DONANMA MECMUASI 37 / Mart.1913

DONANMA MECMUASI 37

O-169_0832

 O-169_0794

 

Numara 37                                                                                                                           Mart 1329

O-169_0795

  CEDD NECİBİNE LAYIK BİR HAFİD

 (Ecdadına layık bir ahfâd)

     Bu zat büyük Reşit paşanın hafidi (torunu) Reşit bey efendi hazretleridir ki donanma cemiyetinin cebinin, kalbinin, başının kıymettar muhteviyatını bazil (dağıtan) ederek şimdiye kadar ettiği hizmet azimeyi ahiren müdafaayı milliye heyetindeki sayi cedidesiyle tetevvüç (taçlandırma) etmektedir.  Hamiyetini servete değil belki servetini hamiyete kalb eden bu kabil Osmanlı ağniyasına (zenginler) ait tasvirlerin daima bir munismesut olmaya arzu eden ve fakat nadiren arzusuna nail olan donanma mecmuasının zavallı sahifeleri!…

TORPİDO BOTLAR

Torpido botların evsafı, vezâifi, fevâidi. (durumu, vazifesi,faydası)

                O-169_0798       İSTİHKÂM HAKİKİSİNDE BİR SEYF MÜTEFEKKİR.

Merkez kumandanı Cemal Bey Efendi çehreyi iştigalinde.O-169_0799

<<Türk yurdu>>nun mimarI manevisi.

Akçura Yusuf Bey

BİZDE TENKİD

     Ya ani bir feveranın yahut uzun bir mülahazanın mahsulü olan <<vaziyeti bir mağrip ve şarkın!>> feryadındaki hikmeti yavaş yavaş daha iyi anlıyorum.  Şüphe yok ki garp ve şarkın vaziyeti arasında büyük bir tehâlüf (zıtlık) hatta bir tezat var.  Bu mütalaaya inanmayanlar garptan aldığımız şeylerin burada ne acayip bir sima iktisap ettiğini düşünseler kâfidir.  Garp medeniyetinin, garp müessesatının memleketimizdeki gülünç şeklini gördükten sonra, onların asıllarına mutabakatını tastık edecek hiçbir dimağ tasavvur edilemez zannındayım.  Çünkü başka iklimlerin muhit suyu ve ziyası içinde yetişen, inkişaf eden birçok mahsuller var ki şarkın ateşin ve lütufkâr güneşine bir feyz ve bereket topraklarına rağmen bu zeminde bir türlü erayii vücut (mevcudiyetini göstermek) edemiyor.  Biz burada yatıştıramadığımız o şeyleri zaruri olarak başka muhitlerden nakil ediyoruz.  Fakat ne gülünç ne mütefessih (çürümüş), eski bir tabir ile <aslına ne gayri mutabık> .

     Garpta büyük ve mühim bir şubeyi sanat şekline girdiği halde bizim hala hükümet mevcudiyetini anlayamadığımız tenkidi edebiden bahis için bu kadar uzun bir mukaddeme ye hacet yoktu.  Çünkü bizde manayı hakikisiyle tenkit mevcut olup olmadığını bana sorsalar, vereceğim yegâne cevap menfi bir tebessümden ibaret kalacaktı.  O halde bir edât-ı nefi ile hal olunabilecek kadar basit bir meseleyi bir makaleye mevzu ittihaz etmek abes ve manasız değil midir?  Birden bire pek tabii bir surette hatıra gelen bu itiraza vereceğim cevap gayet basittir.  Ben manayı hakikisiyle tenkilden değil, tenkitten bizdeki şekil garibinden bahis etmek istiyorum.

     Eski ve yanlış bir tabir ile ulum-u edebiye denilince, en evvel hatıra üç şey gelir;  Tenkit, tarih-i sanat ve hikmeti bedayi (mükemmel).  Tarih sanat ile hikmet-i bedayi memleketimiz için tamamıyla yeni

Sayfa: 584

  O-169_0803

                  ALTINDA SERYERİ ÜSTÜNDE UFSERİ OLMAYAN BİR HÜKÜMDAR

FRANSA REİSİCUMHURU MÖSYÖ Raymond Poincare

Ve meçhuldür.  Uzun ve yorulmaz bir sayii, hususi bir kabiliyet-i ilmiye ye ihtiyaç gösteren bu iki şubeyi sanatın memleketimizde hiçbir saliki (bağlı) olmaması gayet tabiidir.  Bilumum edibimizin bu husustaki menba yegâne malumatlarını <felsefe-i sanat>ı teşkil ettiği düşünülürse bu iddianın hattı lüzumundan fazla doğruluğu tezahür eder. 

     Şu halde edibamız için tenkitten başka hiçbir saha kalmıyor.  Mademki tarih edebiyat, hikmet bedayi binlerce müşkülat ile dolu, karanlık ve hatar-nak (tehlikeli) sahalardır.  O halde yaşasın tenkit.  Yaşasın şütûm (sövme) ve hezeyan!  İşte bizdeki edebiyat müntesiplerinin (ilgili) ulum cerait ve cehaleti.  Bu rüyeti bir defa açtıktan sonra yalnız İran ve Turan değil hatta bütün Frengistan bu leşker ve galik piş haşmetinde ezilir.  Artık Kaviye, Rebu, Gres, Faherri gibi ulema, Lameter, Fake, Bruneteyer, Anatol France gibi münekkidin onların nazarında bir hiçten daha fazla haizi kıymet olamaz.  Tenkidin seb ve şetmeden başka bir mana ifade etmediği kabul olununca, dünyanın en büyük münekkitlerini kendi aramızda aramak yanlış mıdır? 

     Envai edebiyeyi bir uzviyet hayatiye gibi telakki ederek onların tarzı tevellüt ve tekâmülü, safahat istilahatını bir tarih tabii âlemi gibi takip eden bazı müdekkikler (tetkik eden) tenkit hazire münşai olarak on beşinci asır o hümanistlerinin tahkirat ve tecavüzatını, sanatkârlar arasındaki hissi haset ve rekabeti gösteriyorlar.  Sahayı edebiyatımızda tıpkı nebatat iptidaiye gibi hüdai nabit yetişen münekkitler öyle görünüyor ki münşai tenkit hakkındaki bu nazariyeden gafil değiller.   Çünkü yazdıkları şütum ve hezeyan ucubelerinde

Sayfa: 585

Reyis meslekleri <serveri>nin tesiratı pek vazıh bir surette göze çarpıyor.  Edebiyatımızda şimdiye kadar cereyan eden münakaşatı edebiye tetkik edilirse, o namütenahi (sonsuz) sütunlar arasında edebiyattan başka her şeye tesadüf edilebilir.  Cihal ve kin ile dolu bedelen bir dimağa hiç anlaşılamamış bir iki yeni nazariye ve kullanıla kullanıla yıpranmış birkaç köhne fikir doldurunuz.  İşte size son moda bir münekkıd taslağı ki soracağınız en basit bir sual karşısında kızarıp kekelemeğe başlar.  Fakat ne yapsın ki bu memlekette adet öyledir!  Ne yapsın ki kendisine telkini efkâr edenlerde o dereceden pek yükselememiştir.  Eğer o muallimler, o mütefekkirler tenkidin ne olduğunu bir parça bilseler, zavallı genç dimağları aldatmakla nasıl bir mesuliyet-i maneviye altında kaldıklarını biraz düşünseler, hiç olmazsa vicdanlarına karşı kızarıp utanırlar.  Balmumundan ayaklar üzerindeki kürsülerinden kemali hicap ve nedametle inip saklanırlardı.

 O-169_0804

MİLLETİNE YALNIZ RESMİ SANDALYALAR ÜZERİNDE DEGİL HER ZAMANDA VE HER MEKÂNDA HİZMET EDEN BİR SİMA

Bu zat harbiye nezareti muhasebat müdür umumisi Hacı Muhiddin Bey efendidir ki donanma cemiyetine müberrur hizmetleri geçti.

     Öyle zan ediyorum ki edebiyatımızda tenkidin manası hala anlaşılamadı.  Ne Şinasi, ne mebhuse-un-anh <bahsi geçen>ı, ne Kemalin <<takip>> ve <<tahrib>>i, ne muallim Naci’nin Muallim’i, ne de bunlara mümasil sair bir takım asar mahrurlarına <münekkid> ünvanını bahis edecek bir kıymette değildir.  O devir sanatkârları arasında yalnız üstat Ekrem <takdir el han>ı ve sair bazı makaleleriyle tenkit-i hakikinin mübeşşiri addolunabilir.  Hamit ve Ekrem’i takip eden nesle gelince, edebiyat-ı hakikiye yi tanımak hususundaki bütün mücahidat-ı meşkuresine rağmen bu nesil erkânı arasında hiçbir münekkid ve bıraktıkları eser meyanında hiçbir eser-i tenkid tanımıyoruz.  Bütün nazarıyelerini arabi diyerek daimi bir nakil ve iktibastan başka hiçbir şeye vakit bulayan Tevfik Fikret nesli Harun ile Ten’in efkârını tamim ederek tenkit için

Sayfa: 586

az çok yeni esaslar hazırlamakla beraber, kendiliğinden mühim bir şey meydana koyamadı.  Hâlbuki o nesil erkânı içinde iyi bir münekkit olmak istidadını göstermiş adamlar yok değildi.  Cenab Şahabettin Bey kavaidi (kaide) şiken (kaide kırıcı)  ve cevval zekâsıyla, H. Nazım’ın hassasiyet yabesesi vukuf ve tetebbuatla (dikkatli araştırılan) her halde şayanı dikkat eserler meydana koyabilirlerdi.  Bugün memleketin her köşesinde feci ve zehir alud (bulaşık) esenn (daha) cahil ve gaflet rüzgârı tenkit sahasında da kemali şiddetle mahsus olmuyor.  Ben, münekkitlik iddiasında bulunan ne şarlatanlar gördüm ki daha tenkidin manasını bilmedikleri halde, cehalet mazlumelerini bir efser (ikilik) gurur ile tetviç etmek istiyorlardı.  Zavallılar bilmiyorlar ki o bi-mağz (beyinsiz)

KITA

Halet-i mestaneyi safiye tariz eyleyen         

Sağır lebriz Feyzi âşık’ı boş görmektedir

Adama sormaya irfan değildir itiraz      

Marifet insan için her hali hoş görmektedir.

                                               Safi

kafaların nasibi ancak birkaç tezyif (sahte) ve ademdir.  Riya ve hilekârlıkla elde edilen şöhretler daima sahte, muvakkat, gülünç olur.  Hakiki şöhretler ancak hakiki meziyetlerin nasibidir.  Asır dide harabelerin keşif zulmetleri üstünde yayılan acı baykuş sedaları, fecrin ilk şuasıyla beraber nasıl sönüp giderse, edebiyat yaygaracılarının gürültüleri de o kadar serî-üz-zevâldir (kaybolan).   Fakat anlayan ve anlatan yok ki bu basit hakikatler dimağlarda yerleşsin!

     Herkesi bilmem;  Fakat kendi hesabıma itiraf edeyim ki, tenkidin bizdeki şekli bana namütenahi bir arzuyu hande (gülüş) bahis ediyor.  Bilâ ihtiyar sahrayı kebir hakan mevhumunu düşünüyorum.  Tevfik Fikret devri sabıkın karanlıkları içinde boğulmamak için biraz ümit talep etmişti.  Ben de, sahayı tenkitin dönüşünü bilâ mecbur hande edecek mevhum kahramanları için, onların selameti namına kemali samimiyetle dua ediyorum. << Allah’ım, biraz idrak!…>>

Köprülü zade

Mehmet Fuad

Sayfa: 587

BİR DREDNOT NASIL İNŞA EDİLİR?

O-169_0809

          DRETNOTUN İSKELETİ

O-169_0810DREDNOT TEŞKİL ETMEYE BAŞLIYOR.

O-169_0811DREDNOTUN İSKELETİ TEKEVVÜN EDİYOR.

O-169_0812DREDNOTUN DENİZE TENZİLİ.

O-169_0813<JAN BAR> DREDNOTU TORPİLLERİNİN KONULMASINA MUNTAZIR.

O-169_0814<<BREST>> LİMANINDA AMELİYAT İNŞAİYESİ BİTMİŞ OLAN <<JAN BAR>> DREDNOTU.

O-169_0815HAMİT KÖYÜNE BAŞKUMANDAN VEKİLİ İZZET PAŞAYI HAMİL TRENİN VUSULÜ.

O-169_0816<<EFRADI CEDİDE MEKTEBİ>> TALEBESİNDEN SİLAHLA TERBİYE –İ BEDENİYE TALİMİNDE BİRİNCİLİĞİ KAZANAN BİR GÖNÜLLÜ BAHRİYE NEFERİ.           O-169_0818    BAHRİYE EFRAD CEDİDE MEKTEBİ TALEBESİ MUALLİMLERİYLE BERABER TOP BAŞINDA AMELİYAT YAPARLARKEN.

O-169_0819 BAHRİYE EFRADI CEDİDE MEKTEBİ TALEBESİ TORPİL AKSAMINA AİT DERSLER ALIRKEN.

Tefrika-i içtimâiyye

Asr-ı ahir devlet-i Osmâniyyesi

Mütercimi                                                                                                                      müellifleri

Mahmud Kâmil                                                                                                      Deriyo, Kolla

BİRİNCİ FASIL

AYASTAFANOS VE BERLİN MUAHEDELERİ

          1877 deki balkan harbine nihayet veren Ayastafanos ve Berlin muahedeleri hükümet-i Osmaniyye ye şekli ahirini verdi.  Mamafih bu iki muahede birbirine benzemez. 

     Ruslar Plevne galibiyetinden sonra İstanbul’un havarine kadar geldikleri zaman Osmanlılara Ayastafanos muahedesini akdettirdiler ki bu muahede Tuna nehri ile adalar denizi arasında büyük bir Bulgaristan teşkil ediyordu.  Bu yeni teşkil eden Bulgaristanın mevcudiyeti Osmanlıların Avrupa’daki aksamı memaliki için çok muzır olacaktı.  Çünkü eğer Ayastafanos muahedesi kabul edilmiş olsaydı hükümet Osmaniyyenin hükümranlığı yalnız İstanbul’a ve civarına ve birde memalik Osmaniye’den Bulgaristan’la ayrılmış olan Arnavutluk’a inhisar edecekti.  Bu ise <<hasta adam>>ın ölmesi demekti.

     Fakat bu <<büyük Bulgaristan>> Ayastafanos muahedesine göre, Rusya’nın himayesi altında teşekkül eyleyecekti.  Bu ise çarın kudret ve şevketinin Bahri Sefide kadar uzanması demekti.  Hâlbuki buna İngiltere ile Avusturya razı olmadılar.  Ayastafanos muahedesinin ahkâmını tanımadılar.  Bütün bu muamele ve mümanaatta  (engel olma) Prens Bismark’a istinat ettiler.  Nihayet Rusya Ayastafanos muahedesinin tekrar mevzu bahis ve tetkike konulmasına kail (razı) oldu, muahedeyi mezkûra Berlin muahedeyi meşhuresiyle ikmal edildi.

     Hükümet-i Osmaniyye Berlin muahedesinden;  Ayastafanos muahedesine nispetle, daha az muzır oldu.  Avrupa’da İstanbul’a, Makedonya ya tekrar malik oldu ve Arnavutluk Osmanlı imparatorluğunun bakiye memaliğine şu suretle merbut kalmış oldu.  Bununla beraber, Osmanlıların zayiatı azim idi.  Rusya, Kafkasya, Kars, Batum istihkâmlarını aldı.  Cenubi hududunu Tuna’nın kısmı süfelasına kadar tevsi, çünkü Rusya Romanya’dan Basarabya’yı aldı.  Romanya da ona mukabil Dobriçe’yi edindi.  İngiltere Kıbrıs’ı alıkoydu ve Bahri Sefidin cenup şarkisinde mevkiini tahkim etmeye başladı.

     Avusturya-Macaristan yirmi beş seneye münhasır kalmak şartıyla Bosna-Hersek’i tahtı idaresine aldı.  Bundan maada Yenipazar sancağında yine aynı müddete münhasır kalmak şartıyla asakiri müstahfaza (korucu) bulundurmak hakkını temin eyledi.  Hülasa Balkan şube cezberesinde Rusya’ya karşı bürûz (ortaya çıkma)  rakibane ahzetti (kabullenme).   Bu hükümetlerden maada Balkan şube ceziresinin bir takım küçük Hıristiyan devletleri de Osmanlılığın zararına olarak az çok büyüdüler.

     Yeni Bulgaristan prensliği Tuna ile Balkan arasında kaldı.  İsmen devlet-i Osmaniyyenin tahtı tabiyetine girdi.  Hâlbuki fiilen derhal istiklal kesb eyledi.  Bunun civarındaki eyalet, Rumeli şarki eyaleti, Bab-ı Ali’ye terk olundu ki, Bab-ı Ali de oraya bir Hıristiyan vali nasib eyledi.  Dobriçe’nin iltihakıyla büyüyen Romanya, artık krallık oldu.  Sırbistan’da aynı suretle tevsi etti, çünkü ona da Prut ile Ruç inzimam eyledi.

Sayfa: 609

Karadağ’a gelince o da Ulcinj ve Bar limanlarıyla denize ittisâl (ulaşma) kesb etti.  Yunanistan Teselya’yı aldı, eski <<Eigee=Ege>> denizini tamamen bir Yunan denizi yapmak ümidini perverde (koruyan) etmeye başladı.  Devlet-i Osmaniye’nin Avrupa’daki memaliği artık beş milyon nüfusa malik yani Romanya’dan bir miktar az ve Bulgaristan’dan bir miktar çok.

     Hükümet Osmaniye o zamana kadar bu kadar büyük bir musibet idrak etmemişti.

Tunus ve Mısır  <<1881 – 1882>>

     Hükümet-i Osmaniye’ye yalnız Rumeli’de değil, başka yerlerde de inhitatta (düşüş) idi.  Tunus, hükümet-i Osmaniye’ye asırlardan beri hiç olmazsa rabıtayı diniye ile bağlı kalmıştı.  Onlar içinde İstanbul’daki padişah halifeyi mümin idi.  Fakat siyaset noktayı nazarından Bab-ı Âli’nin Tunus’taki nüfusu o kadar azdı ki, İtalya ve Fransa orada nüfus-u siyasi mücadeleleri ediyordu. 

     Berlin kongresiyle İngiltere Kıbrıs’ı aldığı gibi Fransa da bir nevi taviz mukabilinde düveli muazzama saireden Tunus’un işgali hakkında bir rizayı zemini istihsal etti.  Ancak bunun için müsait bir vesile lazımdı.  Bu hafiyen ve zamanen cereyan eden vakaya tamamen vakıf olmayan ve hâlbuki Bahri Sefidde bir mevki munafık temin etmek isteyen İtalya Tunus hakkındaki teşebbüsatını tesrî (hızlandırma) etti.  Kendisine imtina ile arazi ve demir yollarına ait müsaidat temin etmek istedi.

     Fransa razı olmadı nihayet 1881 de <Krvumirie> dağlıları <Costantine>e ait arazideki çiftliklere tecavüz ediyor ve Tunus beyi de bunlara mani mukatter olamıyor bahanesiyle Fransa hükümetini Tunus’a asker sevk etti.  Tunus beyine <Bardo> muahedesini cebren kabul ettirdi.  Bu muahede ile Tunus beyi Fransa muhammiyesi olmaya kabul ediliyordu.  O tarihten itibaren Fransa asker muhafazası Tunus un mevki ictimaiyesini muhafaza ve idame ediyorlar.  Fransa ile Tunus beyi arasında artık münasebatı Hüsna var.  Trablus ta ve civardaki Müslümanların telkinatına rağmen bir müddettenberi halifeyi müslimin kuru bir namdan ibaret kalan nüfuzu artık orada tamamen ma’dum (yok olan).  Mısırda da daha iyi bir halde değil.

     1841 de Bab-ı Âli buradaki hakkı hükümetini kıt hayat şartıyla Mehmet Ali ailesine terk etmişti.  Ancak bir hak matbuatını bir de birkaç memuru tayin etmekten ibaret bir selahiyeti var.  Fiiliyata gelince, bu tarihden itibaren hidivler kendilerini mustakil ad ve telakki ediyorlar.

Mısır Mehmet Âlinin ilk halefleri zamanında azimet hakikiye devirleri geçerdi.  Yalnız Fransa uleması abidat (abide) fraineyi keşif ve tetkik etmek ve ondan müstafid olmakla kalmadılar, Mariyan Ceraneeum denilen mabedi 1851 de buldu. <bulak> müzesini açtı.  Bundan maada Ferdinand De Lessepse  de Süveyş kanalını açmak hususunda hıdiv Mehmet Sayid ve İsmail paşaların kıymetli muavenetlerini gördü.  Bu on yıl sürdü 1859 dan 1869 senesi teşrinisani’sinin on yedinci günü Fransa kraliçesi tarafından yapıldı.   Tarih umumide ne mühim vaka!  Çünkü Colomb Amerika’yı bulunca Bahri Sefid eski ticaret aziyesinden mahrum kalmıştı.

     Hâlbuki Süveyş açılınca Bahri Sefid aksayı şarka ve Hinde Avrupa’nın en işlek yolu oldu.  Mısır adeta <ba’s-ü ba’d-el-mevt>  (tekrar canlanmak) serine uğradı.  Dirildi.  Mısır o zaman büyük bir imparatorluğun payitahtı oldu.  İngiliz zabitanından İspek ve baker nihayet 1858 den 1864 e kadar Nil’in menbağı meselesini hal ve tayin ettiler.  Hıdiv İsmail paşa bu yeni keşif edilen arazi-i cesime üzerinde hükümet tesis etmek istedi.  Filvaki az

Sayfa: 610

Zaman zarfında bütün şarki <<Sudan>>, bütün Nil’in havza-i uliyesi, tahtı üstüvaya kadar Mısır’ın eyaleti oldu.  Mısır, hiçbir zaman, hatta firavun zamanında bile bu kadar büyümemişti.

     İsmail paşa, Mısırın bu atlasına mağrur olarak, itidalini, ihtiyatını kayıp etti.  Kahire’yi bu kadar büyük bir imparatorluğa layık bir payitaht haline sokmak istedi.  Birçok teşebbüsat azimeyi maliyeye girişti.  Vakia bu sayede şehir tekamül etti ama Mısır bütçesi de bitti.  Hıdiv Süveyş kanalının esnayı küşadında aldığı 176000 eshamı satmaya mecbur oldu.  İngiltere bu eshamı on milyon mukabilinde aldı. O zamandan itibaren Fransa ile beraber Mısır ahval maliyesi üzerinde büyük bir nüfuz, bir tesir sahibi olmaya başladı.  Bu esnada İsmail paşanın ahvali maliyesi Avrupalı dayılarının tazyikleri üzerine sıkışma başladı.  Bunun üzerine Mısırda en ziyade alakadar olan, Fransa ile İngiltere, hıdivin ahval maliyesine meraka vazı etti.  Meclise iki tane kontrolcü tayin etmeye hıdivi mecbur ettiler.  Bu murakıplardan biri Sir Ray Wilson ve diğeri mösyö Dublenier idi.  bunlar Mısır bütçesine intizam vermeğe tadilat iktisatkaraneye memur idiler.  İsmail paşa bu ecnebi murakıplarının memuriyetini çekemez oldu ve 1879 yılının nisanının birinci günü bunlara yol verdi.  İngiltere ile Fransa da bundan münfail (gücenik) olarak padişahın üzerinde imal tesir ettiler.  Padişaha İsmail paşayı azil ve yerine Tevfik paşayı nasb ettirdiler.

Mabadı var

AKKA

( DOĞU AKDENİZDE BİR LİMAN ŞEHRİ )

O-169_0830

O-169_0831

O-169_0832

O-169_0833

O-169_0835

O-169_0835-2

 O-169_0834

 

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.