DONANMA MECMUASI 8 / Ekim.1910

mega millions

DONANMA MECMUASI 8  –  Ekim 1910

BİR OSMANLI DREADNOUGHT’U

Donanma ianesine beş yüz lira kıymetinde  bir çift Macar beygiriyle  Fransız mamulatı bir adet  fayton ihda ederek  ibrazı muavenet eyleyen cevahirci zade Abdüllatif bey.

 MUAYYEN VE KATİ BİR PROGRAM LAZIM

 Muaveneti milliye cemiyeti Üsküdar şubesi reis sanisi Doktor Umur Ata paşa

Ali Şükrü

Sayfa: 676

VERELİM HAYDİ DONANMAYA BÜTÜN VARIMIZI.

Darülşafaka edebiyat muallimi

TAHİR ELMEVLEVİ

Sayfa: 677

TARİHİ MALİYEMİZDE MABAD SAHİFELER

 Muaveneti milliye Beyoğlu şubesi reisi sanisi Şevket Cenani Bey

 Muaveneti milliye Üsküdar şubesi azasından Fehmi Efendi.

 Ali Riza Şevki

Sayfa: 678 – 679 – 680 – 681 – 682 – 683

ZENGİNLERİMİZE

Tahife-i ta’zim

1.Eylül.1326

İSMET

Sayfa: 684 – 685

CEZİRETÜL ARAB TARİH AHİR SİYASİYESİNE BİR NAZAR

Dördüncü makaleMuaveneti milliye cemiyeti Üsküdar şubesi azasından hafız Ali Rıza Efendi.

Ali Rıza Seyfi

Sayfa: 686 – 687 – 688 – 689

MUSTAKBEL ZIRHLILAR NASIL OLACAK

Günden güne cesametleri artan hali hazır zırhlılarının, tabiri cedidiyle, dreadnought’larinın atiyen nasıl bir şekil alacaklarını tahmin eylemek şüphesiz pek mühim bir meseledir.  Amerikanın güzide amirallerinden <>bu husustaki tetkikat ve mütalaasını Amerika inşaatı bahriye akademisinin iki ay evvel vukua gelen içtimaında tebliğ ve kıraat eylediği sırada bu günkü ağır zırhlarla mechuz sefain harbiyenin nihayet nispeten hafif zırhla mestur cesim kruvazörlerde karar kılacağını söylemiş ve bu iddiasını bittabi fen ve mantık dahilinde ispat etmiştir.  Bizim de kuvvayı bahriyemizi tanzim ile meşgul bulunduğumuz şu sırada makaleyi mezküreyi kâriyen Osmaniyenin enzar dikkat ve ıtlaına vazi eylemeyi mucip faide gördük.

 Muaveneti milliye cemiyeti Beyoğlu şubesi azasından Vasilaki Kondopulos efendi.

 Muaveneti milliye cemiyeti Beyoğlu şubesi azasından Şerbetciyon Bağos efendi.

29.haziran.1326

Mustafa Kemâl.

Sayfa: 690 – 691 – 892 – 693 – 694 – 695

30000 TONLUK BİR ZIRHLI

Kuvvayı umumiyeyi bahriyeye ne suretle icrayı tesir eder.

 Muaveneti milliye cemiyeti Mamuratelaziz şubesi heyeti.

 Muaveneti milliye cemiyeti İpek şubesi reis sanisi sancak muhasebecisi Abideh Halil Bey

Ahi Çelebi bidayet mahkemesi ve muavenet milliye cemiyeti şubesi Reisi Giridi Hüseyin Hüsnü Bey.

Muaveneti milliye cemiyeti Eğridir şubesi reisi Yüzbaşı Vasfi Bey.

 Koçhisar muaveneti milliye cemiyeti heyeti.

Ahmet Vahid

Sayfa: 696 – 697 – 698 – 699 – 700 – 701 – 702 – 703

Babı alice haizi ehemmiyet görülmemiş, sonra telaş edilmiş, bunu müteakip unutulmuş ve nihayet vacibelzele olduğuna kanaat hasıl olmuştu. 

     Tahir Ömer, zengin bir mültezem idi.  kim bilir nedendir, bir gün sadakatten inhiraf etti.  Mısır müteğallibi Ali beyin daireyi ittihadına girdi.  Harp esnasında, Averlof dononmasının Suriye sahilindeki harekatına karşı elinden gelen muaveneti hainane bideriğ ile misi erbab hamiyeti kan ağlatmış iken, gönderdiği istifaname ile affı şahaneye nail olmuş; kendisine

Simav muaveneti milliye cemiyeti azasından Kaza kaymakamı hacı Feyzi bey.

 Simav şubesi reis sanisi bidayet muhakemesi başkanı Halil Kamil efendi.      Simav muaveneti milliye cemiyeti  reisi .

                                                                                                                                                                   evveli Yusef Cemil efendi

Sayfa: 704

İltifatlar, buyruldular, ihsanlar yağdırılmış idi!  Zira Tamer Ömer millete, vatana ihanet etmenin yolunu bildiği mertebede o milleti, o vatanı idare eden münafi hasise erbabına yaranmanın usulüne de vakıftı.

     Naili af olduktan sonra, şıh Tahirin tekrar tarik sadakatten inhirafına sebep ne idi?  buna dair malumat sarihimiz yoktur;  ancak, şerriyetin her asırda sabit el ahkâm bir halet ruhiyesi vardır ki şıh Tahir de dahi icrayı tesir eylediği bila tereddüt kabul olunabilir:  Kabahati pek büyüktü, hükümet Osmaniye’nin ölüm derecesinde uğraşmakta olduğu bir düşman galiyle akdi ittifak nezihe irtikâp etmiş olan Mısır Şıh el baladı Ali beye, dost meşum müsafatını arz etmiş;  Millet islamiyenin inkırazına yürümüştü.  Moskoflar şimalden, (Ali-Tahir-Averlof) pençesi cenubeden tazyik ederek bu iki haddi zeval resân arasında boğulan saltanat Osmaniye’miz bu hale çırpınıyor, şahsi manevi milliyet ölüm buhranları geçiriyordu.  Böyle bir zamanda Averlof, Ali bey ve şıh Tahir, aynı saf adavette idi;  nazar hamitte yekdiğerinden farkları yoktu.  Hatta şıhın (aday hilafet) eylediği bin ala selam şayia olmuştu.  Bu fezayı hak hatta biri bile kabili af değildi;  Tahir Ömer’ce bu, malum bir hakikatti.

     Hal bu ki işte af hamidiye nail olmuştu! 

Simav muaveneti milliye cemiyeti azasından Yüzbaşı Mehmet Ali Bey.

Simav muaveneti milliye cemiyeti azasından Kutsi zade Mehmet Nuri Efendi.

Sayfa: 705

     Bir mücrimi bir insan af edebilir;  Fakat Allah, asla!  Abu el zahab Mehmet beyin himet hamiyet perveranesiyle, kalesi haki pay millete düşmüş olan

Ali beyin bu akibeti ibret averinden ve Rusya ile ihda sulh edilerek Cezayirlinin seferber halinde duran filosu için Bahri Sefid serbesti esfari temin edildikten sonra, şıh Tahirin (bundan böyle sadık ve abudiyetten ayrılmayacağını, Seyda makatatının gezişte ve bakaya emval miriyesini nakten ve havaleten eda ve teslim edeceğini) mütezelline figan etmesi hazım olmayacak bir hile idi.  bunu şıh, ve onun akıl hocası vani Hasan efendi bey güzel biliyorlardı.

     Endişeyi ceza, hakikaten kabahatli olanlara muhtesiddir;  Ve bu endişe bir kere vicdanı ihata ettikten sonra hiçbir vakit susamaz;  sema ruhumuza daima müthiş akibetler fısıldar.  Tahir Ömer, müthiş bir mücrimdi;  kendisi için artık istirahat vicdan kabil olamazdı.  Buna mütenazır, saray ve babı-âli –cebren iskat edilmiş – advi fırsatçı mevkiinde bulunuyordu.  İşte iki tarafın bu vaziyet gayri tabiyesi bir gün asıl hüviyeti göstermek iztırarında kaldı.  Bunun üzerinedir ki Cezayirli, şıhın teaddib ve tenkil fermanını aldı.

     Şıh Tahir, (aka) kalesinde idi.  kendi gibi birer hakim cebbar olan oğullarını kale mütecavereye kumandan yapmıştı:  Bütün o havali elinde gibiydi.  Lakin büyle temelsiz hükümetlerin rabıtası, zatından ibaret olduğu cihetle, şayet şıh Tahirin kendi vucudu izale edilecek olursa hükümetinin dahi yanmış bir ahşap saray gibi yıkılıp hakisar olacağı muhakkaktı. Bunun için, Babı-âli ağanın mutlaka zaptıyla şıhın izaleyi vucuduna firar vermiş;  Hasan paşa, denizden hücuma memur olduğu gibi kalenin karadan dahi esbabı zabt ve ihatası düşünülmüştü. 

     15 cemaziyelevvelde Cezayirli tasarı hareket emrini aldı.  Donanmanın levazım seferiyesi ikmal edildikten sonra, 17.ci cumartesi günü saat dörtte kaptan paşa (yeşil gonca baş)a binerek baş tardasına geldi;  ve veda edildi.

     Hareketin üçüncü günü (Sakız)a muvasalat olunmuştu.  Cezayirli orada uzun bir tahriratın kendisini beklemekte olduğunu gördü.  Babı-âli bu tahriratı ile akanın kara cihetinden ihatasına memur edilen emiranın esamesini bildiriyor ve onlara hitaben istar olunan fermanların serielsir bir gemi ile kendilerine tesiyarını kaptan paşadan talep ediyordu. 

     1 – Şam valisi Emir el haç azim zade Mehmet paşa; 

     1 – Seyda vali ve muhafızı Eğriboz zade Mehmet paşa

     3 – Kudüs valisi İbrahim paşa;

     4 – Şam sahili muhafızı olup kendisine fetih şartıyla aka muhafızlığı ve tevciye buyurulan Cezzar Ahmet paşa…   ve bunlar zamanın hep devletli paşalarıydı.  Hükümetin bu tekidi isbat ediyor ki, Cezayirlinin tavzif edildiği iş pek ehemmiyetsiz

Sayfa:  706

bir şey değildi.  (laz oğlu İbrahim kaptan)ı gemisiyle beraber fermanların irsaline memur edip hemen yola çıkardı.  Kendisi de donanmayı Osmani ile ayın 26sında Sakızdan kalktı.

     Kıbrısta kain (Limasol) limanına, on günde varıldı;  Sefer bila hadise geçmiş, İstanköyde, o da su almak için yirmi saat kalınmış, bir gece de Rodosta yatılmıştı.  Bir yelkenli filo için seyir seri demek olan bu yolculuk cemazüevvelharenin (6)ncı günü birinci devresini ikmal etmiş oluyordu.  Limasol gidilecek sahil için son limandı.  Burada Cezayirli vazifeyi memuresine başladı.  Kıbrısta kara askeri tahrir etti;  Başlarına donanmasından bir muktedir adam tayin ederek kendisine talimat mukteziyeyi verdi.  Ve aynı zamanda akade bir el tedarikine lüzum gördü.  Bunun için de Tahir Ömerin bendeğan hasesinden Denizlili Ahmet isminde biri hakkında tahkikat icra ederek bu adamın istidat matlubu haiz olduğunu anladıktan sonra, bir çok nisayi ve muvaid ile dolu yazdırdığı bir mektubu, en becerikli adamlarından (Yörük Hasan) vasıtasıyla akaye gönderdi.  Denizlili kaptan paşanın parlak vaatlerine inanmıştı, bunun ne kadar faydalı bir azu müesser teşkil eylediğini ve kuvvet atiye gösterecektir. 

     Bu işleri görüp donanmanın esbabı harb ve zarbını bir kat daha istikmal eyledikten sonra  Cezayirli, Cumartesi günü saat beşte Kıbrıstan hareket kumandasını verdi;  Pazar günü grubu müteakip efrad, karşılarında sönük bir sıra ışık gördüler;  Bu Hayfa şehriydi.   Cezayirli gece limana girmedi, bütün gece orsa alabanda vakit geçirdi.  Tuluğ ile beraber limana dahil oldu. 

     Hayfa, Şıh Tahirin zir talibinde bulunuyordu ve büyük oğlu Osman Tahir büyük nefer muhafız ile bu kalenin kumandanıydı.  Donanmanın limana kemali muhabbetle duhulü muhafız saffı üzerinden soğuk bir rüzgar geçirmişti.  Bununla beraber ahali dahi kaptan paşaya karşı bariz bir ölüm sukütunu muhafaza ettiler.

     Ne bir selam, ne bir şemi istikbal.  Ahali nazarında sükut ve satvet hükümet kalmamıştı.  Bilakis Tahir Ömerin zell kuvvet ve mezali bütün safahat hun evladiyla piş ibretlerinde bulunuyordu.  Bunun için donanmanın gösterdiği muhabbetli Osmanlı bayrağına karşı bir ihtiram kalbi his etmişlerse, işte bu Osmanlı şehrinin bu Osmanlı amiraline ithar edebildiği his tazim bundan ibaret kalmıştı!

     Sahili uzun olan hükümetler, kuvvetli bahriye ister.  Bu devlet kıtaatı biriyenin her hangi bir parçasında memleketinin en hücra bir karasında lüzumuna göre iki zaptiye neferiyle mevcudiyet hükümraniyesini gösterebilir.  Fakat sahilin gözü açıktır.  Bir gün ilim medeniyetin tekmil ihtiraat cedidesiyle mechuz bir numuneyi kemalat gelir;  Ahalinin nazarı intibahını açar;  Hamil olduğu bayrak olan gayri mahsus, tedricen müesser ve nihayet hissiyatı milliye üzerinde bir çıban izi bırakacak kadar mahruş

Sayfa: 707

Suriyeden Rus tehlikesini bertaraf etti.  İstanbul yine samt idi.  Fakat artık o samt mahle karşı his edilen duygular, kuvvetli bir darbe yemiş gibiydi.  Tam o esnada kafalarına şiddetli bir tahakküm yumruğu indiren Şıh Tahirin piş taaddiyatında eğildiler ve bir daha doğrulmadılar, hatta kaptan paşa geldiği vakit bile. . .

     Cezayirli, bu suküttan lazım gelen manayı çıkarmıştı.  Su almak üzere mesalih kalyoncularını karaya döktü.  Bunların kaleye girmeleri Hayfanın teshiri demekti.  Osman Tahir o emrini verdi.  Ahali efradı bahriyenin kaleye girmelerine mani oldular.  Su almak için dahi bazı şerait koydular.  Bir kere silahlı bir nefer kaleye giremiyecekti.  Silahsız olanlar ise üçer üçer

Diyarbakır muaveneti milliye cemiyeti reisi Abdulrahman efendi.

Madiye muaveneti milliye cemiyeti azasından Ali Şevket bey.

Sayfa: 708

girip çıkacaklardı.  Hasan paşa kalyoncuları geri aldı, gemilerini sahile yaklaştırdı.  Ahali kale, dononmanın bu hücumunda bir akamet camda görerek eğlendiler.  Lakin zulmet leyl çöküpte şehir sokaklarında uyku sükuneti icrayı ikame başladığı vakit beyinlerinde patlayan birkaç hambere derakip akıllarını başlarına getirdi.  Cümlesi niyazikarane bağırarak sahillere döküldüler.  Osman Tahir kaçmıştı.  Ertesi gün Hayfa kapıları Cezayirlinin muhabbetli kalyoncularına açıldı.  Bu fetih, hiç kimseye bir zarar edilmeden kazanıldı.  Üç hambere, o donanmanın kendine mahsus bir ruh ateş ifşanı olduğunu ahali nazarında isbat eylemiş ve itaat için ise bu, kafi gelmişti.

     Cezayirli, haznedarı Yusuf ağayı Hayfa kalesine kumandan tayin ve maiyetine de bir miktar asker tefrik etti ve ceryan hali tahrir ile Hayfanın sureti sahilede zabtı tebeşir eder bir tahrirat yazdırıp ikinci çuhadarı (Hasan ağa) vasıtasıyla istanbula gönderdi.

     Hayfa, asıl matlup ve mültezim olan (Akka)nın biraz cenubundadır.  Cezayirlinin evvel emirde işe Hayfa’dan başlaması Hayfanın limanını ittihaz eylemek fikrinde olduğunu gösteriyor.  Bundan maada, kaptan paşayı bu tevkife sevk edecek esbab mecburi saire vardı.

     Malum olduğu üzere, Akkanın ihatası yalnız dononma ile olmayacaktı.  Hukumet,

 Muaveneti milliye cemiyeti Merzifon şubesi heyeti.

Sayfa: 709

Dört şerefli paşayı bu işe memur etmişti.  Donanma Hayfaya girdiği vakit onlar da orada hazır bulunacaklar, müşavere edilecek, bir münasip karar alınacak, bunun üzerine harekâta başlanacaktı.  Hal bu ki, yazdığımız veçhile, Hasan paşa Hayfada abus bir sima adaveten başka bir şey bulamamış, oraya harben girebilmişti.  Emerayı mamure nere idi?

     Kendilerine memuriyet fermanları gideli yirmi beş gün olmuştu.  O zamanlar ise Ağustosun on beşinden sonra donanmamızın halice girmek âdeti cariydi.  Hasan paşa, Suriye sahillerinin fırtınalarından korkuyordu.  Hâlbuki Ağustosun on üçü idi!

     O gün Eğriboz zadenin bir adamı gelip paşanın henüz Sayda’ya girdiği haberini getirdi.  Mehmet paşa Sayda’ya, yani memuriyet asliyesine daha yeni dahil oluyordu.  Orada ikmal tedarikattan sonra Akka’ya gelecek, donanmaya kuvvet el zuhur olacaktı!  Cezayirli bu tensibe kükredi, daha dehşetli bir mektup yazdı, mevsim deryanın geçtiğinden, bu sahillerde donanmasını barındıracak liman bulunmadığından, Ağustos un husule getireceği garip fırtınalarından ve mevzuf oldukları işin mertebeyi mutena ehemmiyetinden acı acı bahis etti.

     İki gün sonra, yani Ağustos un on beşinci (18 cemaziyelahire) Salı günü Şam valisi Mehmet paşadan bir mektup geldi.  Paşa bu mektubunda ayın yirmi beşinci Perşembe günü, Şamdan hareket edeceğini bildiriyordu!  Cezayirli ona da iktiza eden taziri ifa etti.  Aynı zamanda bütün bu ağır vazifenin kendi düş himmetine münhasır kaldığını anladı.  Onlardan katı ümit eyledi.  Tedarikatına bu fikre göre verdi.

     Paşa, Hayfa da bir dakika boş durmamıştı.  Tahir Ömer’in bütün kuvvetini suret vazıh biliyordu.  Çıkardığı casuslar vasıtasıyla, Akkada yüz iki mağribi asker mevcut olduğunu öğrenmişti;  Bu askerin ahval ruhiyelerini de bilvasıta istiknah etmiş, şeyhe karşı pek de hissen nazar sahibi olmadıklarını anlamıştı.  Bu malumat üzerine, Hayfa da merhum Ebu el zahib Mehmet paşadan beş on mağribi buldu.  Onları enam ve ihsan ile kendine celp etti.  Tahir Ömer’in Mağribîleri hakkında onlardan daha mufassal malumat aldıktan sonra kararını katiyen verdi.  Şeyhin mahiyetindeki askere ayet ve hadis ile pendnameler yazdırdı.  Onların en zayıf damarını bularak, en hassas kalplerini taziz ederek, yaptıkları işin fenalığını, saptıkları yolun eğriliğini anlattı.  Aynı zamanda birçok buyrultular kaleme aldırdı ki, ulufeler, maaşlar bahş ve tevciye olunuyordu.  Bunların hepsini Hayfa da kazandığı Mağribîlere tevdi ile Akkaya gönderdi.  Bu casuslar tebdilen kaleye girdiler.  Hemşerilerine celil ettiler,

Sayfa: 710

Evvela pendnameleri okuttular, mafadını anlattılar, yola gelenlere buyrultuları verdiler.  Denizlili Ahmet zaten elde idi.  birkaç gün içerisinde Akkanın asıl kuvveti ruhen teshir edilmiş bulunuyordu.  İşte Cezayirli ümera biriyeden meyus olduğu vakit vaziyet bu mertebede idi.  Hasan paşa, Şam valisine cevap namesini gönderdikten sonra, büyük bir divanı harp teşkil etti.  Bütün ümera ve reise bahriyeyi topladı.  Ahvali cariyeyi onlara izah etti.  Birer birer reylerini sordu.  Netice müzakeratta bahren icrayı harekâta karar verilmişti. 

     Mah carinin yirmi beşinci Perşembe günü – ki avzen ser maktuanı İstanbul’a götüren Çuhadar gelmişti – Cezayirli tebdil kıyafetle bir filikaya bindi, Akka kalesinin önüne gitti.  Şayanı muhabbet bir cüretle kalenin deniz cihetini uzun uzun tetkik ve teftiş eyledi.  Zayıf ve metin noktalarını, yürüyüş mahalleri keşif etti.  Hiç kimseye his ettirmeden sahili baştanbaşa iskandilden geçirdi.  Baştardasına döndüğü vakit, hemen ikinci bir divanı harp teşkil etti.  Bunda bütün bunda bütün sefain süvarileri hazır bulunuyordu. 

     Bu defa onların efkâr ve arasına müracaat etmedi.  Yalnız o emir mahsusasını ita ile iktifa eyledi.  Korkunç heyeti, sert sedasıyla verdiği emirlerin hülasası şu idi:  <<şimdi, gemilerinize avdet eder etmez karinalara mev rusl sarınız.  Zira her sefine mümkün olduğundan fazla ileri gidecek, sığlıkta yatacaktır.  Dip ise taşlıktır.  Gece yarısı Akkaya hareket ediniz!>>

     Herkes gemisine çekildi.  Kaptan paşanın emirleri sessizce ikmal edildi.  Kıbrıs tan gelen dört yüz askerin nısfı daha gündüzden Hayfa da bırakılmıştı.  Gecenin karanlık dalgaları bi payan denizlerin sakin suları üzerinde yuvarlanıyordu.  Ay sonu idi, benaberin kesif bir zulmet vardı.  Gazi Hasan paşa kamarasına çekilmiş, seccade ibadete oturmuş, kıbleye müteveccih, cenabı haktan zafer diliyordu.  Makamı hilafete karşı izhar isyan eden bu zalim mültezime karşı galip olmasını istirham ediyordu.  Tam nısfı leylde Osmanlı donanmasının kesif armaları müthiş hayvanlar gibi hareket etti.  Ertesi gün güneş Lübnan dağlarının zirvesinden alay şua eylerken Akkanın önünde nevzuhur bir orman halinde Cezayirlinin muhteşem donanması yatıyor bulundu. 

     Gemiler o kadar sokulmuş idi ki biraz sallantı vahametli kazalara bais olabilirdi.  Akkaya takrip edildiği vakit Cezayirli bir ufak filikaya binmiş, her geminin demir mevkiini kendisi tayin eylemiştir. 

     <

Sayfa: 711

kulaç su çekerdi.  Yattığımız mahal ise beş buçuk kulaçtan ekall idi.  cümlemizin akıl ve fikrimiz perişan oldu.  Bununla beraber kendileri sefinelerine avdet buyurdukları zaman süvariyi tevbih ederek siz vahamsınız;  neden daha ileriye sokulmadınız diye söylendi.>>

     akka önünde öyle gemilerle bu kadar sığda yatmak daima gayri muvaffak bir cüret olmakla beraber, Ağustos un ilk haftasından sonra büsbütün daha muhatterat idi.  Lakin Cezayirli, mukaddema  (Hayfa)da olduğu gibi şimdi de buna mecbur olmuştu.  Zebra sefaininde mevcut olan kısa çaplı femden dolma toplarla kale duvarlarına müesser bir atış açabilmek için, mümkün olduğu kadar ileri sokulmak lazımdı.  Şıh Tahir meselesinin – ne olursa olsun – çabuk bitmesi matlup olduğundan, daha tehlikeli mevsimde oralarda kışlamaktansa bu mahirane manevraya müracaat eylemek ehven ad olunabilirdi. 

     Kara cihetinin açık olduğunu bilerek bir kaleye denizden abluka etmek bir hatayı fen harbimidir?

     Bu suale doğrudan doğruya (evet) cevabı verilebilir ise de (bi lüzumdur) demek daha muvafıktır.  O halde Hasan paşanın bu lüzumsuz olmak lazım gelen teşebbüste bulunduğu zaman istinatgâhı, esbabı mazfuriyeti ne idi?  şüphesizdir ki harpte yanlışlıkları yalnız tesadüf ile maharet örtebilir.  İşte Cezayirlinin

 Muaveneti milliye cemiyeti Soma şubesi azasından ve tüccarından Seyfi Bey.

 Muaveneti milliye cemiyeti Karapınar şubesi azasından Ahmet Hilmi Efendi.

Sayfa: 712

naşakibane (Akka) ablukasını icra ettiği zaman zafer flamasını sütun iştiharına çeken amiller tesadüf ile maharetten ibaretti.

     Hayfadaki muhasara tedarikatı, vebalen icra edilen takyit fevkalade, gazinin tek, fakat kati bir darbe vurmak fikrinde olduğunu evham ediyor.  Buna karşı Tahir Ömer, bu payan bir gurur, derecesiz bir itimat nüfus vukularında dalgın idi.  Hayfadan firar eden oğlunun rivayetlerini korkudan mütevellit mübalağalara hamil ediyor, Cezayirlinin nasihatlerine ise gülüyordu.  Şıh, kendinin karadan, denizden muhasarası için kimlerin memur edildiklerini biliyor;  Kara tarafından hiçbir eseri hayat görmemesi kendisini teselli ediyordu.  Bu sebepten donanmaya ehemmiyet vermedi.  Kalenin sahil tarafındaki zayıf ve aczi unuttu, kaptan paşanın en son hareketine kadar gurur ve lakaydisini muhafaza etti.  Donanma o güzel ve korkunç kanatlarıyla burnunun dibinde muhabbet olduğu vakit son bir heyet sefaret geldi;  bu heyet filonun kapı kethüdaları ile baş çavuşlarından mürekkepti. 

     Kaptan paşa bu heyet mahsusa vasıtasıyla Tahir Ömer’e, halifeye asi olmanın dünyevi ve uhrevi mazeretlerini sayıyor, o padişahın sayei selametinde adam olduğunu, onun o kadar şan ve namıyla perveriş yab olduktan sonra şimdi

 Muaveneti milliye cemiyeti Ayancık şubesi heyeti.

Sayfa: 713

Kendisini doyuran ele kılıç çekmekteki günah küfranı bildiriyor;  Şayet kendi nasayih asfanesini haiz olduğu ehemmiyetle talik edecek olursa bütün cerayim sabıkasının yine mazhar af ve nisyan olarak, bundan başka bir çok elam ve inayet cedideyi malikaneye dahi nailiyeti zımnında vaad ediyordu.

     Tahir Ömer, bu heyet erkanına yalnız bir cevap verdi:  deki ki:  <>

     Şıhın, kendi kuvvetine ve mukabilinin aczine emin olduğu bu cevapta mend mecdi.  Sonra gazi Hasan paşanın tehditlerine karşı nakısane bir istihza ile mukabele etti:  <>

     Acaba Tahir Ömer, sevildiğinden mutmain miydi?  Bu nokta mechuldür.  Mamafi kara cihetinden ne derece mustarih olduğu, bu istirahat vicdaniyesinde dahi ne kadar haklı bulunduğunu meşur delail, aşağıda sırasıyla zikr olunacak;  o vakit Cezayirlinin bu şiddetli ve mahirane hareketiyle Suriyeyi ne mertebe karışık bir istikbalden halas eylediği tahakkuk edecektir.

     Kalenin sahil ciheti, müdafaa planının tertibi esnasında pek nail iltifat olamamıştı;  Bu da Şıhın, çeşm inhzamından hasıl eylediği kanaat fikriyeyi gösterir:  onun itikadınca Osmanlı bahriyesi – ibtiyaen değilse bile, kendisine lazım bir zaman için – defin edilmişti.  Binaberin bir gün bir donanmanın Akka sahilinden hücum etmek ihtimali kalmamıştı.

     Cezayirlinin Kıbrısa vüruduna kadar, Şıh bu itikadına sadık kalmıştır.  Ondan sonra ise uzun tedarikane vakit bulmazdı; bir taraftan da gazinin hayal harbiyesi Akkaya dahilden uymaya başlamıştı. 

     Hasan paşa, (24 cemaziyelahir, Pazartesi saat 7)  balyozlarla kale duvarlarını tahribe ibtidar ettiği vakit, Akkanın esasen meftuh olduğunu biliyordu.  Mağribiler tamamiyle padişaha izharı sadakat etmişler, talimat lazımeyi almışlar, hariciden icra edilecek yürüyüş hareketini bekliyorlardı.  Bu hücum için duvarlarda icap eden hasaratı yapmak muktezidi.  Kaleden, Tahir Ömer top atışına cevap veriyordu, lakin bu cevap, kendi batarya mevkilerinin donanma tarafından keşif edilmesine hadim olmaktan başka bir işe yaramıyor;  Böyle bir keşiften sonra da o batarya derakap iskat ediliyordu.

     Akşam üstü on buçukta ateş kesilerek humbere endahtına başlandı.  Artık kalenin deniz tarafı, şiddetli hücumları hissen kabule amade bir vazı harabe içinde idi.  donanma sukut edip hakikat halde istihzarat katiye devresi olan zahiri bir sükuta daldı.

     Ferda ateş – ki Ağustos un 23

Sayfa:  714

Cemazielahirenin 26ncı Çarşamba günüydü.  İstanbuldan, tesri ve tesdid hareket hakkında ferman Zişan varit olduğundan Hasan paşa hemen bir meclis harp ikda eyledi.  O, zaten kararını vermişti.  Zam zamanında gelmiş olan ferman, merasım mutade ile okundu.  Sonra Cezayirli kıyam ederek o mütehakkim ve kati sesiyle o emir muktaziyeyi iata etti. 

     Zuhurla beraber, en şiddetli bir bonbardıman başlayacak, bir saat devam edecekdi.  Bu, Tahir Ömerin fikrinin yanlış muhakemata sevk etmek, kale dahiline havf ve heyecan vererek bilahare icra edilecek hücum hareketinde gafil bulundurmak maksatlarına matuf, her vakit yürüyüşlerden mukaddem tatbik edilir kaidedir.  Toplar bu vechile hücum kollarına müdahil hazırlarken donanma ayrıca tedarikat mahsusada bulunacaktı.  Evvelce bu maksatla Hayfada imal ettirilmiş olan uzun ve metin merdivenlerden ikişer tanesiyle her ferkete saçak iskele techiz edilecek her kalyondan yüz nefer tefrik edilerek bu küçük sefaine irkab edilmek üzere alesta bulundurulacaktı.  Sonra bu bonborduman nihayet bulur bulmaz, verilecek kumanda ile mefruz kalyoncular firketelere atılarak kalenin gümrük mahalline hücum edecekler, merdivenleri fora ederek onlar vasıtasıyla suru aşmağa çalışılacak. 

    Bundan sonrası, herkesin cevher zeka ve şecaatine mahuldur.  Tahir Ömeri hayaten veya mevten elde edip kaptan paşanın huzuruna getirecek olana bin altın verilecekti.

     Bu emir tamamiyle icra edildi.  Bir saat imtidat eden top ateşinden sonra, en evvel kaptan paşa baştardasından bir firketenin ayrılıp kaleye doğru süzüldüğü görüldü.  Cezayirli, o çeşme harbindeki muhabbet ve neşesiyle bunun içerisinde idi.  diğer fırkalar da onu takip ettiler.  Şimdi sahneyi harp, karaya, surun dibine intikal etmişti. 

     Muharebe pek uzun sürmedi.  Tahir Ömer, Cezayirlinin sevk tahaccümünü gördüğü vakit, kale dahilinde mevcut Mağribilerin isyan ettiklerini de duydu.  Bir anda vaki olan bu iki felaketin arasında beyni ezildi.  Sabık mültezim, firardan başka çareyi selamet tasavvur edemedi.  Kalenin arka kapılarının birinden çıkarak kaçtı!  Ve satvet hükümederıyı istihfaf eden Akka, sukut etti.

     Tahir Ömer kaçmıştı.  Lakin onu bin lira ile satın alınan ecel, hatve bahtve takip ediyordu!  Bazen para, bir ordunun yapamıyacağı işleri yapar.  Mükafat muadenin hayali bile hareket eden bir mağribi, yine bin altının bahş eylediği isabet ve metanetle, daha pek uzaklara gidemiyen Şıhı öldürmüş, kellesini Hasan paşaya getirerek servet maevedeye nail olmuştur. 

     Kaptan paşa, kemali debdebe ile Tahir Ömerin

Sayfa: 715

Sarayına indi.  O gün kale dahilinde inzibatın iadesi, Mağribilerin tesriri ve erbab kıyama iştirak eden büyüklerin tahkik ve tebdile geçti.  Gece yarısı kaptan paşaya, bir arap geldiğini ve Tahir Ömerin huzuruna çıkmak istediğini söylediler.  Bunda bir muhamme olduğunu idrak eden Cezayirli arabın itimadını haleldar etmiyerek yanına getirmelerini emir etti ve kendisi odanın loş bir kösesine çekildi.  Filvaki bu adam kendisini Şıh Tahir zan ettiğinden huzuruna dahil olunca zemin peş terkim olarak hamil olduğu bir mektubu teslim etti.  Çıktı.

     Bu nama, (dir hana)da Tahsin eden oğlu (Ali Tahir) dendi.  Babasını teşci yollu ber takım vakti geçmiş sözlerden sonra şöyle diyordu.  <>

     Ali Tahir doğru söylüyorsa – ki aksini ispat edemiyoruz – Emir El haç Mehmet paşanın ihanetini hüküm olunmak zaruridir.  Esasen takip eylediği hattı hareket dahi mail mektubu teyid ediyor.  Akkanın sukut katiyesini duyduktan sonra, recebin birinde Hasan paşa orduğahına gelebildi.  Seyda muhafızı da onlara iltihak edince (7 recep) inikad eden bir meclis müşaverette kaptan paşa tarafından azim zadeye, dir Hanaya hücum ile

 Muaveneti milliye cemiyeti İstarvo şubesi azasından mülazım Hüseyin Avni efendi.

 Muaveneti milliye cemiyeti İstarvo şubesi azasından Dilaver efendi.

Sayfa: 716

Ali tahiri istisal etmesi teklif edildi;  Buna karşı Azim zade 13 veya 15 çapında birkaç top verilmesini şart koydu.  Halbuki bu alet nariyeyi karada idare edemezdi.  Ma haza Hasan paşa bu gayretli vezire hem kabili idare olmak hem de hemde palanga muhasaralarında işe yaramak üzere 3 – 5 çaplı toplar verdi.  Ancak yine Ali Tahir üzerine gitmedi.  Hasan paşa, tevkifinin sebebini istizah eylediği vakit şu cevabı aldı:  <>

     Azim zadenin bu bahaneleri, meşhur bir fıkrayı derhatır ettiriyor.  O zamanın ahkamına göre bir Şam valisi, Yafada kalmış zahireye arz iftikar etmemek lazım gelir.  Bunlar hep azar vahiyedir ki mahiyetleri, Ali Tahirin (nizamverdik) sözünde temr gezaydır.  Ve Cezayirlinin bu küstahlığa ne derece hayret ve hiddet eylediği seza tasavvurdur;  mateessüf bu esnada yazdığı teessüfnamenin aynını bulamadık.  Onda bütün hakayık mesele tezahür edecekti. 

 

 Muaveneti milliye cemiyeti istarve şubesi azasından Hamza bey.

 Muaveneti milliye cemiyeti Akhisar şubesi azasından müderris zade Mehmet Emin efendi.

 (mabadı var)

Ali Haydar Emir

Sayfa: 717

KOYUN ADALARI ÖNÜNDEKİ DENİZ HARBİ VE SAKIZIN KURTARILIŞI

 MUAVENETİ MİLLİYE CEMİYETİ SOMA ŞUBESİ HEYETİ

Sayfa: 718 – 719 – 720 – 721

MUAVENETİ MİLLİYE CEMİYETİ İSTARVE ŞÜBESİ AZASINDAN HASAN BEY.

MUAVENETİ MİLLİYE CEMİYETİ İSTARVE ŞUBESİ AZASINDAN ETHEM BEY.

MUAVENETİ MİLLİYE CEMİYETİ İSTARVE ŞUBESİ AZASINDAN DASKAL İSPİRO EFENDİ.

MUAVENETİ MİLLİYE CEMİYETİ İSTARVE ŞUBESİ AZASINDAN MİTA NACİ EFENDİ.

Sayfa: 722

MUAVENETİ MİLLİYE CEMİYETİ AKHİSAR ŞUBESİ REİS SANİSİ ALİ ŞEFİK BEY.

MUAVENETİ MİLLİYE CEMİYETİ AKHİSAR ŞUBESİ AZASINDAN EMİN SALİH EFENDİ.

MUAVENETİ MİLLİYE CEMİYETİ AKHİSAR ŞUBESİ AZASINDAN ŞERİF BEY.

Sayfa: 723

MUAVENETİ MİLLİYE CEMİYETİ AKHİSAR ŞUBESİ AZASINDAN BELEDİYE REİSİ AHMET AĞA.

MUAVENETİ MİLLİYE CEMİYETİ AKHİSAR ŞUBESİ AZASINDAN MEHMET EMİN EFENDİ.

Sayfa: 724

MUAVENETİ MİLLİYE CEMİYETİ SARUHAN ŞUBESİ HEYETİ.

Sufut

Sayfa: 725 – 726 – 727 – 728

YÜZMEK NASIL ÖĞRENİLİR

Şekil 1de dalarken alınan vaziyette vücut gayet düz durur.  Yüksekten atlarken ayakların alacağı vaziyet şekil 2de görülür.  Bu suretle atlarken insan baş aşağı atladığı zamandan ziyade dibe gider.  İsveç usulü dalarken şekil 3, yüksekten atlarken şekil 4, bidayette atlarken şekil 5deki vaziyet ahz edilir.  Denize daldıktan sonra asla vakit zayi etmeden satıh bahre çıkmalıdır.  Yüz üstü yüzerken alınacak üç nevi vaziyet şekil 17, 8 ve 14 de sırasıyla gösterilmiştir.  Arkası üstü yüzmek şekil 7 de çapraz hareket 6 ve 10 da, arkası üstü yatarken el ve ayaklarla icra eliyle çark hareketi ve kolların ne suretle dinlendirileceği şekil 11 de gösterilmiştir.  Şekil 9 torpido vari yüzmek, 16 insan neslinin yüzmesi, 12 natülüs balığı gibi yüzmek, 13 tepe taklak kılmak, 15 yengeç vari yüzmek gibi tuhaf vaziyetlerdir.

Sayfa: 729 – 730 – 731 – 732 – 733

USUL MALİYE

Malümatı umumiye

<>

VARİDATI UMUMİYE

Birinci kitap

Temlikatı devliye

Menşei maliyat

Mehmet Abdurrahman

Sayfa: 734 – 735 – 736

Sevgili dononmamızın alay şan ve şevkati için Osmanlılık hamiyetine istinaden ianeyi milliyeye cemiyetimizin bidayet tesisi olan fi 6 temmuz sene 1325 tarihinden itibaren hamiyetperveran ahalimiz tarafından ihda edilen meblağı natık listeden: (mabat)

Sayfa: 737 – 759

Dononmayı Osmani muaveneti milliye cemiyeti merkez umumiyesinin bidayet tesisinden 31 eylûl 1326 tarihine kadar geçen müddette iktisap ettiği hal maliyesini mübin tanzim kılınan hülasadır.

MAKBUZAT.

Sarfiyat ve mevcudat

Sayfa: 760 – 767

GALATA TİRİNG

şarkın en büyük elbise mağazası

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.