hiçbir tahvil ictimaiyenin sırf zekayı beşer ianesiyle vücut bulduğu kabul edilemez.  Binaenaleyh terakkiyat ictimaiyede büyük bir rol oynadıkları maznun olan tasavvurat ve isminin, ululu gayenin mahiyeti tahlil ve sebep aslıya irca edilmek iktiza eder.  Mesela ateşin ne olduğunu bilmeyen beşer, ateşi icat etmeği bir gayeyi hayal addetmedi, ateş mefhumunu zihnen tasavvur ederek odundan vücuda getirmeği düşünmedi.  Lakin çakmak taşını yontarken bir kıvılcım sıçradı, bu neticeyi fiil, tecrübe, zekâ ile birleşerek ateşin icadına müncer oldu.  İnsan çömlek mazammumunu (kavram) ve bunun edevat bitiyesi meyanında oynayacağı rolü zihnen tahayyül ederek çömlek icadını düşünmedi, belki gıdasını koyduğu sepetini daha mukavim bir hale isal için çamur ile sıvadı.  Muahharen bunun her hangi bir eser tesadüf olarak ateşte sertleştiğini gördü.  İnsan, resmi ihtiraı etmek maksadını takip etmedi.  Sırf zekâsına kalsa edemez idi.  fakat çakmak taşını yontarken bunun yumuşak kayalar üzerinde bir iz bıraktığını gördü.  Eltetkik bu izlerin eşkâl muntazameyi hendesi yeden mürekkep veyahut insan şekillerine müşabe olduğunu gördü. 

     İşte bu esbaba mebnidir ki ihtiraati ifade eden kanun umumiyi Alman  “Und” mütehassısından içtimai yenin <gayelerin tenemmü (gelişme) haricisi> tabiriyle beyan ettiği gibi, <Wirkand> namı diğer Alman mütefekkiri dahi <sevaik mahrukenin (yanmış) tahvilinden> ibaret addeder.  Evet, hiç şüphe yoktur ki her ihtirayı bir gaye, bir mahsul, bir gayeyi zekâdır.  Zekâ bu ihtirayı vücuda getirmekle nema buluyor.  Fakat kendisi doğrudan doğruya bu ihtirayı tevlit edemediği için temas haricinden vukua gelen bir iltisak ve iltihak suretiyle vücuda geliyor.  İkinci tarife esas olan sevaik dahi öyle iptidai, hissiz ve ümitsiz ve hatta amiyane sevaik adiye gayri ihtiyariyedir ki, bunlar ibdiat mafide icat ederler.  Beşer bu ibdiatı daha ulvi emsal ve ihtiraya, daha parlak tasvirat ve icraata

 Sayfa: 2091

vasıl olmak için yekdiğeriyle mezç (karıştırma)  ve tevhid eder.  Beşer, vücuda getirdiği bir ihtira sayesinde kendisini niyet ve arzu etmeden evvel bir veya bir takım yeni menfaatlerden mütenaim (müreffeh) olur, haza bu münafaadan mütenaim olmak için bu ihtiraın vücuda gelmesini arzu eder.  Bir ihtira vücuda getirdiğini zan ettiği zaman o ihtira artık vücuda gelmiştir.  Demek ki her ihtiraın sahifi bir ihtiyacı

 TRABLUSGARP’TA OSMANLI HİLAL AHMER HEYETİNE AİT BİR KERVAN

temin ve menfaat temini hissidir.  Her ihtira, mahiyeti evvelce tamamen muayyen ve malum olmadan, adeta gayri itibari ve biltesadü  f gibi,  TRABLUSGARP’TA AZİZİYE KARARGAHİNDA BİR HASTAHANE ÇADIRI

vücuda gelir.  Demek ki tahvilat ictimaiye ve medeniyyeyi vücuda getiren şeyler efkardan ziyade efail ve harekat, tecarib veya tesadüftür.

Kadıköy 28.kanun.1327

            Bedii Nuri.

Sayfa: 2092

 

musahabeyi içtimaiye

KANUNLARIN MENŞEİ VE ESASI

 

–Fransızcadan—

 

 TUNUS CİHETİNDE OSMANLI TELGRAFLARININ MAHAL KEŞİDESİ OLAN DAHİBAT MEVKİİ.

 DONANMAYI OSMANÎ MUAVENETİ MİLLİYE CEMİYETİ CEZAYİR BAHRİ SEFİD ŞUBESİ VE BİDAYETİ HUKUK REİSİ ABDURRAHMAN CEMİL BEY.

 MUAVENETİ MİLLİYE KUVARNA ŞUBESİ REİSİ KAYMAKAM KAZA MEHMET HAMZA BEY.

 İNGİLTERE KRALININ MALTADA İSTİKBALİ. 

Mesaili hazireyi melelden

 

AVUSTURYA İLE MACARİSTANIN MÜNASEBATINA AİT

BİRKAÇ SÖZ

     Birkaç seneler mukaddem hadis olan Macaristan buhranı o zaman bütün devletler tarafından pek ziyade haizi ehemmiyet görülmüş olduğu halde Abdülhamit devrinin Avrupa şoven siyasiyesi ile aramıza çektiği korkulu perde Osmanlıları bu büyük ve bizle pek yakından alakadar komşularımızın neden sızlandıklarını lazım geldiği surette muhakeme ve takdirden mani eylemiş idi.  hâlbuki şimdi ekseriya ahvalde vaki olduğu gibi kadri bilinmeyen hâlbuki ne denirse desin, Türklerin keskin kılıcına sinelerini yüzlerce sene siper ederek Avrupa’yı kurtaran Macar hem ırklarımızın arasındaki münasebata, itlafat ve ihtilafat vakıf bulunmamak bizim için her cihetçe büyük kusur teşkil eder.  Filhakika ara sıra zulmet içinde seçilen koyu renkli şekiller gibi iki hükümet arasında ihtilaf ve münaferet bulunduğu şayiası, zannı veya zehabı aramızda dolaşır.  Hatta Avusturya politikasından, muamelatından şüphelendiği, incinildiği vakit bir ser mühim faş (açıklama) edilir gibi ağzımızdan şu sözler dökülür;  Macarlar onlara bir gün gösterecek!  Cihat cemi cinsiyet hasebiyle midir bilinmez ki:  Macaristan’ın mazisinden, münasebat samimiyet tarihiyemizden gafil olan avamımız bile Balkanın şimalinde esen muhalif siyaset cereyanlar karşısında yalnız <Nemse> <Avusturya> namına karşı bir iğbirar <gücenme> duyarlar vukuu, lakin memba hakikisi meçhul bir kehanetle Macarların Avusturya ya olan merbutitinin <bağlılık> mehaza imparator Fransuva Jozef hazretlerinin mevcudiyet muhteremeleriyle kaim bulunduğunu ve bu zatın her iki millet serir <taht> hükümdarısın dan destguş olacağı gün Macarların Nemselilerden ayrılacağını temin ederler.  Bizi bu mukaddimeyi yapmağa ve bu makaleyi yazmağa sevk eden sebep İngiliz mütehassısın siyasetinden biriyenin Avusturya ile Macaristan ihtilafatına dair ve bu ihtilafın en had bir devresinde yazılmış bazı şayanı dikkat mütalaatın nazarımıza mesadüf <tesadüf> olmasıdır.  İngiltereli zat meseleyi bittabi daha ziyade kendilerine temas eden cihetten muhakemeye mütemayil bulunmuştur.  Mûmâ ileyh <ima edilen> mufassal makalesinin bir yerinde diyor ki;

     Macaristan bahranı bütün Avrupa hükümetleri tarafından kemali ehemmiyetle tetkik ve takip olunmağa şayandır. 

Sayfa: 2101

çünkü bu bahranın netayiçi, müessirat müctemiası <toplanan> bir gün Avusturya – Macaristan’ın düveli muazzama dan biri bulunmak saffetine şiddetle icrayı tesir eyleyerek böylece Almanya hükümetinin pek ziyade kesbi nüfus ve cesamet etmesine sebep olabilir.  Şayet Avusturya – Macaristan hükümeti bu gün Avrupa haritası üzerinden kayıp olmak lazım gelirse Almanya’nın iktisap edeceği kuvvet ve azamet bütün Avrupa’ca umumen ve İngiltere hükümetince hususen ehemmiyettir.  Binaenaleyh bahren hazırın ihtiva ettiği nikatı <ince manalı>, sefahat müteaddideyi göz önüne alalım.

     Evvela:  Umumiyetle Avusturya ile Macaristan’ın münasebatına dair beslenilen hatalı bazı efkârı tashih edelim.  Macaristamın Avusturya ya karşı olan nispet ve rabıtası İrlanda’nın İngiltere ye karşı olan rabıtasından büsbütün başkadır.  Macaristan mesahayı şathiyece Avusturya dan oldukça fazla bulunuyor.  Miktarı nüfusa gelince:  Avusturya nın nüfusu takriben 20.000.000 olduğu halde macaristanın nüfusu da on dokuz milyona residedir.  Macarlar on ikinci asır miladi nihayetinden beri vekâleti milliye esasına müstenit milli bir parlemetoya malik oldukları halde Avusturya da hükümet meşrutenin tesisi ancak 1867 senesinde vaki olmuştur.  Macar lisanı dahi Alman lisanına katiyen müşabe olmayıp Türkçe aslındandır.  Macaristan parlamentosunun teşkilat esasiyesi ve kanunu suret umumiye de İngiltere parlematosuna muşabe olduğu halde Avusturya parlamentosu Fransa, Prusya ve Rusya millet meclislerinin bir numuneyi muhtelitesidir.  Filhakika Macaristan da dahi birçok muhtelif unsurlar var ise de muvaki tefevvuk ve iktidar ekseriyeti haiz milliyet, yani bizzat Macar anasırı tarafından işgal olunmuştur.  Hal bu ki, Avusturya diye gösterilen ülkede hiçbir unsur henüz bu derece muayyen ve vazıh bir nüfuz siyasi, ekseriyet ve tefevvuk içtimai temin eyleyememiştir.  1526 senesinden beri Macarlar yirmi beş defadan fazla ihtilal yaparak istiklal milliyetleri, meşrutiyet hükümetleri namına hesapsız kanlar dökmüşlerdir.  Hâlbuki Avusturyalıların bu nevi icraat ve teşebbüsat vetanperveranelerine, fedakârı istiklal perest anelerine tesadüf edemiyoruz.  Macarlar bir istidadı mevrus (miras) ve iştigalatı medideden (uzatılmış) mütevellit kifayet ve liyakat ile umur siyasiye de sahibi iktidar ve rüsuh (sağlam) oldukları halde Avusturya yı teşkil eden anasır ancak senin ahirede umur siyasiye ile iştigale başlamış olduklarından bu cihetçe de komşularının madunundadırlar.  Bu gün Macar milleti, Macar hükümeti takip ettiği maksadı, gayeyi siyasiyi bildiği halde Avusturya hükümetinin ekseriya tereddüdler içinde boğulduğu his ve müşahede olunur.  Diğer cihetten münasebat idariye de o kadar muayyiddir ki;  Mesela, bir Macar Avusturyalı olmak istese adeta bir Fransız, bir İngiliz imiş gibi tebdili tabiyet kanununa tabi olur.  Yani manayı umumi ve müttehidi (birleşmiş) ile bir Avusturya – Macaristan tebası olmak lazım gelir. 

     Evvelce Macarlar Rusyalıların, 1849 da

Sayfa: 2102

olduğu gibi, kendi aleyhinde Avusturya hükümet ve hükümdarına yardım edeceğinden korkuda idiler.  Çünkü malum olduğu üzere 1849da Rusya hükümeti Macaristan ‘a General Paskeviç kumandasında bir Rus ordusu ithal ederek Avusturyalılara muavenetle Macar isyanını kahren ve cebren teskin eylemiş idi.  Ancak Rus – Japon harbinin zuhuruyla Rusya’nın duçar olduğu felaketi askeriye ve tedenniyi itibar siyasiye üzerine Macarların artık bu cihetten de o derece ihtirazları (çekince) kalmamıştır.  Almanya’nın müdahalesine gelince;  Macarların fikrince Almanlar Avrupa’da bir harbi umumiye sebebiyet vermedikçe Avusturya – Macaristan umur dâhiliyesine müdahale edemezler.  Binaenaleyh Macarlar mevsim siyaseti kendileri için en muvaffak bulmakta ve bu fırsattan istifadeyi kemali ciddiyetle düşünmektedirler.  Bu satırların İngiliz dostumuz tarafından itilaf meselesinin vukuundan çok mukaddem yazıldığı unutmamalıdır.  İtilafın vukuundan sonra Ruslar manevi zararlarını tazmin etmiş olmak fikriyle şadandırlar (sevinçli).

     Yukarıda ima ettiğimiz veçhile o zaman bir İngiliz siyasiye sinin yazdığı şu satırlarda pek vazıh görünen bir nokta varsa o da Macar milletinin istiklal ve saadet mustakbelesine hayır hahane emareler taharrisinden fazla ittifak meselesinin mühim bir rüknü (sağlam yeri) olan Avusturya – Macaristan hükümetinin ve dolayısıyla Almanya’nın kuvvetini denemekten, tetkikten ibarettir.  Biz pek açık olarak his edebiliriz ki, bu gün Macarlar Avusturyalılardan ayrılmak isteyip de zuhur edecek harp de Ruslar kemâ-fi-s-sâdık (eskisi gibi) Avusturyalılara yardım etmek isteyecek olurlarsa onları bu müdahaleyi fuzulaneden geri bırakacak mani Japonya ya karşı duçar oldukları mağlubiyet değil, ancak İngiltere ve belki Fransa’nın vesâyâ (vaziyetler) vacibaratı olacaktır.  Çünkü ittifak meselesi kalbinden vurmak için bu infiraktan elverişli bir vesile olamaz.  Diğer cihetten bu infirakı balkan hükümetinin nasıl bir nazarla görecekleri badi mütalaadır.  Bu hükümetler mevkii kuvvetleri iktizası (gereği) salif-üz-zikr (bildirilen) hadiseyi azimeye mümânaat (mani olma) edecek bir mahiyeti haiz değilseler de bu da onlar için badei teessüf olmasa gerektir.  Çünkü Avusturya – Macaristan suretinde balkanların şimalinde duran ve balkan muvazenesine, balkan istikbaline namzetliği birçoklarını korkutan bu kuvvetin iki cüzi (az) mütezâdda (zıtlık) inkısâmı (taksimi) hükümet sağıra (küçük günah) için bir müvazene ümidini ihtiva ediyor. 

     İngiliz siyasiye sinin tercüme ettiğimiz beyanatında şayanı dikkat bir nokta daha var ki;  Mahiyeti itibariyle harice şümulü o derece mühim olamamakla beraber şayanı dikkat bir haleti ruhiyeyi ima eder.  O satırlarda Macaristan’ın Avusturya’dan ayrılmaya olan liyakat ve istihkakı Macarların hiçbir cihetçe İrlandalılara müşabe olmamaları ile tekayyüd (bağlı olma) olunuyor.  Yani istiklal milliyesi yahut hukuk serihası uğrunda silahla, siyasetle, nice seneler mübareze (uğraş, kavga) etmiş olan İrlandalılara zımnen <sakin ha!> denildiğinden sonra Macarlara <siz başka!> sözüyle hak

Sayfa: 2103

veriliyor.  Bu hal siyaseti hazirenin epeyce hoş nüktelerinden değil mi?

     Biz şimdi burada Macarların mutâlebât (talepler) ve maksadını sureti layıkada mufassalan izah edemez isek de sırf tetebbu (araştırma) maksadı ile bir nazar icmali atmak için 1867 senesinde tertip edilip Avusturya – Macaristan hükümetine şimdiki şekil siyasiyi veren itilafnamede Macarların kendi haklarında bilfiil temin eyledikleri hukuku şöylece süzelim:  <Sen İstefan (Macaristan ilk kralı) hanedan hükümdarına merbut ve tabi olan memalik <<Macaristan krallığı>> namı altında bir hükümet müstakile haline vazı edilmiş.  Bunun kralı aynı zamanda avusturyanın da imparatoru bulunmuştur.>  Şu cümlenin

 İNGİLTERE KRALININ HİNDİSTANDA AVA ÇIKMALARI

anlatabildiği münasebet siyasiye ye misal olarak bir zamanlar (Hannover) ile İngiltere’nin arasında bir deniz bulunmasına mukabil Avusturya ile macaristanın hemhudut bulunmalarıdır.  Bu vaziyet coğrafyadan her iki memleketçe istifade edilmek fikri bazı mühim neticeler meydana çıkardı.  Mesela:  1867 senesinde müdafaa umumiye yi milliye için ayrı ayrı iki ordu bulunması yerine

Sayfa: 2104

Avusturya ile Macaristan ordularının birleştirilmesi ve biri Avusturya da, diğeri Macaristan da iki maliye nazırı (bakan) makamına masarif müştereki umumiye için yalnız bir maliye nazırı nispi karargir (kararlaşmış) olmuş, bu hususata makul göründüğü cihetle Macarlarda razı omlulardı.  Bunu müteakip Avusturya zabitanının Macaristan ülkesinde ve Macaristan zabitanının da Avusturya ülkesinde istihdamlarına başlanılıp iki hükümet arasında ancak bu derecede bir iştirak idari ve askeri hâsıl olabildi.  1867 tarihini müteakip mürur eden otuz seneyi mütecaviz zaman esnasında Macarların bazı mertebe inkisar amale uğradıkları inkâr olunamaz.  Onlar, tarihi mezküreden sonra Viyana’daki (Reichstag) meclisine mebus göndermek hakkını

 İNGİLTERE KRALININ HİNDİSTANDA AVA ÇIKMALARI

kazanan Avusturyalıların artık bir sürati azime ile mazharı terakki olacaklarını, ıslahat dâhiliyeye sarfı gayret ve her cihetçe temini intizam edeceklerini herkes ile beraber ümit ve arzu eylemişlerdi.  Hal bu ki;  Vekaleti maliye esasına istinat eden hükümeti cedide Avusturya dâhilindeki anasırı muhtelifeyi tevhit ve takviye edemedikten maada, hatta bunları yekdiğerinden Abdülhamit hükümeti politikasına müşabe bir esasa dayanarak – tefrik ve tabiyede – sebep olmuştur.  Nitekim birçok müddetler Avusturya dâhilinde siyasi, milli ve içtimai anarşiler yekdiğerini takip eylemişti.  İşte Avusturya nın bu ümitsiz hali nifak ve itişaşatından (kargaşa) dolayıdır ki; Macarlar, meşhur siyasileri (François – de ak) ın

Sayfa: 2105

 

1867 de tanzim eylediği kanun artık bu iki hükümetin büsbütün başka şekil almakta olan ahvaline tevafuk edemeyeceği kanaatini hâsıl etmişlerdir.  Daha doğrusu Avusturya hükümeti heyeti mütezâdde (zıt) ve vululedarıyla (şaşkınlık) Macaristan için emniyet ve istinadı hakikiye gayri şayan bir şerik görünüyor idi.  On iki sene mütemadiyen <yevmi cedide, rızkı cedide> <yeni gün, yeni kısmet> tabiri mahudane masadak (uygun) yaşayan, gerek vükelayı (vekil) hükümet, gerek vükelayı ümmeti asla bir ekseriyet sabitenin mazharı itimadı olamayan bir hükümete cidden itimat edebilmek ve miktaraatını onunla teşrik eylemek müşkül idi.  Avusturya da nazarlar nazarları, kabineler kabineleri takip ediyor.  Bu gün Çek’ler, yarın Bohemyalılar mevkii iktidara geliyordu.  Sonra na gehan (aniden) sahne değişip Lehler kazanıyordu.  Filhakika otuz sene zarfında Macarlar memleketlerinde büyük teceddüdat (yenilik) ve tarakkiyata mazhar olmuştu.  Ale-d-devâm (sürekli) tezayid (çoğalan) eden anasır saire dahi unsuru asliyi müterakkinin muhitinde, daireyi tefeyyüzünde efkâr adkaranelerini – pek doğru bir fikirle – terk ederek Macar lisanını öğrenmişler, Macarlara ısınmışlardı.  Avusturya – Macaristan müşterek ordularında en az desek on iki lisan tekellüm olunduğu halde on dokuzuncu asrın devreyi ahire sinden bila itibar Macar lisanını, bütün Macaristan’daki sürat intişarı sayesinde o memleketten teşkil olunan bütün taburlarda fevkalade mazharı rağbet olmağa başlamıştır.  Binaenaleyh, bir noktayı nazardan bakılırsa bu gün Macarların Avusturya – Macaristan müşterek ordularında yegâne lisan resmiyenin Almanca olmasından şikâyet etmekteki hakları teslim edilmek lazım gelir.  İşte bunun içindir ki, Macarlar artık ne parlamentonun, ne de ahalinin tecahül ve tegafül gösteremeyeceği bir hususun şekil kanuniye ve zannı kemali ceditle sermayeyi tefekkür edinmişlerdir.  Maruzatı sabıkaya samimiyeten daha mühim bir cihet varaydı, yukarıda söylendiği veçhile bazı esbabı neticesi Avusturyalılarla Macaristan akvamında müşterek teşkil olunan muhtelif orduda – efradı zabitanın hassas hasmaniyece mükemmeliyetlerine rağmen – mehaza bir lisan müşterek ve umumi ile mütekellim (konuşan) bulunmadıkları için kifayeti harbiyenin pek ziyade zedelendiğine itikat olunmuştu.  Bazıları buna delil olarak – haklı veya haksız – aynı cesamet ve kuvvette olan Avrupa ordularından hiç birinin 1841 tarihinden beri Avusturya orduları derecesinde müthiş mağlubiyetlere duçar olmamış bulunduğunu göstermekte idiler.  Filhakika, bu delailin ne derece sahte makrun (yakın) olduğunu burada münakaşaya salâhiyettar değil isek de son zamanlarda sahaif tarihiyesine bakar isek Avusturya ordularının 1741 senesinde vukua gelen (Muloviç) hezimet katiyesinden bila itibar 1866 tarihindeki (künigraç) mağlubiyetine kadar Belçika, Avusturya, İtalya ve Almanya toprağında tamam on beş büyük ve mühim muharebeyi kayıp etmiş olduğunu görürüz.  Deniliyor ki, bu müthiş, malum mağlubiyet elbette orduda daima sabit ve mevcut kalan bir noksana veya

Sayfa: 2106

fenalığa atıf edilmek lazım gelir.  Bu da şuphesiz zabitin arasında ve efradı mabeyninde aynı fikir askeriyenin, aynı kuvveyi mütekabilliye maneviyenin, ruhu müşterek tefekkürün madumiyetidir (yokluk).   Çünkü bu gün malum olmuştur ki, terakkiyat fenniye ve sanayi i harbiye ne olursa olsun şu azamineyi ahire muharebatında dahi zabitan ve efradın haleti ruhiye ve ahlakiyeleri nısıf muvaffakiyeti temine hizmet eyler.  Hâlbuki zabitan ve ümeranın – bir lisanı müşterek askeriyenin âdemi mevcudiyeti yüzünden – hissi vazifeyi, ruh ateşin vatan perveraneyi maiyetlerine ilkah edemedikleri bir orduda kuvveyi maneviyenin ne derece dun kalacağı münakaşaya hacet göstermeksizin tastık olunur.

     Muarızların delaili mesrudeleri karşısında Avusturya muharrirleri, mütefekkirleri ise – hususat sairede yekdiğerinden bu subuton müstakil olan – iki hükümet mütahide arasında mühtelit ordunun yeğane rabıtayı vifak (uygunluk) ve vasıtayı uhuvvet ve ittihad olduğunu iddiadan vazgeçmiyorlar.  Macarlıların efkârı eshabı olanları ve onlara bazil teşvikat edenlere gelince;  muhtelit orduların bu hizmet azimelerini takdir etmiş görünmekle beraber Avusturya hükümetinin muhtelit ordu felsefeyi siyasiye ve askeriyesinde bu hissin niyet perdesiyle örtülmüş derin, büyük bir maksat hafi görürler.  Ordunun başlıca (Habesburg) ların amaline hadım bir şekilde muhafazasına çalışıldığını iddia ediyorlar.  Yani (Habesburg) lar tahtı hükümetlerindeki anasır muhtelifenin kendi aleyhlerine kıyamlarından daima şüpheli, mütehaşi oldukları için muhtelit ordularını harici düşmanlara karşı da bir vasıtayı tahaffuz addetmekte imişler.  Macarların fikrine nazaran bu muhtelit ordu iki hükümet arasındaki vifak ve ittihadı temin edemediği gibi matluba muvaffak bir kuvveyi askeriye olabilmek meziyetini de haiz değil imiş.  Hatta bir muharrir hükmünde pek ileri giderek, <Macarlar bu hususta kanaati kâmile hâsıl etmişlerdir. > deyip kesiyor.   Macar ricali meşhuresinden olan (kont Apony), kont (Andoraşi), (Fransua Kuşvet), meşhur Lui Koşutin oğlu, (Polony), (Bafi) ve zevatı saire demişlerdir ki;  Macaristan’ın bizzat hal ve istikbalde temini selamet edebilmesi için mütecanis, cidden müttehide (birleşmiş), aynı ruh vatanperveri ile meşhun, aynı lisan ile tekellüme kadar ve hakiki bir kuvveyi maneviye ile zinde bir orduya ihtiyacı vardır.  Hâlbuki bu ihtiyaç, selameti milliyeyi temine kefil bu lüzumu kati hal haziredeki şerait altında ve <umumi ordu> denilen müctemia askeriye ile asla defi olunamaz.  Çünkü bu ordu gerek umumi, gerek müttehide bulunmadığı gibi ne aynı lisanı askeri ile mütekellim, mülhem, ne de kuvveyi aynı maneviyeyi hakikiye ile zindedir.

     Bununla beraber şunu da ilave etmek isteriz ki, bütün Macarlar el yevmi Avusturya’nın imparatoru olan krallarını Macar ordusunun başkumandanlığından mahrum etmek gibi müfrit bir fikir ve arzuda değildirler.  Bu amiriyetin kemâ-fi-s-sâbık (eskisi gibi) uhdeyi imparatorda kalması evvelden beri kabul olunmuş idi.  Macarların istedikleri yegâne şey müşârün-ileyhâ (bahsedilen) yeddi

Sayfa: 2107

idaresine bütün efradı Macaristan hatasından tedarik olunmuş hakikaten muntazam, müttehide bir ordu teslim etmek imiş. Bahren sabıkta, Macaristan meclis mebusanında haizi ekseriyet olan farka “yani meclis mevcudunun üçte ikisi edilir” Macaristan efradının hemen Avusturya ordularından çekilmesini talep etmemişlerdi.  Onların talep, hatta son derece israr ettikleri husus hakikaten mutedil idi.  onlar sadece Macaristan kraliyeti dâhilindeki ordu efradının – hangi milliyetten olursa olsunlar – bütün kumanda kelimatının Macarcasını öğrenmeğe mecbur tutulmalarını istiyorlardı.  Çünkü Macaristan kraliyeti kıtaat askeriyesinde bu gün Macarca kumandanları anlayamadıkları halde lisanı resmi olan Almancayı dahi bilmeyen birçok efradın bulunduğu

 KALEYİ SULTANİYEDE PAPAZLIK KARİYESİ MEKTEBİ DONANMA ŞUBESİ AZALARI BU MİNİ MİNİ VATAN YAVRULARI İANEYİ MİLLİYE OLARAK HER SENE 1000 KURUŞ VERMEĞİ DERUHDE ETMİŞLERDİR.

iddiasında idiler.  Görülüyor ki;  Efkârı müfritenin mevcudiyetine rağmen bahren esnasında Macar meclis mebusanı ekseriyetinin fikri – ki dolayısıyla Macar milletinin arzusudur – henüz umumi ordunun infirak ve iftirakını talep etmek derecesinden çok uzak bulunmuştur.  Hâlbuki yine birçok zevatın fikrince bu suretin husulü gerek Avusturya’ca, gerek Macaristan’ca menfaat ve selamet umumiyeyi milliye noktayı nazarından her halde ve her anda şayanı temenni olmak lazım gelir.

     Şurası da temin olunuyor ki, Macarlar bir müstakil kraliyet olmak sıfatıyla efkârı mesrudeye (söylenene) merbutiyet şedideleri ile beraber gerek Almanya’nın, gerek Rusya’nın Avusturya ya hücumları takdirinde Avusturya’yı kendi derdine terk eylemek fikrini katiyen beslememişlerdir.

Sayfa: 2108

Bu gün Macarlar öyle bir vaka zuhurunda Avrupa ya ellerinden geldiği mertebede fedakarane muavenet faaliyeyi bir maksadı azim milli addederler.  Ancak bu vazifeyi kendi krallıklarının milli bir ordusu ile ifa etmek istiyorlar.

     İşte teferruatı ihtimal, bizce meçhul kalmış bir komşu dedi kodusu ki;  makalemizi istediğimizden fazla uzattığı halde söylemek istediğimiz başka şeyler için mahal bırakmadı.  Macarların salif üz zikr (bildirilen) taleplerinin hükümet tarafından sureti katiyyede reddinden sonra ve mürur eden şu birkaç seneler zarfındaki taklibat siyasiye ye nazaran Macarların efkârı acaba ne derece kesbi kuvvet veya haffet etmiştir?  İttifak meselesinin epeyce sıkışmış olduğu şu zamanında bir meseleyi kurcalamaktaki muhazırı tarafeyn acaba takdir ediyor mu?  Macarlar şerait hazire tahtında Almanya’nın avusturyaya hücum etmeyeceğini şüphesiz bilirler.  Acaba Avusturya – Macaristan iftirak siyasiyesi

 KOMANOVA CEMİYETİ AZASINDAN DAVA VEKİLİ BANKAZADE İSMAİL HAKKI EFENDİ.

     İsveç – Norveç iftirakı gibi kolayca husul bulabilecek mi?  Bu iftiraktan kimler kazanacak?  Kimler kayıp edecek?  Rusya hükümetinin geçenlerdeki tavassut teklifine yaklaşması ve bilakis iptidai umurdan beri İtalya ile devleti Osmaniyenin uyuşmasını teklif eden Avusturya’nın

 PALAS MUAVENETİ MİLLİYE CEMİYETİ REİSİ NAHİYE MÜDÜRÜ İHSAN FİKRİ EFENDİ.

bu günlerdeki tavır muhterizi, Almanya istihzaratı, Roma mülakatları bütün bu zulmet içinde oynanılan pandomimler acaba müthiş bir faciayı tarihiyenin mukaddemesimidir?  Bunları şüphesiz pek yakın zamanlarda anlayacağız.  Yalnız önümüzdeki meçhul ve mazlum sahneye elde bir şemi tedbir bulunmadan dalmak felaketinden Allah bizi muhafaza etsin!

     10/kanun sani/1321

     Ali Rıza Seyfi

Sayfa: 2109

EKREM BEY

Tenkidatı edebiye – geçen nüshadan mabad –

     Şahabettin Süleyman .

Sayfa: 2113

SEFAİN HARBİYE HAVAYEİ – TAYYARELER

MAKALE

 KONT (ÇEPLİN)İN TAYYARE-İ CESİMESİ.  (Ferdinand von Zeppelin; zeplini icat etmiş ve ona adını vermiştir)

 KUTUP ŞİMALİYİ KEŞİF İÇİN İNŞA EDİLEN (AMERİKA) NAMLI TAYYAREY-İ CESİME.

     Ali Rıza Seyfi.

Sayfa: 2119

SEFAİNDE DEMİR

DEMİRLERİN TARİHÇESİ TEKAMÜLÜ VE GEMİDE VAZİFESİ

ŞEKİL 1- GEORGE WASHİNGTON SEFİNE CESİMESİNİN DEMİRİ.

 

MUHTELİF DEMİRLER.

 MUHTELİF DEMİRLER

AHMET VAHİD

Sayfa: 2126

HÜSEYİN VELİ EFENDİ

GEÇEN NÜSHADAN MABAD

Şahabettin Süleyman

Sayfa: 2128

 

 

 

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.