DONANMA MECMUASI – 93 perşembe – 13,Mayıs,1915

DONANMA MECMUASI – 93 perşembe – 13,Mayıs,1915

0486_0045-93_Page_01

0486_0045-93_Page_02

28,Cemâziyel âhir,1333 – 30,Nisan,1331 – 13,Mayıs,1915

Gazanfer askerlerimizin Torosdan mürurları esnasında.

* * * * * * * * * * * * *

Münderecat:

     Yeni Rus hezimeti – donanma, imparator Franz Joseph’in hayat hususiyesi – H. Said, Alman metanet ahlâkıyesi – Salim, Türkün gazası – Fazıl Turgut, âlemi İslâm’ın istikbali ziraiyesi – Cevad Rüsdü, 1914 Şimal Denizi muharebesi – Ali Şükrü, hattı harp gemileri – İcmal – Abidin Daver.

*   *   *   *   *

İdman sütunları

Mevzi yorgunluğun esbabı – Ali Seyfi – kılıç kalkan, alaturka masâriler, hokey müsabakaları.

0486_0045-93_Page_03YENİ RUS HEZİMETİ  

          Harb-i umuminin ibtidasında bütün i’tilâf-ı müsellese erkânı hükümeti ile matbuatı, Alman ordularının göz açtırmayan taarruzları karşısında firar eden Fransız – İngiliz – Belçika ordularının inhizamından (hezimet) mütevellid yeis ve nevmîdîyyi (ümitsizlik) izale için bir tek ümide ebnâ-yi hayâl ediyorlardı: Almanya ve Avusturya Macaristan milyonlara baliğ olan Moskof sürüleri tarafından istilası. . . O zaman bilhassa İngiliz ve Fransız gazeteleri haritalar, planlar, resimler yapıyorlar, büyük yazılarla neşir ettikleri <<Berlin yolunda, Rus Kazakları>> <<Ruslar Teşrinievvelin ortasında Viyana’da, sonunda Berlin’de!>> gibi tafra-furûşâne (yukarıdan atıp tutmak) makalelerle memleketlerinin efkâr-ı umûmiyyesini takviyeye, daha doğrusu iğfale (aldatma) çalışıyorlardı. Teşrinievvelde Viyana ve Berlin’e girecek olan Rus sürüleri sekiz ay muharebeden sonra Almanya’da Şarkî Prusya’dan Avusturya – Macaristan’da da Galiçya’dan ileri giremediler.

          İngiltere ile Fransa’nın tâkat (güç) ber-endâz ber şiddet atıf ettikleri Rus taarruzatı kısmen Masurian bataklıklarına gömüldü. Kısmen de Karpatların şahikalarındaki karlar altında kaldı.

     Bu âlem-şümûl (dünyayı saran) harbin bilâ-şek (şüphesiz) en büyük sevk-ül ceyş (strategy) zaferi olan son Garbî Galiçya muzafferiyeti azimesi ise Moskoflar için büyük ve tam bir hezimet halini aldı. Artık bundan sonra Rus taarruzundan bahis edilemez. Rus ordusu insanca ne kadar zengin olursa olsun, bu san mağlûbiyetin tesiri eleminden kendini kurtaramayacaktır. Alman – Avusturya ordularının bi-amân takibi ile hemen hemen bütün hatt-ı harpte sökülüp giden Ruslar Avusturya – Macaristan dâhilinde işgal ettikleri mevkide tahliye edip kendi memleketlerine çekildikleri zaman –ki pek yakındır. Rus hezimeti itmâm ve Rus taarruzatı tetkik edilmiş olacaktır. Bakalım ondan sonra Fransız – İngiliz hükümet ve matbuatı memleketlerinin efkâr-ı umûmiyyesini hangi hayâl ile aldatacaklar?

    Donanma.

Muhterem müttefiklerimizden Avusturya imparatoru ve Macaristan kralı haşmetlu Franz Joseph hazretlerinin hayatı hususiyeler.      

     İmparator Franz Joseph hazretleri 18,Ağustos,1830 sene-i miladiyesinde tevellüd etmiştir. Elyevm seksen beş yaşında olup Avrupa hükümdarlarının en yaşlısı, en kıdemlisidir.

     Saçları tamamıyla beyaz ve kısmen dökülmüş; senenin bu derece terakkisine rağmen vücudu dinç ve sağlamdır. İnce ve uzun boyu doğruluğunu hâlâ muhafaza eder. Tıpkı yirmi yaşındaki bir mülazım meşş ve hareketiyle seri hatvelerle yürür. Kısa ve çatal sakallarına karışan sık bıyıkları, kaşları çehresine bir asker sertliği verirse de henüz parlaklığını kayıp etmeyen gözlerinin tatlı bakışları bu sertliği tahfif eder ve insanda bir hissi hürmet uyandırır.

     Herkese refik ve mülâyemetle muamele eder. Huzuruna çıkanları bilâ-teklif dostane bir surette kabul eder.   Nezaket tabiatları, lütufkârane muameleleri, daimi iltifatlarıyla eski zaman hükümdarlarının timsâl-i mücessemidir. Bütün bu mezâyâ ya inzimam eden tabii bir halim ve sükûnet, kerem ve ihsan sayesinde bütün halkın teveccüh ve itibarını kazanmıştır.

     Avusturya ve Macaristan’a coğrafi, içtimaı bir nazar atıf olunursa orada Alman, Macar, Slav, Bohem, Polon, Hırvat, Sırp, İtalyan gibi akvam-ı muhtelifenin sakin oldukları görülür. Halbuki bunlardan kısm-ı küllisi bir cinse, bir milliyette nihayet bulur. Vaktiyle aralarında ittihad-ı milli hissi katiyyen yoktu. Cinsiyet ve menfaat kavgaları hiç eksik olmazdı. Bunları biri birleriyle i’tilâf ettiren, aralarında bir muhadenet-i ittihadiye ve milliye husule getiren yalnız hükümdar müşârün-ileyh hazretleridir.

     Bir zamanlar hükümdar müşârün-ileyh Prusya’nın arzusuyla İtalya’dan çıkarıldığı, Almanya’da ikametine müsaade olunmadığı halde hükümetinin bekası, tebaasının temini saadeti ve selameti için 1879 da Almanya ve 1882 de İtalya ile ittifaka mecbur kalmıştır.

      Franz Joseph hazretleri Viyana’da ikamet ettiği vakitler tam bir Avusturya imparatorudur. Maiyetlerinde bir bölük Macar muhafıza askeri bulunmakla beraber saray erkanı, ricali hükümet hepsi Avusturyalıdır. Giydikleri elbise Avusturya üniforması telaffuz ettikleri lisan Almancadır.

     Müşârün-ileyh Kanunuevvel nihayitlerine doğru Viyana’ya gelir, Hofburg veya Burg denilen ve şehrin merkezinde kâin bulunan cesim bir sarayda ikamet ederler. On yedinci ve on sekizinci asırlarda inşa olunan binayı mezkûrun bazı aksamı saraydan ziyade bir kışlaya benzer. Semalara doğru yükselen şahikasını, burçlarını görenler ihtimal bir manastıra da teşbih ederler. Daireyi hususiyeleri bahçece nazar bir yatak odası, bir banyo salonu, bir iş odası ve birkaç küçük salondan ibarettir.

     Müşârün-ileyh, aileyi hükümdarıya mensub prenslerle sefira-i ecnebiyyeyi bu küçük salonların muhit hususiyet ve samimiyetinde kabul buyururlar. Bir pencere ile aydınlanan yatak odası o kadar sade bir surette mefruştur ki bir hükümdar odası değil bir rahip odası zan edilir. İş odası bir hücreyi sükûnet ve iştigaldir. Pencerelerine kalın perdeler zemine tüylü halılar serilmiştir.

     İmparator hazretlerinin oturdukları koltuğun karşısında ve bir sehpa üzerinde imparatoriçe Elizabeth cesameti tabiiyede bir tablosu şaşaa hüsnüyle odayı tenvir eder.[*] her şeyde bir intizam tam müşahide olunur. Kağıtlar büyük bir dikkat ve ihtimam ile masanın üzerine her şeyin yerli yerinde bulunmasına, her şeyin vakit ve zamanında icra olunmasına son derecelerde dikkat eder. Hayatları bir makine gibi gayet muntazam bir program dâhilinde cereyan eder.

     Müşârün-ileyh yedi saatten fazla uyumaz. Ekseriya güneş doğmadan yani dört buçukla beş arasında kalkar, üniformasını giyer, hücreyi iştigaline geçer. Çaydan ve kızarmış francaladan ibaret olan sabah kahve altısını masanın üzerinde yer. Raporları, dâhili ve harici ceraidi mütalaa eder. Hükümete ait bilumum evrakı okur tetkik eder ve en küçük teferruata varıncaya kadar kesbi ıttılâ etmedikçe hiçbir şeye i’ta-yı hüküm etmez. Hafızaları ol rütbe kuvvetlidir ki çok vakitler vükelasını müşkülat içinde bırakır.

     Öğlen taamını da yine odada tenâvül ederler. İki türlü etten ve çok sevdikleri bir nevi pastadan ibaret olan bu sade taama bir miktar Pilsen birasıyla mevsim meyveleri nihayet verir. Taamı müteakip yine mütalaaya başlar ve akşam beşe altıya kadar devam eder. Akşam taamlarında aileyi hükümdarıye mensup Düklerinden bir veya ikisi, saray erkânından bazıları her halde hazır bulunur. Taamdan sonra vakitler bütün musahebetle geçer. Saat dokuza gelince imparator hazretleri misafirlerini kendi hallerine bırakır. Hususi dairesine çekilirler.

     Bazen saat an birle öğlen arasında araba ile ufak bir gezinti yapar. Nadiren (Prater)e kadar gider. Hâlbuki birkaç sene evvel esb-süvâr olarak bu latif ormana gider gezerlerdi. Victoria sistemindeki arabasının tekerlekleri yaldızlıdır. Arabacının yanında sırma elbiseli ve beyaz tüylü şapkalı bir ispir vardır.

     Bazen Hasta haneleri, sergileri ziyaret eder. Merasimi ruhaniye de askeri manevralarda hazır bulunur. Halk hükümdarlarını ancak bu zamanda görebilirler. Zira sarayda verilen resmi ziyafetlerde aileyi hükümdariye mensup Prenslerden süferâ-yı ecnebiyyeden başkası davet edilmez. Huzuru imparatoriya kabul olunabilmek için mutlaka hanedan olmak şarttır. Buna son derecede ehemmiyet verilir.

0486_0045-93_Page_05Galiçyada bir Avusturya askeri: siperinden düşmana ateş ederken.

     Müşârün-ileyh hazretleri (Peşte) de bulundukları zaman Tuna nehri sahilinde Ofan şatosunda ikamet ederler. Gündüzleri şatonun bahçesinde gezinir, Macar asil zadegânını ziyaret eder. Ekseri geceleri şatoda ziyafetler, eğlenceler tertip olunur. İlkbahar geldi, sıcaklar kendini his ettirmeğe başladı mı payitaht civarında Beshönburn sayfiyesine nakil eder.

     Bu sayfiyenin kıymeti tarihiyesi pek mühimdir. Napolyon Bonaparte burada ikamet etmiş ve yegâne oğlu Roma kralı da burada vefat etmiştir. İmparator hazretleri sabahları ellerinde uzun bir baston ile bahçeye çıkar, bahçıvanlarla konuşur. Şunu şöyle yapınız, bunu böyle tertip ediniz diye talimat i’ta eder. Saat yediye geldi mi tıpkı ufak bir memur gibi vazifeleri başına gelir yani saraya avdet eder harici dâhili işlerle meşgul olurlar.

     Yegâne eğlenceleri avcılıktır. Hatta bu, bir nevi iptila derecesindedir. Şimdiye kadar dört binden fazla yaban keçisi avladıkları söylenir. Ağustos veya eylülde Işildaki sayfiyelerine nakil ettikleri zaman her gün ava çıkarlar. Beraberlerinde kerime muhteremeleri Arşidüşes valide ile necil necibleri bulunurlar. Hayatları daima yeknesak ve muntazamdır. Yalnız bütün saatleri kederlidir. Bununla beraber ol rütbe metaneti kalbiyeye maliktirler ki bu sebepten umur-u hükümet ve hayat şahsiyeleri daima bir intizam ve idare ile geçer.

     Viyana’da Katolik mezhebine müteallik ayinler pek parlak ve pek mutantan bir surette icra olunur. <<ba’s-ü ba’d-el-mevt>> günü ile << Fête de dieu>> yortusındaki merasim ruhaniye fevkalade ve görülmeğe sezadır. <<ba’s-ü ba’d-el-mevt>> günü sabahleyin erkenden seyircilerden mürekkeb olan kalabalık payitaht sokaklarında saf olan askerlerin arkasına dizilir. Alayın önünde giden Macar süvarilerinin sırma kaşali hayvanları, kırmızı çuha üzerine sırma kaytanlarla işlenmiş üniformaları, beyaz tüylü kalpakları, sol omuzları üzerine atılmış ve gümüş toka ile tutturulmuş cepkenleri pek muhib fakat latif bir manzara teşkil eder.

     Bunu müteakip birçok papazlar ve bunların ortasında ipek ve sırma tel ile işlenmiş bir kumaştan mamûl bir tak altında elbiseyi ruhaniyesini labis ve Hristiyanların St. Sacramento” dedikleri şaraplı ekmeği hamil olduğu halde bay kardinal gelir.

0486_0045-93_Page_05.jpg - 2Cüretiyle meşhur Fransız tayyarecisi Garo: havalarda hükümran olurken şimdi Almanlara esir.

     Kardinalin etrafında kısa pantolonlu hademeler ellerinde yanar mumlar tutarak yürüyorlar. Sonra imparator başı açık olarak kendisini takip eder. İmparatorun arkasından veliahtla, arşidükler, daha sonra saray erkânı ve ricali hükümet gelir. Saray muhafazasına memur asakirden bir müfreze alayın etrafında yürür.

     Ayak yıkamak merasimi (1] pek ziyade şayanı meraktır. Asırlardan beri asla tağyir ve tebdil etmeyen mukaddes Perşembe günü <borg> sarayında icra olunur. Sabahleyin saat sekizde siyah renkli kısa bir pantolonla redingot iktisa etmiş bir düzüne ihtiyarlar duvarları, direkleri mermer olan bir salona ithal olunurlar. İhtiyarlar, evvelce hazırlanmış bir sofranın sıraları üzerinde ahz-ı mevki ederler. Bunu müteakip süvari erkânı da salona dâhil olurlar. İspanyol elbiseli on iki asilzade saray hademelerinin elindeki tabakları alarak imparatora verirler. İmparator da bu tabakları birer birer ihtiyarların önüne kor. Tabaklar bilahare arşidükler tarafından kaldırılır.

     Ba’de-t-taâm ayak yıkamak merasimi başlar. Saray hükümdarıya mensub zabitan ihtiyarların sağ ayaklarından kunduralarını, çorablarını çıkarırlar. İmparator bir dizini yere çöker bu çıplak, evvelden zaten tathir edilmiş bulunan ayakları tekrar birer birer yıkar. Bu esnada iki rahipten birisi bir altın leğen tutar. Diğeri de bir altın ibrikle su döker. Bu merasim-i kadimeden maada imparator Franz Joseph hazretleri aile-i Hükümdar iye ve asil zadegâna her sene iki balo verir. Bu balolar pek büyük bir sabırsızlıkla beklenir.      

     Müşârün-ileyh bu balodan başka hiçbir hususi, umumi baloda, ziyafette hazır bulunmaz.

     Müşârün-ileyh Peşte ’deki tarz-ı hayatları Viyana’dakinden büsbütün başkadır. Bu da bittabi memleketin hal ve vaziyet-i siyasiyesi icabatındandır. Macarlar Avusturya’nın hayat maddiyyesine, kudret-i maneviyyesine son derece de hizmet ederler. Bu hizmetlerin samimiyetini pek ra’na bir surette izhar ettikleri için mazhar oldukları imtiyazat-ı siyasiye ile iktifa etmeyerek lâ-akall hükümdarı âlî tebarlarının senede iki ay kendi aralarında bulunmasını isterler.

     Franz Joseph hazretleri edvar-ı hayatiyelerinde birçok mesaibe, hazin ve kederlere duçar olmuştur. İlk evvel biraderleri Meksika hükümdarı Maximilian I (1832–1867) asiler tarafından Carlota’da kurşuna dizilmiş, sonra yegâne oğlu Rudolph, Meyerling’de feci ve esrarengiz bir surette terki hayat etmiştir. Bunu müteakip yengeleri Duchess Valansuva şevkat pazarı harikinde duçarı kaza olarak vefat etmiş, daha sonra sevgili zevcesi imparatoriçe Elisabeth Geneve’de Luigi Lucheni isminde bir anarşist tarafından hançerle katl edilerek Franz Joseph hazretlerini gayri kabil-i teselli bir hale ilka etmiştir.

0486_0045-93_Page_06Bir Fransız siperi: Fransız neferleri aksesi vasıtasıyla Alman kıtaatının harekâtını tetkik ederlerken.

     Bütün bu felaketleri, politikadan mütevellid yorgunlukları onduracak ve kendisine teselli verebilecek olan muazzez vücutların birer avâkıb-ı feciye ile ufûlları müşarün-ileyh cidden şayanı terhim bir yalnızlık, sükûnet içinde yaşamağa mahkûm bırakmıştır. Mamafih mezâyât-ı ilmiye ve ahlâkiyeleri tesiriyle her şeye karşı metaneti kalbiyelerinin galebesi sayesinde yine memleketin refah ve saadetini, esbabı taali ve terakkiyesini gayeyi emel tanımışlardandır ki bu gün o kavim necibinin hakka, hakikate karşı olan hizmetlerini, gayretlerini asarıyla görüyoruz.

——————————–

    [*] – Mezkûr tablo resim şehir (Franz Xaver Winterhalter) tarafından imâl olunmuştur.

     (1) – Vaktiyle hazreti İsa bir fakire bu suretle muavenet ettiğinden mahviyyet ve tevazu delil olmak üzere adet-i diniye meyanına dâhil olmuş ve Hristiyanlarca şimdiye kadar mer’i-l icra bulunmuştur.

     22,Nisan,1331

     C. Samir

 

MUHAREBE VE ALMAN METANET-İ AHLÂKÎYESİ

     (Frank) Alman ordusunun ilk muharebelerine iştirak etti. Alayı ile dar-ül-harbe müteveccihen hareketi esnasında müntehibleri kendisini istasyona kadar teşyii ederek inşallah yine görüşürüz, selametle avdet edersek, diye selamlamıştı.

     Fakat arzuları tahakkuk etmedi.

     Bu mümtaz meb’ûs hayatını vatan için fedaya nasıl bir lahza tereddüd etmediyse bütün sosyalist fırkası da menafi umumiyye ye o suretle arzı hizmet etti.

     Muharebenin başladığı günden beri birçok defalar sosyalist cemiyetleri inşaatı askeriye ve hizmeti saire için kendilerini harbiye nezaretinin emrine amade kıldılar ve sosyalist fırkasına mensup amel imparatorluk hesabına olarak birçok inşaatı askeriye ye doğrudan doğruya idareleri altına aldılar.

     Berlin mahallelerinde yaralılara bakmak için teşekkül eden cemiyetlerde sosyalist kadınlarda, sair fırkalara mensup kadınlar gibi hizmet görmektedirler.

     Almanya imparatoru ahiren Berlin’deki sosyalist müessesat hayriyesini gezmişti. O zaman sosyalist cemiyetleri reisleri hükümdara refakat ediyordu. Bundan daha manidar nasıl tezahürat olabilirdi?

     Yalnız sosyalistler değil memaliki ecnebiyye de başka hayat ile me’lûf bulundukları zan olunan diğer fırkalar dahi ittihad tam dairesinde Alman imparatorluğu bayrağı etrafında dolandılar. Birçok Polak mebusları meydan-ı harpte bulunuyorlar bunlar meyanında bazıları gönüllü olarak harbe gitmiştir.

     Daima hükümetle müddehid alifgir olmayan Alsas Loren’de doksan binden ziyade gönüllü silahaltına koşmuştur. Strazburg mebusu ve Alsas ikinci kamarası azasından liberaller reisi Göort Volf 28 teşrin evvelde Berlin Tagesblatt gazetesinde fevkalade nazarı dikkati celb etmiş olan bir makalesinde diyor ki; Birden bire gayri muntazır bir vaka zuhur etti. Büyük muharebe yalnız bir tesir-i âlem şümul ika’ ile kalmadı; Biz Alsaslıları ilk defa olarak imparatorluk ile Alman kamu ile bir hissi müşterek millide tevhid eyledi.

     Almanya ya iltihak ettiğimiz 1871 den beri ruhumuza tesir edecek bir vakıa olmuş mu idi? Hâlbuki şimdi Avrupa vaziyeti had bir şekil alarak seferberlik git gide yaklaştıkça bu elim intizar günlerinde ilk defa Alman kavmiyle müşterek olan mukadderatımız karşısında bulunduk. Bütün cihan akvamına karşı memleketimizi müdafaa vazifesiyle kendimizi mükellef gördük. Vicdan-ı milliyemizde bir şû’le parladı. Alsaslılar ve Lorenliler nihayet büyük vatanı bulmuşlardı. Vuku bulan davet üzerine ihtiyattan müstahfaza kadar herkes silahaltına koşmuştu. Gönüllülerin miktarı binlere çıkıyordu. Alsas gençliği de Germen istikbali için mücadele etmek istiyordu.

     Alman milletinin bu büyük ve değişmez vahdeti, bütün bir milletin umumi vatan perverliği harpten sonra da kayıp olmayacaktır. Tehlike saatinde bütün fırkaların, bütün mezheplerin, bütün sınıfların, Alman milletine mensup ırkların bir adam gibi birleştiklerini vaat yahut nüfus itibariyle ehemmiyeti olan hiçbir zümre-i milliyenin istisnaiyet göstermediğini kimse unutmayacaktır.

     Ahalinin vatana karşı ibraz ettiği bu fikr-i merbutiyyet harbin Alman imparatorluğuna tahmil ettiği mesail-i azime-i askeriyenin haline hadim olmuştur. Şimdiye kadar söylediğimiz Alman fikr-i teavününün netayiç iktisadiyesini biraz tetkik edelim.

     Son on sene zarfında Almanya’nın defaat ile maruz kaldığı harp tehlikeleri bir sulh-i daimi hayalini izale ve umur-u milliye ve iktisadiyat-ı harbiye mesail azimesinin uzun uzadıya tetkik ve mütalaasını intaç etmişti. İmparatorluk bankası reisi Herr Haven Stein gibi mahir, yorulmak bilmez, sözü dinlenir ve iş bilir zevat muhtereme bu meselelerin halline hasr-ı nüfus etmişlerdi. Bunlar gibi birçok diğer Alman vatan perverlerinin ibraz etmiş oldukları sa’y ve gayret sayesinde muharebenin hin-i zuhurunda her şey hazırdı. Almanlar iktisat noktayı nazarından bir havf ve telaşa düşmeyecek kadar tenvir etmiş bulunuyorlardı.

     31 Temmuz tarihinde Berlin borsaları da memaliki saire borsaları gibi kapandı. Kapıları henüz muamelata küşat edilmemiş ise de borsa müdavimleri yine orada toplanıyorlar. Sureti mutlakta elzem olan bu müessesenin kapanmasıyla pek büyük bir felaket husule gelebilirdi.

   Esham sahipleri ellerinde bulunan servetten istifade edemiyorlardı. Milyonlara malik olanlar hesabatı yevmiyelerini tasfiyeden aciz kalacaklardı. Hükümet satılamayan eshamın eşya gibi rehin makamında tevdiine mukabil paraya tahvilini temin maksadıyla bir “harp itibari müesseseyi maliye”si açmak için hal-i sulhta her türlü tedbire tevessül eylemişti.

     Müesseseyi mezkûre hemen işe başladı. Evvelce bir basireti mahsusa eseri olarak çok miktarda tab ettirilmiş olunan hususi tahvilatı mevkii tedavüle çıkardı. Tedavülüne müsaade edilmiş olan tahvilatı mezkûrenin mukabil üç milyar mark’a baliğ olmaktadır. Mamafih şimdiye kadar bunların yalnız (1387000) ü mevkii tedavülde bulunmaktadır. Bu hazine tahvilatı yeni bir vasıtayı mübadele olup hiçbir veçhile kuvaimi nakdiyeden ma’dûd değildir. Bunlar daha doğrusu hamiline ait ve mukabili tamamen mevcut rehin senedatı demektir.

     Muharebeden dolayı şu aralık satılamayan eshamın bu suretle kıymetinden istifade edilmesine bir çare bulunmuş olduğu gibi aynı zamanda erbabı sanayi ve ticaret ile başkaların mamülatını da teshil etmek için ilerde “bazıları derhal moratoryum” ilanını istediler. Bu teklif hususiyle tecemmül ve tezyinata ait eşya ticaretiyle meşgul olup muharebe sebebiyle işlerini tatile mecbur olacaklar tarafından iltizam olunmakta idi.

     Moratoryum ilanını mucib başlıca esbab yukarıda bahis edilen müessesat tarafından keşif olunan vesait sayesinde tamamıyla ber taraf edilmesinden ve elinde esham bulunan kimseler bütün tediyatlarını icra edecek hale gelmişlerdi. Bundan maada tecil diyen Alman bankalarında mevcut muamelatı iktisadiyenin sureti muntazimede devamı için sahiplerinin emrine amade bulunması icap eden milyarların muatıl kalmasını icap edecekti. Bu milyarlar olmazsa patronlar amele ve müteahhitlerine karşı kaidiyat icra edemeyeceklerdi. Almanya imparatorluğu gerek muharip, gerek bitaraf devletlerarasında umumi tecil divandan sarf-ı nazar eden yegâne devlet olmuştur.

     Bunun yalnız bir istisnası olmuştur; Alman eshab divanı yalnız moratoryum ilanı hasebiyle alacaklarını alamadıkları memalik ecnebiyyede bulunan dâyinlerinin tediyat-ı icra etmeyecekleridir. Bu cihetin temini için de harice karşı moratoryum ilan edilmiştir.

     Bundan başka muharebe sebebiyle işleri bozulan ticarethanelerin vesayet altına alınması usulü teessüs olunmuştur. Bu usul Amerikalıların Revolver’i gibi harp esnasında bu gibi müesseseleri himaye vesaik-i iflastan vakayı maksadına matuftur.

     Bu kâbilden diğer bir hatve de, efrad-ı ahali tarafından harp saikasıyla zuhur eden ihtiyacat-ı adiye ahaliye kredi için tesis olunan banka muessesatıdır. Bu sayede bilumum banka ve ticarethaneler faaliyetlerini idame edebilmiştir. Almanya’da hemen her şehirde teessüs eden bu gibi harp müessesatı itibariyesi büyük bankalar, erbabı ticaret ve sanayinin sermayesiyle teşekkül etmiştir. Müessesatı mezkûrenin teessüs ve küşadındaki ictimailerde daima pek âlâ hayat-ı vatan perverane ibraz olunmuş ve imparator, ordu, donanma şitaretle alkışlanmıştır.

     Heyecan bir kere bertaraf olduktan ve diğer bir suretle faaliyet iktisadiye teessüs edildikten sonra masarif-i harbiye ciheti kalıyordu.

     Reichstag hükümete beş milyar mark’lık bir kredi vermişti. Eylülde bunun bir kısmı nakde tahvil olunacaktı. Evvela iki milyarlık esham ihracı düşünüldü. Sonra yüzde beş faizli bir milyarlık hazine tahvilatı ihracı hatıra geldi. Lakin bu iki tedbir de bırakılarak yüzde beş faizli bir harp istikraz dâhilîsi akdi

   Mabadı var.

 

TÜRKÜN GAZASI

     Ne acıklı bir manzara. Taşlı bir sahil. Biraz ilerisinde yükselen dağlar, tepeler. Her taraf düşman leşleri, insan cesetleriyle mâl-â-mâl. Tahassür etmeyen yaralardan süzülen kanlar sarı kumları kırmızılaştırıyor, kara toprağın üzerinde siyah izler bırakıyor, guruba sarı dişlerini gösteren güneş süngü şuâiyele o sükûneti tazyik ediyor. Sabahtan beri çırpınarak yorulan deniz sahildeki çakıl taşlarının üzerinde dalgın ve asude teneffüs ediyor. Her tarafta titretici bir sessizlik. Ötede, düştüğü toprağı lekeleyen bir ceset boğuk, boğuk kekeliyor. Karşısında, yırtılmış kalpağı ile yüzünün kanlı tarafını saklayan bir şehit. Mai gözlerini semaya itaf etmiş, sanki beyaz bulutların içinden kendisine tebessüm eden cennet meleklerini arıyor. Beride veçhenin beresinden, ellerinin yarasından tırmandığı kayadan yuvarlandığı anlaşılan birisi, yerlere sürünerek hafif hafif feryat ediyordu. Fakat bütün bunlara rağmen her tarafa, insana korku vedici ölümün, siyah kanatları gölge saçıyordu.

     Yalnız tezkereci neferlerin ayak patırtıları bu korkunç sükûtu zaman zaman titretiyordu. Kollarında beyaz bir zemin üzerinde kırmızı hilâl taşıyan iki asker, sahilin taşlı bir kenarında inleyen bir Türk neferinin yanına yaklaştılar. O zaman Marmara yerde yatan bu zavallının uçuk benzine hain dalgalarının birkaç katresini fırlatıp onu kavrulduğu hummanın pençelerinden velû bir an için kurtardı. Mecruh fersiz gözlerini bitap bir halde açtı.

     Doğrulmak istedi. Fakat ciğerlerini parçalayan derin bir sancı hareketini tevkif etti, kurumuş boğazını nemletmek için yutkundu. Lakin gırtlağında kıvılcımlar onu muazzeb etti geniş bir nefes almak için çırpındı.

     Heyhat! Kalbini hançerleyen keskin bir acı göğsünü kabartmadı.

     Titrek dudaklarını açar açmaz, ağzından pıhtılaşmış kanlar yüzündeki tırnak yaralarının üzerine siyaha mail koyu kırmızı bir örtü çekti. Derinden gelen bir inilti, kalbinden kopan bir hırıltı bütün vücudunu titretti.

     – Neredeyim?

    Sönük nazarlarını çırpınan cesetlerin, artık kımıldamayan naaşların üzerinde gezdirdi.

     Karşısında diz çöken hasta bakıcılardan uzun boylusu ellerini, dalgacıkların nemlettiği solgun yüzüne dokundurup;

     – bir şeycik değil dedi. Bir parça yara var.

     O vakit o, her şeyi anladı. Bütün vukuat – nasıl harp ettiği ne suretle döğüştüğü – bir şimşek çevikliğiyle gözünün önünden geçti.

     Derhal renksiz veçhini hafif bir kırmızılık, kuvvetsiz gözlerini sönük bir parıltı kapladı. Yaralı elini bilâ ihtiyar kaldırdı. Ve cansız parmaklarıyla uzakta karaya çıktıkları mavnalarla korkak bir kadın gibi kaçan düşmanın artık şimşekleri parıldamayan gemilere can atan son neferini gösterdi.

     – kaçıyorlar. Daha ölmemişler. Korkak köpekler gibi ürküyorlar.

     Gitsinler. Utanmadan gemilerine girsinler. Burada yumruklarını sıktı.   Kanlı bir kefene sarınan gözlerini daha ziyade açtı.

     Son bir gayretle kımıldandı. Asabiyetle yakaladığı taş parçasını karşıdaki kıyıda da henüz beyaz tüllerden şuh bir kadın gibi sıyrılıp akşam banyosu yapan güneşin yaldızladığı denize fırlattı. Kalbinden, ta kalbinin en derin köşelerinden fırtınalı karanlık gecelerinin boğuk feryatları titreşerek koptu.

     A – Ah! Dedi. Ve dişlerini gıcırdatarak inledi. Kaçtılar.

0486_0045-93_Page_09Almanya’da Rus esirleri odun taşıyorlarken.

Kaçtılar. Melunlar. Fakat. Bacağı kırık. Kolu çıkık Türk. Sizi cehenneme kadar kovalayacak.

     Başı bilâ ihtiyar kanlı bağrına düştü. Gözlerini yumdu. Hayatının bütün safhaları, memleketi, köyceğizi, oranın büyük ormanları berrak suları yeşil çayırları bir panorama gibi gözünün önünden geçti.

     Düşmanı kovalamak, onlarla denizde bile kavga etmek için kollarında kuvvet, vücudunda kudret bulamadı. Oraya çakıl taşlarının üzerine yattı. Ölmeden düşünmek, şehit olmadan evvel anasının, yavuklusunun hayalini görmek istedi.

     Fersiz gözlerini karşıki kıyıda kırmızı bir burunda günahkâr değil bir kadın gibi sarılan güneşe döndü. Dudakları ihtizaz etti, elleri ra’şelendi, bütün vücudu titredi.

     Her akşam otlattığı koyunlarla batıda, bahçelerinin önünden geçerken kimse görmeden beyaz yüzüne püseler kondurduğu nişanlısının gölgesine kavuşmak, henüz altı aylık tatlı bir aşkın mahsulü karanlık tenha bir gecede büyük çınar ağaçlarının esen rüzgârla ihtiyar kelebekler gibi çırpınan yapraklarının altında anasına armağan edip yüzünü görmediği çocuğunun hayaline sarılmak istedi.

     Sivri tırnaklarıyla uzattığı insanı hırpalayan hummanın siyah kanatlarının titreyici gölgesinde, kurumuş ellerini sanki kendisine tebessüm eden şemse kaldırdı.

     Bütün vücudu cansız bir duygunun tahtı tesirinde sarsıldı. Kalkmak istedi muvaffak olamadı, çırpındı gözünün önünde uçuşan cennet melekleri gibi çırpındı. Köpüklü bir kan, ölüm döşeğinde yatan bir motormanın ruhsuz tebessümlerini andıran güneşin solgun şuaiyle, aydınlattığı yüzünü kapladı. Yerdeki kumları asabiyetle, tırnaklarını kanatıncaya kadar tırmaladı. Ölgün bakışlarını, menevişli ışıklarıyla altın dizili fesli, kırmızı ipek entarili yavuklusuna benzettiği pembe dudaklı güneşin sarı tellerine karıştırdı.

     – İntikam dedi Allah!

     Şimdi o orada yanındaki kayanın kanlı eteğine düşmüş, çok sevdiği yavuklusu ile anasının karnında yetim bıraktığı yavrusuna kavuşmuştu.

     O vakit Marmara’nın sahile çırpan dalgacıklarını elmas parçaları gibi parlatan şems bu bağrı basık Türklerin kanlı karanlık eline parlak ve büyük bir yarın hazırlamak için gurup ediyor, atlas yatağının içinde altın kadar sarı saçlarını ipekli omuzlarına dağıtırken, cennete kavuşan bu zavallının renksiz benzine son ışıklarını saçıyor ve pembe canfes yorganına sarılırken ferdası parlak siyah kefenli bir halin karanlık sislerini serpiyordu. Bu, çâlâbın yoluna olan, vatanın uğruna şehit giden koca Türk, Konyalı idi.

Galata Saray:

Fazıl Turgud

ÂLEM-İ İSLÂM’IN ISTİKBÂL’İ ZİRAİYE Sİ

Hangi usul ziraiye dedir?

3

     Cemâhîr-i müttefika Amerika’nın vaktiyle bir bahr bigerân ve bi-pâyân andıran çöllerini bugün birer okyanus hazâret ve ziraata tahvil eden Amerika fiiliyat azimeyi ziraiyesine, en doğru, en esaslı bir cereyan bahis eden mücâhedât ve ikdâmât-ı ilmiyye ve fenniyye zaman geçtikçe büyük, zengin bir teşkilâta rehber oluyor. Her türlü vesait-i daniş ve kemâlâta malik olmak bahtiyarlığında bulunan ziraat istasyonları derununda büyük büyük dimağlar yetişerek diğer mesail-i ziraiyede olduğu gibi ziraat-ı yabise mesaili etrafında da gerek nazarı, gerek ameli türlü türlü usul ve kuvaid (prensip) ler vaz ediyorlardı. Bütün hükümetler kendi istikbal ziraiyelerindeki nur terakkiyi, hazâin refah ve saadeti ilmin, fennin bu büyük neticelerinde görüyorlar, onların pey sadakatinden koşuyorlardı.

     Utah ziraat istasyonu müdürü Fister, New Mexico’daki tahriyatının resmi küşadını icra ederken diğer taraftan Wyoming hususi bir idarehanede işe başlıyor. Beri taraftan Henderson ise kendi arkadaşlarıyla birleşiyor, Mr. Cook’a resmen ameliyatı ziraiyeye memur oluyordu. Nevada hükümeti de aynı râh selameti tutmuştu. Nebraska’da dahi pek mühim tecrübeler icra ediliyor, şimali Dakota (North Dakota) da 1910 senelerine doğru yirmi adet numune çiftliği ihdas olunduğu gibi Kansas cihetlerinde de ziraat yabise tahriyatı zımnında pek çok tehiyyât ve ihzârât vardı.

     Makalât-ı salifemizde ismini bilmünasebe zikir ettiğimiz Mr. H. W. Campbell, Vermont cihetlerinden gelmiş South Dakota’nın şimalinde 1879 – 1881 senelerinde yüz yirmi hektar üzerine yaptığı bir ziraatte dört bin hektolitrelik bir mahsul almıştı. Seneyi müteakibede aynı çiftlikte büyük bir muvaffakiyetsizliğe uğradı. İşte bu muvaffakiyetsizliğidir ki mumaileyh Grand Plain havalisinde hangi şerait tabiiye ve ameliye ile iyi ve çok mahsul alınabilmesinin mütalaasına sevk etti.

     Mr. H. W. Campbell tahriyatında büyük bir lezzet buluyor, azim bir ısrar ve sebatla bütün hayatını bu havalinin mesaili ziraiyesine hasr etmiş çalışıyordu. Bu mesaiyi mütemadiye arasında diğer cihetten Dry farming mesaili hakkında pek faideli münakaşat cereyan etti. İşte bu münakaşat, havali-i râtıbe usul ziraiyesi ile havali-i yabise usulü ziraiyesi arasına bir hat tefrik-i resm etti. Çünkü o zamana kadar bu iki ziraatı yekdiğerinden esaslı bir surette tefrik edecek bir hudut-u ilmiye mevcut değil idi. Malumdur ki havali-i ratibede en mühim mesele ziraiye arzın kuvve-i inbâtiyyesini muhafazadır. Havali-i yabisede ise oradaki teressübât tabiiyenin daha doğrusu suyun muhafazası olduğu anlaşıldı.

     Dry farming = ziraat yabise ıstılahi hakkında da oldukça mebâhisat geçti. Şerait-i hârre dâhilinde yapılan ziraat denilmek istenildi. Fakat bu pek uzun görüldü. Şerait-i hârre dâhilinde ziraatı fenniyye usulü olduğundan “Scientific agricultur” ismi de teklif olundu. Fakat her ziraat fenni olabilir ve olmalıdır. Bilahare arazi-i yabisede iskasız olarak yapılan ziraat denildi. Fakat bu kadar uzun ve umumi bir tabirin istimalinde bir sebep ile beraber bir mana görülemedi. Sonraları kuru topraklar ziraatı “dry land agricultur” denilmek istenildi ise de ziraat-ı yabise “dry farming” tabirinden daha iyi telakki olunmadı. Dry farming yerime arid farming ıstılahânın istimalini tavsiye edenler de bulunuyordu. Fakat bugün ziraat yabise “dry farming” ıstılahı beyn-el-ziraiyun o kadar umumileşmiştir ki tebdil etmeğe kalkışmak muvafık değildir. Yalnız istimâl ederken dry kelimesinin bir hata belki de bir sehv-i mahzûf ihtiva ettiğini teemmül etmelidir. Çünkü hakikat halde kuru olan ziraat değil, belki topraktır. Velhasıl bu iki kelime bugün mürekkeb olarak bir ıstılâh fenni teşkil ediyorlar. Binaenaleyh dry farming lügat-ı ziraiyede bir mevki ahz edebilir.

     Dry farming mesaili ve nazariyatı arasında en mukaddem mesaile, en faideli bir surette teressübât-ı tabiiyyenin, suyun toprak dâhilinde idharı meselesi idi. Çünkü su, dry farming’de hasılatı tehdid eden bir şart idi.

     Toprak dâhilinde rutubetin, suyun muhafazası meselesi nebatat ve mahsulata faideli olduğu kadar bu gün dahi pek ehemmiyetli bir meseledir. Çünkü tenebbüt zamanında toprağın ihtiva ettiği su, gerek “sous – sol” alt – toprağa gitmek ve gerek toprağın sathında tebahhur etmek suretiyle zail olur. Binaenaleyh idhar olunan teressübat-ı tabiiyenin daha doğrusu suyun hangi şerait dâhilinde

0486_0045-93_Page_10Almanya’da sanayi: top döküm fabrikası.

umk’a doğru hareket ettiğini ve hangi ve ne gibi vesait ile tebahhurat-ı şathiyenin telafi ve tanzim edilebileceğini tebeyyün etmek lazımdır.

     Toprağın ihtiva ettiği su nebat tarafından istifadeli bir surette istihlak olunur. Kökler vasıtasıyla toplanır. Yapraklar vasıtasıyla tebahhür eder. Binaenaleyh birçok miktarı istimal edilmiş bulunur.

     Mademki dry farming’de su, hasılatı tehdid eden bir şarttır. Evvelce de arz edildiği veçhile ziraat-ı yabise mesailinin ruhunu teşkil eder. Çünkü rutubet türâbiyyenin idharı ile beraber onun bilahare idareli bir surette ihraç ve istimalini tanzim edebilen usuller dahi keza dry farming usul ziraiyesinin en canlı meselelerinden biridir. Zaten her ziraatın az miktar su ile arazi-i yabise muvacehesinde ne suretle bulunduğunun bilinmesi mucib-i istifadedir. Şu halde mahsulatın neşvü neması için mahdut ad edilen yağmurların nüzulünde onlardan en güzel, en iyi bir surette istifade etmek ve onların ahval ve tesiratı fenniyelerini tasnif ve mütalaa etmek lazımdır. Görülüyor ki toprağın kuvve-i inbatıyesini muhafaza esasına müstenid olan havali ratibe usul ziraiyesinin en güzel kuvaidi dry farming tekemmülatı için pek büyük bir ehemmiyeti haiz olduğu gibi teressübat-ı tabiiyenin, suyun muhafaza ve temini istifadesi zımnında vaz olunan kuvaid müstahsenede bilmukabele havaleyi ratibe ziraati için pek büyük kuvaid temin edecektir.

     Havâli-i yabise de tesadüf edilen muvafffakiyetsizlikler dry farming usul ziraiyesini bilmeyen ve kuvaid mahsusasına tevfik-i hareket etmeyenler nezdinde görülür. Binaenaleyh bu usul ziraiyenin havâli-i yabisemizde neşir ve tamimine çalışmak ve bu babda lazım gelen teşkilat-ı ziraiyemizin esaslarını şimdiden hazırlamak lazımdır. Teemmül buyurmalıdır ki dry farming usulü ziraiyesi vasıtasıyla istihsal olunan mahsulatın teşkilatı ile aynı mahsulatın havâli ratibede zürra ve iktidâf olunanları beyninde külli fark vardır. Umumiyyetle yabis araziden gelen mahsulat daha ziyade mugaddi olması hasebiyle bazar-ı ticarette daha fazla bir fiyatla fürûht olunur. Eğer bu mahsulat hayvanata gıda olarak istimal olunacak ise ihtiva ettiği mevad mugaddiyesi üzerine ibtina edilerek tayin miktarı bu mevad mugaddiyeye göre tenkis olunur. Nazariyat ve mesail saireden sarf-ı nazar edersek dry farming nazariyatının mesail esasiyesini şu meselelerde hülasa edebiliriz.

     1 – Yağmurların miktarı zayıf senevisini toprak dâhilinde iddihâr etmek.
     2 – Rutubet türabiyi nebatatın ve mahsulatın temini istifade edeceği zamana kadar muhafaza etmek.
     3 – Tenebbüt zamanında toprağın ihtiva ettiği suyun tebahüratına mani etmek ve bu suyun nebatat ve mahsulat tarafından imtisasını tanzim etmek.
     4 – Şerait-i yabiseye tatbik ve Tevfik olunan bilir zirailerden birini intihab etmek ve bu ziraiye muvaffak olan ameliyat lazimeyi tatbik etmek.

     Mesail-i mezkûreye taallük eden nazariyat saire ile bu nazariyata tevafuk etmesi lazım olan ameliyat esasiye makalat atiyeye terk olundu.

     Beykoz 25,Nisan,1331

     Ziraat mühendisi

     Cevad Rüşdi

1914 ŞİMÂL DENİZİ MUHAREBE-İ BAHRİYESİ 

     Herkes birden yüz çevirdiği zaman o, Nelson’un hizmetlerini ve İngilizlerin Giuseppe Garibaldi ile beraber olan teveccühlerini unutmadı. Binaenaleyh bu muharebede İtalyan toplarının kral George’un gemilerine tevcih edileceğine inanılmıyordu. Biz bu noktaya itimat ediyor ve her ne kadar hissiyat umumiyeye tab’an Bahr Sefid’deki filomuzu tezyid etmiş idiysek de oradaki vaziyetimiz bizi korkutmuyordu. Vakayı, bu itimadın haklı olduğunu gösterdi. İtalya’nın mevkii coğrafisi, onu bahri bir devlet olmaya sevk ediyor. Adalarda dâhil olduğu halde hemen 000 mil tûlunda bir sahil hattına malik olması, bu hattın muhafazası için kuvvetli bir filoya olan ihtiyacının başlıca sebebidir. Her biri birer ufak harp filosuna malik olan Sardunya, Toskana, Sicilya hükümetcikleri birleştikleri zaman, teşkil ettikleri yeni hükümetin ihtiyacatıyla mütenasib bir kuvve-i bahriye teşkil için fevkalade mesai sarf edilmişti. Filhakika bir zamanlar müttehid İtalya, harp gemilerinin beklenilen hizmetin takdiri ve bin-netice gemi resimlerinin mükemmeliyeti hususunda elebaşı makamında idi.

     Eski Layanto, İtalya gibi gemiler kuvvet ve sürat itibariyle emsalleri arasında her veçhile mütemayiz bulunuyorlardı. Aynı zamanda Piyemonte’de şayanı hayret evsafı haiz bir kruvazör sıfatıyla birçok seneler cihanın nazarı dikkatini celb etmişti. Ahvali maliyenin müsaidesizliği dolayısıyla bir müddet devam eden bir tevakkuftan sonra İtalya, yine yeni resimde, kuvvetli gemiler inşasına başlamıştı.

     Avusturya’nın teşkilatı bahriyesi ile az çok temasta bulunanlar onun her noktayı nazardan ne derecelerde mükemmel olduğunu bilirler. Avusturya bu hali 1854 senesinde yeni bahriyenin reiskârına getirilmiş olan Archduke Ferdinand Maximilian’ın mesaisine borçludur. Bu zat bir zaman sonra bedbaht Mexica sefirine azimet için mevkiini terk etmiş ise de, halefleri yine aynı ruh faaliyetle meşhun edilir.

     Wilhelm von Tegetthoff Danimarka ve bilahare İtalya ile olan muharebatta asr-ı ahirin en muktedir kumandanlarından biri olduğunu isbat etmiş idi. Bu zatın kırk beş gibi erken bir yaşta vefatı Avusturya için bir musibet idi. Fakat onun hatırası ve meşaleleri bir iksir vazifesini ifada devam etti. Bu muhterem isim elyevm filonun en kuvvetli bir gemisi tarafından taşınıyor.

3

Alman bahriyesi

     Her ne ise bizim başlıca tetkik edeceğimiz şey Almanlar tarafından böyle harikulade denilecek bir süratle meydana getirilen filodur. Bu filo acaba, en baştaki hükümeti bahriye ile olan rekabete değmiş mi idi?

     Birçok vatandaşlarımıza göre bu filo bizimkine yalnız müsavi değil, belki gemi, talim ve teşkilat itibariyle faiktır. Bu zatların birkaç seneden beri tekrar ede durdukları bu nakarat, Almanlarda da aynı kanaatin husulüne sebep olmuştur. Teşkilat bahsinde bahriyenin ordu ile olan irtibatından husule gelen fevaid itibariyle ihtimaline bu kanaate yer verilebilir.

     Fransız – Alman harbinden evvel ve ondan biraz sonraya kadar da Alman bahriyesini generaller idare ediyordu. Fakat bu kara zabitlerini başta imparator olduğu halde takip eden gayet muktedir bahriyeliler silsilesi bahri işlere cereyanı münasibini vermeye muvaffak olmuşlardı. Şüphesizdir ki bu bahriyeliler baştaki zatın denize ait mesailde izhar eylediği vukuf ve meraktan kıymettar istifadeler etmişlerdi. Bir çocuğun imparator, bahriyede hizmet arzu etmişti. Lakin Hohenzollern Hanedanının büyük oğlunun daima orduya ait olması kaidesi, yıkılması gayri mümkün bir mani idi.

     Denizin daveti yine yüreğinde kalmış olduğu cihetle imparator bir harp sefinesinin iktisat dahiliyesini, kumanda etmekte olduğu alaylarınki kadar yakından biliyordu. Lakin bir filonun inşası ki mürekkeb oldukları gemilerin tahsis edilecekleri hizmete ait olan hususiyetlerinin bilinmesi, ihtiraı sa’ydan ziyade tecrübeye arz-ı iftikar eder. Bu tecrübe bilfiil kullanmanın ve taamilin müesses desatir ve kuvaide yardımı neticesinde tahassül eder.

     Evet, bir dereceye kadar doğrudur ki muharebeyi gemiler değil, insan kazanır. Mehaza, sair bütün o saf ve şeraiti harbiye müsavi olmak itibariyle tarzı inşadaki ufak bir hata terazunun gözünü diğer tarafa meyil ettirebilir.

     Alman bahriyesi için, 1867 de on altı gemiden mürekkeb olmak üzere kabul edilen filo 1897 de on dokuza çıkarılmıştı. Baade 1900 de gittikçe artmakta olan bir iştiha ile 38 hattı harb sefinesi ve 20 zırhlı kruvazörden mürekkeb bir filonun vücudu zaruri görülmüştü. Bir iki sene sonra 38 adedini 41 e çıkarmak asla nazarı dikkati celb etmedi ve hiç kimseyi korkutmadı. Münferid sefainin ebadı cihetiyle olan tezayüdü de bilhassa son on sene zarfında aynı derecede manidar idi. 1897 ile 1902 arasında 11000 den 12000 tona kadar olan on adet hattı harb sefinesi ikmal edildi. SMS Barbarossa ve SMS Wittelsbach gemileri. Bunlar dört 9 ½ pusluk ve on dörtten on sekize kadar da 6 pusluk topları hamil bulunuyorlardı.

     Diğer devletlerin 12 veya 13 pusluk topları zaruri görmekte oldukları bir sırada Almanlar ancak kendilerince malum bir sebepten dolayı daha küçük çaptakiler le kanaat ediyorlardı. Bade, yine on gemiden mürekkeb olan ikinci Kaiser ve Deutschland kümelerine 13000 tonluk bir mai mahreç verilmişti. Eslihaları ise dört adet 11 pusluk ve on dört tane 7 pusluk toplardan mürekkeb bulunuyordu.

     Bunlar Alman filosunun pre-dretnot (dretnottan evvel) kısmını teşkil ediyor ve teçhizat itibariyle aynı zamanda inşa edilmiş olan İngiliz sefaininin kat kat dununda bulunuyorlardı.

     1907 den sonra büyük bir terakki vuku buluyor. İngiltere de dretnotun inşa edilmesi, Alman sefin harbiye inşaatındaki noktayı nazarı tamamıyla tebdile sebeb oldu.

     Bu hal, mevcut menabiin tevsiini ve evvelki resim ve tertibatın bir kere daha gözden geçirilmesini zaruri kıldı ki bin-netice Alman inşaat bahriyesinde muvakkat bir tevkif husule geldi. Bütün bunların mahsulü, mai mahrecin 13000 den 18000 tona tezyidi ve silah olmak üzere on iki adet 11 pusluk yerine on iki adet 6 pusluk topların kabulü oldu. Bütün toplar, ikişer ikişer tabye edilmişlerdi. Başta ve kıçta birer çift ve bordalarda da ikişer çift. Bu son ikişer çiftler, biri birinin tamamıyla mukabiline tabiye edilmiş bulundukları cihetle her hangi bir bordadan tek bir düşmana karşı icra edilen harpte bu on iki topun 4 tanesinden istifade gayri mümkün idi. Bu resim ve tertip ikinci bir bataryanın mevcudiyetiyle de dretnotun resminden ayrılıyordu. 6 pusluklar, büyük topların altında her bordaya altı tane gelecek veçhile tabiye olunmuşlardı. Binaenaleyh borda ateşi, dretnotun sekiz adet 12 pusluğuna mukabil sekiz adet 11 pusluk, altı adette 6 pusluk toplardan ibaret bulunuyordu.

     Bu tertibatın kaideli olup olmadığından bilahare bahis edeceğim. Dört gemi – SMS Nassau, SMS Westfalen, SMS Posen, SMS Rheinland – bu esas üzerine inşa ve 1910 da ikmal edilmişlerdi. 1911 ve 1912 de ikmal edilen daha büyük, yani 22400 tonluk gemilerden mürekkeb ikinci kümede – SMS Helgoland, SMS Thüringen, SMS Ostfriesland ve SMS Oldenburg – aynı umumi resim takip edilmişse de, 11pusluk toplar konulmuş ve daha iki tane 6 pusluk top ilave edilmiştir. Bu sekiz harp sefinesi ile gayet kuvvetli bir filo teşkil edilmişti. Bu gemilerin başlıca noksanı, esnayı harpte düşmanla her iki taraftan da harbe tutuşmadığı takdirde birçok toplarının atıl kalmasıdır. Bu ise, pek nadir vuku bulan bir hale karşı mücehhez bulunmak için ihtiyar edilmiş büyük bir fedakarlık demektir.

     Bu neticeye vasıl olduğumuz zaman, daha sonraki Alman gemilerinin resminde büyük bir tebdile musadif oluruz. Bunlar da 12 pusluk topların adedi ona indirilmiş ve biri başta diğer ikisi kıçta olmak üzere taretlerin üçü hattı merkezi üzerine tabye edilmiştir. Geriye kalan iki taret ise yanlara tatrani olarak konmuştur ki bu sayede bütün topların her iki tarafa da işletilmesi tahtı temine alınmıştır. Bundan başka pruva ve kıç ateşlerinde haizi ehemmiyet artmıştır.

     Kıç ateşinin tezyidi için kıç iç tareti komşusunun

0486_0045-93_Page_13.jpg - 2Balıkesir’de sevgili donanmamızın menfaatine icra edilen koşulardan 5000 guruş ikramiyeli Balya – Karaaydın koşusu

biraz üstüne gelecek veçhile tertip edilmiştir. 6 pusluk toplardan mürekkeb olan ikinci batarya, bundan evvelki gemilerde olduğu gibi tertip edilmiştir. 1912 ila 1914 arasında inşa edilen Kaiser sınıfının o saf esasiyesi işte bunlardan ibarettir. Birkaç sene zarfında 11000 tonluk SMS Barbarossa’dan 24000 tonluk SMS Kaiser’e kadar ne şayanı hayret tekamül! Bu kadar muazzam bir işe kadir olan bir milletin, bir memleketin âmâli nasıl tehdid edilebilir?

     Hattı harb kruvazörü denilen sistemde de aynı terakki meşhuddur. Hattı harb kruvazörleri meydana geldiği zaman esas bahriye projesinin talep ettiği yirmi adet zırhlı kruvazör cesameti 8000 ilâ 12000 ton olan ve 6 pusluklarla beraber 8 veya 9 ½ pusluk topları hamil bulunan diğer birkaç kruvazör daha filoya iltihak etmişti. Bizim HMS Invincible sınıfını inşa ederken riayet edilen mektumiyyet neticesi olarak bu sınıfın ebadından haberdar olamadıkları cihetle Almanlar, evvela on iki tane 8 pusluk topu hamil bulunan 15000 tonluk SMS Blücher’i inşa etmişlerse de sonra, sekiz adet

0486_0045-93_Page_13.jpg - 3Balıkesir’de sevgili donanmamız menfaatine icra edilen at koşularından 3000 kuruş ikramiyeli Sultan çayırı borasit madeni koşusu.

11 pusluk ve on adet 6 pusluk topları hamil bulunan 18700 tonluk SMS Von der Tann’ı meydana getirdiler. Bu gemiyi, sürati ve kuvveti daha ziyade artırılmış olan SMS Moltke, SMS Goeben ve daha diğerleri takip etti. Sürati 20 mil ve daha yukarı olan küçük kruvazörlerden Almanya tahminen 30 kadarına malik bulunuyordu. Bu sınıf sefain eskisi kadar fazla inşa edilmiyorlar. Çünkü sürat için ve buna muktezi makrukat için gemilerin cesameti gittikçe artıyordu. Lakin bu o saf, Bahr-i Muhit posta vapurlarını da hiçbir rüzgâr ve denizden müteessir olmayan bir sürat ve katiyetle seyr-ü sefer kader kılıyordu. Bu gemilere birkaç hafif top koymak vakti harbde düşmanın ticaretini mahf etmek ve kendi ticaretini aynı tarzdaki muhacimatından muhafaza için maksadı temine kâfi geliyordu.

     Eğer hattı harb sefaini ve kruvazör inşaatında Almanya, epey dersler daha öğrenmeye muhtaçdır denilecek olursa, torpido filosu ve onun teşkilatı hususunda hiçbir veçhile önüne

0486_0045-93_Page_14Balıkesir at koşuları intibaatından 20 lira ikramiyeli şimendifer koşusu.

geçilemeyecek bir hali mükemmeliyette olduğu pek açık bir surette kabul edilmek lazım gelir. Almanya’nın pek çok torpido botu vardır ve bunlar bir tarzı ameliyede olarak mütemadi surette tecrübeler, mümareseler icra ederler. Torpido ve torpidolara ait her türlü hususatta hiçbir memlekete ihtiyacı yoktur. Şihav fabrikası tarafından inşa edilenler, başka memleketlerde inşa edilenlerin her hangi birine her veçhile müsavidirler.

0486_0045-93_Page_14.jpg - 4Balıkesir at koşularında hakem mevkii.

     Toplara gelince, Krupp fabrikası tarafından yapılanlar bütün dünyaca meşhurdur. 1810 da Essen şehrinde tesis edilen bu fabrikanın müdüriyetine de 1826 da Friedrich Krupp intihab olunmuştur. Yirmi sene sonra bu zat bütün fabrikanın sahibi olmuştur. O vakitten beri fabrikayı ziyadesiyle tevsi etmişlerdir. 1882 tarihinde burada icra edilen bazı tecrübeler bizzat bizim esliha-i bahriyemizin yeniden inşasına, haiz-i ehemmiyet derecede hadim olmuştur.

     Mabadı var.

HATT-I HARB GEMİLERİ

Resm-i inşai yahut dizayn (design)

3

     Bir harp gemisinin tekne bünyesinin kısmı azamı yumuşak çeliktir. Yumuşak çelik metanet-i incirâriyyesi iyi ve kabiliyet-i incirâriyyesi fazladır. Yumuşak çeliğin metanet-i incirâriyyesi beher murabba pus için 26 ilâ 30 tondur. Büyük harp gemilerinde tûlâni metaneti temin edecek olan dış ve iç kaplamaları, tûlâni çatım teşkilatı, metanet güverteleri gibi aksam için daha âli havası cam olan âli metanet-i incirâriyyeli çelik kullanılır ki bunun metaneti murabba pus için 34 ilâ 38 tondur. Güverte kamaraları (*) belibil köşebentlerden (**) yapılır. Belibil köşebent, (***) alt kenarında bir soğan olan köşebenttir. Postalar “veya” köşebentten (****) kalınlığı şu kadar olacak denmez. Yani sipariş sihan üzerine olmayıp olur. Güverteleri dayaklayan pontollar 7 pus “18,7 santimetre” kutrunda ve 3/8 pus “0,85 santimetre” kalınlığında boru sütunlardır. Böyle mücehhez olan pontollar savm pontollardan daha hafif ve daha kuvvetlidir. Tekne bünyesinin resminde metanet; Teklif cihetiyle iktisada riayet edilerek yapılır. Çünkü tekne sıkletinden hâsıl olacak kâr ile geminin ya havâss-ı harbiyesi yahud müddeti seyri tezyid edilir. İşte bu sebebe binaendir ki levhaları sipariş ederken beher murabba kademi (yahud murabba metresi) şu kadar libre yahut kilogram olacak denir de sıklet üzerine verilir. Çünkü sihan cihetiyle olan cezai bir tahallüfü ölçerek bulmak müşküldür. Fakat bir basit mesaha hesabıyla levhanın sıkleti bulunur. Ve tahallüf hemen bilinir. Çelik malzeme sipariş şartnamesindekinden ağır gelirse kabul olunmaz. Fakat %5 kadar az olanlar kabul olunur. Çünkü tahallüf sıklet gemi bünyesinin mecmuu sıkleti üzerine o kadar tesir eder ki toplanınca binlerce tona baliğ olur. Köşe bentler, belibil köşebentler veya köşe bentler kadem (yahut metre) tûl için sıklet hesabıyla sipariş olunur.

     Geminin postaları alt muhafaza güvertesinin altında tûlunun kısm-ı azamında tûlani tarz üzerine, yani tûlani kirişler (*****) devamlı ve arzanî postalar tûlaniler beynine gömme olarak tertip olunmuştur. Merkezi tûlani kirişe amûdî omurga denir ve geminin bel kemiğini teşkil eder. Geminin her iki tarafına altışar adet daha tûlani konur. Şekle bakıldığı surette bunların mevkileri layıkıyla görülür. Son gemilerde tûl pek ziyade arttığından dolayı tûlanilerin adedi dokuzar iblağ edilmiştir.

     Bu tarz kendiliğinden double bottom’un teşkilini netice verir. Double bottom bir geminin selameti için en kıymettar bir unsurdur. Amudi omurga ile 2 ve 4 numaralı tûlaniler su geçmez olarak yapılır. Bu sebepten double bottom’u alabandadan alabandaya 16 ayrı bölmeye taksim eder. 3 numaralı tûlani kiriş kuvvetli yapılır ve havuz omurgasını teşkil eder. Havuzun iskemleleri amudi omurga tekmil tûlu imtidadınca orta sıra iskemlelere oturur ve havuz omurgaları da vasat sefinede isal ettikleri tûl imtidadınca yanlardaki iskemlelere oturur.

     Geminin dibi, havuz omurgalarının imtidadındaki kadar hemen hemen kâmilen düz gibi bir şeydir. Double bottom imtidadınca olan arzani postalar tûlaniler beynine gömme olarak levhadan yapılır ve tûlaniler ile iç ve dış dibe köşebentler ile rabt olunur. Bu arzani postaların araları takriben 4 kadem (1,22 metre) dir. Makine, kazan ve taret gibi ağır sıkletlerin civarında bulunan postalar ziyade takviye edilir. Birkaç aşırı postalar su geçmez olarak yapılır. Merkezi omurga, tûlaniler ve su geçmez postalar double bottom’u birçok su geçmez bölmelere taksim ederler. Buradaki şekilde resmi gösterilmiş olan double bottom dahilindeki bölmelerin adedi 61 dir. Bunların 19 tanesi yağ mahruki koymak için ve 5 tanesi de kazan feedy için ihtiyat tatlı su koymak için tertip edilmiştir. Baki 37 tanesi boş bulunursa da ara sıra muayene, temizlik ve boyamak için, su geçmez münhalleri vardır.

     Harici ve dahili kaplamalar geminin tûlanı kuvve-i tahammüliyesini temin eden en kıymettar, kısımlardır. Ve bu sebepten sahneleri metanet hesabı üzerine tayin olunur. Merkezi omurga ile havuz omurgaları altına gelen kaplama levhaları tazyif edilmiştir.

     Double bottom’un ilerisinde ve gerisinde geminin hattı müstediri küçülmekte olduğu için buralarda tûlanilerden bazıları hazf olunur. Bunlar aşağıki şekilde ve ikinci şekilde gösterilmiştir.

     Geminin nihayetlerinde arzani postalar devamlıdır. Köşe bentlerden teşkil olunur, araları da takriben 3 kadem (91 santimetre) dir. Tûlanı metanet; perdeler ve filetler marifetiyle temin edilir ve icab eden yerlere de köşebentlerden teşkil olunan kirişler konur.

     Birinci şekilde gösterildiği veçhile harici kaplama kuşak zırhın alt kenarı hizasında içeri girmiştir ve zırh arkasındaki kaplamayı teşkil eder. Buradaki postalar arzanidir. Tarzı şu şekilde gösterilmiştir. Zırh levhalara bir sağlam destek olmaları için bu levhaların araları iki kadem olarak yapılır. Geminin bordası kamilen zırh olmayan yerlerde zırhtan yukarı olan kısmın postaları bu şekildeki gibi köşebentlerden yapılır. Araları takriben dört kadem olur. Bu postalar paraçollarla kemere ve güvertelere bağlanır. Palavra, üst, kasara güvertelerinin kemereleri 9 pus (2,74 santim) derinlikte belibil köşebentlerden yapılır. Ve bu güverteler, üzerlerindeki suyun bordalardaki frengilere akması için eğimli yapılır. Kemereler, kamara ve saire perdelerinin takviyeleriyle ve pontollarla beslenir. Üst güvertenin altındaki kemerelerin altına barut gazının icrayı tesir edeceği yerlerde hususi tûlani kirişler yapılır ve bunlar pontollar yahut çubuklarla desteklenir.

     0486_0045-93_Page_16

______________________________

     (*) – Kamara, gemide arzani olarak ve geminin tûlunca muntazam fasılalarda tertip olunan aksamı asliyedir ki güverteler bunların üzerine yatırılır.

     (**) – Birbirine kaim veya mail iki levhayı birbirine rabt için kullanılan ve maktaları şu L şekilde yani Fransızca L şeklinde olan çubuklara köşe bent denir. Mamafih köşebentler daima iki levhayı rabt için kullanılmaz. Ale-l-ekser takviye için de kullanılır.

     (***) – Belibil köşe bent dallarından birinin nihayetinde bir yumru olan bir köşebenttir. Yumrulu dal çiçek soğanına müşabe olduğu için bunlara belibil köşebent denir.

     (****) – Köşebentler, makta bu şekilde yani Fransızca “zed” Z harfi şeklinde olan çubuklardır ve bu sebepten bunlara zed köşebent denir. Köşebentler maktu bu şekilde yani kanal şeklinde olan çubuklardır ve bu sebepten bunlara kanal köşebent denilir.

     (*****) – Tûlani kirişlere istiralya denir.

Mabadı var.

 

İCMÂL

Bir haftalık vakayı berriye ve bahriye

Garp cephesinde – Şark dâr-ül harbinde – denizde – Çanakkale’de

     Garp cephesinde: Garp cephesindeki vakayı harbiyenin sureti cereyanı iki kısma ayrılabilir. Flanders’de batı fakat emin hatvelerle ilerleyen Alman taarruzu, Fransa’nın şimalinde daima yerinde sayan ve bazen de geriye doğru giden Fransız taarruzu. Şark cephesinde cereyan eden azim muharebe ve muazzam zaferle meşgul olan dimağlar geçen hafta zarfında, garb dar-ül harekâtındaki vakayı o kadar ehemmiyet itaf edemedi. Halbuki evvelki hafta zarfında Ypres “Ieper” kanalını geçmiş olan Almanlar o sahada tedricen ilerliyorlar. Bütün kış esnasında Flanders’de ne Alman ordusunun ne de hasımlarının bir karış ilerlemeğe muvaffak olamadıkları düşünülürse bu Alman muvaffakiyetinin ehemmiyeti tezahür eder. Almanların bu taarruzu İngilizleri epey korkuttu. General French “Field Marshal John Denton Pinkstone French”’in kayıp edilen muvazi (denk) istirdad (geri alma) emeliyle vaki olan hücumları, düşmanı yandan ve arkadan ateş altına almak gibi cidden üstadane bir maharet ta’biye ye (askeri tertip) gösteren Alman mukavemeti karşısında telefat-ı azime ile def edildikçe ve müteakiben (devamında) Almanlar mukabil taarruzla ilerledikçe soğukkanlı İngilizler epey telaşa düştüler. İngiliz matbuatı Lord Kitchener’in aylardan beri bin müşkülatla topladığı asker taslaklarının hep birden Flanders’e sevk edilmesini talep ettiler. El-yevm (bugün) muharebe edilen mevkiler son bahardan beri İngilizler tarafından pek ziyade tahkim edilmiş olan yerlerdir. Almanlar bir kere hasımlarını bir mevkii müstahkem halinde bulunan bu araziden def ettikten sonra kemali süratle Donkerque ve Calais’ye doğru yürüyecekleri için İngilizlerin telaş etmeğe pek ziyade hakları var.

     Bu cephenin diğer aksamında ise, garbi Galiçya’daki Alman – Avusturya ber mukabele olmak üzere, Fransız ve İngiliz kıtaatının Lille havalisinde icra ettikleri hücumdan başka mühim bir vaka olmamıştır. Bu son Fransız – İngiliz hücumu ber mutad azim telefat ile püskürtüldü. Ve garb Galiçya muzafferiyeti aksi surette tenzil edilmiş oldu. Esasen son bahardan beri devam eden bu Fransız hücumları Alman cephesinin çelik gibi bir rezânet ve maklumeti haiz bulunduğunu ve Fransızların Alman hattı harbini yaracak iktidarda olmadıklarını bir defa daha isbat etmekten başka bir şeye yaramadı ki bu da fena bir netice değildir.

     Şark dar-ül-harbinde: şark dar-ül-harbinde geçen haftadan beri harb-i umumiyyenin en büyük muharebesi cereyan ediyor. Alman ve Avusturya orduları muzaffer oldular. Fakat muharebe hâlâ bitmedi ve günden güne daha ziyade vesait peyda ediyor.

     Karpatlara musallat olan Rusları geri atmak için Moskofların yaptığı gibi günlerce faili ve netice cephe hücumları yapmaktan ise garbi Galiçya’daki Rus hattı harbini yarmak ve burada açılacak gedikten ilerleyerek Karpatlardaki Rus ordularının yan ve arkalarına doğru sarkmak planını takip ettiler. 1 Mayısta 1500 topun açtığı cehennemi bir ateşten sonra General August von Mackensen’in kumandasında bulunan Alman bir hamlede Moskof cephesini yardılar. Bu cephedeki üçüncü Rus ordusuna kumanda eden sabık Bulgar General Radko Dimitriev bu seri ve ani darbe karşısında şaşırarak ancak nefsini kurtarabildi. Müttefikin ordusu on günden beri Rusları şiddetle takip ediyorlar. Bu bi an takip neticesinde yalnız Mackensen ordusu Moskoflardan şimdiye kadar 80000 esir almıştır. Rusları takip eden diğer iki Avusturya ordusunun ele geçirdikleri esira da bundan başkadır. Düşmanı Karpatlardan tard etmek için icra edilen bu taarruz matlub neticeyi tamamen temin eylemiştir.   Moskoflar ihata (çevrilmek) edilmekten korkarak, evvelâ Dokra, sonra Lupkovsky ve nihayette Ozuk geçitleri havalisindeki ordularını süratle çekmişler, fakat peşlerini bırakmayan Alman – Avusturya takibinin elinden kurtulmak için ricatları bir karar mahiyetini almıştır. Ruslar Galiçya ve Macaristan’da aylarca uğraştıktan ve her avuç toprağını kanlarıyla suladıktan sonra ele geçirdikleri arazi ve mevkii mühimmeyi birçok yerlerde bilâ harb ve on gün zarfında terk ve tahliyeye mecbur oldular. Bu hal tarafeynin ordularıyla kumandanlarının kıymet ve maharetleri arasında ne kadar azim bir fark bulunduğunu gösterir.

     Garbi Galiçya muharebesi henüz bitmemiştir. Evvelâ 70 kilometrelik bir sahada mağlup olan Ruslar şimdi 300 kilometreyi mütecaviz bir cephede ricata mecbur edilmişlerdir. Bu gidişle Moskofların bütün cephe üzerinde makhûren (kahrolarak) ricat eyleyecekleri şüphesizdir.

     Denizde: Geçen hafta denizlerde mühim vakayı hâdis olmamıştır. Yalnız Alman tahtelbahirleri pek ziyade ibrazı faaliyet etmişler. Başta RMS Lusitania gibi muhteşem ve azametli Bahr-i Muhit vapuru olmak üzere birçok İngiliz gemilerini ka’r-ı deryaya göndermişlerdir. İki İngiliz filosunun Şimâl Denizi’nde geceleyin düşman zannıyla yekdiğeriyle muharebe ettiklerine ve HMS Superb dretnotuyla HMS Warrior zırhlı kruvazörünün battığına HMS Lion muharebe kruvazörünün hasara uğradığına dair ajans Volf tarafından verilen garip haber henüz teyid etmemiştir. Aynı donanmaya mensup iki filonun karanlıkta, yanlışlıkla bir iki mermi teati etmesi mümkün ise de böyle birkaç gemi batacak kadar medid bir muharebeye girişmeleri epey müsteb’iddir.

     Çanakkale’de: Gelibolu şibh ceziresine çıkmış olan düşman kuvve-i seferiyesi Arı Burnu ile Sedd-ül Bahr burnu mevkilerinde kemâli müşkülat ile ve ancak sefâin-i harbiyye atışlarının himayesi altında barınabilmektedir. Sahilden ayrılarak icra ettikleri her taarruz şecî kıtaatımızın besaletkârane muhacematıyla der-akab akim kılmakta ve bazen bir tabur, bazen üç tabur kuvvetinde düşman askeri süngülerimiz altında can vermek suretiyle imha olunmaktadır.

     Berri ve bahri bütün Osmanlı askerleri her gün daha mütezâyid bir şecâatle ve kahramanlık ile harb ederek İngiliz – Fransız kuvvetini tepelemektedirler.

     Düşman süngülerimizden tahlis-i nefs edebilen askerlerimiz hâlâ şibh cezirede bırakmakta israr etmesi, bir iş görebilmek ümidinden ziyade efkâr-ı umumiyye cihana karşı i’tiraf-ı mağlûbiyetten çekinmesinden ileri gelmektedir.

     Salı, 28,Nisan,1331

     Salı, 11,Mayıs,1915

     Abidin Daver

 0486_0045-93_Page_18İdman safahatından: İstanbul jimnastik kulübünde nasıl çalışılıyor.

0486_0045-93_Page_19İdman safahatından: İstanbul jimnastik kulübünde Ebret usulü.

0486_0045-93_Page_20Balıkesir’de donanma menfaatine icra edilen at koşularında kılıç kalkan oyunu.

0486_0045-93_Page_21Balıkesir koşularında alaturka musaraa intibaiyetinden.

NASIL GİTMİŞLER 

Seydi bin Nur – 29,Mayıs,1911           yirmi dördüncü makale

gidiyorlar. Yahudi, yünlerden yirmi kadarını bıraktırarak, mecmuu aynı bir rehin yapıyor. Ve bu mecmuu ile Banco’ya müracaat ederek, bedbaht müşterilerine ikraz edeceği parayı bankadan çekiyordu.  Bu usul ile yalnız mürabahacı değil, pek şayan-ı merhamet ihtiyaçlar dahi gününden nez’ edilmiş olamıyorsa bile, bütün bu erbab-ı ihtiyaç, bankanın reis-l-malile besleniyorlardı. Banka, az zamanda en hafif faizli bir sermayedar olarak tanındı. Ve mahalli bir bediiyyet haline vasıl olmuş bulunan muhtekirane faizcilik, bankanın bu iyi namı sayesinde, süratle zevale yüz tuttu.

     Banco di Roma’nın Trablusgarp’taki bu birçok fütuhatı için birkaç milyon frank kâfi geldi. Fakat bu, bütün vilayette İtalyan teşebbüsünün tamamı değildi. Oradaki menfaatimize [İtalyan menfaati] ait levhayı tamam etmek için, Banco di Roma’nın sahayı teşebbüsatından hariç, hususi İtalyan teşebbüslerini de ve doğrudan doğruya İtalyan hükümetinin teşebbüslerini de kayıt etmek lazımdır.

     Kumandan Baldari, banka ile iştirak ederek, bir yağhane ve sabunhane tesis etti ki; Bu, kendi neviinde bir model idi. Massa, elektrik tenviratıyla ve en mükemmel makinalarla mücehhez olarak, gece gündüz çalışıyordu. O memlekette bu, şayanı hayret bir zait idi. Vasi binanın simasında, saadet gülüyordu. Bir kurutma gözünden bir kalıp sabun aldım. Üzerinde bir teheyyüç ile şu kelimeleri okudum: “İtalyan sabunhanesi – Trablusgarp” vücuda gelen diğer yeni bir sanaat da, deri debbâğ-hânesi idi ki: diğer bir hararetli İtalyan tarafından, birkaç ay zarfında muvaffak bu: sinyor Diyego Savalli’dir. Bu sanat, Trablus’ta ilk olarak, pek ziyade ve pek gürbüz bir azimetle doğuyordu.

     Diğer bir makalemde söylediğim gibi; Ziraat, Trablus’ta Sinyor Belli’nin, Derne’de şövalye Arna’nın şayanı hayret mesailerinin mahsulüdür. Avrupa usulünü ve Avrupa sermayesini, Trablus toprağı üzerine ilk defa olarak çağıran, onların bu teşebbüsleridir.

     Hülasa, Trablus’u tahtı emniyete almak için hükümet de çalışıyor ve sarf ediyordu. Banco di Roma’nın iki hattı bahrisi ki, bahriye şirketi milliyesine aid idi. Bunlardan biri; Genova, Siraküza, Malta, Trablus, Tunus, Cagliari, Genova; Diğeri: Palermo, Trablus, Bingazi, Hanya, İstanbul limanlarına uğruyordu. Trablusluları her hafta ticareti bahriye ile bekâm eden yalnız bu, İtalyan fiiliyatı idi.

     Bunlardan başka, İtalya hükümeti Sirenayka ve Trablusgarp merkezlerinde birçok ve güzel mektepler açmıştı. Bu mekteplerin her biri yekdiğerinden altı yedi mil mesafede kâin ve ekseri talebesi Osmanlı tebaasındaki yerli Yahudiler idi. Bu mekteplerden maada dahi, French Sacre rahipleri ile rahibeleri, her bulundukları yerlerde mektepler açmışlardı. Trablus’ta ve Bingazi’de, birer güzel postahanemiz vardı ki, Arapların, Türklerin ve Avrupalıların muzahir itimatları

     Devamı var.

    

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.