DONANMA MECMUASI – 92 6,Mayıs,1915

DONANMA MECMUASI – 92               6,Mayıs,1915

0486_0044-92_Page_01

0486_0044-92_Page_02Pencişenbe: 21,cemâziyel âhir,1333 – 23,Nisan,1331- 6,Mayıs,1915

Donanma Cemiyetinin haftalık gazetesidir.

Halife-i Müslimîn, Gazi Sultan Mehmed han hâmis hazretleri: semâ peyveste minareleri i’tilâ-i İslâma bir nişane-i mübarek halinde yükselen Ayasofya cami-i şerifinde okunan ilk hutbe-ün-gazada hazır bulunmak üzere alemdâr caddesinden mürûr ederlerken.

************************

münderecat

Zafer devam ediyor: Donanma, muharebede Alman metanet-i ahlâkiyesi: Selim, Türkün gazası, hatt-ı harb gemileri (mâ-ba’d): Hıfz, bu seneki harb sefineleri – yekta bahar, 1914 Şimâl Denizi muharebeyi bahriyesi (mâ-ba’d) Ali Şükrü, icmâl, Abidin Daver, Torpiller (mâ-ba’d), Osman Nuri, ilave kısmı: ianat, ilanat.

İdman sütunları

Usulsüzlük, yorgunluk: Ali Seyfi, Hokey birinciliği müsabakası: A. D. Poligonda resmi küşad. Futbol müsabakası: A. D. Makriköy gürbüzler müsabakası: M. Saadeddin, M.

******************************************

     İdman sütunlarının kesret münderecatından bir kısmı Donanmanın ilave kısmına nakil edilmiştir.

0486_0044-92_Page_03

0486_0044-92_Page_03.jpg-3  ZAFER DEVAM EDİYOR

     Bir hamle de Çanakkale boğazını zabt etmek hülyasıyla, derme çatma kıtaattan müteşekkil olarak karaya çıkarılan İngiliz – Fransız kuvveyi seferiyesi babalarının sît bülendine lâyık Türk aslanları olduklarını bütün cihana isbat eden askerlerimizin hûnîn hücumlarıyla hemen hemen perişan olmak üzere bulunuyor. Gelibolu şibh-i ceziresinin sakin yamaçlarında bir haftadan beri devam eden kanlı musâraa her gün Osmanlı süngülerinin galebesiyle neticelenmekte ve makam-ı Saltanat ve hilâfetin kapısında muazzam bir <<ikinci Çanakkale muzafferiyeti>> tecelli eylemektedir.

     Müttefikin hiç de ümit etmedikleri bu Osmanlı mukavemet ve savleti karşısında şimdi mezbûh-âne bir gayret gösteriyorlar. Çünkü kuvâ-yı seferiyyenin Osmanlı süngülerinden tahlis-i cana muvaffak olan kısmını Gelibolu şibh ceziresinden alarak teşebbüsten vaz geçmek bu ikinci mağlubiyet ve inhizamı itiraf demek olacağına ve bu itirafın ise yalnız Fransız ve İngiliz efkâr-ı umumiyesinde değil bütün efkâr-ı cihan üzerinde azim bir sui tesir husule getireceğine vakfederler. Fakat bir gün gelecek ki uğradıkları zayiat gayr-ı kabil-i tahammül bir hale gelecek ve o zaman pür felaket bir ric’at başlayacaktır. Esasen şimdiye kadar duçar oldukları telefatın miktarı da epey azimdir.

     İngilizlerin neşir ettikleri mecrûhîn ve telefat listelerinden generaller de bulunduğuna göre düşmanın azim zayiata uğradığı anlaşılıyor. Kabatepe’ye çıkan düşmanın diğer müfrezeler gibi hemen gemilerine firar etmeyerek sahilde kalışı, çok iyi oluyor. Çünkü ordumuzun geceli gündüzlü hücumları karşısında hemen her gün binlerce zayiat veriyor. Fransız ordusunun evvelce uzun müddet talim ve terbiye görmemiş askerleriyle, İngilizlerin çar aktar cihandan toplayıp getirdikleri aylıklı efradın kahraman Mehmetçiklerimizin savlet-i pür şiddeti karşısında dayanamayacakları pek bedihi idi. Bir taraftan din vatan aşkıyla can-i dilden döğüşen Türk ve İslâm erleri, diğer taraftan ise İngiliz altınlarının sevdasıyla meydana çıkan vatansız bir halitayı akvam. Bir taraftan gazi ve şehit olmak gibi mukaddes arzularla süngü saplayan aslanlar diğer tarafta aldıkları maaşı rahatça yiyebilmek fikrinden başka bir şey düşünmeyen ölümden mütehâşî serseriler.

     Tabîîdir ki cenâbıhak fevz ve nusreti fedakâr mücâhidin İslâma bahş edecektir.

     Kabatepe’deki düşmanın mevkii her gün hatta her saat geçtikçe daha ziyade vahâmet peyda etmektedir. Burada, Türk askerlerinin parlak ve keskin süngülerinden müteşekkil bir sedd-i âhenîn ile muhât bulunan İngiliz – Fransız ordusu her taraftan kendini sıkıştıran Osmanlı tazyikinden kurtulmak için ara sıra taarruzî hareketler icrasına teşebbüs etmekte fakat mukabil süngü hücumuyla bazen sahile sürülmekte, bazen yalçın kayalıklı derelere, sarp uçurumlara atılmaktadır. Düşman kuvâ-yı seferiyesi bu suretle bir imha muharebesine maruz bulunur ki neticede mevcudunun kısmı azamı ile bu dereleri doldurmaktan başka bir muvaffakiyet elde etmeden ikinci Çanakkale hezimetine uğrayacaktır.

     Artık bilâ tereddüd diyebiliriz ki; Çanakkale müttefikin kuvâ-yı berriye ve bahriyesi için bir mezar olmuştur.

     Donanma.

Muharebe ve Alman metanet-i ahlâkîyesi

     (Mendelson) bankası reisi ve Alman meşâhir mâliyyunundan Robert von Mendelssohn’un yazmış olduğu bir makaleyi mahsusayı ber vech-i âtî nakil ediyoruz.

     Alman komün metanet-i ahlâkıyesi muharebeyi hazirada ne suretle tecelli ettiğini ve ne gibi müessir husule getirdiğini izah eyleyen bu makale müttefiklerimizin mertebeyi bülend medeniyyesini ispat eyler.

     1914 senesi Temmuzunun iptidasında tarih cihanın bir fasl-ı mühimmeni teşkil edecek vakayı hazırlanmakta olduğunu hiç kimse tasavvur etmiyordu. Almanya imparatoru her sene olduğu gibi Şimal sularında yaz mevsimini geçirmeğe gitmişti. Payitaht sakinesinin pek çoğu köylere çekilmişti. Bir kısım ahali de mezuniyet zamanına intizaren ailelerini sayfiyelere göndermişlerdi. Her sınıf halk işiyle gücüyle meşgul idi. Avusturya veliahdının katli bile bu sulhperver ve sakin milletin tarzı hayatına tesir etmemişti.

     Fakat Temmuz vasatında işler vahim bir şekil aldı. Bu tarihten sonra her şey baş döndürücü bir süratle ilerlemeğe başladı. İmparator seyahatine nihayet vererek payitahta avdet etti. Ahalinin kısmı azamide – hatta uzaklardakiler bile – Kayser’e imtisalen memleketlerine döndüler.

     Vakayı azime takip ve vaziyet tenvir ettikçe Alman hayat-ı umumiyesini muhit olan hava elektrikle dolmağa başladı. Fevkalade bir hal mevcut olduğu artık his ediliyordu. Bu buhranın eskiden olduğu gibi müzakerat ve tertibat ile izale edilemeyeceği anlaşılıyordu.

     Memleketin zümreyi mütefekkirini bir müddetten beri devam eden istisnai gerginliğin nihayet kati münasebata müncer olacağına kanaat getirmişti.

     Avrupa devletlerinin siyaset-i hariciyeleri öyle bir istikamet almıştı ki muhtelif noktalardan başlayarak bir merkezde biri biriyle müsademe edecek ve bu suretle mutlaka bir felakete uğrayacak şimendifer katarlarına teşbih edilebilirdi. Bundan sonra yalnız bir mucizeden ümit beklenebilirdi. Öyle bir mucize ki muhibb müsâlemet bir fikrin insaniyet perver bir hissin eser-i ibdâ olsun. Fakat maatteessüf o mucizeden de kat’ ümit etmek icap idi.

     Alman millet-i muazzama sının hissiyatı tamamıyla başka idi. Bu millet siyaset ilmiyle pek az meşgul olmuştu. Gözlerini en ziyade ve en mutena bir surette siyaset-i dâhiliye ve içtimaiyesine, mesail iktisadiye ye, teşkilatı mahsusa sına, atıf etmişti. Bu sebepledir ki hakikat ile yüz yüze geldiği zaman his ettiği heyecan pek büyük olmuştur.

     Bu heyecan pek çabuk asar-ı fiiliyesini gösterdi. Berlin’de senelerden beri müşahede olunmuş ve Alman milletinin hissiyat-ı fıtriyesine tamamıyla zıt bir manzara görünmeğe başladı. Sokaklarda muhibb alaylar toplanıyordu. Bu ahali alayları intizam-ı tam ile sokakları dolaşarak milli şarkılar terennüm ediyordu.

     Na-kabil-i ictinâb olan karar-ı kâti hazırlanırken şehrin metin mebanisi payitaht muhitini daha muhibb, daha azimkâr gösterir gibi bir vaziyet almıştı.

     Muharebe geldi. On beş gün yahut üç hafta kadar evvel Almanlardan pek azının tasavvur edebileceği şey hakikat halini aldı. Biz bu sahifelerde muharebeyi hazirenin esbap ve ilcââtından bahis etmeyeceğiz. Yalnız Alman milletinin ne his ve fikir ile muharebeye girdiğini, bütün kuvayı tabiiyeti muharebeye rapt eden ahvâl karşısında ne yaptığını ve bu derece mühim anlarda nasıl hareket ettiğini söyleyeceğiz.

     İlk ihtiyat askeri bayrak altına koştuğu, işgal-i askeri altındaki şimendifer mevkuflarında trenler muttasıl bir birini takip ettiği sırada Alman kumandanı vahdet-i milli hissi birden bire öyle namütenahi bir ittihat ve şiddet ile tecelli etti ki bu derecesini kimse tasavvur edemezdi.

     Cermenlerde de, şimal ahalisine has bir lakaydi vardır. Halk yekdiğerine karşı az çok lakayıd davranır. Havaliyi cenubiye ahalisinin gözüne hoş görünmeyecek bu <cedit> muharebe üzerine tamamıyla zail olmuş, biri birini hiç görmemiş, tanımamış olan adamlar yekdiğeriyle konuşmağa, hususatı zatiyelerinden, ailelerinden, vaktinde memleketlerine avdet edemeyen akrabalarından, cepheyi harbe gidecek kardeşlerinden bahis etmeğe başlamışlardı.

     Haşin gösterişli amele zarif madamlara ellerindeki vesikayı askeriyelerini müftehirâne ibraz ile ertesi günü hangi alaya iltihak edeceklerini anlatıyorlardı.

     Bu suretle, Almanya’da başka memleketlerde pek nadir görülen ameli bir demokrasi tevlid etmiştir.

     Hayat rûz-merre de sanat, servet, tahsil, fırka, mezhep ihtilafları münasebetiyle, his edilmeksizin zail olmuştu.

     Eski Roma’da olduğu gibi bütün Almanya’da da yalnız bir his vardı. Vatan tehlikede idi. Evlad-ı vatanın kâffesi kadir oldukları bütün vesait-i fedakârıyı istimâl ile mükellef idi ve cümlesi memleketine karşı kendilerini müsavi görüyorlardı.

     Vatana karşı olan bu <demokratik> his vazife şimdiye kadar hiç sarsılmamıştır.

     İmparator 4 Ağustosta parlamento açıldığı sırada <<artık fırka tanımam. Yalnız Alman tanırım. Fırka, mezhep, sınıf ayırmayarak hepinizin harp ve mematta bir olacağınızı ispat için fırka reyislerini taahhüdatta bulunmağa davet ederim>> demişti.

     Fırka mümessilleri hemen kemâli şevk ile imparatorun arzusuna mutâvaat ettiler. Reichstag meclisi hükümetin tekmil tekliflerini bilâ müzakere ittifak ara ile kabul eyledi.

     Şüphesizdir ki Almanya gibi altmış beş milyondan fazla nüfusu cem bir memlekette herkes bir türlü düşünmez, bir türlü his etmez. Bu cihetle hissiyat-ı umumiyeden ayrılanlar da oldu. Bu zaten zaruri idi. Zaten milletin hissi müşterekinden ayrı kalan bu gibiler münferit, bi-nüfus kimselerdi. Hayat-ı milliyede bir mevkileri yoktu.

     Bu noktayı der-piş ile Alman tarihini yazmak isteyenler 1 Ağustostan sonra bütün Alman milletinin emsalsiz bir teâvün ve ittihad dairesinde hareket ettiğine hüküm eylemek mecburiyetindedirler.

     Memaliki ecnebiyyede ve hususiyle Almanya’ya muhalif memleketlerde harp ilanı esnasında Alman sosyalistlerinin fabrikaları tahribatına ve belki daha fena şeylere tevessül edecekleri zan olunmuştu.

     Bu hatayı vukuat tamamıyla ber-taraf etti. Sosyalist mebuslar Reichstag’ın diğer azasıyla beraber hükümetin teklifleri lehinde rey verdiler. Ve bütün hareketleriyle bu müşkül zamanlarda sınıf saireyi ahali ile müşterek bir his beslediklerini gösterdiler.

     Sosyalist fırkasının en güzide ve en ziyade fikir ihtira sahibi reislerinden mebus Frank’ın Alman ordusu gönüllü alaylarına kayıt edilenlerin birincilerinden olduğu hiçbir vakit unutulmayacaktır. Frank Alman amele fırkasının en mahir, en zeki genç reisasından idi. Yalnız fırkası değil, umum millet kendisinden pek büyük hizmetler bekliyordu.

0486_0044-92_Page_05Hutbe-ün gaza merasiminden: Halife-i Müslimîn Ayasofya’nın kubbe-i muazzamı altında Gazi Unvanı Celili ile irad edilen ilk hutbeyi dinledikten sonra cami-i şeriften müfârekat ederken.

TÜRKÜN GAZASI

     Ancak yirmi kişi kadar idiler. Hepsi ellerinde mavzerle, orada, kara toprakların, yüksek kayaların arasında bekleşiyorlardı.

     Karşılarındaki mai deniz; Üzerinde, dumanlar saçan, etrafına ateşler püsküren gemileri kuduran dalgalarının sivri düşleriyle kemirmek istiyordu.

     Çelik topların ağızlarından fırlayan cehennemi gülleler, Çanakkale’nin dumanlı ufkunda müthiş tarakalar uyandırıyor, sisli bulutlarını bir şimşek gibi yarıp dokunduğu yerlerde siyah dumanlı yangınlar çıkarıyordu.

. . . . . . . . . . . . . . .

     Şimdi patlayan topların gürültüsünden, uçuşan mermilerin iniltisinden başka sessizliği sarsacak bir şey yoktu. Kazdıkları siperlerin arkasında sabahtan beri bekleşiyorlardı. Hepsi de şan ve sâtır idiler.

     Konyalı sardığı sigarasının barut kokularına karışan mai dumanlarını seyir ederken, yerden kalkan bir toprak yığıntısının fırlattığı taş parçası, külü uzamış dolma sigarasını yere, ayaklarının yanına düşürdü.

     Elindeki tüfeğini kuru parmaklarının arasında sıktı. Âkesesine doğru fırlayan asabiyetle çattığı kaşlarının üzerine çekti. Sevgili mavzerinin dipçiği ile durgunluktan karıncalanan başparmağına hafif hafif dokunup ayağa kalktı. Enzârı, karşısında yıldırımlar yağdıran zırhlıların önündeki kırmızı gölgeli denize, daha sonra tozdan dumandan ancak hayali fark olunabilen ıslak kumluğa atıf etti. İri gözlerini açtı. Sigaradan sararan dişleriyle solgun dudaklarını ısırdı.

     – Mehmet çavuş dedi. Ve nasırlı parmağıyla aşağıda mavnalarla karaya çıkmağa uğraşan düşmanı gösterip ilave etti: kâfirler! Nihayet çıktılar. Bak orada, sahilde karınca gibi koşuşuyorlar.

     Birden bire herkes sustu. Şimdi gülenç simaların yerine, kaşların arasında siyah çizgili parlak, parlak olduğu kadar da yüksek alınlar kaim olmuştu.

     Mehmet çavuş oturduğu yerden sıçradı. Arkadaşları onu takip ettiler. Gözlerini korkunç dalgaların dövdüğü karaya kuvvetli bir filonun tahtı himayesinde çıkmağa muvaffak olan İngilizlere dikti.

     Kaşlarını çattı. Kıvılcımlar saçan gözleri, çanağından fırladı. Bütün vücudu ihtiyar anasının çocukluğundan beri düşmanlara karşı öğüt verdiği intikamdan, o zamandan bu güne kadar kalbinin en derin köşelerinde sakladığı kinden titredi. Bir lahza kirpiklerini bitiştirdi ra’şe-dâr dudaklarından yalnız iki kelime döküldü.

     – Bir parça durun! Görüşürüz.

     Döndü. Hepsi birden hırstan soluyan, cengâver babaları gibi kavga sevgisiyle yürekleri oynayan silah arkadaşlarına yüzünü çevirdi.

     – Yiğitler dedi. Dinleyin! Sabahtan beri oturduk. Güneş çıkalıdan beri bekleştik gemileri? İşte aşağıda korkak bir kedi, öteden Konyalı atıldı.

     – Çavuş dedi. Hücum edelim mi?

     Bir iki dakika kadar başını önüne eğdi.

     Uçuk dudaklarında soğuktan hâsıl olan ince derileri her gün misvakladığı beyaz dişleriyle kopardı. Şimdi herkes başçavuşun ağzından çıkacak bir kelimeyi bekliyordu.

     O kelime ki; Nişanlıları yavuklusundan, valideleri ciğer paresinden, hemşireleri kardeşinden ayıracaktı.

     O kelime ki; İçlerinden bazılarını oradaki kara toprakların üzerinde, yalçın kayaların arasında bırakacak, bir kaçını Hasta hane köşelerinde inletecekti.

     O kelime ki; Vatanın namusunu, devletin hayatını, milletin istikbalini kurtaracaktı.

     Herkes susuyordu. Yalnız patlayan gülleler denizin lacivert sathında geniş hareler uyandırıyordu.

     Başını kaldırdı. Dudaklarında dolaşan hafif bir gülümseme gıcırdayan dişlerini gösterdi.

     – Bırakın çocuklar dedi. Gelsinler.

     Önümüzdeki yamacı bir tırmansınlar. O zaman Türk iline ayak basmayı, Türk askerinin ne yavuz olduğunu gösteririz. Şimdi yanlarındaki kayaların arasında sersericesine dolaşan sükût kuru parmaklarıyla onların ağzını kapamıştı.

     Mehmet çavuş yumruklarını sıkarak haykırdı:

      – Bre kâfirler! Yamaca da mı çıkıyorsunuz?

     – Ateş!

     Yirmi mavzer birden patladı. Namlulardan fırlayan çelik parçalarının zedelediği dumanlar, tabaka tabaka yükselerek mai göğün beyaz bulutlarına karışıyordu. Hepsi fasılasız ateş ediyorlardı. Çavuş üzerindeki çapraz fişekliğinin son kurşununu yakarken bağırdı.

     – Ha kardeşler! Ha yiğitler! Bakın korkak düşman nasıl karıştı. Gayret Osman! Yaşa be Konyalı! Hele şu sırtta koşanı bir devir bakayım.

0486_0044-92_Page_06.jpg- 2Hutbe-i gaza merasiminden: Ordû-yi hümâyûnun alay sancakları teşerrüf hümâyûna intizaren Ayasofya çeşmesi önünde saf-besteyi selâm.

     Konyalı, önündeki denizde yüksek sütunlar kaldıran mermilerin dehşet-engîz feryatları arasında cevap verdi.

     – Sen gam yeme çavuşum. Onu da deviririm. Zaten altı danesini serdim.

     Hakikaten şimdiye kadar yerlerde yılanlar gibi sürünen, sırtlara kediler gibi tırmanan düşman, kudurmuş köpekler gibi birbirine karışmıştı. Tetiği çekti. Uzun namludan fırlayan bir bulutçuk oradaki dumanlara karıştı. Derhal karşısında, kayaların arasında dolaşan düşmanının mülevves kanı Türk ilinin topraklarına dökülmeğe başladı.

. . . . . . . . . . . . . . . . . .

     Yine toplar büyük bir taraka ile patlıyor, gülleler korkunç ıslıklarını müteakip iştial ediyordu. Düşman gördüğü ateşten ürküyor, verdiği telefatın kesretine rağmen daima ilerlemek, hasımlarının işgal ettiği tepeyi almak ümidiyle bir hatve daha atmak, bir karış toprak daha zabt etmek için çabalıyordu.

     Müdafilerin son mermileri önlerine şeffaf perde çeken barut dumanlarını yırttı. Konyalı ancak bir dane kalan bağını yakarken meyusane:

     – Çavuş diye haykırdı. Fişek bitti; düşman ilerliyor. Ne yapacağız?

     Muhatabı iki saniye düşündü. Birden bire elleri hırstan, dudakları kinden, adalesi intikamdan titredi. Sıktığı yumruklarını semaya, orada sanki kendisiyle istihza eden ateş parçalarına gösterdi. Gözlerini açtı. Dişlerini gıcırdatıp coşkun bir gazapla cevap verdi.

     – Yazık be Konyalı! O da düşünülecek bir şey mi? Ellerimiz sağ olsun tanrı bileklerimize kuvvet versin. Süngü ile hücum ederiz. Yumruklarımızla ezeriz, esef etmeyin. Hadi çocuklar. Önlerindeki yamacı bir yıldırım kadar çabuk indiler.

     Konyalı arkadaşlarını geride bırakmış, sağ eliyle mavzerinin namlusunu kavrayarak, bütün kuvvetiyle:

     – Allah! Allah! Diye haykırıyor, sanki – aşağıda birden bire şaşıran – İngilizleri, tanrının ismiyle ürkütmek, sesinin kuvvetiyle kaçırmak istiyordu.

     Hepsi birden fırtınalı deniz dalgaları gibi hücum ettiler. Şimdi ellerindeki tüfekler ateş püskürüyor, yalnız dokunduğu yerlerden kıvılcımlar çıkarıyordu.

     Düşman bu hücum nâ-gehânîden şaşırmış, sendelemişti.   Bir tarafta kayalara tırmanmağa uğraşanlar daha çabuk çıkmak için tırnaklarını kanatıyorlar, bazıları sevinçle fırladıkları tepeleri yeisle terk ederek yalnızlık içinde olmak korkusuyla arkadaşlarına yardım için delicesine saldırıyorlardı.

     Konyalı üç yerden yaralanmıştı. Fakat buna rağmen bir çelik kadar sert olan yumruklarıyla eline geçirdiği hasmının beynini parçalıyor, ona gelen düşmanın suratını dağıtıyordu.

     Karşıda, uzun boylu bir Türk, şişman bir İngiliz’i mavzerinin kundak darbeleri altında inletiyor. Biri de yarasının acısından çılgın gibi haykıran bir düşmanın hasmından yediği yumruk darbesi dişleri dökülmüş ağzını bir daha açılmamak üzere kapatıyordu.

     Sanki bu gün burada İsrafil’in suru ötmüş, kıyamet, kara bulutları ışıklatan gök gürültülerini müteakip kopmuştu.

     Bir tarafta dev gibi bir Osmanlı, kanlarını topraklara karıştırarak elindeki kırık tüfeğini düşmanın üzerinde parçalıyor. Biraz ötede iki kayanın arasına sıkışmış bir mecruhun feryatları yanında esmer suratı pıhtılaşmış kan parçalarına sürünen arkadaşının kalp kemiren iniltilerine karışıyordu. Yarım saatten beri bizimkiler, tam bir erkek gibi döğüşmüşler, bir Türk’e yakışacak surette cenkleşmişlerdi. Konyalı henüz cehenneme yolladığı bir neferin titreyen laşesini çiğneyerek bağrından kan akan çavuşunun yanına koştu.

     – Çavuşum!

     Kanlı bir kayanın sivri kenarına dayanmış olan çavuşun elleri titredi. Göğsünden gelen bir hırıltı bütün vücudunu hırpaladı. Ufak bir tebessüm, kırılan dişlerini saklayamadı. Ağzında, köpüklenen kan parçasını tükürdükten sonra cevap verdi.

     – Korkma dedi. Yine cenk ederim. Yine öldürürüm. Hafif bir iniltiyi müteakip iki defa yutkundu. Sonra yaralı bir aslan gibi fırladı.

     Karşısında, elindeki sapı kırık kasatura ile yaralı bir Türk askerinin gözlerini oymağa çalışan düşman zabitinin üzerine atıldı. Kuru parmaklarını mülazımın gırtlağına doladı. Sıktı. Sıktı. Ta hasmının fersiz gözlerini çanağından, gittikçe uzayan dilini ağzından çıkarıncaya kadar sıktı.

     Konyalı bu manzara karşısında titredi, duramadı. O da yüzünü denize çeviren düşmana – arkadaşlarını teşvik ederek – hücum etti. Koştular. Yıldırım saçan bir gölge gibi yetiştiler. Arkada, aldığı yara ile topallayıp ölümün sinirli parmakları arasında titreyen yüzbaşıya baka kaldı.

     Kanla yıkadığı elleriyle karşısındaki İngiliz’in boğazını öldürünceye kadar tazyik etti. Geberinceye kadar hırpaladı.

     Şimdi, göğsünden daha sonra bağrından geçen sıcak bir çelik parçası onu da devirdiği hasmıyla beraber hem-hâl etti.

          *  *  *

HATT-I HARB GEMİLERİ

Resm-i inşai yahut dizayn (design)

     Bir geminin arzani kuvveyi tahammüliyesi dahi ehemmiyetli bir meseledir. Gemi yalpaya çok düştüğü zaman şekl-i arzanisini değiştirici bir tesir ma’ruzdur. Mamafih sefâin-i harbiye bilmecburiyye birçok su geçmez bölmelere taksim edildiğinden arzani taksim eden perdeler gemiyi iyice bağlar ve şeklinin arzani tağyirine mani olur. Son büyük harp gemilerinde vasat sefinede dip bir hayli miktarda düzdür ve havuza kondukları zaman üç sıra iskemleler üzerine otururlar.

     Mevziî kuvve-i tahammüliyyeler tertibat-ı hususiye ile temin edilirler. Gemiyi su geçmez bölmelere taksim eden perdeler, perdenin bir tarafı su ile dolduğu zaman üzerine icrayı tesir edecek olan tazyike mukavemet edecek veçhile metin olmalıdır. Ve bu sebepten, sahaları büyük perdelerin takviyeleri meselesi daha fazla ehemmiyet kesb eder. Bir geminin selameti – bir tarafına su hücum ettiği surette – sırf perdelerin salabetiyle temin olunabilir. Ağır topların altına kuvvetli kirişler ve punteller [ * ] konur. Kezalik ırgat ve yardımcı makinalar ve saire de yine kirişler ve puntellerle takviye edilir. Çift toplu barbetlerin [ ** ] altları fevkalade takviye ister. Çünkü bunlarda yalnız zırh barbetin değil, ağır toplarla taretin [***] sıkletleri ve topun atılmasından mütevellid tesirat da vardır. Bu esbabdan dolayı barbetlerin altında geminin çatkısı fevkalade kuvvetlendirilir ve şiddeti bünyenin her tarafına tevzi için kuvvetli perdeler ve punteller yapılır. Kıç tarafta dümenlerin ve pervanelerin tesiratına mukabele edebilmek için de fevkalade dikkat edilmesi zaruridir.

     Harp gemisinin resminde temini zaruri olanlardan bir de iyi bir istikrardır. Ve istikrar yalnız tesiri hariciden gelecek felakete karşı değil, aynı zamanda büyük bir miktarda hasar vukuu haline karşı da olmalıdır. Harp gemilerinin istikrarında bir hususiyet vardır. Çünkü bunlar da zırh, toplar, taretler gemi ağır sıkletler su hattından yükseğe konur. Binaenaleyh merkezi sıklet sefine yukarıda bulunur.

     İstikrar; istikrar evliye ve büyük zaviyelerde meyil istikrarı olmak üzere iki veçhile nazarı dikkate alınır. Kezalik sıhhat endaht için geminin yalpa etmemesi yani adeta sabit bir hale getirilmesi de son derece matlubdur. İstikrar ile yalpadan ileride bahis olunacaktır.

     Bir resimde her ne kadar ehemmiyetçe metanet ve istikrara nazaran ikinci derecede ise de – nazarı dikkate alınacak hususat saire şunlardır – :

     Sıhhat ve istikrarı muhafaza için tekneye zırh muhafazası koymak:

     Bu muhafazanın su hattı civarında ehemmiyeti mahsusası vardır. Çünkü bir yaradan hücum eden su ile mahmul su sathı mesahası azalırsa istikrar pek fena bir surette azalır. Bu sebepten geminin su hattına civar olan bölmeleri su geçmez perdeler ile tali bölmelere ayrılır ki bu veçhile şayet zırh delinip de içeriye su girecek olursa, bu su miktarı azalsın. Zırh muhafazası amudi zırh ve kalın güverte olarak ikiye ayrılmıştır. Şekil 2 de gösterilmiştir.

Alt güverte zırhın alt kenarıyla birleşmek için daima şevli yapılır. Ve bundan maksat da, eğer bir mermi borda zırhını delecek olursa geminin can noktasına girmezden evvel muhafaza güvertesini dahi delmeğe mecbur olması, yahut mermi eğer içeride patlayacak olursa, güvertenin, mermi saçıntılarını dâhile nüfuzdan mani etmesi içindir. Üst zırh güverte kuşak zırhının üst kenarından tertip olunur.

     Eslihada zırh muhafaza:

     Bu en ziyade duvar tareti muhafaza için yapılan dairevi zırh barbettir. Top kızağının üst tarafı ve topların gerileri bir zırh siperi ile muhafaza olunur, bu siper duvara rabtla ve toplarla beraber devir eder.

     Esliha,

     Toplar ile torpidolardan ibarettir. Harp gemisi demek silah demektir. Üst tarafı bunun mütemmimidir. Çünkü bir harp gemisi bir top zeminidir. Vazifesi de yaman durmak ve çevik durmaktır. Mühendis-i esliha tevziatını tabiyesini o veçhile yapmalıdır ki toplar – müessir olabilmeleri için – sudan oldukça yüksek olsun. Kezalik her bir silahın ayrı ayrı en ziyade faideli olması için de dirise zaviyeleri mümkün olduğu kadar büyük olsun. Son resim inşaiyelerin havası mahsusalarından biri de ana bataryayı teşkil eden eslihanın her bir kümesinin geminin her iki bordasında [ **** ] ateş edebilmesidir.

0486_0044-92_Page_09Hutbe-i gaza merasiminden: Harbiye nazırı ve başkumandan vekili Enver Paşa hazretleri ile uhdesine fahri süvari mülazım saniliği rütbesi tevcih buyurulan dâhiliye nazırı Talat Bey hazretleri efendi kıyafet-i askeriyeleri ile.

     Kabiliyet sakini: Bir harp gemisi birçok adamların birçok zaman içinde yaşayacağı bir yerdir. Bu sebepten istirahat ve sıhhat temin edecek veçhile tertip olunması elzemdir. Tahsis teceddüd havaya pek ziyade dikkat edilmelidir. Teceddüd hava tertibatı yapılırken mühendisin düşünmeğe mecbur olduğu cihet yalnız güzel ve rakid hava olmayıp en ziyade sert havalardır. Çünkü böyle bir zamanda geminin her tarafı kapalı bulundurulur. Kumanyanın istifi, yemek, yatma, yıkanma, lağım tertibatı sıra ile düşünülecektir ki kolay bir iş değildir. Şunu da söyleyelim ki gemilerde istirahat mi’yârı son yirmi sene zarfında gittikçe yükselmektedir ve adeta karadaki kadar gemide de istirahat temin edilmektedir. Bu ise sıklet ve mahal cihetiyle zamâim demektir. Bir misal olmak üzere şunu zikr edelim: Evvelce yıkanma mahalleri yalnız ateşçiler için tertip olunurdu. Fakat şimdi gemiciler için de ayrı yıkanma mahalleri vardır. Evvelce gemiciler temizliklerini bir mastalya (tahta leğen) içinde ve güverte üzerinde yaparlardı ki bu ne temizliği ne de nezafeti temin edecek bir şeydi.

     İdare: Bir harp gemisi diğer gemilerle birlikte manevra icrasına mecburdur. Bu sebepten dümenini iyi dinlemesi ve küçük daireler üzerinde devir edebilmesi lazımdır. Dümen idaresi ve devir hakkında ileride bir miktar malumat verilecektir.

     Kömür, yağ mahruki, cephane istifi: Bir harp gemisinin bir cenk makinası gibi faideli bir surette kalacağı müddet, taşıyacağı kömür ile yağ mahruki ve cephane miktarına tabidir. Kömür yalnız kazanların yanlarına tesadüf eden mahallerde değil, kezalik muhafaza güvertesinin üstüne de konur. Dretnota 2700 ton kömür alabilecek kömürlük vardır. Double bottom dâhilinde yağ mahruki almak için tertip olunmuştur ki bu sayede geminin nısf-ı kutr seyri pek ziyade artmıştır. Cephane, maddeyi sevkiye olan barut ile mermiden ibarettir. Gemiye alınabilen aded danenin pek büyük ehemmiyeti vardır.

     Makine ve kazanlar: Bunlar matlup beygir kuvvetine ve bu da sürate tabidir. Kazanlar şimdi umumiyetle <su borulu > tarzdadır. Yani su borular dâhilinde ve ateş borular haricindedir. Bu kazanlar dolayısıyla, kullanılan su eskiden icab edenden azdır. Makinaya gelince: Dretnottan sonra yapılan tekmil büyük gemiler türbin makinalarıdır.

     Zam olunan bir sıkletin resme tesiri: Gemi resminde öyle bir hal vardır ki her hangi bir sıkletin tezyidi mai mahrecin, sıklet-i manzumeye nazaran, pek ziyade tezayüdünü mucib olur. Farz edelim ki mesela resmi tamam olmuş bir geminin zırhı artırılmak isteniyor. Bu da bilfarz 500 ton tutuyor. Sürat de değişmeyecek. Şimdi gemi ağırlaştı. Bu sebepten beygir kuvveti artacak. O halde makina daha fazla yer işgal edecek.   Binaenaleyh makine efradı ve geminin tûlu artacak. Gemi yüzünce tekne sıkleti artacak. İşte bu yolda resmin muhtelif aksamının birbirine tesiri ve aksi tesiri vardır. 500 ton zırh muhafazası zammı mai mahrecin 1000 tondan fazla artması icab eder. Evvelce büyük harp gemilerinde 37 kademlik işkampavya’lar [ 5 ] vardı. Şimdi 50 kademlik istimbotlar konmaktadır. Bu yüzden gemilere yalnız bot sıkleti olarak 18 ton zam olunuyor. Fakat ağır botlar daha kuvvetli direklere ve bombalara [ 6 ] ve daha iktidarlı haydarılık yahut elektrik vinçlerine ve konacakları yerlerin daha metin olmalarına ihtiyaç gösterir. Tekmil bunlar, gemiye 70 tonluk bir sıklet konmasını ve sürati sabit tutmak için de, mai mahrece 150 ton zammını mucib olur.

     Eğer bir resimde torpido kovanları olmazsa, gemide yer kazanılmış olur. Sekiz torpido kovanı, torpidoları ve tertibatıyla beraber takriben 90 ton sıkletindedir. Fakat bu kovanların gemiye vazi tûlun 50 kadem artması demektir. Ve sürati muhafaza dahi maksûd ise, o halde gemiye zam olunan sıkletler mecmuu 1800 ton a’zamına çıkar. Aşikâr ki gemiye yalnız sıklet değil aynı zamanda bir de saha ilave edilmiştir.

0486_0044-92_Page_10Hizmet-i vataniyye numunelerinden: asker ailelerine yardımcı hanımlar cemiyeti cülûs-i hümâyûn günü Kadıköy’ünde ittihad kulübü önünde rozet tevzi ederken.

     Bir gemi yapılmakta iken sıkletinden iktisat yapılabilirse bunlar cephane yahut kömür gibi sair faideli sıkletlere kalb olunur. Eğer kömür artırılacak olursa şüphesiz ki nısf-ı kutr seyir artar. Bu sebepten geminin kuvveyi tahammüliyesi temin edilmek şartıyla her hususta sıkletinden bir iktisad yapmağa daima çalışılmalıdır. Sıkletin azar azar edilen istifadeler kıymetsiz gibi görünürlerse de toplanınca bir hayli yeküne baliğ olur. Bu keyfiyet guruşlara hatta paralara ehemmiyet vermek gibidir. Sırf sıklet noktai nazarından geminin malzemeyi inşaiyesi bir takım kaideye tabidir. Mesela bunlardan biri şudur. Bünye malzemesi sipariş evrakındakinden ağır olursa ret olunur. Fakat %5 kadar aşağı olursa kabul olunur. Eğer böyle bir şart olmazsa ve malzemeye sıkleti üzerinden tediyat icra edilirse, kalın elvah ve saire vermek amil için daha kârlı olduğundan daima böyle gönderir. O halde 5000 ton çeken bünye malzemesinin %5 fazlalığı 250 tona baliğ olur. Bu da bittabi geminin keyfiyet-i harbiyesine icrayı tesir eder.

     Her ne kadar sefaini harbiye son senelerde cesametçe ziyadesiyle büyümüşlerse de yine büyük Bahr-i Muhit-i Atlâsi postaları kadar değildir.

0486_0044-92_Page_10.jpg - 2Hizmet-i vataniyye numunelerinden: Asker ailelerine yardımcı hamımlar cemiyeti cülûs-i hümâyûn günü Beyoğlu’nda Tünel karşısında rozet tevzi ederken.

Harp ve ticaret gemilerinin tonları ayrı ayrı suretlerle ifade olunduğundan mukayese bir dereceye kadar güçcedir. Harp gemileri mahmul su hattında şu kadar ton mai mahrecinde veyahut mecmu sıkletindedir diye tarif olunurlar. Hâlbuki ticaret gemileri şu kadar gayri safi kayıd tonilatosunda diye tarif olunurlar. Gayri safi kayıt tonusu ise geminin vesait-i dahiliyesini gösteren ve 100 mikab kadem bir ton olan itibari bir mikyastır. RMS Olympic 60000 ton mai mahrecinde olduğu halde 45000 ton gayri safi kayıt tonilatosundadır. Zaman-ı hazırın en büyük harp gemilerinin biri 26350 ton mai mahrecinde olan HMS Lion‘dur. Yalnız sıklet cihetini düşündüğümüz takdirde RMS Olympic, HMS Lion’dan 2 ½ kere büyüktür. Bu gemilerin ebadı şunlardır.

 

  HMS Lion RMS Olympic
Tûl 660 kadem (201 metre)   850 kadem (259 metre)
Arzi 88 ½ kadem (26 metre)   92 ½ kadem (28 metre)
Su 28 kadem (8 ½ metre)   34 ½ kadem (10 ½ metre)
Güverteye kadar umk 54 kadem (16 ½ metre)   74 kadem (22,6 metre)
Mai mahreç 26350 ton   60000 ton
Beygir kuvveti 70000   46000

 

Yol 28 knot (saatte 51,9 klm.) 21 knot (saatte 28,9 klm.)

 

     HMS Hercules (hatt-ı harb zırhlısı), HMS Lion (hatt-ı harb kruvazörü) ve RMS Olympic (posta)’nın – maktaları mukayese edilebilmelerini temin için – şekil 4 de gösterilmiştir. Nispetlerine dair bir fikir verir. RMS Olympic, HMS Hercules’den %67 ve HMS Lion’dan %29 daha uzundur.

::::::::::::::::::::::::::::::::

     [ * ] – Puntel, güvertelerin batmamaları için desteklik eden demir sütunlardır.

     [ ** ] – Barbet (Barbette), topa müteferri olup taretten aşağı bulunan aksamı muhafaza eden cesim zırh üstüvanedir.

     [ *** ] – Taret, her tarafı kapalı duvar top siperliğidir. Taretteki topa irtifa ve inhitat verilir. Fakat dirise edilemez yani hareket ufkiye verilerek muhtelif cihetlere getirilemez. Dirise tarete verilir yani taret devir ettirilir. Ve bu veçhile top dirise edilmiş olur.

     [ **** ] – Borda, geminin yanının dış tarafıdır.

     [ 5 ] – Battal sandallar.

     [ 6 ] – yük kaldırmak ve saire için şakuli olmayarak konulan serenler.

BU SENEKİ HARB SEFİNELERİ

– 2 –

     1915 Senesine mahsus salnamelerden aldığımız haberleri sırasıyla karilerimize taktim edeceğimizi geçen hafta vaad etmiş ve bu sene zarfında inşasına karar verilen zırhlıları sırasıyla göstermiştim. Şimdi zırhlı kruvazörleri izaha başlıyorum.

     Zırhlı kruvazörler:

     1) İngilizler – Son defa olmak üzere inşa ve ikmal ettikleri HMS Tiger zırhlı kruvazöründen sonra bu cinsten hiçbir sefineyi tezgaha vaz etmemişlerdir. HMS Queen Elizabeth sistemindeki dretnotlarına 25 mil sürat verdikten sonra yeni zırhlı kruvazör inşa etmemeleri dikkate şayandır. HMS Tiger 28 mil süratindedir. Demek oluyor ki İngilizler pek yakın bir zamanda dretnotların süratini bu raddeye çıkaracaklarından emindirler. Binaenaleyh bir iki hafta evvelki makalattan birinde arz ettiğim veçhile zırhlı kruvazörler, zırhlılarla tevahhud etmek üzeredir.

     2) Fransızlar – 1908 senesinde ikmal ettikleri << Valeureuse>> zırhlı kruvazöründen beri bu cinsten hiçbir sefine inşa etmemişlerdir. Yani bu gün Fransızların tezgâhta zırhlı kruvazörleri yoktur.

     3) İtalyanlar – bunlar da Fransızlar gibi 1908 senesi zarfında ikmal ettikleri San Marco kruvazöründen sonra bu cinsten sefine inşasına teşebbüs etmemektedirler.

     4) Japonlar – her biri 28000 tonilato hacminde dört zırhlı kruvazörü 1912 – 1913 seneleri zarfında denize indirmişlerdir ki bunlardan HIJMS Hiei, HIJMS Kongo adlarını tanıyan ikisi elyevm filoya dâhil olmuştur. Diğer ikisinin de bu sene zarfında her halde ikmali me’mûldur. Beherinin tûl 214,6 arzi 28 çektiği su 8,4 metredir. Zırhlı kuşakları 229 – 102 milimetre kalınlığındadır. 88000 beygir kuvvetindeki türbinler sefineleri 27 – 28 mil süratle koşturmaktadır. Her kruvazörde sekiz adet 45 çapında 356 lık, on altı adet 50 çapında 152 lik, on altı adet 76 lık topla sekiz adet torpil kovanı vardır. Beherinin borda ateşi 5763 kilogram tutuyor. Binaenaleyh dünyanın en kuvvetli zırhlı kruvazörleri sayılan HMS Tiger ve HMS Lion sisteminden daha kuvvetli oldukları meydana çıkıyor. Çünkü İngiliz kruvazörlerinin borda ateşi 4536 kilogramdır.

     5) Ruslar – Baltık filosuna ait olmak üzere her biri 32500 tonila cesametinde Kinburn, İzmail, Navarin, Borodino adlı dört zırhlı kruvazörü tezgâha vaz etmişlerdir. Her birinin tûlu 228,5, arzi 20,5 metredir. 66600 beygir kuvvetindeki türbinler bu kruvazörlere saatte 29 mil sürat bahş edecektir. Beherinde on iki adet 45 çapında 356 lık, yirmi dört adet 55 çapında 130 luk top bulunacaktır. Zırhlı kuşakları da 305 milimetredir.

     Gerek toplarının adedi ve cesameti, gerek zırhlarının sahni, bu sefinelerin saatte 29 mil gibi azim bir sürate malikiyetleri hakkında şüphe vermekten hali kalmıyor. Her ne olursa olsun bunlar dünyanın pek kuvvetli sefineleri olacaktır. Borda ateşleri 7800 kilogramı tecavüz etmektedir.

     Amerika – 1906 da inşa ettiği Montana kruvazöründen biri bu güne kadar zırhlı kruvazör inşasına teşebbüs etmemiştir.

     7) Almanlar – Bu çalışkan millet henüz bu sene ikmal ederek filosuna ithal ettiği << SMS Derfflinger>> kruvazörünün akıbetinde üç kuvvetli zırhlı kruvazör inşasına başlamıştır ki bunlardan biri bu sene zarfında mutlaka bitecek, diğer ikisi de 1916 senesinde ikmal edilmiş bulunacaktır. İsimleri şunlardır; SMS Lützow, SMS Ersatz Yorck, SMS Ersatz Gneisenou. Mamafih – zırhlılar hakkında olduğu gibi – bu sefineler hakkında da fazla tafsilat vermiyorlar.

     8) Avusturyalılar – Yeni zırhlı kruvazör inşa etmiyorlar.

     Muhafazalı kruvazörler:

1 – Brezilya – bu sene tezgâha vaz edilmiş iki muhafazalı kruvazörü vardır. Fakat haklarında hiçbir izahat verilmiyor.

     2 – Çin – Bu sene üç muhafazalı kruvazör inşa ettiriyor. Her biri 1800 ton cesametindedir. Tûlları 109,7 arzileri 11,9 çektikleri su 4,7 metredir. 30000 beygir kuvvetindeki türbinler sefinelere saatte 32 mil sürat verecektir. Her birinde on adet 100 milimetrelik topla ikişer torpil kovanı vardır.

     3 – İngilizler – Bir iki senedir bir kısmını ikmal ettiği birçok muhafazalı kruvazörlere ilave olmak üzere yeniden on beş kadar kruvazörün inşasına başlamıştır. Beheri 3800 tonilato cesametinde olan bu sefinelerin tûlleri 128 arzileri 12,7 çektikleri su 4,4 metredir. Süratleri saatte 30 mil olacaktır. Her birinde üç adet yine elli çapında 102 milimetrelik topla dört adet 530 milimetrelik torpil kovanı vardır.

     4 – Fransızlar – 1899 tarihinde inşa ettikleri Jauréguiberry kruvazöründen sonra bu güne kadar bu tarzda sefine inşa etmemişlerdi. Şimdi her biri 4500 tonluk üç muhafazalı kruvazörü tezgâha vaz etmek üzeredirler. Her birinde 8 adet elli beş çapında 138 milimetrelik topla dört adet 45 çapında torpil kovanı bulunacak olan bu sefineler saatte 30 mil süratle koşabilecektir.

     5 – İtalyanlar – Bu sene iki muhafazalı kruvazörü tezgâha vaz etmişlerdir. Basilica, Campagna adlarını taşıyacak olan bu sefinelerin her biri 2600 tonilato ise de makinaları ancak 4000 beygir kuvvetindedir. Süratleri de saatte 16 mildir. Bir sene evvel inşa ve ikmal ettikleri Ninobiqsio sistemindeki üç muhafazalı kruvazöre saatte 28,5 mil sürat verebilen İtalyanların bu gemileri neden dolayı böyle atıl yapacaklarını bir türlü anlayamadım.

     6 – Japonlar – Bu sene tezgâha hiçbir muhafazalı kruvazör koymuyorlar.

     7 – Ruslar – Baltık filosuna ait olmak üzere altı muhafazalı kruvazör inşasına başlamışlardı r ki bunlardan dördü 7500 tonilato cesametinde ve 30 mil süratindedir. Her birinde 16 adet 130 luk top vardır. Diğer ikisi 4370 tonilato, süratleri de 27 mildir. Bunların da her birinde 8 adet 130 luk top vardır. Ruslar Karadeniz’e mahsus olmak üzere dört muhafazalı kruvazör inşa etmek istiyorlar. Bunlardan her biri 7500 – 8000 tonilato olacak ve saatte 30 mil sürate malik bulunacaktır. Beherinde on altı adet 130 luk top bulunacaktır.

     8 – Amerika – Bu sene tezgâha hiçbir muhafazalı kruvazör koymamıştır. Zaten 1907 senesinden beri bu cins sefine inşa etmiyor.

     9 – Almanlar – Bu sene ikmal ettiği iki muhafazalı kruvazöründen sonra dört kruvazör daha inşasına başlamışlardır. Bunlardan ikisi yine bu sene zarfında ikmal edilecektir. Haklarında hiçbir tafsilat vermiyorlar.

     Avusturya – Bu sene zarfında ikmal ettikleri SMS Novara, SMS Helgoland kruvazörlerinden sonra üç muhafazalı kruvazör daha inşasına başlamak üzeredirler. Her biri 4800 tonilato cesametinde olan bu güzel gemiler saatte 21 mil süratle hareket edeceklerdir.

     Yekta Bâhir

0486_0044-92_Page_13Manâzır-ı harbden: Alman köprücü takımlarının gayret-i fevkaladesiyle bir günde inşa olunan bir şimendifer köprüsü.

<<1914>> ŞİMÂL DENİZİ MUHAREBE-İ BAHRİYESİ

– mabad –

     Admiral Edmond Jurien de La Gravière 1860 senesinde – Rus muharebesi esnasında ahbap olduğu – kaptan Mendes namındaki bir zata şöyle yazmıştı:

     <<Bütün Fransızlarla İngilizler kalben hemen her meselede aynı şeyi istiyorlar. İhtilafın en büyük zemini, her iki milletin de kuvveyi bahriyelerinde husulüne sâî oldukları tezayiddir. Siz, suret-i mutlakta denizlerin efendisi olmak, ne bizden ve ne de her hangi bir ittihad-ı bahriden pervasız olmak istiyorsunuz. Biz, muayyen bir hadde kadar bu iddiaya muhalefet etmeyiz. Fakat bu halin size, bizi istediğiniz veçhile oynatabileceğiniz zannını verecek raddeye çıkamasa da rıza gösteremeyiz.

     Mesela, tefevvuk bahriniz size, zahmetsizce ticaret limanlarımızı abluka, sahilimizi tahrip, harp limanlarımızı da tahkir iktidarını verdi farz edelim. O halde, hiç düşünmez misiniz ki bu tarzdaki bir tecavüz tehdidi, sizler kadar bizleri kuşkulandıracak, korkutacak ve bilmukabele tedabir-i tahaffuziye ittihazına sevk edecektir. Böyle bir tehlikeyi eğer kuvve-i bahriyemizin tezyidiyle değilse, acaba ne ile mani edebiliriz!>>

     Bu gibi şerait tahtında tahdid-i teslihat için anlaşabilmek bittabi gayri mümkündür. Zira hiç bir taraf, müzakeratın istinad edebileceği bir iptidai muâyer kabul edemez.

     Üçüncü Napaleon meseleyi, bir ceviz kabuğu içine sığacak veçhile hülasa etmiştir. Lord Palmerston tarafından, Fransa’nın pek çok gemiler inşa etmesine karşı icra edilen teşebbüs siyasiye kızarak üçüncü Napaleon sefirimize; <Haydi her iki taraf> kendisi için en münasip bildiği adet kadar gemi inşa etsin demiş. Ve bizim başlıca vasıta-i tahaffuzumuz olması itibariyle İngiltere’nin Fransa’dan ziyade gemi sahibi olmaya salahiyeti olduğunu da ilave etmiştir.

     1914 son baharında büyük Britanya ile Almanya arasında bir mücadele çıkaran hakiki sebep bugün pek ehemmiyetsiz görünebilir. Bir takım masum halkın casusluk töhmetiyle tevkif ve hapis edilmeleri! Bu itham, bir müteşebbüs gazetenin menfaati için bazı muayyen mevkiin fotoğraflarını almaktan başka bir esasa istinad etmiyordu.

0486_0044-92_Page_13.jpg - 2Manâzır-ı harbden: Hem karada hem de suda yürüyen yeni bir Alman motorbotu.

Fakat bir müddetten beri bu hadiseler tekrar etti durdu. Nihayet İngiliz milletinin hiddeti, hükümeti müessir tedbir ittihazına sevk etti. Mutedil, fakat metin bir tarziye talebi, kati bir ret ile mukabele gördü. Ve hâlbuki bu cevap verilmezden pek az bir zaman evvel Alman filosunda görülen bazı harekât, Almanya’nın vaziyeti layıkıyla takdir etmekte olduğunu ayan surette gösteriyordu. İhtimal ki bu dakika Almanya için en münasip bir an olmalı idi. Talimatı mahsusa ile hareket eden sefirimiz imparatora, tarziye verilmeyecek olursa kuvayı bahriye ve beriyyemizin Alman bahriyesiyle ticaretine taarruz için emir almış olduğunu tebliğ etti. İmparatorun bu tebligatı telakkideki sıkıntı, hiçbir şeyden korkusu olmadığını gösteriyordu. O bilakis, ilanı harbin kendi memleketinde sudûr etmesi itibariyle ilk bir zafer – bir zafer-i siyasi – iddiasında bulunmak istiyordu. Hülasa, Bismarck mesleği yine o büyük manasını ihya etmişti.

0486_0044-92_Page_14Son sistem bir Avusturya topu.

2

İttifak-ı müselles  

     Şimdiye kadar denizdeki tefevvuku herkesçe tanınmış bir kuvvetle Almanya’nın koz paylaşmak için neden bu anı intihab etmiş olduğu sorulabilir.

     Üç yahut dört sene sonra Alman Bahri Muhit filosu gayeyi kuvvetini iktisab edecek ve daha ziyade yeni sistem sefaini muhtevi bulunacaktı. Hakikat şudur ki, fazla tehir, fayda yerine zararı mucib olacaktı.

     Herkes Fransa’nın mazideki o muhteşem filosunun seneden seneye bütün dünyada ikincilik gibi bir mevkii fahr-ı averden sukutunu ve diplomatlarının dördüncü mevkile kanaat etmekte olduklarını gördükçe hayretten hayrete düşüyordu. Bahriye nezâretinde insan, Fransa bahriyesini ihya etmiş olan meşhur Armand de Kersaint’ın yazı masasını alan görebilir. Lakin o büyük ruhun, artık haleflerini canlandıramadığı anlaşılıyordu. Her nasılsa, beliğ ve fiil bir nazar memleketi yine uyandırdı. Ve birkaç sene içinde Fransa’ya kırk kadar harp gemisi bahş edecek bir program-ı umumi bir şevk ve tehâlük ile kabul edildi. Hatta bu programın kabulü anından itibaren bile Fransız filosu, evvelce kayıp etmiş olduğu mevkii kazanmaya başlamıştı. Fransa’nın müttefiki de kuvveyi bahriyesinin iadeyi namusu için olanca kuvvetiyle çalışmaya başlamıştı. Rusya da bu işi deruhte eden zabit, Japonya ile vuku bulan muharebede esbabı felaketi bizzat görmüş olduğu cihetle, şimdi bu esbabı hammalı bir fiiliyatla izaleye gayret ediyoruz. Memleket ise bundan sonra artık rehavet ve sui istimale meydan verilmeyeceğine kani olduğu cihetle yeni bir filo inşası için kemali hava hoşla büyük bir meblağ ita eyliyordu. Denizde, ittifak müsennânın da ittifak-ı müselles kadar kuvvetli olacağı ve bu kuvvetin İngiltere’nin de muzahereti sayesinde namağlup bir kuvvet olacağı tezahüre başlamıştı. “bekle ve gör” mesleki ittifaklar için bittabi şayanı kabul bir meslek değildir. İtalya ile Avusturya dretnot inşası cihetiyle muahedenin kendilerinden beklediği vazifeyi kemali sadakatle ifa etmişlerdi. Lakin hariçte bulunanların mucibi hayreti olan bir hakikat de – her iki memleketin matbuatı ve büyük adamlarının mutalaatı delaletiyle – bu devletlerden her hangi birinin Adriyatik’te diğerine tefevvuk edememesi lüzumundaki ısrardır. Filhakika bu iki devlet, iki muhabbet kâr müttefik yerine adeta biri birinden şüpheli iki komşu gibi görünüyorlardı.

     Afrika’yı cenubi muharebesi gösterdi ki bizim Avrupa’da samimi dostumuz bir tane imiş. İtalya, bu devlet, kendisinin serbesti ve ittihad uğrunda icra ettiği mücadelatta İngiltere tarafından gösterilen dostluğun vaadedilen yardımın güzel bir hatırasını saklamıştır.

     – Mabadı var –

0486_0044-92_Page_14.jpg - 2Almanya’da Rus kuvveyi istihsaliyesi: Rus esirleri tarafından yetiştirilen patates mahsulü.

0486_0044-92_Page_15Konyalıların general Hindenburg’’a ihda eyledikleri halı.

İCMAL

Garp cephesinde – şark dâr-l-harekâtında – denizde.

     Garb cephesinde: geçen hafta ani bir taarruzla tek bir hamlede Ypres “Ieper” kanalını geçmeğe muvaffak olan almanlar bu hafta da Fransa’nın Manş Denizi sahilinde kâin Dunkerque mevkii müstahkemini topa tutmağa başladılar. Fransızlarla İngilizler, Alman savlet mukavemetsizine karşı müdafaa ve muhafaza edemedikleri Ypres havalisinde kayıp ettikleri arazi ve mevzii ele geçirmek için mütemadi fakat binetice hücumlarda bulunuyorlar. Bütün muhacematı tard ve defi muvaffak olan Alman ordusu evvelce zabt eylediği mevkiden müttefiklere bir karış yer bile vermiyor. Fazla olarak da Dunkerque şehrini top ateşi altına almağa muvaffak oluyor. Son telgraf namelerde bildirdiklerine göre Fransızlarla İngilizler Almanların Dunkerque mevkii müstahkemini nasıl topa tuttuklarına hayret ediyorlarmış. Dunkerque en yakın Alman mevzilerinden takriben 30 kilometre uzakta olduğu için şehrin sefain harbiye tarafından topa tutulduğunu zan edenler olduğu gibi Alman cephesine mevzu uzun menzilli toplarla bombardıman edildiğini de iddia edenler vardır. Alman tebliğ-i resmisi sefain harbiyeden bahis etmediği için mevkii müstahkem üzerine her halde en uzun menzilli ağır toplarla ateş açıldığı anlaşılıyor. Esasen şehirde bulunan mermi parçalarından bombardımanın 30,5 luk toplarla icra edildiği tahakkuk etmiştir.

     Dunkerque istihkâmatının Alman cephesinden biraz uzakta bulunması hasebiyle bombardımanın mevkii müstahkeme karşı tevcih edilecek bir hücum umumiyenin mukaddemesi olup olmadığı henüz takdir edilemez.

     Garb dar-l-harbinin Flanders’den İsviçre hududuna kadar uzanan aksam-ı sairesinde Fransız hücumları daima hüsran ile neticelenirken bazı mevkide Almanlar, mevzi muvaffakıyetler elde etmek, siperler zabt eylemek suretiyle hasımlarından pek ziyade bir kuvveyi taarruziye ye malik bulunduklarını ispat ediyorlar.

     Şark dar-l-harekâtında: Karpat muharebeleri kemali şiddetle devam ederken Alman – Rus cephesinde bir sükûn nisbi hükm-fermâ oluyordu. Daha doğrusu cephede zahiri bir sükûnet devam ederken cephenin arkasında, kemali fiiliyatla, Ruslara indirilecek ani ve yeni bir darbe hazırlanıyordu. Almanlar bir taraftan da Moskofların nazarı dikkatini başka noktalara celb etmek fikriyle Rusya’nın Baltık denizine mücavir havalisinde şiddetli bir ileri yürüyüş yapıyorlar, düşmandan dört top müteaddit mitralyözler dört bine karib esir ve birçok cephane ve sair levazım harbiye iğtinam ediyorlardı. Karpatlarda ise Avusturya – Alman kıtaatı şiddetli hücumlarla hem bazı Rus mevziini zapt ediyorlar hem de buralardaki Rus kuvvetlerini başka taraflara muavenet edemeyecek surette tazyik ve işgal eyliyorlardı. İşte tam bu esnada Arşidük Frederik ile General August von Mackensen Macaristan hududu ile Vistula nehrine dökülen Dunajec nehri mensubuna kadar uzanan bir kısım Rus cephesini müteaddit mevkilerden yarmışlar ve Moskofları kati bir inhizama uğratmışlardır. Bu satırları yazdığımız saate kadar henüz Alman – Avusturya kıtaatının bu büyük zaferi hakkında tafsilat name vürud etmemişti. Fakat hiç ümit etmedikleri bir mevkiden, bilhassa şark dar-l-harbinin merkezini teşkil eyleyen mühim bir noktadan maruz kaldıkları bu name’mûl darbe ile Rusların bir daha kendilerini toplayamayacak kadar müşkül ve mehâlik bir vaziyete, azim bir hezimete uğramış olmaları muhtemeldir. Alman tebliğ-i resmisi düşmanın şiddetle takip edildiğini söylüyor. Almanların elde ettikleri bir muvaffakıyeti biaman bir takip neticesinde nasıl büyük ve müşâ’şa bir muzafferiyete tahvil ettikleri ibtidayı harbde garp cephesinde görüldüğü gibi birinci ve ikinci Masurian bataklıkları muharebatında ve Chorzów meydan muharebesinde de müşahede edilmişti. Binaenaleyh bu defa da düşmanı asla nefes aldırmayarak takip edecekleri ve pek parlak bir zafer daha elde edecekleri me’mûl kavidir.

     Denizde: Geçen haftanın en mühim vakayı bahriyesi U-5 numaralı Avusturya tahtelbahri tarafından “French cruiser Léon Gambetta” zırhlı kruvazörünün batırılması olmuştur, adetleri on iki tecavüz etmiyen Avusturya tahtelbahirleri Alman tahtelbahirleri kadar büyük işler görememişlerse de her halde Cattora ve Pula limanları abluka etmek isteyen Fransız filosunu nihayet bu ablukadan eylemişlerdir ki bu da epey büyük bir muvaffakiyettir. Bir Avusturya tahtelbahri tarafından 17 Teşrinievvelde “French ironclad Valeureuse” kruvazörüne karşı Cattora ağzında icra edilen taarruz Fransız gemisinin sürat-i seyri hasebiyle neticesiz kalmış idi. Bir müddet sonra U-12 numaralı tahtelbahir “French battleship Jean Bart” dretnotunu torpillemeğe muvaffak olmuş ve Fransızlar bu zırhlıyı bin müşkülat ile Malta’ya kadar götürebilmişlerdi. Bu defa üçüncü darbe daha kati oldu ve “Léon Gambetta” kruvazörü mürettebatının kısmı azamı ile beraber kaynadı gitti. Mezkûr zırhlı kruvazör Fransız donanmasının sefaini serisinden biri idi ve Balkanlar harbinde İstanbul’a da gelmişti. 12600 ton cesametinde 23 mil süratinde ve 4 adet 19,4 lük, 16 adet 16 lık ve 24 adet 4,7 lik olmak üzere 44 topla mücehhezdi. Mürettebatı 704 kişiye baliğ oluyordu. 1177667 İngiliz lirasına mal olmuş on iki senelik bir sefine idi. Pek büyük bir kıymet-i harbiye yi haiz olmamakla beraber bilhassa mürettebatından kısmı azamının da gark olması hasebiyle ziyaı Fransızlar için epey elim olmuştur.

     Çanakkale: Müttefikinin Gelibolu şibh-i ceziresine çıkardıkları kuvveyi seferiyeden bahs ederken geçen haftaki icmalimizde <<bu ikinci teşebbüsün de birinci hücum gibi düşmanın mağlubiyet ve inhizamı ile neticeleneceğine Osmanlı dilaverlerinin kahramanlıkları bir zaman kavi teşkil eder>> demiştik. Hakikaten de öyle oldu. Fedakâr ordumuz Anadolu sahilinde bir tek düşman neferi bırakmadı. Gelibolu şibh-i ceziresinin dört mevkiine çıkan Fransız ve İngiliz kıtaatı yalnız Kabatepe mevkiindeki kuvveyi külliyeleri müstesna olmak üzere şedit ve kanlı süngü hücumlarıyla denize döküldü. Kabatepe’de ise sahile sıkışıp kalmaktan ve zayiat-ı azime vermekten başka bir şey yapamadılar.

     Düşmanın bu kıtaatının da nihayet diğerleri gibi bir inhizam-ı katiyye uğrayacağı şüpheden varestedir.

     Karada bu büyük muharebe devam ederken düşman denizde de epey zararlara uğramıştır. Evvela iki tahtelbahri daha batmış, saniyen HMS Agamemnon, HMS Vengeance, Henri IV zırhlılarıyla Jeanne d’Arc kruvazörü bataryalarımızın isabetleri ile duçar-ı hasar olmuş, birçok küçük sefaini nakliye gemileri de topçu ateşlerimizden hisselerini almışlardır.

     Salı 21 Nisan 1915

     Abidin Daver

0486_0044-92_Page_17Prusya şarkîde Rus esirleri tahrip ettikleri bir şehri tathir ederken.

 

Zamanımız vesait-i muharebesinden:

TORPİLLER HAKKINDA

     Mukabil taraf bölmelerinin su ile doldurulması sefineyi bir müddet alabora olmaktan kurtardı. Meyil 40 dereceyi bulunca sefinenin altı üste gelmeden efradın tahlisini düşünmekten başka çare kalmadı. Japanese battleship Yashima’nın ziyaı, bölmeleri kömürle dolu iken dahi su sızmaz kapıların kapanmaması ve sefinede tûlani bölmelerin inşa edilmemiş bulunmasına isnat ediliyor.

     Giyoda – bu sefinenin bir torpil ile müsademe edince 7 postası harap olup karinesinde 20 metre murabbaında bir rahne açıldı. Bu rahne zırh kuşağının alt kenarından omurga levhasına kadar imtidad ediyordu.

     İnfilak üçüncü kompartımanda yani ikinci ve üçüncü bölmeler arasındaki kumanyalıkta vukua geldi. Ön tarafta bulunan azani bölme bir hasara uğramadı ise de arka bölme hafifçe yerinden oynadı. Su kömürlüğe kadar girdiyse de fazlası dördüncü bölme tarafından tevkif edildi. Ambar ağızları kapalı idiyse de bunlardan birisi su sızmaz değildi. Su sızan ambar ağzından zırh güverteyi istila ettiği için mezkûr kapak vesaiti münasebe ile su sızmaz bir hale kondu. 2nci ve 3ncü bölmeler metanetini kayıp ettiğinden aris pontolları ile takviye edildi. Sancak cephaneliği (ikinci kompartımandaki cephanelikler misali) parçalandı. Ve içeriye su doldu. Mermiyat etrafa saçıldı ise de patlayan ve kırılanı yoktu. Mermilik bordada açılan yaradan üç metre mesafede idi. Burada bulunan yedi nefer telef oldu. Kemikleri parçalandı.

     İnfilaktan mutehassıl gazat cephane mahreçlerinden güverteye çıkarak ekserisi topçu olan 24 neferi altı saat gözleri açılmamak üzere uyuttu. Hatta barut gazı kokusu baş köprüden bile his edildi. Torpilin ihtiva ettiği barut hakkı şüphesiz 60 kilo idi.

     Velhasıl Japonlar torpil yüzünden Hatsuse, Yashima, Heien, Chin’en ve Takao zırhlılarıyla iki gambot iki torpido muhribi ve iki torpido bottan ibaret 40000 tonluk bir kuvvet kayıp ettiler. Akagi, Hou-Ou Maru ve Asahi Maru sefineleri ise duçar-ı hasar oldular.

     Ruslara gelince; Petropavlovsk, Yenisey, Bordino zırhlılarıyla iki gambot ve bir torpido muhribi olmak üzere takriben 22000 ton zayi ettiler. Sivastopol, Sezareviç, Grumbuv ve Bayan sefineleri ise hasaret mühimmeye duçar oldular.

     Torpiller hakkında bazı malumat:

     Rus – Japon harbinden sonra sefaini harbiye mühendisleri, inşa ettikleri sefaini bu müthiş silaha karşı muhafaza etmek üzere birçok vesait-i tahaffuziye buldular.

     Birçok infilaklar neticesi atideki malumat elde edilmiştir.

     1 – Baade infilak intişar eden gazat suyun tazyikine maruz kalan satıh kuru ise netayiç mütenakısdır.

     2 – Müsademeyi müteakip aksi tesirle geri geldikten sonra infilak eden per White head torpidosu ile temas anında infilak eden otomatik bir torpilin tesiratı beynindeki fark, hücum edilen sefine ile barut hakkının arasında mevcut az bir fasılanın infilak şiddetini ne kadar tadil ettiğini gösterir.

     3 – Gazatın firarı için sefinede yukarıya doğru bir yol açılmasıyla tesiratı infilakiye değişir. Rusların Sezareviç sefinesi Şubatın sekizinde yaralandığı esnada bu husus bil müşahede anlaşılmıştır.

     Torpillerin tahdid istimali:

     Lahey konferans heyeti, yalnız muharibleri değil bitaraf hükümeti dahi izrar eden şu vesaiti tahribiyenin tahdidi istimal ve inhisarını teklif etti.

     Mezkûr konferansın üçüncü encümeni bu mesele hakkında on maddeyi havi bir layiha tanzim etti. Bu layiha, dizili olmayan otomatik torpillerin döküldükten bir saat sonra tehlikesiz bir hale gelmesini ve torpil dökme hattının sahilden ancak on mil kadar açığa inhisar etmesi gibi maddeleri ihtiva ediyordu.

     Mezkûr layiha Almanya, Rusya, Fransa ve İspanya ile sair birkaç küçük hükümetin itirazlarına rağmen bir içtima umumide kabul edildi.

     Almanlar teklifi, torpil istimalinde kendilerine büyük bir serbesti bahş ediyor, hatta açık denizlerde bile istimali tecviz ediliyordu. Hâlbuki ki bu teklif kabul edilirse iç denizlerde ticareti bahriye tamamıyla gayri mümkün olacağından, işlerine gelmediği için, İngiliz delegeleri şiddetle itiraz ettiler.

     Almanların noktayı nazarınca, 1856 Paris muahedesine rağmen torpil ile abluka icra edilebiliyordu. Hâlbuki o zaman böyle bir abluka ancak sefaini harbiye tarafından icra edilirse kavaid beyn Allah

SON

     Osman Nuri

0486_0044-92_Page_18Alman efradı bahriyesinden müteşekkil Yavuz futbol takımı.

0486_0044-92_Page_19Galatasaray kulübü; 1331 İstanbul futbol şampiyonu.

0486_0044-92_Page_20Galatasaray – Yavuz futbol müsabakası.

NASIL GİTMİŞLER

Seydi bin Nur – 29,Mayıs,1911                                yirmi üçüncü makale

Ticaret acenteleri, Trablus’tan ziyade Sirenayka’da mesut oldular. Çünkü Sirenayka da, bazı yerli tacirler, yerli ticaret şirketleri mevcut olarak, hareketi ticariyeyi, adeta tahtı inhisarlarında tedvir etmekte idiler. Buna mukabil Trablus’ta öyle bir hareketi ticariye yoktu. Bunun için orada ticaret acentaları doğunca Banco di Roma’nın bu teşebbüsüne karşı his olunur bir hoşnutsuzluk göründü. Bundan müesseselerin menfaatleri duçarı tazyik oldu. Banka, her şeyi yapmak istiyordu. Toptan ve parça parça, her şeyi satın almak, her şeyi satmak meydanına küçük büyük her nevi ticareti yıkarak atılmıştı. Bunun için pazar ticaretinde hoşnutsuzluklarla karşılandı.

     Silindirli değirmen, Trablus’ta en ziyade masharı muvaffakıyet olmuş bir bina idi. Bir berriye için bu öyle bir bina idi ki, ne Trablus’un işgali gününe kadar onu vali bile, bir asker kışlası yahut bir kale zannediyor. Bu zan ile onun muhafızlarını, Banco’yu ve sahiplerini, kendi memleketine hıyanetle ithama kadar varıyordu. Birçoklarına göre, değirmenin bir milyon frank kıymeti vardı. Kâfi bir miktar irad getiremezdi. Bu sebeplerden dolayı ilk aylar meşgul oldu ve batı yürüdü. Bu müşkülata karşı uğraşmak lazım geldi. Fakat çok geçmeden bahren zail olarak değirmen muvaffak oldu. Değirmenin taze ve sağlam unu, ihtiyaç içindeki ahali nezdinde, büyük bir mergubiyet kazandı. Şimdi Trablusluların da Banco di Roma değirmeninin önünden başka un bulunmaz. Bütün değirmen, gece gündüz çalışarak mahsulatını taz’if etmek için elektrik ziyalarıyla münevverdir.

     İskenderiye ye açılan iki hattı bahri, hükümetten muavenet görüyor, [tahminen senede iki yüz bin frank] bu sayede Trablus’un o işaret olunan ve o vakte kadar asla öyle vapurdumanı görmemiş iskelelerine esfar-ı ticariye yapıyordu. Eğer son zamanlarda Trablus’a ve Sirenayka’dan Mısır’a ve Malta’ya pek külliyetli miktarda hayvan nakliyatı olmasaydı bu hattı bahri, Banco di Roma’ya daha pahalıya mal olurdu. Fakat sükût edilemez ki; Develer ve koyunlar derecesindeki batâet nakliyat, insanlar için gayri kâfidir. Şilepler, son haftaya kadar yalnız iki tane idi. Bunlar ilk fırtına yahut ilk karantina hadisesi ile tehir ediyorlardı. Bu iki vapur, [Marco Avrelio ve Roma] bilhassa “Roma” şayanı ihtiram bir yaşta idi. En naçiz bir dikkat ile onların kuvveti kifayetten mahrum oldukları görülüyordu. Bundan dolayı hükümet ile Banco’nun bir itilaf yaparak bunların yerine daha yeni, daha büyük, daha süratli ve daha kuvvetli bir geni tahsis edecekleri temin edilebilir. Nasıl ki, ahiren böyle oldu.

     Bingazi’de ziraat işi, sermayenin kuvvetli bir hale girdiğini gösterdi. Fakat hemen bir semereyi kafiye istihsal edile bileceğini zan etmem. Banco, İtalyan kolonisinin vasi toprağı üzerinde muvaffakıyeti, hedef tutmuyordu. Her şeyden evvel, kendisini Araplara hasretmeğe mecburiyet görüyordu. Hasılat tabii olarak pek bedbaht idi. Daha bedbaht olarak binlerle hektar arazi, daha iyi günleri bekliyordu.

     Nihayet, bankanın yalnız müessesesinde yarım milyon frank raddesinde altın ve gümüş rehin toplandığını gördüm. Bu suretle Araplar, yüzde yüz ve hatta yüzde iki yüz faize bedel, bankadan yalnız yüzde dokuz faizle para istikraz ediyorlardı. Vadesi hululünde borcu tediye edemezlerse, rehini almaksızın, teceddüdü vade edebilmeleri meşrut idi. Bu halde Araplar bu İtalyan işini çok sevdiler. Bundan başka da banka beş frank kıymetinden dûn kıymetindeki rehinleri kabul etmiyordu. Pek çok fakir olup da pek küçük istikrazlara ihtiyacı olanlar, beş franklıktan dûn altın ve gümüş rehinlerle bankaya koşmuyorlardı. Bunlar <Yahudi>ye

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.