DONANMA MECMUASI 47 – 48 / Şubat-Mart.1914

DONANMA MECMUASI  47 – 48

KANUNUEVVEL – ŞUBAT 1329 / ŞUBAT – MART 1914                                                NUMARA: 47 – 48

O-169_1280

              O-169_1281      OSMANLI BAYRAGINA DENİZLERDE REHBER-İ ARŞI İ’TİLÂ’ (yükselme) OLAN BİR İMAMEYİ İRFAN İHTİVA

OSMANLI DONANMA CEMİŞETİ AZAYI KEREMİNDEN FAZİLETLİ İZZEDDİN BEY EFENDİ HAZRETLERİ.

 

TETEBBU’(tetkik) EDEBİ SAHİFELERİ

<<VOLTER>>

     Fransuva Mari Arvin 1694 teşrinisanisinin 21 nde Paris’te doğdu.  Châtelet’de mukavelet muharriri olan Fransua Arvin’in beşinci evladı idi.   o zaman Cizvitler tarafından idare edilen College Louis-le-Grand mektebinde tahsilini parlak bir surette itmâm (tamam) ettikten sonra adliye memurluğu mesleğine sülûk (katılma) etti.  Azası arasında papaz (Chaulieu) gibi (Marqui de Lafar) gibi zevat bulunan Tample cemiyetinin saye-i himayesinde ilk nazımlarını yazmağa başladı.  Cardinal de Retz’in müsteşarı olan Coumartin’in nezdinde sayfiyede ikamet etmesi Volter’e Hanriod  ile on dördüncü Lui tarihini yazmak fikrini ilham etti.  Parise avdet ettiği zaman gördüm “j’ai vu” ünvanlı bir hicvin bağır hakkı kaili olmakla itham edildi.  1717 tarihinde Bastil zindanına atıldı.  Altı ay sonra, Bastilden çıktığı zaman hem Hanriod’u çok ilerletmiş hem de bir facia mesudesi kaleme almış idi ki  mevzu “Oedipe” idi.  işte o zaman

Sayfa:  994

Arouet de Voltaire isim asliyesini Voltair nam müstearına (takma) tahvil etti.  Oedipe 1719 da oynanıldı ve büyük muvaffakiyet temin etti.  Ondan sonra Marianne, L’indiscret, Artemisi ismindeki eserleri birbirini takip etmeğe başladı.  Aynı zamanda Henriade’yi de itmam etmişti.

     O aralık bir vakayı melune Voltaire’nin cereyanı muvaffakiyetini kesti.  Bir akşam Suvelli otelinde suppesini etmiş çıkıyordu.  Şövalye Duruvan’ın adamları Votaire’i bastonla dövdüler, Voltaire, şövalye Duruvan hakkında biraz şiddetle idareyi kelam etmişti.  Bu vaka onun intikam mertebi idi. 

     Voltaire, bu hakaretten dolayı tarziye istedi.  Tarziye matlubenin cevabı fiilisi, Voltaire ikinci defa olarak 1726 Nisanının 17 sinde Bastil zindanında hapis etmek oldu.  Bastil’de Fransa haricinde yaşamak şartıyla çıkarıldı.  İngiltere’ye gitti.  İngiliz lisanını ve edebiyatını tetkik etmek suretiyle müstefid oldu. 

     Paris’e avdet ettiği zaman bir birini müteakip 1730’da Brutus, 1732’de Eriphyle, yine 1732’de Zaire, 1733’de Le Temple du goût,  1734’de Adelaide du Guesclin ismindeki eserlerini çıkardı.

     Bunlardan sonra Lettres Philosophique, Histoire de Charles XII, Roi de Suede, ismindeki kitaplarını çıkardı.  Philosophique mektuplar yahut İngiltere mektupları ismindeki eserinde asrının efkârı felsefesine, efkârı diniyesine, efkârı siyasiyesine dolayısıyla hücumlar ediyordu.  Bundan dolayıdır ki parleman’ın emriyle bunlar yakıldılar.  Voltaire de firar  ve Lorraine’de Marquise de Chatelet’nin nezdine iltica eyledi.  1735 – 1749 ‘a kadar orada bulunduğu müddetçe tetkikatı ilmiyeye hasır-ı hayat etti.  “Elements of Newton” <Newton’un anasırı felsefesi>  ismindeki kitabını tekrar tetkik ve tahrir etmeye başladı.  Merope, Muhammed S.A., insan hakkında hitaba, “L’Enfant prodigue” Safie çocuk, ismindeki asarını da orada yazdı ve On dördüncü Lui “Siecle de Louis XIV – Suppressed – Efkâr ve âdeti akvam hakkında tecarib – Merope, Bababec, Zadig,  mikromegas, isminde eserlerini hazırladı.  Bu esnada Avrupa Voltaire’nin leb-riz (dolu) şöhreti idi.  Prusya hükümdarı ikinci Fraderik <<1740 da tahta geçti. Meşhur muharip, olmakla tarihe kayıt edilmiştir.>>  Voltaire’le mektuba ve tesisi muhâdenete (dostluk) vesile arıyordu.

     1743 de Merope’nin intişarından sonra sarayın hissen nazarını celp etti ve madam

Sayfa: 995

Marquise de Pompadour’un <<on beşinci Lui’nin nedimesi idi. gerek hükümdar ve gerekse hükümet üzerinde mühim ve meşum tesiratı olmuştur>> himayesiyle Fransa vak’a-nüvislik (tarih yazıcı) beratını ve hücreyi kral  centilmeni sıfatını aldı ki bu memuriyet, hükümdara, odasında yemek yediği zaman hizmet etmekti.  O zamana kadar Voltaire’i iki defa ret eden akademi de o zaman Voltaire sineyi feyzini açtı.  1746 harbiye nazırı olan (kont Darjanson) Voltaire’i politika memuru olarak ikinci Fraderik’e yolladı.  Berlin’e gitti.  Hüsnü kabul gördü.  Fakat kendisine tevdi edilen vazifeyi ifaya muvaffak olamadı.  Votaire’nin saraydaki makbuliyeti az devam etti.   Şair Crabion kendisine bilaintizam tercih olunur vaziyetini aldı.  Onun üzerine Voltaire hissen intikam sevkiyle, rakibinin facialarını (dram) ıslah ve tadil ederek (Semirame), (Oreste) ve (Rome Sauvee) ismindeki facialarını meydana getirdi.  Aynı zamanda, mudhikelerinin (komedi) en nefisi olan (Nanine)i yazdı.  Madam Chatelet öldükten sonra Voltaire tekrar Paris’e geldi.  Fraderik’in ricası üzerine Berlin’e gitti.  Berlinde Voltair’e şahane bir hüsnü kabul yapıldı.  Ve orada mabeynci unvanı ile 20000 franklık bir tahsisat tevci edildi.  Voltaire’nin artık serveti bir yekûnu mühimme baliğ olmuştu.  Bir miras meselesi, maliye meseleleriyle tevaggül (uğraşı) Voltaire’i paraca mutavassıtın fevkinde bir adam yapmıştı.  Yazık ki Prusya prensi Fraderik ile Voltair arasındaki  uhuvvet çok sürmedi.  Voltair’i çokları istirkab (çekememe) ediyordu.  Bunlar bu iki büyük adam arasındaki iftirakı tesri ettiler.  Voltaire’in bir eseri, (Diatribe du Docteur Akakia) ismindeki kitabı da bu iftiraka zahir oldu.

     (Merope) <<Voltaire’in beş perdelik manzum bir tiyatro eseridir.>> de mahiyet maderane ismindeki

Sayfa: 996

tiyatrosu da her ne kadar annelik aşkı safının en müesser ve en mutlak bir mahiyet mualasını gösterse de bu iskân bütün mahiyet ve metanetini tasvir edemez.  Vakıa annelik nevaziş (okşama) ve refeti (merhamet) Eloge’dekinden daha nermin (yumuşak) daha nafiz ruh bir lisan tekellüm etmeğe mukadder değildir.  Fakat daha müttehic ve daha galeyanlı olabilir.  (endurumak) dakinden de daha ziyade merhamet ilka edemez.  Fakat daha ziyade endişe verebilir.  İşte Voltaire’nin Merope’u ile Rasinin Andromak yani bir birini ayıran fark burada…

           O-169_1288            BİR KALP BİR HAMİYYET ÜZERİNDE BİR NİŞANI MESUD

Donanma emeline matuf olan mesayi-i mahsusasını mükâfaten donanma madalyasıyla taltif buyurulan Bayezıd şubeyi merkeziye reisi Kemal Bey Efendi.

 O-169_1289DEVRİ SABIKTA ZİNCİR-İ ESARET OLAN KERDONUN DEVRİ HAZİRDA DONANMA İLE MİLLET ARASINDA HEBİL EMEL VE İKBAL OLDUĞU BİR SİNEYİ SAYİ

Gümüşhane’li Sefer Fevzi Bey Efendi.

O-169_1289-2 MÜHRÜ MEVLANANIN BİR ZILL (gölge) FEYYAZI

Tahir-l Mevlevi Bey Efendi.

 O-169_1296İZMİT DONANMAYI OSMANÎ CEMİYETİ HEYET İDARESİ

1-İzmit merkez şubesi reisi Ali Bey.  2-azadan belediye reisi Abidin Bey.  3-azadan müderrisiyinden Rafet Bey.  4-azadan meclis idare azasından Ahmet Efendi.  5-azadan belediye azasından Eşraf Efendi.  6-azadan Reji memurlarından Hüseyin Efendi.  7-azadan belediye azasından Cemal Efendi.  8-azadan belediye azasından Karabet Efendi.  9-aza Reji kâtibi Şevki Efendi.

O-169_1297-2 1-Tayyare mektebi müdürü Binbaşı Veli Bey.  2-Tayyareci Yüzbaşı Refik Bey.  3-Balon süvarisi Yüzbaşı Fevzi Bey.  4-muhafız bölüğü mulahrahı kıdemli Yüzbaşı Ata Bey.  5-telsiz telgraf memuru mülazım sani Hakkı Efendi.  6-tayyareci mülazım sani Mehmet Ali Efendi.  7-makinist mülazım evvel İsmail Efendi.  8-tayyareci Yüzbaşı Fesa Bey.  9-tayyareci mülazım sani Fazıl Efendi.  10-makinist mülazım evvel Yahya Efendi.  11-muhafız bölüğü mülazım sani Mahmud Efendi.  12-tayyareci mülazım sani Abdi Efendi.  13-makinist mülazım evvel Mehmet Kamil Efendi.  14-tayyareci mülazım sani Zekeriya Efendi.

TASNÎFÂT İCTİMAİYE

     İlk makalemizde tasnîfât ictimaiyeye göre bir cemiyeti beşeriyeydi, tanımak mümkün olduğunu söylemiştik.  Binaenaleyh bu makalemizde cemiyeti insaniyenin icra ettiği efail hariciyeyi tanımak meseleyi mühimmesinden bahis edeceğiz.  Çünkü bu cihetler ancak o cemiyetin sahiha ve samimisinin bilinmesiyle olabilir tadat edilen sınıf ictimaiyeden son dördüncüsünün vazifesi (ırken tenmiye “artırma” ve tevsidir) yani muhaceret ve müstemlekeleşenlik mesailinin tetkikatıdır.

     Ondan maada diğeri de (muamelatı içtimaiye)nin, yani ırkı mahallinin ensal (soy) ve urûk (ırklar) saire ile olan münasebatının tetkikidir.  Bir diğeri de tarihtir ki, vakayı hazirenin tevdiyyen surette tetkikinden ibarettir.  Nihayet sonuncusu da ırkın paye-i ictimaiyesidir ki, vazifeyi tetkiki deruhde eden o tipik dünyada icra etmekte olduğu rolü küllameye muvaffak olur.

     Bu tasnif içtimai usulünün sayesinde anlaşılmıştır ki, Le Ple beraber neden tamamıyla iri müteferrik olan içtimai tipleri biririne karşı durmuştur.  Çünkü Le Ple’nin pek icmali ve muhtasar tetkikat ve tahlilatı ona bu farkları bulmak imkânını hazırlayamamıştır. 

     Hatta biz bile Le Ple’den sonra Le Ple’nin evvelce düşümüş olduğu küreyvelerin (küçük yuvar), hataların içine senelerce bilmeyerek sukut ettik.  Yalnız bizde tesis ettik zan ettiğimiz sınıf içtimaiyeye bütün içtimai şüûnun vakayın giremediğine ait az çok mühim bir his vardır. 

     Yalnız bir cihetten istediğimiz Le Ple hakkında hissi hürmetle mütehassis olduğumuz gibi diğer cihetten de bu müşkülatın daha hürde-bin-âne (inceden inceye) icra edilecek tetkikat ve tahlilat ile bir taraf edileceği ümidi vardır. 

     Malumdur ki ulum ve fünun tetkikatında insanın kendi şahsına, kendi şahsi tecarib (tecrübe) ve tetkikatına karşı gayet emniyetsiz bulunması icap eder.  Atime nanenin seri-l-husus olması ve büyük bir ihtiyat ile hareket edilmesi lazım gelir.

Sayfa: 1015

Biz ancak sekiz sene evveline ait bir mazidedir ki üstadımız Le Ple tarafına düşülen hazziyatı içtimaiyeyi keşif edebildik ve bu suretle kendisinin terk eylemiş olduğu eseri nazarı tetkik ve tashihten geçirdik ki eser mezkûr bu gün adeta tamamıyla teceddüt etmiş veya bir hüviyet

          O-169_1304             CHİCAGO ŞEHRİNDE CEMİ EDİLEN DONANMA İANESİNE İŞTİRAK EDEN ÜÇ HEYKEL-İ HAMİYYET.

1 – Nasliçli kahveci İbrahim Efendi.  2 – Nasliçli kahveci İbrahim Efendi.  3 – Karabinalı Abdullah Şemsettin Efendi.

almıştır.  Ulum’e ait sıkı bir teceddüt ün noktayı hareketi mebadî (başlangıç) olan o netayiç, medid sayilerinin mahsulüdür.  Şöyle ki, bir taraftan ulum içtimaiye mecmuasının muharrirleri tarafından tetkikat ve mukayesat icra etmek maksadıyla

Sayfa: 1016 O-169_1305

 HÜDAVENDİGAR VİLAYETİ DÂHİLİNDE PAZARCIK ŞEHRİ DONANMA ŞUBESİ HEYETİ.

 Sağdaki azadan aza Tevfik Bey.  Soldaki reis Abdülmümin Bey.

Sayfa: 1017

uzun seyahatler ihtiyar olunmuş ve bu netayiç sabite o seyahatlerin mahsulü bulunmuştur.  Talebemizin Norveç’de, Almanya’da, İsviçre’de, Sahrayı Kebir’de, Pirene’de, İngiltere’de, mütehadde-i Amerika’da icra ettikleri seyir ve seferlerin neticesidir.

     Hülasa netayiç mezkûra lâ-yenkati’ (durmadan) takip olunan etütlerle “ulum içtimaiye” mecmuasının muharrirleri tarafından tashih edilmiş ve murakabeyi ilmiye altında tutulmuştur.  Ve bu etütlerin – mübahat “övünme” ile söylenebilir ki – kıymettar bir mahiyeti vardır.  Çünkü tetkikat mezkûra gerek hali hazırın gerekse zamanı mazinin muhtelit “karışık” cemiyetlerine taalluk eylemektedir. 

     Bu tetkikat ve tatebbuata göre cemiyet beşeriyeyi iki sınıfa ayırabilmiş olmak itikadındayız.  Birincisi istinatgâhını müşterekiyette yahut tabiri diğerle iştirak da arayanlardır. 

     Bunlar gerek devlet olsun, gerek kabile olsun gerek aile olsun, hülasa müştarakiyete istinat ederek mesaili hayatıyeyi hal eden, şekli iştirakte teşkil etmiş olan cemiyetlerdir.  İkinci kısmı ise sırf şahsından mütevellit olan kuvvet ve metanete istinat ederek, teşebbüsat hususiyetine itka’ “dayanak” eyleyerek hayatın çetin mesailini o kuvvetle, o metaneti ferdiye ile hal etmek isteyenler ve edenlerdir.  Bunlar şekil infirâdide “yalnızlık” teşkil etmiş cemiyetlerdir.  Bu cemiyetler bu veçhile tesmiye olunurlar.  Yani infirâd kendilerine ilim olur, çünkü bu cemiyetlere fert cemiyeti beşeriye karşısında bütün istiklalini muhafaza etmektedir. 

     Bu iki sınıfın ikisi içinde de bir takım tipler vardır ki bunlar tenviat “çeşitlendirme” içtima iyeyi teşkil etmek itiyadıyla şayanı tetkiktirler.

     Bundan dolayıdır ki mesaiyemize mebdei ve noktayı hareket olmak üzere en sade ve en basit şekilde olup ve fakat mevcudiyet hayatiye sini müşterekiyle temin etmek isteyen tipi, nevi içtima iyeyi intihap ve tetkik etmek lazım gelir. 

     Fransa’da bu basit tip mevcut değildir.  Orada bu tipi temsil edenler ancak nim zirai hayat geçirenler, dağlık yerlerde nim rev sakai bir ömür sürenlerdir.

     Şekil infirâdide yaşayan akvam ise Avrupa’nın şimal garbisinde ve Amerika’nın şimalinde bulunmaktadır.  Bu şekil içtima iyenin en mükemmel ve en hakikisi olmak üzere Anglo- Saxons anasırı gösterilebilir.

     Anglo-Saxons’lardan bililtizam bahis eyledim.  Zira Anglo-Saxons akvamına az çok karışan kavimler içinde öyleleri vardır ki, burada tetkikatını zait gördüğümüz bir takım avamil tarihiyenin tahtı tesirinde kalarak bunlar hayat mesailinde müşterekiyete istinat eylemek, yani ilim içtima iyedeki tabiri mahsusiyle, şekil iştiraki de yaşamaktadırlar.  Mesela Analand İskoçyalıları ile İrlandalılar, Gal memleketinin sekinesi şekil iştirakıde yaşayan akvamdan ad olunabilir.

M.Ali

Sayfa: 1018

Tefrika-i içtimâiyye

Asr-ı ahir devlet-i Osmâniyyesi

Mütercimi                                                                                                                      müellifleri

Mahmud Kâmil                                                                                                      Deriyo, Kolla

Geçen nüshalardan mabad

Günü Kandiya “Heraklion” sokaklarında ahali biri biriyle mücadele ve makatleye (katledilen yer) koyuldu.  Bütün halk silahlandı.  Rum ve Rus konsoloshanesinin kavasları Müslümanlar tarafından katledildi.  Hülasa ateşi ihtilal bütün adayı sardı.  Müslümanlar sahil yerlerde bulunuyor, ikamet ediyorlardı.  Hıristiyanlar dağlara çekildiler ve Müslümanların hacamatı şedide sine rağmen masun malallin kaldılar.  Abdülhamit Girit’e yeniden asker gönderdi.  Bur taraftan da Rum gönüllü askerleri bittabi Atina hükümetinin verdiği müsaade üzerine Girit’e gelmeğe başladılar.  Ada Türkler ile Rumların meydan muharebeleri olacak ve bu ise “Elen”in unsurla meskûn olan yerlerde Türklerle bir karışıklık hâsıl eyleyecek ve bu da şark’ta büyük bir teşvik intaç edecekti.

     Bunun içindir ki düveli muazzama müdahale ettiler.  Gemileri Girit’in etrafını muhasara altına aldılar.  Abdülhamit’in 1896 Ağustos’unun yirmi beşinde gayet mühim mesaidat istihsal eylediler.  Bu mesaidat mucibince sultan geride tekrar bir Hıristiyan vali tayin etti ki bu zat George Burvich paşa idi ve Halepa mukavelenamesi tekrar kabul etti.  Ancak bu mukavelename düveli muazzama konsoloslarından müteşekkil bir komisyonun nezareti altında mevki-i icraya konacaktı. 

     Şu suretle Girit adası pek esaslı bir hürriyet siyasiye ile bir muhtariyet istihsal etmiş olacaktı.  Fakat Müslümanlar buna tekrar hiddetlendiler ve reviş (yürüyüş) ahvale göre müslümünlürın hiddet ve tehevvürünü (öfke) tahrik eden, körükleyen Abdülhamit’in memurini oldu.

     Kandiya sokaklarının duvarlarına teallik edilen ilannameler ahaliyi silah başına davet ediyordu.  Bu hadise üzerine memlekette heyecan günden güne tezayüd (sıkışma) ve tezâuf (iki kat olma) etmeğe başladı.  Nihayet zan ve tahmin ve hatta intizar olunduğu gibi 1897 kânunusanisinde müthiş bir isyan zuhur etti.  Müslümanlar sokaklarda Hıristiyanları kovalamağa başladı.

     Konsoloslar tehdit edildi, aileleri efradıyla Hıristiyanları gemilere irkab (bindirme) etmeğe mecbur oldular.  Müslümanlar hükümet dairesine hücum ettiler ve yaktılar kül ettiler*.   Bu ahval üzerine fevkalade teheyyüç (heyecan) eylemiş olan başkonsolos

( * ) bunları müellif cenapları iddia ediyor.  Hakayık ahval Allaha ve tarihe malumdur.

Sayfa: 1023

Atina’ya lâfzen ve manen şu telgrafı çekmişti; 

     <<ümit kalmadı.  Bütün Hıristiyanlar katlolunacaklar.>>  Yunan hükümeti derhal Girit’e  “George”un kumandası tahtında bir filo gönderir, Miralay Vlassos üç tabur askerin reisi idaresinde olarak Girit’i  1.kral Yorgi George namına fetih ve teshir (istila) etmeğe memur edilmişti.  Şubatın on dokuzuncu günü gemiden askerlerini tamamen karaya çıkarır:  Yunan kralının büyük oğlu Konstantin Tesalya ordusunun başına geçer.  Yunanlıların bütün bu işlerde ümitgahı Makedonya ihtilalıyla Arnavutluk isyanından ve İstanbul’da bulunan üç yüz bin Rum’un ihtilal edip, kıyam edip Abdülhamit’i tahtından indirecekleri ve şu suretle gerek Ermenilerin gerek Girit Rumlarının intikamını alacağından ibaretti. 

     İngiltere ve Fransa’nın teşebbüsü üzerine düveli muazzama Girit’in muhtariyetini ilan ettiler ve Girit’i kendi gemilerinin zir nezaret ve himayesine koydular.  Yunanistan’a kendileri tarafından ittihaz edilecek mukarrerât (kararlaştırılan) mutâvaat (itaat) etmesi lüzumunu bildirdiler. Fakat Tesalya hududunda Türklerle Rumlar arasında husumete nihayet vermeğe muvaffak olamadılar.  Türk ve Rum muharebesi üç hafta devam etti.  Nihayet  Müşir Edhem Paşa son darbeyi vurdu.  Ordularında ikinci Kiliyom tarafından bulundurulan Gurumakof Paşa’nın muavenetiyle galip geldiler.  Tesalya elden çıkmıştı.

     Muharebeden feragat ettiler ve mukadderatlarını düveli muazzamanın ellerine tevdi ettiler.  Miralay <<Vlassos>> Girit’ten geriye çağırıldı.  İstanbul muahedesi Rumlara pek pahalıya mal oldu.  Tesalya kendilerine iade edildi.  Yalnız galiplerin lehine olarak bazı hudut tashihat ve tadilatı yapıldı.

     Rumlar tazminatı harbiye vermeğe mecbur edildiler ve zaten duayenlerine karşı mevkii maliyeleri öteden beri iyi bir vaziyette olmadığı için bütçeleri üzerinde düveli muazzamanın murakabe tesis etmesine mecbur mutâvaat oldular. 

     Fakat bununla beraber Girit muhtariyeti de katiyet kesp etti.  Adadaki Türk askeri muhafazası tamamıyla cezireden çıkarılarak Fransa, İngiltere, İtalya, Rusya devletleri adanın vali umumiliğine prens Geoges’i tayin ettirdiler, bir müddet sonra yerine Zaymis isminde diğer bir Rum vali tayin edilmiştir.

     İşte bu sureti garibede Abdülhamit sani’nin zaferi Osmanlı imparatorluğundan böylece bir parçanın kopup gitmesine müncer olmuştur.  Vaktiyle Rumlara mağlup olduğu için Bulgaristan’ı elinden çıkaran Osmanlı imparatorluğu şimdi de Rumlara galip geldiği için Girit’i zayi eylemiştir.

     Mabadı var.

Estetik Sahifeleri

Tıbâat mi, Mi’mârî mi?

     Üç asırdan beri fikr-i büşrâ (müjde, sevinçli haber) bu iki sanattan hangisidir ki hakkıyla temsil ediyor? Hangisidir ki ona tercemân (tercüman) oluyor? Binlerle ayaklar üzerinde yürür bir kütle olan nev’-i beşeriyete bu san’atdan hangisidir ki rahnesiz, aralıksız tetâbuk ediyor?

Mi’mârî mi? Tıbâat mi? (kitap ve sâire basma işi)

Tıbâat!

Gaflet olunmasın mi’marlık öldü. Avdet etmemek üzere irtihâl etti gitdi… Kitâb matbûa ile katlolundu … Aza dayandığı ve çoğa mal olduğu için öldürüldü! Her kilîsa (kilise) bir milyar pâredir bir düşünülsün ki bir eser-i mi’mâri vücûda getirmek, yeniden yeryüzünde binlerle mebânî karînceleştirmek, bir şâhid re’yinin (görüş) “Gûyâ ki kâinât beyâz ve yeni elbise-i maâbid (mabetler, ibadet yerleri) ile gitmek için bir zelzele ile köhne libaslarından (elbiselerinden) sıyrılmıştı” dediği zamana rücû’(geri dönme) eylemek yetinlerse takdîr-i cesîm (iri, büyük) bir sermâye vâzı’ lazımdır. Hâl-bu-ki bir kitâb basılır basılmaz en ucuz pâre (parça) mukâbilinde (karşılığında) edinilir ve en uzak yere gider! Binâenaleyh (bu yüzden, bundan dolayı) bütün fikr-i büşrâ tıbâatin vasıta-i terceme (tercüme) olmasına nasıl tâ’cib edilebilir!

Fakat demek istemiyoruz ki mi’mârînin şurada burada bir âbidesi mehcûr ( hecr olunmuş, terk olunmuş, bırakılmış kullanılmaz olmuş, unutulmuş) ve münzevi bir şeduvari yokdur. Mi’mârînin hükümrân (hüküm süren, hakim olan) olduğu zamanlarda “Elyad” lar, “Romasevure” ler, “mahabarata” ler, “Tiyelunken” ler bütün bir millet tarafından ibda’ edilmek ve gayr-i (başka, yabancı, olmayan, değil) şa’rlardan teşkîl etmek sûretiyle mevcûd olduğu gibi tıbâatin hüküm-ferma (hüküm süren) olduğu bu zamanda da bütün bir ordu tarafından top parçaları yapışdırmak sûretiyle yapılmış sütunlar vardır.

On üçüncü asırda “Dante”nin zuhûr etmesi gibi bir mimari dâhîsininde yirminci asırda ortaya çıkması mümkünattandır. Fakat mi’mâr’i ba’dezin ( bundan sonra) bir sanat-ı ictimâî (toplumsal, sosyal, toplumbilimsel), bir sanat-ı müştereke, bir sanat-ı hakîme olamaz. Beşeriyetin dâstâni (destan), âsâr-ı (izler, eserler) menba-i (kaynak) efkâra (fikirler, düşünceler)  bundan sonra ben (bağ) edilmeyecektir tâbi olunacakdır. Ve binâen aleyh artık şimdiden sonra mi’mârî tesadüfe-i eâde mevki’ etse bile hakim-i alim olamayacaktır.

Artık bu iki sınıfın vazîyyet mütekâbileleri (karşılıklı) karışacaktır. Fi hakikaddur mi’mârîde şa’rlar

O-169_1308

Fethi bey merhum hakkında Kelefem hanım efendi teyyare üzerinde irad-ı nutk (nutuk söyleme) ederken.

âbidelere benziyor. Hind’de “Vepaza” âdetâ bir “pagot” gibi gayr-i kabîl (mümkün olmayan imkansız) nüfûzdur  (etki etme, işleme, etki gücü), bodurdur, tıknazdır: aceb (hayret, gariplik, şaşılacak şey) ve garîbtir (kimsesiz, zavallı).

Şark-i Mısır’da şa’rın meban (temeller, yapılar, binalar)  gibi bir azimeti, bir sâdd (sedd’den; kapayan, örten, engel olan) hutûtu (a.i. hatt’ın; çizgiler, yazılar, yollar) vardır; Yunan kadimde (Eski Yunan’da) şar, güzellik, sadelik, safvet (saflık, temizlik, arılık) arz eder;  Hıristiyan Avrupa’da şar kötülüklüğün azamet ve ulviyyeti (yükseklik, yücelik, büyüklük) ihtiva’ ( içine alma, içinde bulundurma) eder, bir  savb-i (taraf, cihet, yön) âmiyâne (bayağı, avamca) gösterir.

Tevrat ehrâmelere (Mısır’da eski zamandan kalma, huni biçimindeki büyük binâlar, piramit) İlyada partenona benzer. On üçüncü asırda “Dante” Roma tarzında son bir kilisader; on altıncı asırda “Şekspir” (Shakespeare) gotik tarzındaki son mabettir. Hulâsa (bir şeyin, bir sözün özü, özet) nev’i beşerin (insan soyu, insanlar) iki kitabı vardır. İki sicilli (kaydı) vardır, iki nüsha-i semâviyye (semâya mensup, semâ ile ilgili, Allah’tan olan) vardır, biri mimarlıktır, diğeri tıbâttir, yani taştan tevratı ile kağıttan tevratı mevcuttur. Asırların sinesinde açık süren bu iki Tevrat terk-i temaşa (bakıp seyretme) olunduğu zaman vâkıâ (olay) caizdir ki (uygun) granit hutûtun (yollar, hatlar, çizgiler) azîmete (büyük), sütûnlar türünde,

O-169_1309

Teyyare makinisti Mehmed Kemal efendi delaletiyle (kılavuzluk) Kelefem hanım efendi Fazıl beyin teyyaresinde irad-ı nutk ederken

1-    Kelefem Hanım efendi  2-  Makinist Mehmed Kemal efendi3-    Teyyareci Fazıl bey

dikili taşlar halinde mabed (tapınak, ibadethane) takları şeklinde tecellî (görünme, ortaya çıkma, kader) eden bu intibâ (izlenim) bu tahrir (yazma, yazılma) değil, binâ edilmiş harflere, ehramelerden çan kulelerine, “Kiobüs”’ten “Strazburg”’a kadar müntehi olan (son bulan) maziyi ve âfâk-ı  asarîa setriden bu insana dağların ziyâ’na (ışık) —— ve vâkıâ maziyi, bu mermerden sahifeler üzerinde okumak lazımdır. Ve vâkıâ (olay, gerçek)  mimarinin yazıtı kitabın sahifelerini parmaklarımızla açmak ve temaşa etmek gerektir; fakat tıbâatinde kendi hissesine ———- ettiği mebanının azimeti inkâr etmemek vecîbedir (yapılması gereken, görev).

Tıbâatin yaptığı bina muazzamdır. Bilemem hangi istatistik muharriri (yazar) hesap etmiştir ki “Gutenberg” zamanından beri yazılan kitaplar üst üste konulsa küreden kamere (ay) olan boşluğa doldururmuş? Fakat bizim ceht (çalışma, çabalama) etmek istediğimiz büyüklük bu mahiyetteki (asıl, esas, içyüzü) büyüklük değildir.

Hâsıl (ortaya çıkan, var olan) ettiği eserin heyet-i mecbuası (genel, tüm) şöyle bir zihnimizde tecessüm (cisimlenme, şekillenme) edilirse bu eser-i matbûatın (basılı eser) yekûn (toplam) azîma (büyük) cesim (iri, büyük) binâya benzemez mi? Öyle bir binâ ki beşeriyet her zaman her tarafından yapmaya koşar, temelli bütün dünyayı  ——– ve bu binânın hârika nema başı  istikbâlin bulutları ve sisleri içinde gâibdir (kayıp). Bu binâ bir nevi arı kovanıdır ki —- mefkûreler (ülkü, ideal), müfid (yararlı) arılar gibi mahsul (ürün, sonuç) sa’yları (çalışma, çabalama, gayret etmek) olan balları ile birebir onun kovanlarına deliklerine koşarlar, girerler, sokulurlar.

Hulâsa (Özet) nev’-i beşer (insan soyu) daima bu binânın inşa işiyle meşguldür; her fikir dülgerdir; fikrin en nâçîzi (değersiz, önemsiz) bile o binâda deliğini açar yahut taşını kor.

Mesela “Rahtif Dola Biritun” gibi hakîr (değersiz) bir müellif (yazar) bile bu binâya hâdimdir (hizmetçi), sa’ydır (çalışma, çabalama, gayret etmek). O rezâil nüvis ( utanılacak yazı yazan) hiç olmazsa omzundan bir küfe dolusu alçı kırıkları getirir ve bu binânın o da kendi haline göre hadim tekâmülü (olgunlaşma, evrim), saiy (çalışma, çabalama) itlası olur.

Her gün bu binâda yeni bir tabaka yükselir. Cedîd (yeni) bir sâha (alan) itla eyler, bu binânın etrafında her müellifin (yazarın) şahsı (kişi, kimse) olan, hususi mahiyette bulunan hizmetinden mâadâ (dışında, -den başka, öte, yanı sıra) umumi ve müşterek hizmeti vardır: On sekizinci asır “ansiklopedi”yi, Fransa inkılâbı (devrim) minyatürü tesis etti. Bu öyle bir binâdır ki nâmütenahi (sonsuz, engin) dêhâlizlerin (dehlizler) birbiri üstüne yıkılması ile cesâmet (irilik), azîmet (büyüklük) kesb eder (çalışarak kazanma) durur; binâda da insanların karışıklığı vardır. Tebelbülleri (dilin karışıklığı, anlaşılmaz hale gelmesi) vardır yorulmak bilmeyen sailer vardır. İnkıtâ (kesilme, kesintiye uğrama) bulmayan faaliyetler vardır, bütün beşeriyetin her erkali muavineteleri vardır; hulâsa bu binâ yeni bir tufana, yahut ikinci bir barbar istilasına karşı bir zeka-i beşer (zeki insanlık) elince gâhîdir ( kimi zaman, bazen, arasıra).

Bu binâ, nüve-i beşerin, ikinci bir kule-i Babil’idir!…

          Ali Tevfik

mütercim: Birsen Sezgin

O-169_1297

 

 

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.