DONANMA MECMUASI 38 / Nisan.1913

DONANMA MECMUASI 38

O-169_0857

Nisan 1329 / Nisan 1913 /  sayı 38

O-169_0858MÜSLÜMANLARIN  İÇTİMAİ ŞAİRİ MEHMET AKİF BEY

 

Fatma âliye hanım efendi tarafından irsal buyurulmuştur.

DONANMA

     Bu güne kadar inzar (geciktirme) millete bir mevcudiyet arz edemeyen ve belki mevcudiyeti olduğu halde takdir olunamayan şubat-ı mühime, hayatiyemizden birisi varsa o da donanmamız ve onları sevk ve idare eden fedakâr bahriyelilerimizdir. 

     Adriyatik’in Bar ve Ulcinj limanlarından ta Basra yalılarına kadar en müstesna boğazları ve delişin adaları ihtiva etmek üzere uzanıp giden binlerce millik mesafeye sahip bir devlet ve o devleti teşkil eyleyen efradı millet ki bizleriz.  Donanmamızı lazım gelen mevki ye bundan sonra da isal edemezsek pek sûzişli (yürek yakan), pek müessir bir istikbalin bizi karşılayacağına şüphe etmeyelim.

     Afrika kıtasında mevcudiyeti Osmaniye’nin bakiyesini teşkil eden zavallı Trablus garbımızı ve o metin kalpli, aslan yürekli dindaşlarımızı ruh vatandan söküp ayıran donanmasızlığımız değil midir?  Bu acı henüz kalplerimizi sızlatırken tahura (temizlik) gelen Midilli ve Sakız faciaları ise sineyi millette açılan yeni yeni birer rahnedir.

     Bütün bu meraret anlarında hidden yüzümüzü güldürecek daha doğrusu ağlayan kalplerimizi teselli edecek bir şey varsa o da aslan yürekli bahriyelilerimizin – hiçbir suretle zaman hazır sefain harbiye sinden ad olunamayacak teknelerimizle ecdadımızın şanlı mefahir bahriyesini yâd ettirircesine – adalar denizinde düşman donanmasıyla müteaddit defalar çarpışmasıdır.  Bu çarpışmanın ne kadar kahramanca icra edildiği ve bu uğurda gösterilen fedakârlığın ne kadar büyük, dökülen hûn (öldürme) şahadetin ne kadar tebcile (ululama) seza olduğu cüzi bir düşünce neticesinde takdir olunabilir.

Sayfa: 626

O-169_0860                     HEM MEYDAN MUHAREBEDE HEM PEHNAYI MÜSLEMETDE İCRAYI FAALİYET EDEN BİR SİNEYİ SA’İ

Plevne gazilerinden Makri köy donanmayı Osmanî merkez şubesi reisi ve müdafaayı milliye gönüllü şubesi reis vekili mirlivalıktan mütekait İsmail Hakkı paşa.

Ve cümlemiz kani olabiliriz ki mücehhez ve mükemmel bir donanmamız olmuş olsaydı bu kahraman ellerde pek başka harikalar vücuda gelecekti!  Ancak bu mukaddes arzunun husul bulması yalnız devlet

Sayfa: 627

O-169_0861-3                     HAMİDİYE KRUVAZÖRÜNÜN ANTALYA LİMANI ZİYARETİNDE MEZKÛR KRUVAZÖRÜN ARKA TARAFINDA HÜSEYİN RAUF BEY EFENDİ İLE ÇARKÇI BAŞI MAHMUT BEYİN ENSON ALINMIŞ OLAN FOTOGRAFİSİ

     Bugün Yunan donanmasının donanmamızın toplarıyla ne derecelere kadar duçar harap olduğu tamamen malumumuz değilse de mühimce zayiata uğradığı bu güne kadar bir eseri faaliyet gösteremeyişi ile müspettir.  Hele bu aralık Yunan ve Adriyatik sahillerinde şan ve şeref

O-169_0861 BÜYÜK BİR SAHİFEYİ TARİHİYEMİZİ TEŞKİL EDEN KÜÇÜK BİR KELİME

Hamidiye süvarisi Hüseyin Rauf beyin imzası.

Osmaniye’yi ilan eden Hamidiye kruvazörümüzün ve hükümetten intizar edilmeyip evvel, mevkii içtimailerini efrat saireyi millet sayesinde temin etmiş olan ağniyamızın (zengin) şimdiden ibzal (bol kullanma) Mürvet ve fedakârı ederek milletimizin tabakat-ı (katman) sairesinde numuneyi imtişal (gereken) olmaları ve umumiyetle efradı milletin muavenet müşterekesi ile husul-pezir olabilecek bir keyfiyet olduğundan:

     Aziz vatandaşlar keseyi hamiyetinizi açınız, el birliğiyle vatanın selametini temine çalışalım!

Sayfa: 628

Muvaffakiyet mütetabbi (art arda gelen) Yunan donanmasının düçar olduğu zaafa bir burhandır.

     Bu şanlı kruvazörümüzle kahraman kumandanı Rauf Bey ve refikasının icraat haziresini ahfadımız tarihi harp bahriyemizin şanlı sahifelerinde okurken ne büyük şeref duyacaklardır.

     Milletlerin birçok mefahiri olur.  Fakat onların büyükleri vardır ki onları başkaca tekrim (ululama)  etmeli.

     İşte Rauf beyin, değil yalnız Osmanlıların, bu gün Avrupalıların bile kemali takdir ile yâd etmekte oldukları harekât kahramananesini daima göz önünde tutup teşebbüs, gayret, cesaret ve fedakârlıkla her şeyi yapılabileceğine iman ederek istikbalde Osmanlı dretnotlarını, torpido filolarını,

   O-169_0862                    Esâtize-i şuur ve edebiden Üsküdarlı Talat Bey Efendi hazretleri

Kemali ihtişamla müvecceh (uygun) lendirecekleri sancağımızı düşünerek fakat vatan duygusuyla, mevcudiyet kaygısıyla düşünerek bu günden itibaren azim ve cesaretle ciddi tedarikata hasr okat edelim. 

     Limanımızda her biri birer devlet muazzamayı tecessüm ettiren sefain harbiyeyi kemali teessürle her birimiz müşahede etmekteyiz.  Şüphe etmeyelim ki, düveli muazzamanın azameti kısman işte bu ahenin seyyar kalelerinden nişaet etmektedir.

     Kuvvetin hakka galebe çaldığı şu asrı medeniyette her ve müstakil bir millet olarak yaşamak istiyorsak sair milletler gibi bir de büyük bir donanma vücuda getirelim.  Osmanlılık hayat bulsun.  İnkişaf etsin.

5.Mart.1329

K a d ı k ö y

Fatma Âliye

Sayfa: 629

İSTANBULDAN UZAKLAŞIRKEN

İstanbul’dan kıble tarafına doğru ayrılıp giden adam, arkasına dönüp baktığı, sevgilisini bırakıp gitmiş gibi, gönlünde bir kırıklık, bir boşluk, bir ağrı duyar.  İstanbul’un karışık ve gürültülü hayatından yorulup, yumuşak ve hudutsuz Marmara kıyısında yatması.  Bu boşluğa acımak hislerini doldurur, zavallı güzel ihtiyar kadını seviyorsun.  Acıyorsun, teselli etmek istiyorsun…

     İstanbul’un okumuşları arasında hiçbir şey yoksa bile şair var, edip var, bunlar Bursa’ya, Selanik’e gidip geliyorlar.  İstanbul’da görünürler, boğaz içinde, adalarda otururlar.  Bununla beraber bilmem neden, Osmanlı – Türk edebiyatında İstanbul yok denecek kadar azdır!  Rus edebiyatına pek sathi aşina olanlarıyla, çar çabuk <<ana – Moskova>>yı tanıyorlar.  Şairlerin, ediplerin gözlerine taktıkları sihirli gözlükle bakarak hakikattekinden daha güzel görürler ve pek çok severler.  Başka Sanayii nefise, ressamlık, heykeltıraşlık musiki ve tiyatroda edebiyatın yardımına yetişir.  Ressam ve heykelciliği Moskova’nın mazi ve haldeki manzaralarını fırça ile biz üzerinde yahut demir kalemle taş üzerinde çizerler.  Musiki, avlanması pek müşkül.  Kalbin en uzak, aranıp bulunmayacak kadar uzak köşelerine tesir edebilen sesleriyle Moskova’yı işittirir.  Nihayet tiyatro;   <<Çar için fedayı can>>da olduğu gibi bütün bu nefis sanatları, edebiyatı, tarihi, ressamlığı, heykelciliği, musikiyi bir araya toplayıp Moskova’nın en mühim bir an tarihisini yaşatır.  Şehrini, yerini, yurdunu sevmekte, onları şuurlandıracak sanayin çok tesiri var.  Osmanlı – Türk sanayi pek kesik.  Ressamlık, heykeltıraşlık hiç yok.  Musiki yarım, hepsinin yerini dolduran şairin, edebiyatın ise toprakla, memleketle rabıtası pek az…

     Vapurun güvertesinde, uzun iskemleye uzun oturup, gözümün önünden geri geri çekilip giden İstanbul’a müteessirane veda ederken, bu düşünceler başımdan geçiriyordu.  Dünyanın hiç şüphesiz en güzel bir yeri olan İstanbul’u, Osmanlı edebiyatının, olduğundan daha güzel, daha cazip hâlk edip, Osmanlılara vatan muhiti, memleket rabıtası veremediğine canım sıkılıyordu.  Derken fikrim, uzak Maskat-i re’sme (doğum yeri), ihtimal şimdi ak karlar altında, ölü gibi yatan kazana, simre (Anka kuşu) doğru uçtu.  Acaba, dedim; bizim şimal Türk edebiyatı, sanayi nefise’si, toprağa, köye, şehre, vatana sağlam bağlanmış mı?  Onlardan doğup, onlarla yaşıyor mu?  Hiç korkmadan cevap verdim!  Her halde Osmanlılarınkinden fazla.

Sayfa: 630

Delili de buldum!  Bizim halk şarkılarında, avam edebiyatında memleketin yeri var.  En ziyade severek çağırdığımız Sakmar Su ( 1 ) değil mi?   Cadı, orman perisi hikâyelerinde, ormanlarımız, köylerimiz, çaylarımız, göllerimiz ne hoş yaşıyorlar.  Yeni ve muharrer (yazılmış) edebiyatımızda da büyür yurt anasırı az değil.  Köylerimiz ne kadar canlı ve güzel…  Henüz resim ve heykelcilik yok.  Doğmadı.  Tiyatromuz da pek genç.  Fakat ümit ediyorum ki onlar da bu doğru yoldan giderler.  Yersiz yurtsuz olmazlar…

O-169_0864  BEYRUT MEKTEP SULTANİYESİ NAMINA TERSİM VE TANZİM KILINIP İANEYİ HARBİYE İÇİN TAKDİM KILINAN VE HAMİDİYE KRUVAZÖRÜYLE KAHRAMAN KUMANDANI RAUF BEYİN RESİMLERİNİ MUHTEVİ BULUNAN LEVHA NEFİSENİN FOTOGRAFINDAN ALINMIŞTIR.

          Biliyormuşsunuz ne düşünüyorum?

          Ne bileyim?

          Osmanlı edebiyatında büyük bir boşluk var;  ne İstanbul, ne Bursa, ne dere, ne köy, ne Marmara, ne Karadeniz, ne de tarla.  Buğday, bostan, orman…  Bunların hiç birisi yok:  varsa bile Rumeli’nin Anadolu’nun değil, Fransa’nın, Belçika’nın…   Denizler Manş ve Muhit atlası, ormanlar Ur ve Pirene…  Şehir, Paris.  Yalnız sizin bazı eserlerinizde, Anadolu’nun bir köşeciği ara sıra, görünür gibi oluyor.  Halit Ziya’nın <Aşkı memnu> nede Maî ve siyah’ında gördüğüm İstanbul bile Paris’e gidip ruhunu kayıp edip gelmiştir. 

     Artık gökten, denizden farkı hemen hiç kalmamış

( 1 ) bir nehrin ismidir.

Sayfa: 631

 

müphem İstanbul’a bakarak, yoldaşım Osmanlı edibiyle hayli konuştuk.  Ben, bütün şimal Türkleri gibi kendimizi çok, belki fazla bile, met ettim.  O aralık, bir Alman müsteşarı mükâlememize karıştı.  Ve söz çocuklara mahsus krait günaplarında, memleketi tasvir eden yazıların, resimlerin memleket muhabbeti tevliddeki tesirlerine geçti.  Müsteşar Doktor, Almanya’da ve bütün Cermen ve İslam memleketlerinde buna çok ehemmiyet verildiğini anlattı.  İyi tertip olunmuş resimli gazetelerin vatan müdafaasına hizmetleri, kalelerden, dretnotlardan eksik olmadığını söyledi.  Böylece kemali sükûnet ile

            O-169_0865           EDEBİYATIN SEVİMLİ VE FAKAT GARİP ETMİŞ BİR SİMASI

ÜSKUDARLI SAFİ MERHUM

Konuşup dururken, içimizden şairimiz Osmanlı Türkü, birden bire zıplayıp kalktı ve bağırdı;

          Evet, bunların hepsi doğru.  Lakin asıl vatan müdafaaları.  Kalelerden, dretnotlardan da, direj illerden de daha kuvvetli, daha sağlam vatan müdafaaları işte,  şunlardır;  Şunların şu halidir…

     Şair, eliyle bir yere toplanmış Rumenleri gösteriyordu.  Bu kümenin ortasında oturmuş kadınlar, etrafta ayakta duran erkekler vardı.  Hepsi birden şen ve pür hayat bağrışıp, gülüşüp konuşuyorlardı.

Sayfa: 632

 O-169_0866  DONANMAYA HADİM SİMALARDAN

Samsun yolcu iskelesinde polis memuru dört numaralı Çürük Sulu Hüseyin Hüsnü Efendi.

   Şair devam etti:

          Rumenleri bizim idaremizden çıkaran, Rumenleri bu günkü seviyeyi medeniyete yükselt en hep şu hayattır.  Hakikaten Rumenler, Rumlar, Macarlar, vapurun güvertesinde bir araya toplanmışlar, bir küçük cemiyet kurmuşlardı.  Onları böyle bağlayan, onlara tavazu ve teşekkül hassasını veren bir kuvvetin, bir ruhun vücudu zahirdi.  Biz, Türkler, Araplar, bağsız, başsız, ayrı ayrı, avare dağınık kitap yaprakları gibi, kiminin başından gelen rüzgârla uçuşup duruyorduk.  Zaten şarkın büyük cemiyetleri, İranlıları, Afganlıları, Türkistanlıları da o ruh dan mahrum.  Böyle dağınık, şirazesiz bir kitap değil mi?

Akçoraoğlu Yusuf

Sayfa: 633

           O-169_0868            HİNDİSTANLI KARDEŞLERİMİZDEN BİR HEYET İANE TOPLAMAK İÇİN TEŞVİK EDİYORLAR

O-169_0869 HİNDİSTANLI KARDEŞLERİMİZDEN BİR HEYET EHLİ SALİBEYİ HAZİRESİNDE DEVLET OSMANİNİN MÜSAB OLDUGU MÜSAİB VE FELAKETİ AĞLAYARAK ANLATIYORLAR

 O-169_0870İNGİLTERE DÂR-ÜL-FÜNÛN’U TALEBESİNDEN OLUP HİNDİSTAN HİLAL AHMER BİRİNCİ HEYETİNİ TEŞKİL EDEN ZEVATI MUHRETEME.

O-169_0875 BAHRİYE <<EFRADI CEDİDE>> MEKTEBİNİN TALEBESİ VE MUALLİMLERİ

 O-169_0876BAHRİYE EFRADI CEDİDE MEKTEBİNİN HEYETİ TEDRİSİYESİ

 O-169_0881EFRADI CEDİDE MEKTEBİ DÖRDÜNCÜ BÖLÜK EFRADININ KARLI HAVADA SOĞUKLA VE HAYALİ A’DA’ İLE MÜBAREZESİ.

O-169_0882 BAHRİYE EFRADI CEDİDE MEKTEBİNİN BEŞİNCİ BÖLÜĞÜ KÜÇÜK ZABİTLERİNİN ATIŞ TALİMLERİ.

          O-169_0883           EDİRNE MÜDAFAYI ŞÜKRÜ PAŞANIN HÜCREYİ MÜZAKERESİ.

Tefrika-i içtimâiyye

Asr-ı ahir devlet-i Osmâniyyesi

Mütercimi                                                                                                                      müellifleri

Mahmud Kâmil                                                                                                      Deriyo, Kolla

BİRİNCİ FASIL

AYASTAFANOS VE BERLİN MUAHEDELERİ

GEÇEN NÜSHADAN MABAD

     İki Fransız kontrolörü, murakabeyi maliyecisi hizmetleri başına tekrar getirildiler.  Fakat Mısır’da Arabî paşanın riyaseti altında gayet kuvvetli bir fırkayı milliye teşkil etti.  Bu fırkanın maksadı Mısır’ı nüfus ecnebiden kurtarmak ve memlekete bir istiklal temin etmekti.  Muhtelif şuabât (Şubeler) idareye mensup memurlara, tüccarlara, Avrupalılara, karşı müthiş bir harp içtimaı meydan aldı.  Fransa ile İngiltere yeniden müdahale ettiler ve ikisi birlikte İskenderiye’nin önüne sefineler irsal eylediler.  Bu sefainin İskenderiye önünde görünmesi müthiş bir taassubun ve asabiyet islamiye’nin infialine badi (sebep) oldu. 

     1882 Haziranının on birinci günü şehrin bir mahallesinde Avrupa‘lılarla Araplar arasında hadise olan bir ihtilaf büyük bir mücadeleye müncer oldu.  Araplar Avrupalıların üzerine atıldılar.  Avrupalıları kesretli (çokluk) miktarda hançerle veyahut sur saire ile öldürdüler.  Evleri yağma ettiler.  Avrupalılardan ekserisi Fransa ve İngiliz gemilerine iltica ettiler.  Arabî paşa İskenderiye’nin etrafında istihkâmlar inşasına başladı.

     Haziran’ın beşinci günü İngiltere devleti Fransa hükümetine resmen bildirdi ki Amiral <<Sir Beauchamp Seymour>> Mısırlılara bir ültimatom itasına mezun kılmıştır.  Bu ültimatomun tebliğinden maksat Mısırlıların harekât müdafaa karanesini olduğu yerde duçar tevkif kılmak ve nihayet müdafaalarını kesmedikleri halde onların harekâtına karşı ateşle, mermiyle, mukabelede bulunmak keyfiyetlerini tebliğ eylemekti.

     Hükümet mezkûra sual ediyordu ki acaba Fransa amirali Conrat’ın hükümetinden bu yolda telekkiyatı ve talimatı var mıdır?  Fransa hükümeti böyle şedit tedbirlere iştirak eylemekten imtina eyledi.  Hatta Süveyş’in bir işgali askeri altına alınması bile Fransa parlamentosu tarafından tecviz (caiz) olunmadı.  Haziranın onuncu günü İngiliz ültimatomu Mısır hükümetine tebliğ olundu.  Mısır hükümeti tarafından cevapsız kaldı.  Binaenaleyh haziranın

Sayfa: 653

 

On birinci günü İskenderiye bombardımanı bir tarakayı müthişe ile sabahın yedisinde başladı.  Mısır istihkâmlarının ateşleri de derhal susturuldu.  Münkatı (kesili) oldu.

     Saat dört buçukta iki tane İngiliz zırhlısı limanın içerisine doğru girdiler ve şehir zırhlılardan çıkan İngiliz askerlerinin tahtı işgaline girdi.  

           O-169_0887            POL JANSON

Belçika’nın Mirabo’su yahut Gamina’sı addedilip ahiren vefat eden bu zatı mecmua karilerine tanıtmağı tespit şuûn (olay) hususundaki vazaifimiz cümlesinden bildik.  Parlaşız’a defin edilen Pol Janson intihabatta rey âm (yıl) mesleğinin babası unvanını almıştı.  Belçika barosunun en fesâhat (güzel konuşma) nisap bir avukatı ve bir vekil parlamentonun en ateşin bir uzvu olan bu nâsiyenin sevimsi ilm-i insaniyet için bir ziyadır.

O-169_0887-2

Karadağ kralının pek samimi ve hayır hah dostlarından olup İşkodra’yı teslim etmekle tarihe dâhil olan Esat Paşa.

İntizam, asayiş dâhil şehirde hemen tesis olundu.  Diğer bir takım fark askeriyede  Sir Farnan Usla’nın kumandası tahtında olarak süveyş’den geçtiler, Tel el Kebir muharebesinde kemali suhuletle Arabî paşanın ordusunu eylülün on üçüncü günü tarumar ettiler.  İki gün sonra da Kahire’ye girdiler. İşte bu zamandan itibaren İngilizler asrın hâkimi, hükümdar hakikisi kalmışlardır. 

     Vaka derhal bütün Mısırın mutasarrıfı ve hâkimi olamadılar.  Zira zaman geçtikçe nüfus icabının şehre men’i duhulü için tesis etmiş olan fırkayı milliye ve Sudanda esrayı zencibe ticareti yapan Arap tacirleri Avrupalıların terki nüfusundan endişe ediyorlar.  Hıristiyanları makhûr (kahrolmuş) etmek için diğer İslam cemiyetleri de bunlara inzimam ediyordu.

     Mehmet isminde biri Nil’in bir adacığında münferit

Sayfa: 654

Bir hayat râiyâne (çobanlığa ait) idame ediyordu ve kendisinin orada büyüklüğüne, kutsiyetine ait bir şöhret kazanmıştı.  Sunusinin Meridani tarafından cihat mukaddesin ilan ve icrasına davet olundu.

     Mehdi ilan olunan zat derhal etrafına şedit müteasıbaneleri itibariyle korkunç oldu.  Bunun aleyhine gönderilen Mısır askerleri mağlup oldular.  Vaktaki İngilizler Kahire’de yerleştiler, bunların da mehdi aleyhine yolladıkları ordular müthiş bozgunluklara    O-169_0888                     İSPANYA KRALI ALFONSO, SUİKASTAN PEK AZ EVVEL.

Mağlubiyetlere maruz kaldılar.  Hartama gönderilen Gordon paşa namütenahi asiler tarafından muhasara edildi.  Vaktiyle imdadına yetişmek mümkün olamadı.  Yerli ahaliden bir kısmının ihaneti yüzünden Mehdi taraftarları girmeğe ve İngilizlerin zaten adeten kalil olan askerlerini katliam etmeğe muvaffak oldular.  <<1885>>

     Sudan birçok esir zenci ticaretiyle iştigal edenlerin yek tasarrufunda kaldı.  Bu Londra hükümeti için Mısır’ı muvakkaten işgal etmeğe bir sebep teşkil etti.  Bu işgalinde en güzel bir vesile olduğu için Mehdiliği

Sayfa: 655

Ve taraftarını mahf ve makhûr (kahır) etmek hususunda isti’câl (acele) göstermedi.

     İslamların gayri tabii surette teheyyüç edilmiş bazıları bilahare teskin olundu.  Kongo’nun kısmı süfelasına (sefiller) mutasarrıf olan Fransa hükümeti Yüzbaşı Jean-Baptiste  Marchand’ın riyaseti altında Amerika’ya Bahr-i Muhit-i  Atlâsî’den (Atlas okyanusu) Bahr-i Ahmer’e gitmek suretiyle geçmek ve Nil vadisini Faşoda’nın dâhilinde Sudan’ın arasından kesmek vazifesiyle mükellef bir heyet teşkil etti.

     İngiltere hükümeti, böyle bir projede olması muhtemel olan tasavvurat esasiyeden, serâir (gizli) diplomatik iyeden kuşkuluydu.  Endişeye düştü.   Mısır namına vaktiyle zaten Mısır’lı olan Sudan muharebesine Sudan’ın fethine koyuldu.

     Bu üç sene devam eden medid bir harp oldu.  Herbert Kitchener paşa tarafından sevk ve idare edilen bu harbin alaim mümeyyizesi ilim ve fen harp dairesinde, gayet mahirane icra edilmesi idi.  1886 da Mehdi ve taraf daranı, Meridan meslihası ezildiler.  Bulundukları yerden püskürtüldüler.  1897 de de bir berriyye’den  (çöl) tenkil olunmuşlardır.

     1897 senesi eylül’ünün birinci günü Hartum’un (al-Khartûm) önünde bunlarla kati, müthiş bir harp açıldı.  Burada da makhur ve mağlup oldular.  Hartum ellerinden istirdat ve hükümetleri mahvedilmiştir.

     Bu esnada Fransa hükümetinin tertip ettiği tasavvurun reis icrası olan Yüzbaşı Marchand mahiyetindeki küçücük fırkayı askeriye ile Faşoda’ya vasıl olmuştu.

     Bu memleketi Mısır hükümeti namına uzun bir müddetten beri tasarrufunda tuttuğu ve Mısır’lılar tarafından 25 sene evvel alınmış kazanılmış olduğu için İngilizler Fransızları Faşoda’yı tahliye etmeğe davet ettiler.

     Fransa hükümeti bu şerait dâhilinde harp tehlikesine girişmek istemedi.  Yüzbaşı Marchand maiyetindeki heyet Faşoda’yı terk ederek keşfiyat fenniyesine, tahriyat ve tetkikatına devam etmek suretiyle Bahr-i Ahmer’e vasıl oldu.

     Sudan’ın eski Mısır’a ait imparatorluğu şu suretle tekrar tesis etmiş idi.  Fakat Azadeyi arz ve beyandır ki daima İngiltere hükümetinin hâkimiyeti altında kalmak şartıyla!

     O-169_0889                  İSPANYA KRALINA SUİKAST EDEN ADAM.

     Lakin İngiltere hükümeti, daima müşkülat içindedir.  Çünkü Mısır’daki fırkayı milliyenin faaliyetini,  Alman vatanperveranesi daima nezaret, ikaz ve intibah önünde tutmak mecburiyetindedir.  Çünkü bu fırka Arabî paşa tarafından zer (ekim) edilmiş olan fikri vatan tahminin inbatiyla, tenmiyesiyle daima meşguldürler.  Daima Mısır’ın istiklalini kuvveden fiile çıkarmak hususunda propagandalarla, telkinat ile iştigal eylemektedirler.  Diğer taraftan da Jön Türk fırkasının İstanbul’da hâsıl ettiği inkılâpta Mısır’ın milliyet perver ve taraftarı istiklal olan fırkayı mebhus inhasını daima teşci eylemektedir. 

     Çünkü hakikat meseleden kati el nazar Mısır’ın şekli kanuniyesi, hali hazır tarihiyesi, Türkiye’nin zir idare ve inkıyadında bir eyalet mümtazesi olmaktan ve Mehmet Ali ailesinin ekber evlada ırsen intikal eyleyen hükümetiyle idare edilir bulunmaktan ibarettir.

Mabadı var.

Sayfa: 656

O-169_0900

 O-169_0904

 

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.